Şub 11

DİKKAT ET!

DİKKAT ET!

 

Kuvveti adalettir devlet denen her devin

Adalet olmalıdır her işinde yüzde yüz

Bütün emanetleri korumaktır görevin

Adaletin eliyle haydi haksızlığı yüz…

 

Ver onur hukukuna adalet serumundan

Her hukuksuz davranış her an adaleti yer

Haksızlıklar, zulümler çalmasın onurundan

Sarsılır her zulümden sarsılır elbette yer?

 

İlmin ufuklarından güneş doğsun seherle

Bilginin göklerinde şimşekler çaka dursun

Allah’ın yarattığı akıl denen cevherle

Kâinat fenerini âlimler yaka dursun

 

Bir irfan ülküsüne değmesin hain eli

O eski çağlardaki karanlıklar dönmesin

Esmesin hainlerin korkunç esaret yeli

Dikkat et bilim ile yanan ışık sönmesin

 

Kenan ŞAHBAZ

Şub 10

İNSAN OLMADAN MÜSLÜMAN OLUNMAZ

 İNSAN OLMADAN MÜSLÜMAN OLUNMAZ

Siret ül Kur’an Kuran’ın hayat yolculuğudur. İlkelerini gözden geçirelim.

Yalan değil gerçek konuşacağız…

Yalan ve iman bir arada olmaz, İkisi bir arada bulunmaz, yalan varsa iman gider, iman varsa yalan gitmeli. Hele yalanın en masumu sıradan yalanlardır. Yalanın masumu olmaz.

Ama yalanının en kötüsü, en tehlikelisi, en zararlısı içine Allah, Peygamber, din iman karıştırılan yalanlardır.

Allah adına yalan söylüyorsanız eğer, dini imanı katıyorsanız eğer, siz dininizi ve imanınızı da yalan sayıyorsunuz demektir..

Hurafe aslında dinin kanseridir, imanın kanseridir. Bir yalan imanının içine girerse sağlıklı unsurları da yok eder, bütün bedeni yok eder.

Hakikat sana, bana göre olmaz olursa hakikat olmaktan çıkar..

Gençler özellikle, ‘aman dinse ben almayayım’ modundalar. Zira üzerlerine din boca edildi. Ekranlardan edildi, okullarda edildi, toplumda edildi, şurada burada edildi, kürsülerde edildi, cumalarda edildi ama bu din ne onun aklına ne onun fıtratına ne onun hayatına uyuyor.

Eğer o dini anlatanların hayatına bakınca dinden kaçıyor gençlik

Çünkü o din hayatla savaşıyor. Hayatla savaşan bir dinden yana nasıl olsun? Ya hayattansın ya dindensin.

Akılla savaşıyor anlatılanlar, yani o dine uysa aptal olması lazım, ahmak olması lazım, delirmesi lazım.

Allah’ın dini, hayatla savaşmaz. Hayatın sahibi kimse dinin sahibi de odur.

Allah’ın dinini öğretecek yer, Allah’ın kelamıdır başkası değildir. Gerçekten de sıkıntı büyük.

Yeni nesiller, ‘ ben almayayım dinse senin olsun, ben almayayım’ deme noktasına gelecekler.

Dindarlığı çoğaltmak için değil insanlığı çoğaltmak için Siret ül Kuran.

Lütfen yanlış anlamayın Müslüman şarkın dindarlığa ihtiyacını görmüyorum. Maşallah din akıyor her tarafından ama insanlığa ihtiyacı var.

Dindar olan herkes iyi insan olur mu?

En dindarlarımız kendine Cennet hazırlamak için dünyayı Cehenneme çeviriyor.

Yalan söyleyeceği zaman Allah’ın adı ile başlıyor.

Eğer Cennet’in anahtarını eline verseniz, kendi grubundan, kendi tarikatından, kendi mezhebinden, kendi meşrebinden başka hiçbir kimseye koklatmayacak.

Adaletsizlikte dibi vurmuş, merhamet ve vicdan sıfırlanmış. Hakkaniyet yok. İnsaniyet yok. Liyakat ve ehliyet te yok, kalite de yok.

