Nis 04

ALPARSLAN TÜRKEŞ’TEN ALTIN SÖZLER

ALPARSLAN TÜRKEŞ’TEN ALTIN SÖZLER

* İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

* Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

* Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

* İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

* Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

* İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.

* Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

* Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek… Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

* Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti’nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak…

* Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

* TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

* Fikir, iman, ülkü aşkı … İnsanları güçlü yapan bunlardır.

* Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

* Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

* Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

* Türk aydınları için Batı’nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez.”

* Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Nis 04

ÜLKÜ DEVİ

ÜLKÜ DEVİ

Aramızdan ayrılışının senesi devriyesinde Başbuğ Alparslan Türkeş’i rahmet ve özlemle anıyoruz. Şehitlerimizin, gazilerimizin ve Başbuğumun Milliyetçi Türkiye ve Turan’a kadar yılmadan, yıkılmadan mücadele edeceğimize emin olmalarını diliyorum.”

RUHLARI ŞAD MEKÂNLARI CENNET OLSUN.

ÜLKÜ DEVİ

Hayatını yurda verdin

Ülküyü Bozkurda verdin

Hakikatte arşa erdin

Türk-İslam’ın ülkü devi

* * *

Türklüğün gururu fende

Türk-İslam şuuru sende

Tutulmadın suni bende

Türk-İslam’ın ülkü devi

* * *

Gönlün bir dikensiz güldü

Boş oturmak sana züldü

Fikrin kuş kadar özgürdü

Türk-İslam’ın ülkü devi

* * *

Her dem Türklük ile doldun

Türklerin Başbuğu oldun

Bu ülkü uğrunda soldun

Türk-İslam’ın ülkü devi

* * *


4.4.1997 Cuma Vefat saati: 22.45

Nis 03

ÇİLEKEŞ DERVİŞLER KONFORMİST DERVİŞLER  

ÇİLEKEŞ DERVİŞLER KONFORMİST DERVİŞLER                                                                              

Han Duvarları şiiri, emperyalizme karşı zafer kazanmış bir milletin ediplerince var edilen Millî Edebiyat cereyanının en güzel şiirlerinden biridir. Faruk Nafiz bu şiirinde, savaştan yeni çıkmış bir vatan coğrafyasını bütün gerçekliğiyle, Türkçemize has bir incelikle resmederken araya bir Yemen Türküsü hikâyesi kadar gerçek, bir o kadar fantastik, acıklı bir öykü ekler.          

On yıl var ayrıyım Kına Dağından

Baba ocağından yar kucağından

Bir demet dermeden sevgi bağından

Huduttan hududa atılmışım ben

Gönlümü çekse de yârin hayali

Aşmaya kudretim yetmez cibali

Yolcuyum bir kuru yaprak misali

Rüzgârın önüne katılmışım ben

Garibim namıma Kerem diyorlar

Aslımı el almış haram diyorlar

Hastayım derdime verem diyorlar,

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışım ben 

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları şiirinde trajedisini anlattığı bu adam, Maraş Mevlevihanesi’nin kurucusu Mehmed Selim Dede‘nin üvey oğludur. “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” şu anda bir belgesel çalışmasıyla peşinden gittiğim bilinmezlerle dolu hayatını “evliyalara adamış” bir “Derviş Mehmetçik“tir evet ama kendini adadığı Şeyh Babası da bir sufi-kahramandır.

1854 (55?) tarihinde Şam’da doğan ve Alaüddevle Bozkurt Bey vakfından YUM/YOM Baba Tekkesi olarak yüzyıllarca hizmet verdikten sonra metruk kalan ocağı, Konya Asitanesi’ni onayı ile 1894 yılında Maraş Mevlevihanesi olarak dirilten, daha sonra kurucu Şeyhi olarak tayin edilen Mehmet Selim Dede, Osmanlı Devleti’nin en zor zamanlarında devletin kurtuluşu ve halkın selameti için insanüstü gayretler sarf etmiş bir Şeyh’tir. 

Eskilerin deyimiyle “başının düştüğü yer” yani doğum yeri o zamanlarda Türk vilayeti Şam olan Mehmet Selim, Maraş nüfusunda ise “Guraba Defteri“ne kayıtlıdır. 1925 yılında vefat eden ve bugün mezar taşı bile bulunmayan Bu “garip” adam(!), günümüzde güle oynaya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alan pek çok mültecinin aksine “emperyalizme” ve onun silahlı güçlerine karşı hayatı boyunca büyük bir mücadele vermiştir ve dediğim gibi bir mezar taşı bile yoktur!

Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca‘nın defterinde Mevlevi Alayları listesine başta kendisi olmak üzere 13 Mevlevi dervişi ile girmiştir. Selim Dede ve müritleri iki buçuk üç yıl boyunca Şam civarında İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı mücadele veren Türk askerlerine cephe gerisinde hizmet verip ordunun maneviyatını yüksek tutmaya çabalamıştır.

Çölde, ordu gerisinde mahrumiyet içinde vatana hizmet eden bu “çilekeş dervişler“in günümüz “konformist dervişleri” ile hiçbir bağı olmadığını yazmaya gerek var mıdır? Bence vardır!

II. Abdülhamid Han‘ın taltifine de mazhar olan (Abdülhamit Han Mevlevihanenin yenilenmesini kendi cebinden karşılamıştır) Selim Dede, hayatı boyunca devletinin yanında olmuş, evlatlarını cepheden cepheye yollamış, devletin ellerine teslim ettiği ödenekleri dergâhı, dervişanı, gelip giden konukları için harcarken ailesi daima kıta kanaat etmiştir.

Bugün bu fedakârlığı ve tok gözlülüğü görebilmek için bu millet neleri feda etmez ki!

Çocukluğunu yaşayamadan çocuk doğuran kızlar“, teslim edildikleri sözde güvenilir eşhas marifetiyle iffetiyle oynanan sabi mazlumlar, alnının terini silmekten alındaki kırışıklar yaraya dönmüş milletin vergilerini şahsi servete dönüştüren düzenbazlar etrafımızı bir kara bulut gibi kuşatmışken,  kendisini gerçekten “adamış” güneşin ilk ışıkları gibi ruha dokunan mutasavvıflar nerede?

17 Aralık Şeb-i Arus haftası yaklaşırken bir tür serbest çağrışımla dökülen bu satırları neden mi yazdım? Şundan:

“Ey Maraşlı Şeyhoğlu evliyalar adağı

Bahtına lânet olsun aşmadınsa bu dağı!”

Derviş!

“Diri diri gömülen kıza suçu (!) sorulduğunda:

Güneş dürülüp kararırmış,

Yıldızlar dökülüp sönermiş,

Dağlar sökülüp yürütülürmüş,

Denizler kaynatılırmış,

Gökyüzü sıyrılıp açılırmış,

Cehennem ateşi görünürmüş…”

Duymuş muydun?

Alıntı: Coşkun Çokyiğit

Nis 02

DEVRE ARKADAŞI OSMAN BABUŞCU’DAN HULİSİ AKAR’A:

DEVRE ARKADAŞI OSMAN BABUŞCU’DAN HULİSİ AKAR’A:

“Hulusiciğim,

Silahlı Kuvvetler ile yardımda olamazsın.

Silahlı Kuvvetler bu işlere karışmasın diye kanun çıkardınız ve EMASYA yani, bütün birliklerde, konum ve güçlerine göre yıllardan beri oluşmuş olan, bir tabiî afette Millet’in hayatı için çok önemli olan EMNİYET, ASAYİŞ VE YARDIM PLÂNLARINI çöpe attırdınız.

Erzurum depreminde, yardımların toplandığı, dağıtıldığı Ana Depo’nun Komutanlığı’nı yapmış olan ve tüm yapılanları, yaşayarak gören biri olarak yazıyorum.

EMASYA Planı’na göre; askerî birlikler, hemen sorumluluk bölgelerine dağılırlar, malzemelerin dağıtımından, kurtarmadan, hırsızlık ve can emniyetine karşı emniyetin sağlanmasından sorumlu görevlerini yerine getirirlerdi.

O birlikler, o bölgenin birlikleri oldukları için, sorumluluk bölgeleri olan o bölgeleri bilirlerdi.

EMASYA Planları olsaydı;

“Allah’ın bir kulu gelmedi”,

“Açız, yardım edin, kurtarın” diye bağırmalar olmazdı.

Aileler yanında hemen askerleri bulurlardı.

Göçük altında kalanları umutsuzca kurtarmaya gelecekleri beklemezlerdi.

