Kas 01

ATATÜRK

ATATÜRK

 

Ordumuzun elinden silahı aldırdılar

Araplar, Ermeniler, Rumlara başkaldırdılar

Kudurmuş Yunanlıyı İzmir’e daldırdılar

Deccal’ in torunları ülkeme saldırdılar

 

Hürriyete âşık ırk İstiklale koştu dün

Müthiş Türk şimşek oldu, yıldırım oldu o gün

Değil midir her savaş her Türk için bir düğün?

Ey Türk her zaman çalış, güven, Türklükle övün!

 

Tüm başlılar baş eğdi, dizlilerse diz çöktü

Türk’ün yüce ufkundan milli bir devlet söktü

Esaret, mandacılık Türk’e zulümdü, yüktü

Türk’ün Bozkurt Başbuğu sürdü denize döktü

 

Cephelerde savaştı istiklal can gözüydü

Bu, Başbuğ Atatürk’ün Türk ırkına sözüydü

Cumhuriyet her vakit, her dakika özüydü

Bağımsızlık meclisin yiğit şanlı yüzüydü

 

Yıkılan bir devletten bir cumhuriyet kurdu

Her hazan mevsiminde hüzün sarar bu yurdu

Hak, her canlı ölümü tadacaktır buyurdu

Millet toprağa verdi bir kahraman Bozkurdu

 

O, Türk’ün aşığıydı bu yüzyılda bir tekti

Her yaptığı doğruydu, söylediği gerçekti

Her Türk’ün yüreğine Türklük tohumu ekti

Necip Türk milletini Cumhuriyete çekti

 

Dünya yüzünde eşsiz liderlikte en büyük

Vatansızlık bir illet, Türk milletine bir yük

Herhalde savunduğu damarlarda mevcut Türk

Türk’ün sonsuza kadar gönlündedir Atatürk

 

Kenan ŞAHBAZ

Eki 31

ATATÜRK BOZKURT’TUR

ATATÜRK BOZKURT’TUR

Fevzi Çakmak “ona Bozkurt diyorlar” dediği Atatürk dönemi CHP sinde, 6 ok’un önünde bozkurt vardı. Vefatından sonra CHP de Bozkurt için faşizmin simgesi demeye başladılar.
CHP nin kuruluş logosunda Bozkurt vardı
ATATÜRK VE BOZKURT_ Teo Man dan alıntıdır
ZÜBEYDE HANIM,  ”Bozkurt”um Mustafam diyerek bağrına bastığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK, … Kendi döneminin Adalet Bakanı olan Türkçü Mahmut Esat’ın “BOZKURT” soyadını almasını istediği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,   İlk yolcu gemisine “BOZKURT” adının konulmasını teklif ettiği için Bozkurt’ur.
ATATÜRK,   Petrol Ofisi’nin armasını “BOZKURT” olarak tasarlattığı için Bozkurt’tur. Günümüzdeki alevli figür daha sonra İsmet İnönü tarafından değiştirilmiştir.
ATATÜRK,  Diğer devletlerden kendisine “BOZKURT” heykeli hediye gönderildiği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Türk Milli simgesi olan “BOZKURT’u” Yeni Türk Devleti’nin paralarının ve pullarının üzerinde kullandığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişine, Türklerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden bir resim yaptırdığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Yerli malı olarak üretilmeye başlayan bir sigaraya “BOZKURT” adını uygun gördüğü ve bu sigaranın paket resminin “BOZKURT” olmasını istediği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Türk İzci Ocağı bünyesindeki Çocuklara “Yavru Kurt” yakıştırmasını yaptığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Fuat Köprülü’nün Türkiyat Enstitüsü’nün amblemi nasıl olması gerektiğini sorduğun da…?
“KARLI TANRI DAĞLARI’NIN ÖNÜNDE ELİNDE MEŞALE TUTAN BİR “BOZKURT” OLSUN. BU MEŞALE, GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İLMİNİN İFADESİ OLSUN. ERGENEKON’DAN ÇIKMAMIZDA KILAVUZ OLAN “BOZKURT” TÜRKLÜĞÜN ANADOLU TOPRAKLARINDAKİ YENİ DEVLETİ’NİN KURULUŞUNU İFADE ETSİN.
Cevabını verdiği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Türk Ocakları’nın amblemini “BOZKURT” yaptığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Türk İşbirliği ve Kalkınma idaresi Başkanlığı’nın amblemini “KURTBAŞI” olarak önerdiği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Ankara Üniversite’sinin diplomalarının alt köşesine “KURTBAŞI” amblemi koydurduğu için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  Çalışma masasındaki çağırma zili küçük bir “BOZKURT” heykeli olduğu için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,  BOZKURT KANLI,
BOZKURT HUYLU OLDUĞU İÇİN BOZKURT’TUR….