Bütün bunların olmadığı yerde dindarlık olsa ne olur?

Dindarlığı çoğaltmak için değil insanlığı çoğaltmak için o sözü hep söylüyorum:

Dindarlığı Allah’a göster, bana insanlığını göster. Çünkü o insanlığa muhtacız çünkü o insanlığı göremiyoruz.

İnsan olmadan Müslüman olunmaz.

Önce açı doyur, sonra yetimi güldür, sonra düşmüşü gözet, sonra yoksulu gözet ondan sonra iman edenlerden ol.

Farkında mısınız, ayetler suratımıza tokat gibi çarpıyor ama fark ederseniz.

Din daha ahlaklı insan yetiştirmeyecekse, daha merhametli insan yetiştirmeyecekse daha şefkatli daha adil, daha kaliteli insan yetiştirmeyecekse o dinin yetiştireceği tek şey daha holigan bir dindir.

Bir dine en büyük kötülüğü o dinin düşmanları değil o dinin holiganları yapar.

İndirileni değil uydurulanı din haline getirmiş bir toplumuz.

Sen bana sakın ‘sakız orucu bozar mı?’ diye gelme hacı.

Sen bana şu sorularla gel;

– Kaçak suyla alınan abdest, kılınan namaz, namaz olur mu?

– Allah sahte isimle sosyal medyada paylaşılan yalan, hakaret iftiraları da görür mü?

Torpille işe girenin maaşı helal olur mu?

Parayla namaz kıldırma konusunda bu ülkede ebu halifenin fetvasına içtihadına uyan kaç Hanefi imam var?

Kara para aklamak için insanlara riyakarlık için yaptırılan camide namaz kılınır mı?

Yolsuzluk ile edinilen servet helal olur mu? O servete besmele çekilir mi?

Kirli para ile Hacca giden de Arafat’ta anadan doğmuş gibi olur mu?

Arsanın emsalini arttırma karşılığı müteahite yaptırılan okulda okumak helal midir?

 

Alıntı

Şub 09

“DERLER”…

“DERLER”…

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli ilahiyatçı profesör arabası ile mübarek Cuma günü tatile giderken namaz vaktini kaçırmamak için yol üstündeki köye girmiş ve cami avlusundaki ağacın altına oturarak ezan okunmasını beklemiş.
Az sonra müezzin ezanı şöyle okumaya başlamış:
“Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber derler…
Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah derler…”
Ezan’ın tamamını müezzin “derler” diye diye tamamlar.
İlahiyatçı profesör şaşırmış, anlamamış ama Cuma namazı bittikten sonra müezzini bekleyip hemen sormuş.
– Ezan böyle mi okunur? Ne demek “derler” diye eklemek?
Müezzin yanıt vermiş.
“Hocam bizim müezzin çok yaşlıydı, hastalandı vefat etti. Cemaat çok yaşlı ve 65 yıldır müezzin okuduğundan hiç birisi ezanı makamında okumayı bırakın ezberlememiş.
Ben Müslüman değilim ama 5 vakit ezanı o kadar güzel söylerdi ki merhum müezzin Ahmet amca büyük bir keyifle dinler, ezberler ve şarkı sözü gibi aklıma geldikçe tekrarlardım.
Ahmet amca ölünce ezanı okuyacak kimse çıkmayınca ezanı ben okuyorum ki, Müslüman olmadığımdan ‘Müslümanlar derler’ anlamında söylüyorum.”
Bizim siyasiler de “derler…”

Şub 08

SU

SU

Medine Peygamberimiz Resulullah  (S.A.V)hayatta. Kent her anlamda huzurludur. Müslümanların mutluluğuna en büyük katkı, Hz. Muhammed’dir. Çünkü onu her an görmektedirler. İşitmektedirler. Sohbetlerine iştirak etmektedirler. Bu, Medineli için rüyadan öte bir şeydir.

