Oca 08

Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’den

Hitlerin Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’den

 

* “İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabiliriz” 

* “Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar”.

*  “Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.”

*  “Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.”

*  “Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.”

*  “Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.”

*  “Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.”

*  “Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.”

*  “Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.”

*  “Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.”

*  “Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.”

*  “Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.”

*  “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.”

*  “Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.”

*  “Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır.”

*  “İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır.”

* “Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir, çünkü onları kandırmak çok kolay.”

 

 

Alıntı

Oca 07

ANITKABİR’DE TÜRKLÜK SİMGELERİ

ANITKABİR’DE TÜRKLÜK SİMGELERİ

 

Yalnız Anıt-Kabir değil orası; Kanıt-Kabir, Tanıt-Kabir, Konut- Kabir, Yanıt-Kabir, Komut-Kabir’dir.

Düşün Türk çocuğu, o kabire eklenen uyakları iyi düşün…

Kanıtı gör, yanıtı al, konutu bil, tanıtı tanıt, komuta uy,.

Ve bu Anıt-Kabirdeki Türklük simgeleri…

Ziyaretçileri Atatürk’ün huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 metre uzunluğundaki yolun iki yanında, oturmuş halde 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Bu sayı 24 Oğuz Boyu’nu temsil eder. Anadolu’da uygarlık kuran Hititler’in sanat üslubu ile yapılan bu aslan heykelleri, güç ve görkemi de simgelerler.

Anıtkabir’de, simetri gözetilerek yerleştirilmiş 10 tane kule var. Bu kulelere Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumunda etkisi olan önemli kavramları temsil eden Mehmetçik Kulesi, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Zafer Kulesi, İstiklâl Kulesi, Hürriyet Kulesi, Barış Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Misak-ı Millî Kulesi, İnkılap Kulesi, Cumhuriyet Kulesi isimleri verilmiş. Kareye yakın dikdörtgen kulelerin üzeri piramit biçiminde çatıyla örtülüdür. Çatıların tepesinde ise eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Anıtkabir’in 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. 33.53 metre yüksekliğindeki bu direk, Avrupa’daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. 

 

Alıntı: Cazim Gürbüz

Oca 06

SURİYELİ SIĞINMACILAR

SURİYELİ SIĞINMACILAR

 

İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener, Suriyeli sığınmacılar konusunda Erdoğan’a alınması gereken önlemleri şu şekilde ifade etmiştir:

1- Suriyeli mültecilere Türk vatandaşlığı verilmeyeceğini açıklayın. Kaç sene kalırlarsa kalsınlar, Türk vatandaşı olamayacaklarını kesin bir dille açıklayın. Bu, bir bölümünün geri dönmesini sağlayacağı gibi, vatandaşlık hayaliyle sınırımıza dayanan yeni göçlerin de, önünü kesecektir.

2- Bu insanların Suriye’ye dönmesi konusunda Esad’la anlaşın. Her ay, en az 100 bin mültecinin geri dönüşü için, Şam’dan taahhüt alın. Türkiye’nin gücünü masaya koyun. Türk Devleti iradesini ortaya koyduğunda, teröristbaşı Öcalan’ı sınır dışı etmeleri, 2 gün sürmemişti. O devlet iradesini, bu kez vatandaşlarını geri almaları için kullanın. İster tatlı dille isteyin. İster su kozunu kullanın. İster askerî çözümleri masaya koyun. Hiçbir şey, şehirlerinde nüfus çoğunluğunu yitirmiş bir Türkiye’den daha tehlikeli değildir.

3- Bu sorun sıfırlanana kadar, sığınmacıların açtığı dükkânlarda kaçak ürünlerin satışına engel olun. En azından yerli ürünler satmalarını sağlayın.

4- Göçmenler için, geçici vergi mükellefiyet kanunu çıkarın. Çalışanlardan sigorta katkı payı alın, vergi kesintisi yapın. 

5- Özellikle güney illerimizde, esnafımıza vergi kolaylığı sağlayın. Esnaflığı, mülteciler için değil, Türk vatandaşları için kazançlı hale getirin.