Eki 30

Hahamın Evi

Hahamın Evi

Ünlü Musevi şehri Krotosochkin’e yeni gelen birisi sormuş; “Hahamın evi hangisi söyler misiniz?”

-Karşıda, sağdaki.

-Nasıl olur, orası umumhane değil mi?

-Hayır, hayır… Dediğin yer solda. Sokağın hemen köşesinde.

Bunun üzerine adam teşekkür edip sol tarafa gitmiş!

Eki 29

CUMHURİYET, NAMUS VE ŞEREF MESELESİDİR…

CUMHURİYET, NAMUS VE ŞEREF MESELESİDİR…

Utanmadan soysuzca “Sayemizde siz Türk olmaktan kurtuldunuz.” dediler,  “firavun-antifiravunist” dediler, “90 yıllık reklam arası.” dediler, “Keşke Yunan galip gelseydi.” Dediler… Dediler… Dediler…

Bir ülkenin yöneticileri bunlara tek söz etmedilerse, onları korudularsa kolladılarsa…

Bu ülkenin yöneticileri, çocuklarına millî bilinç yanında doğruluk büyüklerine saygı, küçüklerini korumak, yükselmek, ileri gitmek, varlığını Türk varlığına armağan etmek gibi erdemler aşılayan 85 yıllık “Andımız”ı kaldırıyorsa,

Bir ülkenin yöneticileri, kendi oluşturdukları siyasi iklimin, bir okul müdür yardımcısının, İzmir Marşı söyleyen çocukları tokatlamasına kadar vardığını, devletin bir İnternet sitesinde devlet kurucusuna hakaret edilmesine yol açtığını konu bile etmeyerek bu tür olayları adeta teşvik ediyorsa,

Bu ülkenin yöneticileri, kendi adamlarının kontrolünde bulunan ve din eğitimi verdiği iddia edilen vakıfların yurtlarında erkek çocuklara tecavüz edilirken, bunu eleştiren muhalefet liderinin, bakanın şeref ve haysiyetine saldırdığını öne sürüyor da o çocukların şeref ve haysiyetini korumanın esas olduğunu aklına bile getirmiyorsa,

Bir ülkenin yöneticileri, orduyu, yargıyı, medyayı ve devlet kadrolarının tamamını yandaşlaştırmak için çalışıyorsa, ihale düzenlerinin de toplumsal ahlâkı yok ettiğini görmüyorsa, zaten her ihaleden yüzde 10 ile yüzde 50 arası komisyon alındığından bahsediliyorsa,

Ve bir ülkenin yöneticileri Cumhuriyet bayramını kutlamayı bile savsaklıyorsa, o ülke halkının başı belada demektir. Bu sebeple halkın, cumhuriyete sahip çıkması kendi namusuna ve şerefine sahip çıkması demektir.

 

 

Alıntı Yeniçağ

 

Eki 28

Türk Bayrağı ve İsmet İnönü

Türk Bayrağı ve İsmet İnönü

 

Ve Türk Bayrağı konusuna şu tarihi anı ile nokta koyalım:

Gazi İsmet İnönü Lozan’da kendisine tahsis edilen makam aracının ön ortasına Türk Bayrağı koydurur. Lozan Polis Teşkilatı Müdürü İsmet Paşa’ya gelerek, “Suikast duyumu aldık, aracınızdaki Türk Bayrağını indirin” diye uyarı yapar.