Medine-i Münevvere hayatı bu şekilde yaşamaktadır. Hayvanlar aynı mezralara salınmaktadır. Ambarlar ağzına kadar tahıl doludur. Hurmalar tüketildikçe daha bollaşır. Sütleri taşımaya güğümler yetmez. Ancak önemli bir sıkıntıları vardır; “içilecek suları yoktur”. Onca kuyunun suyu acıyla buruk arasında bir tattadır. Bir tek kuyunun tadı farklıdır; Rume. Başına çökenler o güzel esintiyi fark ederler. Lezzeti ise şeker gibidir. Kuyunun sahibi ise bir Musevi’dir. Para almadan kimseye bir maşrapa vermez.

İlk su vakfı                                                                                                                                    

Halk çareyi Hz. Osman’a gitmekte bulur. Hz. Osman istekleri makul bulur. Yahudi’ye gidip “Bana sat” der. Adam önüne konan Dinar dolu keselere bakmaz bile. Satmasına gerek yoktur. Zaten akşama kadar para toplamaktadır.

Hz. Osman gidip-gelmekten sıkılmaya başlamıştır. Sonunda en büyük hamlesini yapar. 36 bin gümüş Dirhem’i önüne bırakır. İstediği sadece ortaklıktır. Kabul edilirse kuyuyu birlikte işleteceklerdir. Sonuçta ortaklık başlar. Anlaşmaya göre suyu sırayla satacaklardır. Bir gün o, bir gün öbürü.

 

Sebil Su

Musevi işini eskisi gibi sürdürür. Ama sırası gelince Hz. Osman “sebil!” der. Medineliler sıranın ona geldiği günü tercih etmeye başlarlar. İki günlük ihtiyaçlarını birden alıp dönerler. Ertesi gün üç-beş kişi gelir. Daha sonra Musevi’nin günlerine kimse uğramaz olur. Adam sonunda perişan hale gelir. Diğer hisse için önerilen parayı alır ve kuyunun tamamını devreder. Hz. Osman da burasını vakfa bağlar. Sadece müminlere değil, tüm insanlara hediye eder. Buna Medine’de yaşayan Museviler dahi sevinirler. Bedava suyu bulunca yıkanmakta da kullanmaya başlarlar. İlahi tecelli olsa gerek Rume kuyusunun suyu bollaşmıştır. Lezzeti bile şeker-bal hale gelmiştir.

Resulullah (S.A.V) bu sonuçtan çok memnun kalır. Emeği geçenlere hayır dualar eder. Bu olay Müslümanlara sadece vakıf kültürünü başlatmakla kalmamıştır. Her yere su getirmeyi ve çeşme yaptırmayı gelenekselleştirmiştir.

Şub 07

YARGI

YARGI  

 

İngiltere’de adalet bakanlığı göreve başlayan hâkim ve savcılara “açık çek” vererek, “gün gelir davalarda size baskı olur ve bu baskıdan kurtulmak, özgürce hüküm vermek için meblağ sınırı olmadan bu çekleri kullanabilirsiniz” der.

Yıllarca hiçbir savcı ve hâkim bu çeki kullanmaz.

Ancak genç bir hâkimi, “Yüksek bir meblağ da yazsam ödenecek mi?” diye meraklandırır ve bir çek yaprağına 500 bin İngiliz Sterlini yani 3.8 milyon lira yazar ve bankaya tahsile gidip nakit teslim ister.

Banka şubesi bir süre bekletip parayı temin edip ödemeyi yapar.

Genç hâkim, “gerçekmiş” der ve vezneye gidip parayı gönderen adalet bakanlığı hesabına geri yatırır.

Ertesi sabah işe gittiğinde Adalet Bakanlığından gelen 2 müfettiş, “neden böyle bir uygulama yaptınız” diye sorar ve verdiği, “Bakalım söylenen gerçek mi diye merak ettim” yanıtını zapta geçirtip imzalatırlar.

Bir kaç saat sonra da Adalet Bakanlığından gelen, “Devleti test etmek, sınamak haddiniz değildir. Görevinize son verilerek hakkınıza kamu davası açıldı” tebligatı yapılır.