6- Güney sınırlarımızda devriyeleri sıklaştırın. Türkiye sınırlarını yol geçen hanı olmaktan kurtarın. Sınır kapılarında, sınır geçişlerini ücretli hale getirin. Elini kolunu sallayarak, bir Suriye’ye bir Türkiye’ye geçen fırsatçı mülteci akınını kesin.

7- Suriye’den aracını getiren mültecilere, geçici sürücü belgesi şartı getirin. Dışarıdan getirilen araçlar için, bir Türk vatandaşı ne kadar vergi ödüyorsa, o vergiyi Suriyeli mültecilerden de alın. Avrupa böyle yapıyor, Amerika böyle yapıyor. Burası Suriye değil, Türkiye. Bunun farkına varın.

Erdoğan bunları yapacak mı? Yapmayacak. Ancak İYİ Parti tarihî görevini yerine getirerek Türk Milleti önünde Erdoğan’ı göreve çağırıyor. Ve İYİ Parti’nin iktidarında Türk Milletine Suriyeli sığınmacılar kullanılarak boşalan yerlere ABD tarafından YPG/PYD teröristlerinin yerleştirilmesiyle kurulmak istenen komplo tarihe gömülecektir. Tarihin bu döneminde Suriyeli sığınmacılar konusunun ülkemiz için oluşturduğu büyük tehdidi görmeyen, buna aktif tepki göstermeyenler asla “ben Türk milliyetçisiyim” dememelidir.

 

Alıntı:

Oca 05

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Tarih, geçmişi yargılamaktan başka bir şey değildir.” E.Alain

* “İyi kanunlar, vicdanın yazılmış şekilleridir.” Chateaubriand                                                                                  

* “Bazı yaralara dokunulmaması daha iyidir. Çünkü bunlar, tedaviye kalkışıldığında büyür.” Ovidius

* “Güzel söz söyleme sanatı varken, güzel anlama ve dinleme sanatı da vardır.” Epiktetos

* “Bir neslin kaderini, bir önceki nesil tayin eder.” Konfüçyüs

* “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı.  

    Söz ola ağulu aşı / Balıla yağ ede bir söz. Yunus Emre

* “İşaretler, her zaman doğru yolu göstermezler.” Kanada Atasözü

* “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi

kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?” Cemil Meriç

* “Bak, doğan ölür; ondan, eser olarak, söz kalır; sözünü iyi söyle, ölümsüz olursun.” Yusuf Has Hacip

 

Oca 04

“TÜRKÇÜLÜK” OĞUZLARDAN BAŞLAR

“TÜRKÇÜLÜK” OĞUZLARDAN BAŞLAR

Kaşgarlı Mahmut Halife’ye sunduğu Divanü Lügati’t-Türk (1072) “Türkçülük” yapmıştır. Türk düşmanlığı yapan özürlüler bir daha bir daha okusunlar:

“Allah’ın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurduğunu, bütün feleklerin onların toprakları üzerinde dönmekte olduğunu gördüm.

Allah onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı. Zamanımızın hükümdarlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare iplerini onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzerine kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı yüceltti ve Türkler dolayısıyla onları her isteğine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin kötülüklerinden korudu. Oklarının isabetinden korunabilmek için, aklı olana düşen iş bu insanların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka çıkar yol yoktur. Bir kimse kendi cemiyetinden ayrılıp da Türklere sığınacak olursa o cemiyetin korkusundan kurtulur; Türklere onunla birlikte başkaları da sığınabilir.

Ant içerek söylüyorum, ben, Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve ayrıca Nişaburlu bir imamdan işittim. İkisi de senetleriyle bildiriyorlar ki peygamberimiz kıyamet alâmetlerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada ‘Türk dilini öğreniniz; çünkü onların uzun sürecek egemenlikleri vardır.’ buyurmuştur. Bu hadis doğruysa -sorumlulukları kendilerinin üzerine- Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akla göre gereklidir.”

Alıntı: Mahmud-ı Kaşgarî,

Türçe çevirisi: Prof. Dr. Mustafa Kaçalin

Oca 03

EY HAYAT!

EY HAYAT!

 

Kurt düşmüş içine çürüdü özün

Kendine bile hiç geçmiyor sözün

Çok gaddar, zalimsin gülmedi yüzün

Ey hayat savrulan toza benzedin!