Yıkıntılar altında inlemeleri duyulup da kurtarıcı bulamamanın ve kurtulacakken, inleye inleye ölmelerine şahit olunacak acılar yaşanmazdı.

Bu kadar ölü olmazdı.

Ele geçirilmiş yandaş televizyon kanalları, birkaç kurtarmayı ballandıra ballandıra veriyor.

Millet de kurtarma yapılıyor sanıyor.

Şehirlerde bile gidilmeyen mahalleler, binalar verilmiyor.

İlçeler, köyler, hak getire.

EMASYA planlarında, en ücra köylerin bile sahibi birlikler vardı.

Her türlü malzeme ve yiyecek oralara, anında ulaştırılırdı.

Evet, Erzurum depreminde bunlar, aynı şekilde yapıldı.

Şu anda, böyle bir organizasyon kesinlikle yapılamaz.”

Alıntı: Orhan Uğuroğlu

Nis 01

BÜTÜN ENGELLERİ AŞAN SEVGİDİR

BÜTÜN ENGELLERİ AŞAN SEVGİDİR

Yaratan aşkına canı hor görme

Nabızda yürekte atan sevgidir

Bir gönle, bir kalbe hiç duvar örme

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Her canlıya yedek can gibidir o

Yürekte, damarda kan gibidir o

Şafağa çıkaran tan gibidir o

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Her türlü övgüyü hak eder sevgi

Huzuru dostluğu çok eder sevgi

Tüm kötülükleri yok eder sevgi

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Bir deryadır sevgi sarar her şeyi

Mayası çok güçlü karar her şeyi

Radarlar hiç kalır tarar her şeyi

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Coşkun bir şelale her cana akar

Saf, temiz, dupduru hep candan bakar

O, gönül gülüdür mis gibi kokar

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Cennet Kevser’inden içerek gelir

Engel nedir bilmez uçarak gelir

Çevreye mutluluk saçarak gelir

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Hiç kimseyi küçük ya da hor görmez

Kimsenin başına bir çorap örmez

Hak edenin bile defterin dürmez

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Gönül kilidini açan değil mi?

Ruha mutluluğu saçan değil mi?

Öfke, kibir, zulüm kaçan değil mi?

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Gönüllerde açan nadide bir gül

Ona tutulunca şakır her bülbül

Her yanı cennete çeviren ödül

Bütün engelleri aşan sevgidir

* * *

Kenan Şahbaz

Mar 30

TEOKRASİ RİSKİ

TEOKRASİ RİSKİ

Teokrasi, dine dayalı yönetim biçimidir. Devlet işlerinin dini temellere dayandırıldığı bir sistemdir. Osmanlı’da teokrasi vardı.

Türkiye’de teokrasiye karşı direnç var. Nedeni Türkiye’nin 200 yıldır Batı eksenli olması ve Batı laikliğini, Batı yaşam tarzını görmüş olmasıdır.

Ama bazı rahatsız edici olaylar da yaşanıyor. Söz gelimi; Mahir Ünal, Meclis’te AKP adına hareket eden AKP grup başkan vekili idi. Ünal “Kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim alfabemizi, dilimizi, bütün düşünmemizi yok etmiştir” diye konuşmuştu.

KHÜ, Türkiye Eğilimleri-2020 Kantitatif Araştırma Raporu’nda; Türk halkının siyasi yelpazedeki yerini tespit etmek için yapılan ankette “Kendinizi nasıl tanımlarsınız?” sorusuna verilen cevaplar içinde kendisini siyasal İslamcı olarak tanımlayanların oranı yüzde 8,9’dur. Bu kesimin siyasi iktidar üstünde etkisi yüksektir.

Geçmiş ve bugünkü deneyimler gösteriyor ki; teokrasi bir ülkenin devamı huzuru ve refahı için en büyük sorundur.

Bu durumu biz objektif olarak değerlendiremeyebiliriz. Bu alanda çalışma yapanlardan, Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Ulusların Düşüşü‘nde, Ortadoğu’nun yoksul kalmasını da Osmanlı İmparatorluğu’nun şeriat düzenine bağlıyor “Neolitik çağda Dünyaya öncülük eden Ortadoğu’ydu. İlk şehirler bugünkü Irak’ta ortaya çıkmıştı. Demir ilk kez Türkiye’de eritildi. Ortadoğu, Ortaçağ’a kadar teknolojik bakımdan dinamik bir bölgeydi. Ortadoğu’yu fakirleştiren coğrafyası değildi. Nedeni Osmanlı İmparatorluğunun kurumsal mirasıdır.” Aslında Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, İslam’da geri kalmışlığı dine değil, kurumlara bağlıyor. Ancak şeriat düzeninde kurumlar da dinsel kurumlardır.