Adalet topallamaz, yargı siyasete alet olmaz, savcı ve hâkimler cübbelerinin önünü iliklemez, hukuk çiğnenemez.

Yargıtay Başkanı İsmail Hakkı Cirit diyor ki?

“Yargı, millet adına bir vekâlet yetkisini kullanıyor. Hâkimlerin, bu vekalet görevini hiçbir şekilde başkasına vermemesi lazım geldiğini söylüyoruz.

Toplumsal mutabakatla anayasa lazım. Herkesin kendisini orada hissedeceği bir anayasa…

Devletimiz büyük sıkıntıya girecek diye her yerde, yargı, kuvvetler ayrılığı, hâkim bağımsızlığını, bir takım şeylerin yanlış gittiğini söylüyorum. Doğruları göstermeye çalışıyoruz.”

 

 

Alıntı

Şub 06

ZİYA PAŞA’DAN TERCÎ-İ BEND (3)

ZİYA PAŞA’DAN TERCÎ-İ BEND  (3)

Bir senin sa’yin usûl-i dehri tagyîr eylemez

Abd-i âciz say ile tahvîl-i takdîr eylemez

 

Âlim olsan ilmine bir kimse tevkîr eylemez

Câhil olsan cehlini ta’yîb ü ta’jâr eylemez

 

Mülkü yıksan kimseler tevbîh ü ta’zîr eylemez

Cânım etsen fedâ bir kimse takdîr eylemez

 

Her ne yapsan hâsılı bu halka te’sîr eylemez

Kimseler bu hâl içün bir re’y û tedbîr eylemez

 

Derde uğrar kim sadâkat etse elbet Devlet’e

İstikâmet mahz-ı cinnetdir bu mülk ü millete

 

Bir senin gayretin, çalışman dünyanın usulünü, gidişatını, düzenini değiştiremez: -zira- âciz, zavallı bir kul çalışıp, çabalayarak kaderi bozamaz.

 

Bilgin olsan, ilmine kimse saygı duymaz; – buna karşılık – cahil olsan, bilgisizliğini kimse ayıplayıp, yüzüne vurmaz.

 

Devlet’i yıksan, kimseler paylayıp, azarlamaz; canımı, -Devlet ve Millet yolunda- fedâ etsen, seni bir kimse takdir etmez.

 

Netice olarak, her ne yapsan bu halka tesir etmez; kimseler, bu durumun için bir görüş ortaya atıp, tedbir almaz; seni savunup, korumaz.

 

Çünkü: Her kim Devlet’e doğrulukla bağlılık gösterirse, hizmet ederse O’nun başı derde girer; bu Devlet’e ve Millete karşı doğru hareket etmek hâlis

cinnettir, yani düpedüz deliliktir.

 

Devam edecek

Şub 05

ABDULLAH AĞAR’DAN SORULAR:

ABDULLAH AĞAR’DAN SORULAR:

“1 – Keta-ib Hizbullah, ABD hedeflerini şu ana kadar 11 kere, ABD ve İsrail de Şii milisleri 50’den fazla vurduğu ve birbirlerini apaçık suçlamadıkları-hedef göstermedikleri halde oyunu neden şimdi açık oynamaya başladılar?

2 – ABD şu ana kadar yaptıkları saldırıları üslenmemişti. Şimdi neden resmi açıklama yaparak saldırıları üslendiğini ilan etti?

3 – Göstericiler “Yeşil Bölge” içine nasıl girdi?..

4 – Hadi cenazeyi gerekçe göstererek girdiler, neden ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmalarına izin verildi?

5 – Irak güvenlik kuvvetleri neden araya girmedi?

6 – Yaşanan bu süreçlerin üreteceği gerekçelerle kimler yapacakları hamleleri meşrulaştırmaya veya daha etkili hale getirmeye çalışacak?

7 – Kasım Süleymani nerede?

8 – Neden, İran ve ABD, Irak’ta vekil bir alanda rekabet ediyorlar da, asil alanları kullanmıyorlar?

9 – Yoksa bu bir kayıkçı kavgası mı?