 

Aratıyor bana baharı kışı

Coşkun bir nehire benzer akışı

Öldürüyor beni her an yakışı

Ey hayat Kerbela, yaza benzedin!

 

Ömür defterini zalim dürünce

Hem de iki seksen postu serince

Böyle bir zamanda güneş görünce

Ey hayat eriyen buza benzedin!

 

İnancım gereği Hakk’a tapsam da

Bütün nimetlerden hisse kapsam da

Tutmadı ahengi her ne yapsam da

Ey hayat akortsuz saza benzedin!

 

Dizildiler bir bir ağabeylerin

İncelendi hatta tek tek boyların

Yolundu bir ömür bütün tüylerin

Ey hayat bir tüysüz kaza benzedin!

 

Soylu at istedik, eşeğe bindik

Her dem çabaladık, her dem didindik

Bir bayrak olmayı gaye edindik

Ey hayat paçavra, beze benzedin!

 

Kenan ŞAHBAZ

Oca 02

İSTİKLÂL MARŞIMIZ ‘KORMA’ DER!

İSTİKLÂL MARŞIMIZ ‘KORMA’ DER!

Yaşı almış, elli ya da kırkın üzerinde olanlar iyi bilirler. Bizi, çocukluğumuzdan beri hep korkuturlar.

Önceleri cinle, şeytanla korkutanlar sonraları erkek çocukları sünnetçi ile korkutmaya başlamışlardı. Biraz daha büyümeye başladığımızda ise polisle, jandarma ile korkutma dönemi başladı. Şehir hayatını yaşarken kaybolmaktan, serseriden, manyaktan korkmamız gerektiği aşılandı. Bizle büyüdükçe korkular değişiyor ve gittikçe onlarda büyüyor ve somut hale geliyordu. Okula başladığımızda öğretmenden, dini bilgi öğretilirken Allah’tan korkmamızı özellikle belirtiyorlardı. Yeterince büyüyüp bilinçli hale geldiğimizde bunlardan korkmayı unuttuğumuzda Allah’tan korkmak yerine sevmemiz gerektiğini öğrendiğimizde her şey güzelleşmeye başladığı anda yeni korkular da ardı ardına gelmeye başladı.

Evde, sokakta, çarşıda hele de siyasette korkutmalar o kadar ilerledi ki pek çokları “benim gibi düşünmek zorundasın yoksa…” der gibi direktiflerini sıralıyor hatta dinlemeyenleri kuytu yerlerde öldürüyordu. Son zamanlardaki kadın cinayetleri bu örneklerden sadece bir kısmıydı…

Namık Kemal;

“Memleket bitti, yine bitmedi hâlâ sen, ben,

Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen;

Dest-i a’dâdayız Allah içün ey ehl-i vatan;

Yetişir terk edelim gayrı hevâ vü hevesi!”

 

Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet

Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler

Ki ednâ zevki âlâdır, vezaretten, sadaretten…”

 

“Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır.”

Magosa zindanında iken;

“Altı da bir, üstü de birdir yerin,

 Arş yiğitler arş vatan imdadına

 

Merkez-i hâke atsalar da bizi

Küre-i arzı patlatır çıkarız” Demişti

 

Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı’nda “korkma diye başlamış;

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak

O benimdir o benim milletimindir ancak

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın. Demişti

 

Mehmet Emin Yurdakul;

“Bırak beni haykırayım

Ben susarsam matem et.

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.” Demişti

Hüseyin Nihal Atsız;

“Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar… Uzun sürmez doğanlık…
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir..”.
Demişti.

 

Atatürk;

” Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez Yurt toprağı, sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin

Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır bu satın bütün vatandır.

Ya İstiklâl, ya ölüm” Demişti

Şimdi birileri medyada, sosyal medyada yine bizleri korkutmaya çalışıyorlar.

KORKACAK MIYIZ, KORKACAK MISINIZ?

Oca 01

ŞEREFSİZ BİLET ALMIYOR Kİ……

ŞEREFSİZ BİLET ALMIYOR Kİ…….