III. Selim, Nizâm-ı Cedîd (Yeni Düzen) hareketini başlattı ve fakat yeniçeri isyanı, Kabakçı Mustafa Paşa isyanı patlak verdi. III. Selim öldürüldü. Düşünebiliyor musunuz? Dünyada İslam’ın başı olarak bir halife dine zarar vermekle suçlanıyor ve öldürülüyor.

Birinci Mahmud, 1826’da ilmiyeyi yanına çekerek Yeniçeri Ocağı’nı yok etti. Bu büyük bir olaydı. Batılılaşma hareketi esas bu noktada başladı. Padişahın adı gavur padişaha çıkmıştı.

Abdülhamit de ümmeti tutkal olarak düşünmüş ve fakat hem İslam olmayanlar, hem de önce İslam Araplar İngilizlerle iş birliği yaparak isyan etmiştir.

Eğer Osmanlı şeriat düzeninde olmasaydı, böyle bir tarihî çöküş yaşamazdı.

Türkiye’de de 12 Eylül 2010 referandumunda bazı solcular ve liberaller Anayasa değişikliği paketine “Yetmez ama evet” diye oy verdiler. Bu gibiler Türkiye’de bugünkü otokrasinin yolunun açılmasına yardım ettiler. Eminim ki bugün onlar da pişmandırlar.

Dinin siyasi alanda bir araç olarak kullanılması, aynı zamanda dine de zarar veriyor.

Alıntı: Esfender Korkmaz

Mar 29

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Fikirler ve devrimler sanatla yayılır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

* “Savaşın başında yaptığınız hata, savaşın sonuna kadar peşinizi bırakmaz” İsmet Paşa (İnönü)

* “Elinde silahı olan, yüzü sana dönük düşman yenilmiş düşman değildir!” Fevzi Paşa (Çakmak)

* “Aynı şeyleri tekrar yaşayıp da sonuçlarına şaşmak aşırı saflık işaretidir.” Einstein: 

* “Kendini önemsemek insanı ağırlaştırır, hantal ve mağrur yapar. Bilge kişi olmak için insanın hafif ve akıcı olması gerekir.” don Juan

* “ ‘Ben sorumlu bir insanım’ diyen kişi, önce içinde yaşadığı toplumun gerçeklerini algılamaktan sorumlu olduğunu bilmek durumundadır.” Doğan Cüceloğlu

* “İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder.” İbn-i Sina 

* “Artık herhangi bir hayale kucak açmayacak kadar yorgunum…” Cemil Meriç

Mar 28

TÜRKİYE’NİN AZGIN AZINLIĞI: TARİKATLAR

TÜRKİYE’NİN AZGIN AZINLIĞI: TARİKATLAR

Halkın çoğunluğunun tarikatlara bakışı nasıl?
Bu sorunun cevabını bulmak için Metropol’ün araştırmasına dönelim…
“Çocuğunuzu cemaat veya tarikatların öğrenci yurtlarına verir misiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 81,5’i “asla” yanıtını verdi. Parti bazında incelendiğinde çocuğunu asla bu yurtlara vermeyeceğini söyleyenlerin oranı AKP içinde yüzde 71.
“Cemaat ve tarikatların öğrenci yurdu işletmelerini doğru buluyor musunuz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 80,4’ü “Hayır, doğru değil” yanıtını vermiş. AKP içinde bu oran ise yüzde 67,3.
MetroPOLL’ün Ağustos 2022 tarihli araştırmasında ise halkın yalnızca yüzde 4,3’ü cemaat ve tarikat mensubu.
Aynı araştırmada halkın yüzde 72,8’i tarikat ve cemaatlerin siyasette etkin olmasını tehlikeli bulurken, yüzde 55,4’ü ise tarikat ve cemaatlerin devlette kadrolaştıklarını düşünüyor.
MetroPOLL’ün Ekim 2021’de yaptığı araştırmada ise “Cemaat ve tarikatların öğrenci yurtları işletmesini doğru buluyor musunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 80,4’ü “doğru bulmuyorum” yanıtını verdi.
Bir başka araştırma ise Aksoy Araştırma’nın Aralık 2021 tarihli araştırması.
Araştırmada katılımcılara “Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı siz olsaydınız, ülkede faaliyet gösteren tarikatlara yönelik hangisini uygulardınız?” sorusu yöneltildi.
Bu soruya, yüzde 42,6 “tamamen kapatırdım” yanıtını verirken, yüzde 39,6 “çok sıkı denetim yapardım” yanıtını verdi. Yüzde 14,3 “rutin denetim yapardım” derken, sadece yüzde 3,4 “tamamen serbest bırakırdım” dedi.
Tüm siyasi parti seçmenlerinde ağırlıklı görüş olarak tarikatları “tamamen kapatırdım” veya “çok sıkı denetim yapardım” dikkat çekerken; tamamen serbest bırakılması görüşü en yüksek AKP seçmeninde görüldü.
Bu oran ise AKP seçmeni arasında sadece yüzde 7,7 olarak gerçekleşti.