Kurtuluş savaşlarının kahramanı Gazi İsmet İnönü’nün şu tarihi yanıtı sadece polis müdürüne değil, tarihe slogan olur:

“Ben ölürsem yerime bir başkası gelir ve bu araca biner. Bayrak yerinde kalacak…”

 

Alıntı Yeniçağ: Orhan UĞUROĞLU

Eki 27

AKLIN YOK OLDUĞU YER

AKLIN YOK OLDUĞU YER

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Bitlis-Mutki’de Ohin Medresesi’ni ziyaret etmiş. Tarihî bir medreseymiş.

Özel okullar açıldığına göre, medreseler de elbette açılır.

Özel okullar nasıl Millî Eğitim Bakanlığı’nın kontrolündeyse, medreseler de devletin kontrolünde olmalıdır. (Gerçi şimdi “değerler sistemi” diye bir şey uydurdular, tarikat

veya cemaat bağlantılı dernekleri, vakıfları mekteplere soktular. Tarikatlar-cemaatler neyi “değerli/kıymetli” görüyorlarsa onu öne çıkartacaklar ve öğrencilere telkin

edecekler. Mektepleri de medreseleştirmek istedikleri belli.

Ali Erbaş, medreseleri devletin sisteminden ayırarak, “Medrese ve akademik ilim birlikte hareket etmelidir. Bilgiye ulaşmak ve aralarında yakınlaşmak, birbirlerinden istifade

etmeleri çok faydalı olur. Yani medrese akademiden, akademi de medreseden istifade etsin. Bu şekilde ilmi faaliyetlere adım atılmış olsun.” diyebiliyor.

Aklın durduğu yerdeyiz!

 

Alıntı Yeniçağ:

Eki 26

“Kerkenez”

“Kerkenez”

 

“Kerkenez’i bizim için ilginç yapan gökyüzünde hiç kıpırdamadan asılı gibi duruyor olması, daha doğrusu öyle görünmesidir. Oysa kerkenez uygun bir hava akımı bularak havada sabit bir görünüm kazanır. Kanatlarını çırparak uygun bir hava akımı yaratmak yerine var olan hava akımından yararlanarak sadece kanatlarını açarak hiç yorulmadan uçmuş olur. Yani rüzgâra göre uçar.  Yere göre sabit durur.

Kerkenez havada asılı gibi durduğu sırada kafasını gövdesinin içine doğru gömerek keskin gözlerle avına kilitlenir. Avından emin olduğu anda hızla dalarak kuvvetli pençelerini avının sırtına geçirip havalanır.

Havada sabit duruyor izlenimi yaratması sebebiyle çok kurnaz bir kuş olduğu sanılır. İşte kerkenezin en zayıf noktası da budur.

Havada görece sabit durduğu ve bütün dikkatini avına yönelttiği sırada kendisinden daha yüksekte uçan daha büyük ve yırtıcı kuşların hedefi olur. Yani en büyük üstünlüğü en büyük zaafıdır.

Argoda kerkenez, maddiyata fazla düşkün olanlar için kullanılır.

Argodaki anlamına rağmen kerkenezin en büyük özelliği akıllı geçinen ahmak bir kuş olması; ava giderken avlanmasıdır.

Türkiye, siyaset dünyasındaki kendi kerkenezlerini konuşuyor. Siyasetteki, yargıdaki, emniyetteki, basındaki kerkenezleri…

Bütün dikkatini kaldıracağı avına yönelten bizim kerkenezler kendilerinden o kadar emin şekilde hareketsiz kalmışlar ki kendilerini dikkatle izleyen başka yırtıcı kuşlar tarafından bir anda avlanıverdiler.

Bizdeki kerkenezlerin çoğunu, Amerikan kartalı kaptı. Kerkenezler hem av oldu hem de sonradan yemek üzere istifledikleri avları, koydukları ayakkabı kutularında, para kasalarında yakalandı.

Şimdi siyasi kerkenezler daha önce avladıklarından, ya da avlamaya hazırlandıklarından yardım dileniyor. Hâkim rüzgârlara kendini bırakıp av peşine düşen kerkenezler bu rüzgârların bir gün esmeyeceğini ya da tersine döneceğini öğrendi mi? Türk halkı bu olaylardan ders çıkartıp kerkenezlerin hedefi olmamayı da kartallara yem olmamayı da öğrenecektir.”

