May 15

YÜKSEKLERDE

YÜKSEKLERDE

Papaz efendi uçakta gezide… Güzel hostes ona özel ilgi gösteriyor. Gelip soruyor:

– Muhterem peder, uçuşumuz rahat ve programa uygun olacak. 12 bin metre yüksekteyiz. Ben size bir bardak şarap vereyim.

Papaz:

– 12 bin metre yüksekte ha? Patrona yaklaşmışız… Aman istemem.

May 14

“ÇOĞUNLUĞUN TİRANLIĞI”

“ÇOĞUNLUĞUN TİRANLIĞI

 

Dr.Nagehan Gürbüz Ersoy’un “Çoğunluğun Tiranlığı” adlı doktora tezi. Bu tez kitap haline de getirilerek Onikilevha Yayıncılık tarafından yayımlandı.

Çoğunluğun Tiranlığı bağlamında yapılan 4 yıllık bir çalışmanın ürünü bu kitap, bu çalışmanın 9 ayı Kanada’da British Columbia Üniversitesi’nde geçirildi.

Kitabın daha başlarında, temel yaklaşım ortaya konuluyor: “Çoğunluğun sırf çoğunluk olduğu için daima mantıksız ve akıl dışı kararlar alacağını varsaymak doğru olmadığı gibi, çoğunluğun verdiği her kararın, niteliği ne olursa olsun, meşru olduğunu farz etmek de makul değildir.”

Çoğunluk demokrasisinin fikir babası olarak bilinen Rousseau’nun “toplum sözleşmesi”, “genel irade” gibi kavramları irdeleniyor öncelikle. Rousseau, temsili sisteme karşı, “halkın tek bir iradeye sahip olması için farklılıkların dışlanması ve türdeşliğin sağlanması zorunlu” diyor.

Ancak çoğunluğun tiranlığını asıl kavramlaştıran düşünür Tocqueville. Bu düşünüre göre, “Monarşilerde nasıl kralın hata yapmayacağı dogması varsa, demokrasilerde de çoğunluğun yanılmayacağına dair sarsılmaz bir inanç mevcuttur. Çoğunluğun kadir-i mutlaklığı, Amerikalıların ulusal karakterini de etkilemiştir. Çok olan hep övülmüş, üstün olduğu varsayılmıştır.”

Tocqueville’ye göre, çoğunluğun iradesi olarak gösterilen irade, kimi zaman azınlığın ya da iktidarı elinde tutan dar bir çevrenin iradesi de olabilmektedir.

ABD’de işte bunlar bilindiği için, çoğunluğun tiranlığını yumuşatan koşullar sağlanmıştır. Bunlar “adli tin”, “jüri””, “yasalar”, “coğrafi ve rastlantısal koşullar”, “alışkanlıklar ve teamüller”, “koşulların eşitliği” ve “bireycilik”tir.

Kitapta daha sonra John Stuart Mill’in görüşlerine yer veriliyor. Mill’in ilginç önerileri var: Vergileri oylayan meclis, yalnızca vergi ödeyenlerce seçilmeli, eğitimlilere de daha çok söz hakkı veren çoğul oy sistemi olmalı gibi…

Görüşlerinden yararlanılan bir başka düşünür de Bentham. Bentham’in “faydacı demokrasi” ve “kamuoyu divanı” olarak adlandırılan önerileri oldukça ilginç.

Çoğunluğun tiranlığını “yersiz bir korku” olarak niteleyen düşünürler de var, onların en başta gelenleri Mayo ve Dahl.

Daha da ilginci “Çoğunluğun tiranlığı endişesini dile getirenlerin aslında mülksüzlerden ve eğitimsizlerden oluşan bir çoğunluğun yönetimde söz sahibi olmasından rahatsız oldukları, ayrıcalıklarını kaybetmekten korktukları” savıdır. Nagehan, bu bölüme “Seçkincilik Eleştirisi-Açlık Çoğunluktadır” başlığını atmış ve bu başlığa esin kaynağı Turgut Uyar’ın dizeleri olmuş.

 

 

Alıntı

May 13

SU KAYNATMAK

SU KAYNATMAK

 

MÖ 500’lü yıllara Asur ülkesinde bir kral yaşıyordu. Adı Labynetos‘tu… Labynetos yemesine, içmesine, sağlığına son derece özen gösteren biriydi. İşte bu Asur Kralı, beraberinde sevdiği yiyecekler ve ardında da hayvan sürüleri (koyun, keçi, sığır, deve) olmadan kesinlikle sefere çıkmazdı. Hatta içeceği suyu dahi yanında taşırdı. Büyük Kral Labynetos ve ordusu, sadece Khoaspes adlı ırmağın suyundan içerlerdi. İçerlerdi ama şöyle içerlerdi:

Su, önce fokur fokur kaynatılır, kaptan kaba dökülerek havalandırılıp soğutulurdu. Sonra katırların çektiği dört tekerlekli arabalardaki kaplara yüklenirdi. Kral ve ordusu nereye giderse gitsin, bu sular da oraya götürülürdü.