Adamin biri bir kahveye girer ve ‘Millet bana bakin!.. Size söylüyorum!.
Tam 30 sene sonra ben bu kahveye gene geleciğim’ der ve çıkar.
Kahvedekiler ‘Adam deli herhalde’ diye fazla önemsemezler.
Ve aradan 30 sene geçer. Aynı adam kahveye gene gelir
ve der ki: -‘Hatırladınız mı beni millet. Size demiştim 30 sene once,
ben yine geleceğim diye. İşte geldim’ der.
Kahvedekiler tabi ki şaşırır.
adam devam eder. ’30 sene sonra gene geleceğim bu kahveye’ der. Ve gider.
aradan bi 30 sene daha geçer. Nesil değişmiştir 30 sene onceki
insanlarin çocuklari kahvede oturmaktadir artik. Adam
kahveden içeri girer. ‘Bana Bakın Millet Ben Sizin babalariniza
söyledim. Size de söyluyorum 30 sene sonra ben bu kahveye gene gelicem’ der ve çıkar.
Kahve milleti gene bunu takmaz.
Aradan 30 sene geçerve adam gene gelir. ‘Beni hatırladınızmı millet 30 sene önce tekrar
gelicem demiştim, işte geldim ve 30 sene sonra gelip sizin
çocuklarinizada aynı şeyi söylicem’ der ve gider.
Aradan bi 30 Sene daha geçmiştir. Ve adam Gene Kahveye gelir.
‘Bana Bakın Millet Ben sizin dedelerinize söyledim.
Babalariniza söyledim, şimdi size söylüyorum tam 30 sene sonra ben bu
kahveye gene gelicem’ der ve gider.
İçlerinden birisi ‘Arkadaşlar bana bu olayi dedem anlatmiştı.
Gelin hocaya gidelim, bu adam niye ölmüyor, nedir bunun hikmeti? diye soralım’ der.
Ve bir hocaya giderler. Hocaya durumu anlatirlar.
Hoca ‘Ben bu gece rüyaya yatayim. Azrail ile konuşayim. Bakayim niye
canını almıyor bu adamın, size yarın haber veririm’ der.
Ve gece olunca hoca ruyaya yatar. Rüyasinda Azrail ile
konuşur. ‘Ya Azrail!. Sen bu şahısın canını niye almıyorsun’
Azrail ‘Zamanında bu adam bir dilek diledi. Ve bu dilegi kabul
oldu.Onun için’ der.
Hoca
‘Ne diledi Ya Azrail’ diye sorar .
Azrail, ‘Allah’ım bana milli piyangodan büyük
ikramiye çıkana kadar canımı alma diye diledi’ der.
Hoca ‘E Allah istese buna büyük ikramiyeyi çikartamaz mı?’
Azrail ‘Çıkartmasına çikarir da!……..
ŞEREFSİZ BİLET ALMIYOR Kİ…….

Ara 31

ABD DESTEKLİ SÜRÜ DRONELER…

ABD DESTEKLİ SÜRÜ DRONELER…

 

Son 2 yıl içinde PKK’nın İHA/drone kullanma girişimlerine şahit olduk. Bazıları düşürüldü.

Ocak 2016’da Şırnak’ın Silopi ilçesinde paket içinde PKK’ya ait uzaktan kontrolle görüntü kaydeden drone ele geçirilmişti.

Ağustos 2017’de Derecik/Hakkari’de PKK’ya ait bir drone vurularak düşürüldü. 

Kasım 2017’de Ağrı’da PKK’ya ait bombalı bir drone düşürüldü.

Şubat 2018’te Afrin harekâtı esasında PKK/YPG’ye ait bir drone düşürüldü.

Ve son olarak 10 Kasım’da Şırnak’ta düşen en az 2 bomba yüklü drone. Resmî açıklama yapılmadı ama bazı kaynaklar 10, bazıları 24 adet drone saldırısı olduğunu bazılarının düştüğünü bazılarının Irak tarafına kaçtığını yazıyor.

Kesin olan şu ki, birden fazla bombalı drone’la eş zamanlı yapılan bir saldırı.

İdlib’deki terörist grupların Rus üslerine yaptıkları kadar sofistike değil ama PKK’nın bir sürü İHA saldırısının ilk denemesi. Bu durum terörle mücadelede karşımızdaki büyüyen tehdide işaret ediyor.

 

PKK’nın bu tür saldırılar yapacağını ise eski Pentagon çalışanı, 15 Temmuz FETÖ kalkışması paylaşımlarıyla FETÖ’cü olduğu netleşen Michael Rubin 20 Eylül’de yazdığı yazıda duyurmuş. Yazının başlığı “Hazır olun: Kürtler yakında Türkiye’ye karşı drone kullanacak”.

Yazısında Türkiye’ye iğrenç suçlamaları var. PKK’ya da hedef gösteriyor. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı sarayı, kamu binaları, askerî üsler PKK-YPG drone’ları için çok kolay hedef olabilir diyor. Ve bu saldırıların beklenenden çok kısa zamanda da olabileceğini yazıyor. Ve 10 Kasım’da Şırnak…

Aslında taşeron Rubin olayı sadece duyuruyor ve belki de PKK’ya mesajla talimat veriyor. PKK’nın bazı münferit saldırılarını yukarıda yazdık. Dinci terör örgütlerinden bir şeyler almış, söyledik.

Haberler aslında PKK’nın drone teknolojisine ulaşmasının arkasında ABD olduğunu gösteriyor. İşte kanıtları;

2014’te Kobani’deki çatışmalar esnasında ABD, YPG’ye drone veriyor.

Bunlar resmen teyit edilmiyor, ta ki Temmuz 2017’ye kadar. O dönemde bir koalisyon temsilcisi YPG’ye drone verildiğini açıklıyor. Resmî olarak ABD destek planlarında gözükmese de eğitimini yaptırıyor.

Yine Temmuz 2017’de Rakka’da IŞİD’e ait bir drone üretim tesisi YPG tarafından ele geçiriliyor.

Ne oldu Rakka’daki drone’lar ve üretim imkânları, ABD’nin verdiği drone ve eğitimler?

YPG eşittir PKK olduğuna göre bugün Türkiye’ye yönelen sürü drone/İHA saldırının esas kaynağı YPG ile ortaklık yapan, eğitim ve askerî destek veren, teknoloji aktaran ABD’den başkası değildir.

Bekanıza saldıran PKK/YPG’ye silah sağlayan ABD’nin lideriyle törende yemekte yan yana gelinmesini, önemli olumlu görüşme diye göklere çıkardığımız sürece de ABD ne PKK’dan ne de YPG’den vazgeçer.

PKK’nın İHA saldırıları da sürü halinde artarak gelir. Bu saldırılar aynı zamanda Fırat’ın doğusu mesajıdır.

 

 

Alıntı: Cahit Armağan Dilek

Ara 30

“DERLER”…

“DERLER”…

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli ilahiyatçı profesör arabası ile mübarek Cuma günü tatile giderken namaz vaktini kaçırmamak için yol üstündeki köye girmiş ve cami avlusundaki ağacın altına oturarak ezan okunmasını beklemiş.

Az sonra müezzin ezanı şöyle okumaya başlamış:

“Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber derler…

Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah derler…”

Ezan’ın tamamını müezzin “derler” diye diye tamamlar.

İlahiyatçı profesör şaşırmış, anlamamış ama Cuma namazı bittikten sonra müezzini bekleyip hemen sormuş.

– Ezan böyle mi okunur? Ne demek “derler” diye eklemek?

Müezzin yanıt vermiş.

“Hocam bizim müezzin çok yaşlıydı, hastalandı vefat etti. Cemaat çok yaşlı ve 65 yıldır müezzin okuduğundan hiç birisi ezanı makamında okumayı bırakın ezberlememiş.

Ben Müslüman değilim ama 5 vakit ezanı o kadar güzel söylerdi ki merhum müezzin Ahmet amca büyük bir keyifle dinler, ezberler ve şarkı sözü gibi aklıma geldikçe

tekrarlardım.

Ahmet amca ölünce ezanı okuyacak kimse çıkmayınca ezanı ben okuyorum ki, Müslüman olmadığımdan ‘Müslümanlar derler’ anlamında söylüyorum.”

Bizim siyasiler de “derler…”

 

 

Alıntı

Eski yazılar «

» Yeni yazılar