10 – Bu kaos-karmaşa ortamında ABD neden YPG-PKK ile ENSK üzerinden ve doğrudan Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları birleştirme projelerini yürütüyor ve geliştiriyor?

11 – Bu sürecin sonunda Türkmenlerin yaşadığı, Araplaştırılan ve Kürtleştirilen Kerkük başta tartışmalı bölgelerde ne olacak, nasıl bir statü gelişecek?

12 – Irak parçalanmak mı isteniyor?

13 – Türkmenler ne olacak?

14 – Irak parçalanırsa Türkmenler Araplar tarafında mı, Kürtler tarafında mı kalacaklar, ortadan mı bölünecekler, yoksa aradan sıyrılıp bir devlet mi kuracaklar?Ve en kritik soru?

15 – Türkiye Irak’ta ne yapacak?”

***

Abdullah Ağar, “Ortadoğu’nun kalbi Irak, Irak’ın kalbi de Kerkük olduğuna göre… ABD Kerkük’teki üssünü hiç bir zaman boşaltmadığına, Keta-ib Hizbullah, ABD’nin Kerkük’teki üssünü boşuna vurmadığına, ABD de Kerkük üssü vurulunca uçaklarına sarılıp, resmi açıklamayla Keta-in Hizbullah’ı boşuna vurmadığına göre…”

Biz de çok merak ediyoruz; Libya’daki iç savaşta, iktidarının kendi lehine olacağına inandığı tarafı kurtarmak üzere resmi ve fiili pozisyon alan Türkiye, Irak’ta soydaşımız  yani doğal olarak “taraflarında” olmamız gereken Türkmenleri ve Türkmen illerini kurtarmak üzere aynı netlikte pozisyon alacak mı? Onları ABD’nin yahut Kürtlerin himayesi(!)ne terk etmeden, lafta değil; resmen ve fiilen bunu yapacak mı?

 

Alıntı

Şub 04

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Bütün olacak şeylerin olacağını gösteren bir belirtisi vardır: Küçüklükten itibaren büyüyünceye kadarki belirti hep kendini gösterir.” Kutadgu Bilig’den Hükümdar Gündoğdu’nun sözü.

* “Iraklı tarihi eserler uzmanı Berlin’de müzeyi gezerken ülkesinden kaçırılan tarihi eserleri görünce, ‘çaldılar seni ey Irak’ diye haykırdı ve gözyaşlarına boğuldu…” Irak’ın işgali sonrası

* “Ben bir kişiyi öldürdüm bana katil diyorsunuz, ama Napolyon bir milyon kişiyi öldürdüğü halde ona niçin kahraman diyorsunuz?” Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanından

* “İyi, doğru ve dürüst olanlar kaybetmez. Onlar kaybedilirler.” Peyami Safa

* “Bütün insanlar yaratıcıdır, ama pek azı sanatçıdır.” Paul Goodman

* “Elinizdeki yüz tavşanla, bir at yaratamazsınız.” Dostoyevski

* “En iyi nasihat, güzel örnek olmaktır.” Malcolm

* “Ağırdan almak, zamandan çalar.” Edward Young

* “Uygarlık, uygar insanların yaratılmasıdır.” John Ruskin

Şub 03

İSRAİL PROJESİ: MEHDİ

İSRAİL PROJESİ: MEHDİ

Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi SADAT’ın kurucusu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın askeri konulardaki danışmanı Adnan Tanrıverdi, Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği ASSAM ile Üsküdar Üniversitesinin iş birliğiyle düzenlenen toplantıda “İslam Birliği olacak mı? Olacak. Nasıl olacak? Mehdi hazretleri geldiği zaman… Peki Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir. Peki bizim bir işimiz yok mu, ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte ASSAM bunu yapıyor” dedi.

Tanrıverdi, daha önce de “Anayasa Komisyonu’na sunduğumuz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeniden yapılanması ile ilgili önerilerimizi tamamı 15 Temmuz’dan sonra gerçekleştirildi. Kuvvet komutanlıklarının, askeri okulların Milli Savunma Bakanlığı’na, Jandarmanın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması ve başkanlık sistemine geçilmesi gibi önerilerimizin de aşağı yukarı tamamı 15 Temmuz’dan sonra gerçekleştirildi” demişti.