 

Alıntı: Lütfü Kıvrakoğlu,

Eki 25

FİDEİZM

FİDEİZM

Fideizm’in Türkçe karşılığı: “imancılık ya da inancılık“tır. Batı dünyasında ilgi görmüş benimsenmiş, savunulmuş bir düşünce akımıdır.

Rasyonalizm (akılcılık)’e karşı tez olarak doğmuştur. Gerçeğe varma konusunda aklı değil sezgileri ve inancı temel alır. Kanıt aramadan imanı ister fideizm. Fideistlere göre, Tanrısal bir bilgi kaynağı olarak inanç, akıl ve bilimden üstündür; gerçekler ve inancın temelini oluşturan vahiyler; akıl yoluyla kanıtlanamaz, yalnızca iman yoluyla kabul edilebilir.

Bu akımın en ünlü temsilcisi Tertullan’dır ya da Tertullianus, M.S. 160-220 yılları arasında yaşamış bir Kilise Babası. Kartaca’da eğitim almış. Afrika kilisesinin önde gelenlerinden biri olmuş. Kendisini 20 yıl boyunca yazmaya adamış. Bu yazıları arasında vaftiz üzerine yazılmış ilk Hristiyanlık kitabı olan “De baptismo” da var.

Tertullan’a göre, akıl imana düşmandır, bundan dolayı da “Körü körüne iman etmek gerek, hatta aklın aksine olsa bile…”

Tertullan mücadeleci fideizmin sloganını da bulmuştu: “İman ediyorum, çünkü çok saçma!”

Hristiyanlık inancı tin’e verdiği mitolojik içeriğin kabullenilmesini ve aklın sınırlandırılmasını istiyordu, bu alanda akıl susmalıdır diyordu.

Fideizmin diğer savunucularını da sayalım: Kierkegaard, John Hick, Richard Swinburne… Blaise Pascal ”Ey beceriksiz akıl, zavallılığını anla. Ey budala doğa, sus, Tanrı’nın varlığını, kanıt ve tanıtlarla değil inanca varmakla elde edebilirsin” sözleriyle fideist olduğunu açıkça ilan eder.

Bu düşüncenin “mücadeleci” ve “ölçülü” diye adlandırılan iki tarzı var; ölçülüsü, akla da yer veriyor az da olsa.

Fideizmin İslam dünyasındaki karşılığı ise bize göre İmam Gazali‘dir. Çünkü o, felsefi düşüncelere karşı çıkmıştır, İslam’da “Aklın” değil “Naklin” esas olduğunu vurgulamıştır; sorgulayan, eleştirenlerin değil, boyun eğen ve teslim olanların mümin sayılacağını söylemiştir.

Peki ya bizim fideistler?

Necip Fazıl, Yahya Kemal, Ahmet H. Tanpınar ve Nurettin Topçu… Bunlar bu akımın etkisi altında kalmışlardır, birçok düşüncelerinde bu açıkça sırıtır.

Necip Fazıl’ın “iman” başlıklı iki dizelik şu şiirinde, fideizm açıkça kendini belli etmektedir:

“Yum gözünü, kalbine her ân yokluğunu üfür

Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür”.

Kimi yandaşları “Hayır o fideist değil mistikti” deseler de Topçu’nun şu sözleri bizim yukarıdaki savımızı doğrular içeriktedir: “Dinin özüne dalmak için aklı feda şarttır. Mevlana ‘Mustafa’nın önünde aklı kurban et!’ diyor. (…) Kendisinin varlık denizini aşk ile geçişini şöyle anlatmaktadır Mevlana: ‘Mızrak kalkanı nasıl delip geçerse, gecelerle gündüzlerden öyle geçtim. Bu yüzden bütün şeriatlar, dinler bence bir. Yüz binlerce yıllar bir an'”

“Ee, peki deizmle farkı ne, bu fideizmin?” diye soracak olursanız, derim ki, hiçbir deist körü körüne bir imandan yana değildir, aklı reddetmez, aklı imanın önüne kor. Tam burada Faik Bulut’un bir kitabından aldığım bir söze yer vereyim: “Mutezile, aklı imandan üstün, iradeyi kaderden aşkın bir güç olarak kabul ediyor.”