20 yılda her alanda at koşturmaları, toplumun çoğunluğunun kendileriyle aynı düşünce yapısına sahip olduğuna inandırmış olabilir onları…
Ancak herhangi bir önlem alınmazsa etkilerini çok daha fazla artıracakları ise başka buz gibi bir gerçek…

Alıntı: Oğuz Ok

Mar 27

“SEN NE UĞURSUZ KADINSIN!”

“SEN NE UĞURSUZ KADINSIN!”

Adam komadadır. Yanında ise karısı… Adam’ın gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar:
“İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın…
Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabi.
“Şimdi komadayım yine başucumdasın. Sonunda anladım ama, çok geç oldu; yahu sen ne uğursuz kadınsın!”

Mar 26

“DEVLET NEREDE?”

“DEVLET NEREDE?”

50-60 yıl FETÖ’cülere semirttikten sonra 15 Temmuz’daki işgal girişimine kadar neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Liyakat dedikçe, önce sadakat diyerek işi ehliyetsizlere teslim ettiğinde neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Mafyaya kol olup, güvenlik güçlerinin içinde kök saldığında neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Devletin en yüksek memuru, yedi sülalesini devlet kadrolarına fütursuzca soktuğunda nerdeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Hakyolcusu, Menzilcisi, ocusu bucusu yargıda, TSK’da, güvenlik bürokrasisinde örgütlendiğinde neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Deprem olduğu anda borsayı kapatmayıp, 3 gün boyunca “yağmaya” ses çıkartmazken neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Depremde çöken Hatay havalimanını kimler yapmış acaba, bağlantıları neymiş diye sormayı akıl edemezken neredeyse şimdi de orada…
Devlet nerede?
Koro halinde, Balyoz deyip, Ergenekon deyip, Askeri Casusluk deyip yüzlerce vatan evladını hapse atılırken alkışladığınızda neredeyse şimdi de orada
Devlet nerede?
Nuh’un köpekleri diye fütursuzca bizi hedef alan Hilal Kaplan, devletin TRT’sinde yönetim kurulu üyeliğine sessizce devam ederken neredeyse şimdi de orada…
Oysaki…
Bir fotoğrafa bakıyorum. Hemşirelerin kucağında uçağın içinde hastaneye götürülen minik bebeler görüyorum.
Devlet orada…
Bir görüntü izliyorum, Mehmetçiğin kucağında bir kız çocuğu, enkazdan henüz çıkmış.
Devlet orada…
Gece gündüz demeden afet bölgesinde çırpınan polisi, askeri, itfaiyeciyi görüyorum…
Devlet orada…
Bakanlar, bürokratlar, milletvekilleri, askerler, polisler, sağlık ekipleri, itfaiyeciler..
Devlet orada…
Afet bölgesinde hepsi bir çaba peşinde…
Sadece o kadar mı?
Hala
Gabar’da, dağda, kırsal da teröristlerin peşinde
Ayaklarına taş değmesin…
Peki, neden herkes aynı soruyu soruyor; “Devlet nerede?”
Kimse gücenmesin, sormak hakları değil mi?
Neden göremiyor insanlar devleti?
Bunun yanıtını bir düşünseniz…
En azından bundan sonra
…”

Alıntı: Toygun Atilla

Eski yazılar «