Erbakan, 2003 yılı Şubat ayında bana Hıristiyan âleminin İsrail’in işgal politikalarına neden destek verdiğini, anlatırken şöyle demişti:

“Amerikalı bir yazar, ‘Tanrıyı Kadere Zorlamak’ diye bir kitap yazdı. Yani onun manası şu, Hıristiyanlar, İsa Aleyhisselam tekrar yeryüzüne gelecek diye bekliyor. Siyonistler ise başka bir Mesih bekliyor. Sırf Hıristiyanları kendi maksatlarına yönelik kullanabilmek için, ‘Bizim beklediğimiz de aynı, İsa Aleyhisselamdır’ diyorlar. Takıyye yapıyorlar. ‘Ancak bizim dinimize göre, bunun yeryüzüne gelmesi için ön şartların yerine gelmesi lazım. Bu ön şartlar bildirilmiş. Bunun için Büyük İsrail kurulacak’ diyorlar… Bu tabii asırlardan beri söyledikleri bir sözdür. ‘Ve Arz-ı Mevud’a sahip olacağız. Süleyman Mabedi’ni yeniden yapacağız. Cenab-ı Hakk’ın asıl kulları biziz. Diğer kullar bize köle olarak yaratılmıştır’ diyorlar.

500 sene evvel İspanya’da, büyük bir hahamlar toplantısı yapıldı. ‘İsa Aleyhisselam’ın, (daha doğrusu onların söylediği Mesih’in), yeryüzüne gelmesi, Cenab-ı Hakk’ın takdirine mi bağlıdır, yoksa kullar olarak bizim bazı olayları hızlandırmamızla bu olay çabuklaşır mı?’ sorusunu ortaya attılar. ‘Biz ne kadar çabuk İsrail’de toplanırsak ne kadar çabuk Süleyman Mabedi’ni yaparsak, kurtarıcımız o kadar çabuk yeryüzüne gelecektir. Öyleyse bunları bir an evvel gerçekleştirelim’ dediler. Bu Amerikalı yazar da kitabın adını bunun için, ‘Tanrıyı Kadere Zorlamak’ koydu.”

***

Mehdi propagandası, hahamların 500 yıl önce aldığı kararın İslâm dünyasına yansımasıdır. Halka, “İslâm birliği” hedefi gösterilirken bilerek veya bilmeyerek Yahudi emellerine hizmet ediliyor olmasın!

Fakat devletin temelini dini esaslara dayamak, Anayasa’ya göre suçtur ve parti kapatma gerekçesidir.

 

Alıntı: A.Bulut

 https://www.youtube.com/watch?v=Hv8s9PLdTkM

 

Şub 02

ONUR KÜHEYLANI

ONUR KÜHEYLANI

 

Onur küheylanı şahlansın artık

Doluşun yiğitler er meydanına

Yalaka, dalkavuk dışlansın artık

Doluşun yiğitler er meydanına

 

Som altın gerdanlık almaya varsan

Onur makamına dalmaya varsan

Cesurca, erkekçe ölmeye varsan

Doluşun yiğitler er meydanına

 

Namert ellerinde bir gül olmayın

Hain kürsüsünde ödül olmayın

Çıkar için nokta, virgül, olmayın

Dolusun yiğitler er meydanına

 

Deccaldan almışlar bütün dersleri

Fitne üzerine daim kursları

Hakk’a, hakikate çatmak hırsları

Doluşun yiğitler er meydanına

 

Onur anıtını dikelim diye

Çakal dişlerini sökelim diye

Çöplüğe, lağıma dökelim diye

Doluşun yiğitler er meydanına

 

Alnı açık elbet her an dik başı

Onursuzluk zalim, zulüm ataşı

Onursuza karşı verin savaşı

Doluşun yiğitler er meydanına

 

Kenan ŞAHBAZ

Eski yazılar «

» Yeni yazılar