Evet, İslam’da bilim, aklı esas alan Mutezile ile yükselmiştir,

 

Alıntı Yeniçağ: Cazim GÜRBÜZ

 

Eki 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Sevginin ölçüsü, ölçüsüz sevmektir” Baruch Spinoza                                                                                      

* “Anlatılmayan hikâyeler için bir dinleyici bulmaya, doğuştan bizim olan hikâyeleri anlatma iznine ihtiyaç duyarız. Yoksa durumumuz ormanda düşen ağacınkine benzer. Yani “kim olduğunuzu dinleyen biri yoksa anlatamazsınız” Keen ve Fox   

* “Dolayısıyla anlatabileceği sayısız hikâye sessizce yıpranarak ölür. Ne yazık ki “büyük hikâyeler hiçbir zaman anlatılmaz: Mezarlık taşlarının altında yatarlar veya toz ya da kuma dönüşmüşlerdir” Surmelian                                                                                                                                                           

* “Var olmak, kendini aldatmadan kök salmaktır.” Hauerwas                                                                                   

* “Her laf cevap istemez” Cenap Şahabettin                                                                                                       

* “Hayat bir tiyatrodur, hepimiz birbirimize karşı performans sergileriz!” Erving Goffman                              

* “Mutlaka kusurlarınızı yüzünüze söyleyebilecek arkadaşlar bulun”  Nicolas Boileau                                     

* “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en burhanlı ve müşkül anlarda

zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern

silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.       

Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve

büyük ulusumuzun tam inanç ve itimadımız vardır.” Mustafa Kemal Atatürk

Eki 23

638 YILLIK OSMANLI DÖNEMİ;

638 YILLIK OSMANLI DÖNEMİ;
215 Sadrazamdan;
78 i Türk,
137 si Ermeni- Rum- Sırp vesaire.

161 Kaptan-ı Deryadan;
48 i Türk,
118 i dönme ve devşirme.

166 Baş Defterdardan (Mâliye Bakanı)
24 ü Türk,
142 si Ermeni- Rum vesaire.

NE BÜYÜK BİR GAFLETTİR Kİ;
1453 den sonra ki 469 yıl dönmelerin devridir.

TÜRK KELİMESİ AŞAĞILIK SIFATI İDİ.
Atatürk’ün ”Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözünü söylemesine kadar ki geçen zaman süresince, Osmanlıyı kuran milletin adı olan Türk kelimesi, imparatorluğa sızan dönme- devşirmeler ve şımaran azınlıklarca ”AŞAĞILIK SIFATI” olarak kabul ediliyordu.

TÜRKLERE REVA GÖRÜLEN AŞAĞILIK SIFATLARI;
Pis Türk- Kokar Türk- Hırsız Türk- Namussuz Türk- Beyinsiz Türk- Akılsız Türk.

Şimdi anladınız mı ”Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözünü dağlardan taşlardan, kitaplardan silmeye kalkanların soylarını cibilliyet ve ne denli hain olduklarını?

ELİN GAVURU VE İÇİMİZDE Kİ HAİNLER!
Sözlerime önce, ünlü bir Alman Düşünürünün şu sözleriyle başlamak istiyorum;
‘’Şu Türkler keşke Almanya’yı da alsalardı, ancak bu sayede insanca bir hayat yaşayabilirdik’’

Bugün üzerinde yaşamış olduğumuz Anadolu coğrafyasından gelip geçmiş olan irili ufaklı kavimlerin hayatlarını en ince teferruatlarına kadar anlatan ‘’ANADOLU KAVİMLER TARİHİ’’ yazılarak bir kitap hâlinde okumamız için elimize verilseydi; inanıyorum ki daha kapağını açar açmaz etrafa yayılacak olan iğrenç ve ağır ceset kokularından burnumuzun direği kırılır, şiddetli mide bulantısından mütevellit kusabilmek için en yakınımızda bulunan lavaboya koşar, kitabı da kazdığımız derince bir çukura gömüp üzerini kapatmayla da kalmayıp, bolca da kireç dökerdik….