May 12

“AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE” DEDİRTMEYİN! (K.Ş)

“AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE” DEDİRTMEYİN! (K.Ş)

 

Erdoğan‘a, 2001 yılında daha partiyi kurmadan önce ABD’den gönderilen ve AKP programı haline getirilen gizli belgenin giriş bölümünde şöyle deniliyordu:

“Mr. Erdoğan, Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp,  kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir… Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir.”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, dünyayı yönetmeye çalışan güç merkezleridir. Yani ABD veya Avrupa değil, dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesiyle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayakta tutan güçler esas alınmıştır.

İstanbul’da seçimi kaybettikleri halde neden teslim etmek istemedikleri belli değil mi?

Modelleri bozulacak!

Gerçi CHP de Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekinceleri kaldıracağını vaat etmektedir!

Bu durumda ne demeli?

 

 

Alıntı: Arslan Bulut

May 11

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Paradigması olmayan toplumlar, uşak gelir uşak gider.” Anooshiryan Miandhii Tebrizli Türk

* Geçmişi bilmeyenlerin zaafı, bugünü bilmemeleridir. Tarih, insanların oturdukları şehri ya da yaşadıkları çağı görebildikleri tek gözlem kulesidir.” Chesterton                                                                                         

* “Savaş, savaşmayana hoş gelir.” Erasmus

* “Hayat dediğin, sonsuz bir yorulma sürecidir.” Samuel Butler

* “Ne kadar az korkarsak, o kadar az tehlikedeyiz.” Titus Livius

* “İstersen yanlış düşün ama hep kendin düşün.” Doris Lessing

* “İnsanlar birbirine dirhemlere, dinarlara, izzete, kıvanç duyacakları şeylere, yiyeceğe, içeceğe ibadet ediyor da Allah’a ibadet ettiklerini sanıyorlar.” Şeyh Bedrettin                                                                                                                                

* “Küresel güçler, Türkiye’de sandığı itibarsızlaştırıp müdahale zemini arıyor” Prof. Dr. Metin Feyzioğlu                                                                                                                                                                       

* “İnsanlara nereye gideceklerini söyleyip oraya nasıl gideceklerine kendilerinin karar vermesini sağlarsanız, alınacak sonuçlara hayran kalırsınız.” General George Patton              

May 10

İSTANBUL’UN BESLEMELERİ

İSTANBUL’UN BESLEMELERİ

 

Çok yazıldı çizildi medyada sosyal medyada gündeme getirildi.

İstanbul’la ilgili çok şey yazıldı çizildi söylendi. Bana bu konu ile ilgili ilginç bir yazı geldi Türkiye’nin toplam gelirinin üçte biri İstanbul’dan. Buna rağmen gelir dağılımı en bozuk il de burası. Toplam gelirin yüzde 31,2’sini sağlayan kentte yoksul ve zengin arasındaki uçurum her geçen gün daha derinleşiyor.

Üstünde durmak istediğim İBB’nin altı yedi bakanlığı geçen bütçesinden nemalanan vakıf ve cemaatler. Bunların tamamında Bilal Erdoğan’ın hâkimiyeti var. İstanbul Belediyesi bütçesinden katkı sağlananlar ve aldıkları meblağlar aynen şöyle:

* TÜRGEV: 51,5 milyon TL

* Ensar Vakfı: 23,8 milyon TL

* TÜGVA: 74,2 milyon TL

* Önder İmam Hatipliler Derneği: 13,3 milyon TL

* İlim Yayma Vakfı: 9,3 milyon TL

* Türkiye Maarif Vakfı: 26,5 milyon TL

* 15 Temmuz Derneği: 7,7 milyon TL

* Okçular Vakfı: 16,6 milyon TL

* Aziz Mahmud Hüdai Vakfı: 16,4 milyon TL

* Yeni Dünya Vakfı: 1,4 milyon TL

* Diğer vakıflar: 15,6 milyon TL

* Okullar: 98,6 milyon TL

Toplamayı da size bıraktık…

 

 

Alıntı: Burhan Ayeri – (Metin Tufan‘ın gönderisi)

May 09

BİR ÖMÜR

BİR ÖMÜR

 

Giyinirsen ahlak denen libası

Yüreğinde kötü kalmaz bir ömür

İnsanlığın asil olmak çabası

Gayri kötülüğe dalmaz bir ömür

 

Şeytanlar her vakit kışkırtsa bile

Çıksa da yoluna tuzakla hile

Çeker sabır ile her türlü çile

Hiç kimseden bir “ah” almaz bir ömür

 

Sevgi cemreleri düşünce kana

Müthiş bir canlılık gelir insana

Gelirse bir gülün kokusu cana

Bilirim can gülü solmaz bir ömür

 

Kenan ŞAHBAZ

May 08

SİSTEMİN ADI LATİNCEDE SERVUS’TUR, YANİ KÖLELİK!

SİSTEMİN ADI LATİNCEDE SERVUS’TUR, YANİ KÖLELİK!

Albayrak, lojistik, ihracat ve turizmde master planlar hazırlandığını de bildiriyor ve 2019’da turizmden 35 milyar dolar gelir beklendiğini açıklıyor.

Londra Finans Merkezi Başkanı Peter Estlin de TÜSİAD’ın İstanbul’da düzenlediği toplantıda konuştu ve “Türkiye bizi güneşi ile çok etkiliyor. İngiltere’den Türkiye’ye

birçok turist geliyor. Türkiye’nin turistlere servisi çok üst seviyede… Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacminde 20 milyar dolardan fazlasını

hedefliyoruz. Türk ekonomisi büyüdü. Şu anda Türk ekonomisi dünyadaki 13. büyük ekonomi. Türk ekonomisi Avrupa ülkelerinden daha hızlı ilerliyor.” dedi!

Yani, Türkler servis hizmeti yapacak ve ekonomiyi büyütecek öyle mi?

Latincede kölenin karşılığı “servus”tur. “Servis” de oradan gelir. Kölenin verdiği hizmet anlamında… Bu ekonomi politikaları, Türklere sadece kölelik getirir!

 

 

Alıntı

May 07

POLİS ÇEVİRMESİ

POLİS ÇEVİRMESİ

Karadenizli elemanımızı polis çevirir;

P: Hız limitini aştınız beyefendi. Ehliyet, ruhsat alabilir miyim?

K: Ne ehliyetü hemşerüm bu araba çalintu. Ehliyetüm falan da yok. gerçü pi torpidoya bakayum belki silahın altında vardür bişeyler.

P: Silah….

K: Yav bagajda ikü tene ceset var da.

Polis hemen ekip çağırır. amirine anlatır herşeyi. amir gelince bizimkisi hemen ehliyetini, ruhsatını çıkarır. torpido yu bagaj ı gösterir. hiçbir şey yok.

Amir polise sorar;

A: O kadar şey dedin, ortalıkta hiçbir şey yok?

Ordan bizim eleman atlar.

K: “Şimdu bu size hız yaptu falan da demiştur.”

May 06

O ZAMAN HANGİ DELİKTEYDİNİZ!?

O ZAMAN HANGİ DELİKTEYDİNİZ!?

Şehit cenazesinde yapılan her saldırı şehidin o yüce şehadetine ihanetten başka bir şey değildir.

Şehide “kelle” dendi bu ülkede;  süreç içinde en çok, trajikomik ama şehit aileleri alkışladı bu lafı diyeni de!

“Sayın Öcalan’ demeyi ve PKK bayrağı asmayı suç olmaktan biz çıkardık” diye övünen siyasetçi çıktı; değil yumruk fiske vuran çıkmadı!

“Abdullah Öcalan’ı takdirle karşılıyorum” diyen “devletlû” çıktı, devlet adına yüzüne şöyle okkalı bir tükürük savuran çıkmadı!

“Öcalan’ın düşünceleri bizim de düşüncelerimizdir” diyeni çıktı; ayağına taş değmedi, siyasette her gün biraz daha yukarı tırmandı!

“PKK’ya katılan çocuklar benim canım, ciğerim” diyen çıktı; PKK’lı canilerce canı, ciğeri sökülen milyonlardan çıt çıkmadı!

“PKK bir terör örgütü değildir. 100 kişiyle sınır karakoluna saldıran, ağır makineli tüfekler kullanan, halktan destek alan, 30 bin ölüme rağmen varlığını sürdüren

bir örgüte terör örgütü demek kendini kandırmaktır. Dolayısıyla Öcalan’a terörist demek, denize ‘göl’ demek gibi bir şey: Bir Kürt ulusalcısı olarak, siyasi amacına

ulaşmak için şiddeti kullanan bir politikacıdır” diyen gazeteci çıktı mesela; şu masuscuktan Hollanda portakalı sıkanlar kadar olup da, o gazete kisveli paçavrayı portakal

gibi sıkıp buruşturup atan çıkmadı!

Bütün bunlar olurken hangi delikte gizleniyordunuz?

 

 

Alıntı

Eski yazılar «

» Yeni yazılar