Çünkü okumak için elimize aldığımız bu kitap; sayfa araları irili ufaklı onlarca millet, devlet ve kabile cesetleriyle dolu olan bir milletler kabristanlığından farksızdır….

İrili ufaklı bir ‘’KAVİMLER KABRİSTANLIĞINDAN’’ ibaret olan Anadolu coğrafyasında huzura hasret bir şekilde yaşayan, çeşitli dilleri konuşan ve farklı soylara mensup olan halk tabakaları, Türklerin Selçuklular olarak Anadolu’ya gelmelerine kadar geçen çok uzun seneler içerisinde; kan, gözyaşı ve tarifi imkânsız acılarla kıvranarak çok büyük işkencelere katlanmışlardır…

Önce Selçuklu, daha sonraları Osmanlı Türkü’nün hâkimiyet sahasına dâhil olan Anadolu toprakları asırlar süren Türk hâkimiyetinin sonucunda, daha önceleri büyük acılar içinde kıvranan gayr-i Müslim kavimler için bile sulh ve sükun içinde, MAL, CAN ve NAMUS EMNİYETİ SAĞLANMIŞ OLARAK insan haysiyet ve onuruna yakışır bir hayat sürmeye müsait ve müstesna bir ortama dönüştürülmüştür…

Böylesine âdil ve merhamet ehli bir millete, bu milletin devletine, kimliğine, tarihi ve kültürüne düşman olabilmenin tek bir sebebi vardır ki bu sebep de iman fukaralığı, alçaklık ve soysuzluktur!

Hiç kimseden;
Nimetini,
Şefkatini,
Merhametini,
Ve de adâletini esirgememiş böylesine asil ve soylu bir milletin kurmuş olduğu, Selçukluyu da içine alan Osmanlı’nın devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve bu devleti kuran başta Atatürk ve bütün Komutanlarına düşman olan, kin ve husumet besleyen kişilerin damarlarında mutlaka başka bir milletin necis kanı, gönlünde ise İslâm’dan başka bir dine iman vardır.

TÜRK’ÜN EN BÜYÜK HATASI;
Türk’ün halen daha devam eden en büyük hatası ki bu aynı zamanda Türk’ün kendi kendine de ihanetidir; gayri millileri ve gayri Müslimleri devletin içine sokmalarıydı. Gayri milli ve gayri İslâmi olanlara adâletinin, merhametinin, nimetinin dışında devlet içinde en küçük bir görevi dahi vermemeliydi.

Osmanlı Türk İmparatorluğ’unu işte bu hatası yıkmıştır.
Osmanlıyı çökerten bu hata Atatürk ile son bulmasına rağmen, Atatürk’ten sonra Osmanlının bu hatasını işlemeye devam ettik.
Yusuf Halaçoğlu’nun tespitleri bunun en güzel delilidir.
Halaçoğlu, zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün makamına çıkarak kendisine ”Bakanlar Kurulunda TÜRK OLAN sadece iki kişi mevcut” demişti.                                                                                                      

Daha söylenecek söz mü kaldı ki?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Osmanlıcılık gibi bahanelerle tasfiye etmek isteyenlerin her biri, dün koca Osmanlıyı çökerten gayri milli çetelerin gayri mili ve gayri insani torunlarındır.

Ey Allah’ın dini İslâm’a iman edenler!
Ey haysiyet ve şeref sahibi olduğunu söyleyenler!
Ey vatanını sevip, karısının- kızının ırzını ve namusunu düşünenler!
Türkiye Cumhuriyeti Devlet’inin de, Osmanlı Türk İmparatorluğu gibi gayr i milli hainler tarafından çökertilmesine dur demek için tek çaren var!

O çare;
Mili birlik ve beraberlik şuuru ile kenetlenerek, başına geçireceğin insanların kanlarının Türk kanı olmasına dikkat etmendir.

 

Alıntı ORHAN KILIÇOĞLU

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar