Oca 08

İSLAM AKIL DİNİDİR

 İSLAM AKIL DİNİDİR

Memlüklülerde başlayan, Hz. Ali soyundan gelen İmam İsmail’in adını kullanan bir grup, kendilerine İslami bir anlayış, bir tür itikat, bir çeşit mezhep veya yol üretti. İşte onlar, başta Türkmenler olmak üzere Anadolu ve İran içlerinde bunu yaymak için gizli bir örgüt kurdular. Bu örgütün en büyük siyasi düşmanı da  Selçuklulardı.

Medrese kurdular.

Ticarete el attılar.

Saraya sızdılar.

Hem sapık dini anlayışlarını yaydılar ve hem de gözünü kırpmadan davası uğruna ölecek fedailer yetiştirdiler. Selçuklu bu düşmanın politikalarına karşı Sünni İslam yolunu seçti.

Peki, tarihsel arka planda başka neler var?

Selçuklular, İsmailiye gibi dinin sapık kolları olarak gördüğü akımlara karşı tıpkı onların yaptığı gibi medreseler kurdu. İşte mesele tam buradan başlar.

Nizamiye medreseleri Bağdat’tan Anadolu’ya her yerde varlık gösterdi.

Ancak her şey düz bir çizgide yürümedi. İlk kurulduğunda Sünni dünya da da birbirine benzemez dini anlayışlar vardı. O dönemde üç önemli hoca etkiliydi. Taftazanî, Şirazî ve Güveyni.

İslam dünyasında Abbasi halifesi Memun’la başlayan bilim, sarayda mutezilenin (akılcıların) hâkim olduğu dönemde filizlendi. İbn-i Sina, Farabî gibi filozof teologlar bu dönemde yetişti. Daha sonra mutezile yerine Eş’ariciler hakim olunca devletin bilim politikalarının bakışı da değişti ve 12. Asrın ikinci yarısından sonra bilim Batı’ya doğru göç etmeye başladı.

Selçuklu Nizamiye medreselerinde de benzer durum yaşandı. Az çok nakilcilerin dışında kalan ve medreselerde ders veren hocalar gitti, yerine Güveynî’nin öğrencisi Gazalî’nin etkili olduğu süreç başladı.

Osmanlılar kurulduğunda Hanefilik çok önemliydi. Akıl (Maturidi bakış), nakilci ve tekrarcı anlayışın önünde gitmekteydi. Fatih’ten sonra, devran döndü. Medrese, akılcılığı bırakıp nakilciliğe (eş’aricilik) yöneldi.

Zihinler kapandı.

İslami katı kurallar, özgürlüklere kapalı bir din yorumu benimsedi. Hadis vahyin önüne geçti. İnsan yorumu, Allah’ın buyruklarından daha önemliymiş gibi önem kazandı.

İşte bu büyük dönüşüm, kapalı din anlayışını insanların zihinlerine kazıdıkça toplumsal akıl büzüldü, büzüldükçe ve daraldıkça Osmanlı geriledi, sonunda yıkıldı.

 

 

 

Alıntı

 

Oca 07

“KIRK YILDIR YEDİĞİMİN TADINI BİLMEZ MİYİM?”

“KIRK YILDIR YEDİĞİMİN TADINI BİLMEZ MİYİM?”

Komünizmin ayakta olduğu yıllarda, Çin-Sovyet sınırında, tam da tel örgünün üzerinde bir parça insan dışkısı bulunmuş.. Ben insan dışkısı diyorum, siz okurken adını koyarak okuyun..

Ortalık karışmış tabi ki..

Çin açıklama yapmış; “Sovyetler sınırımıza pisledi..” Sovyetler açıklama yapmış; “Çinliler sınırımıza pisledi..”

Sınıra tanklar-toplar yığılmış.. İki sosyalist ülke savaşın eşiğine gelmiş..

Doğu Bloku liderleri acil koduyla toplanmışlar..

İçlerinden birinin temsilcisi, “İki yoldaş ülke savaşmak üzere.. Araya girip çözüm bulalım” demiş..

Bu sırada Romanya lideri Çavuşesku söz almış;

– Bir heyet oluşturup sınıra gidelim ve meseleyi çözelim..

Heyet oluşturulmuş, başında da Çavuşesku var..

Sınıra gitmişler.. Pislik tel örgünün üzerinde duruyor..

“Bu kimin dışkısı nasıl anlayacağız?” diye kara kara düşünürken Çavuşesku atılmış;

– Ben şimdi anlarım..

Tel örgüye uzanıp oradaki dışkıdan parmağının ucuyla bir parça alıp ağzına götürüp, tadına bakmış.. Ardından tarihi açıklamayı yapmış;

– Bu bir Sovyet dışkısı..

Heyetten “Nasıl anladın? Nereden çıkarıyorsun? Emin misin?” gibi çıkışlar arasında Sovyet tarafından çığlıkla itiraz gelmiş;

– Yalancı.. Yalan söylüyorsun.. Nereden biliyorsun Sovyet dışkısı olduğunu..

Çavuşesku’nun cevabı kısa ve net;

– Ben 40 yıldır yediğimin tadını bilmez miyim?

 

 

 

 

Oca 06

KİM DOĞRU SÖYLÜYOR?

KİM DOĞRU SÖYLÜYOR?

“Korona virüs aşısı, küresel bir sahtekârlık!”

Gazeteci-yazar Birgül Göker Perdisa, konuyla ilgili İtalyan uzmanların görüşlerini derledi. Perdisa‘nın yazısı odatv’de yayınlandı ama aşılarla ilgili uzman görüşlerini, herkesin duyması gerekiyor.

Perdisa‘nın yazısına göre, 1957’de ilk çocuk felci aşısını yapan viroloji uzmanı Dr. Albert Sabin‘in öğrencisi olmuş, iki kez Nobel Tıp ödülüne aday gösterilmiş, aşılar üzerine önemli çalışmaları bulunan İtalyanların dünyaca ünlü viroloji uzmanı Giulio Tarro bakın neler söylüyor:

“Çocuk felci aşısını bulan Albert Sabin’in gözde öğrencisiydim. Benim, aşıların önemini küçümsemem diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak bazı virüsler için – Covid-19 da bunlardan biri – aşı gerçekçi bir yaklaşım değil… Tüm virüsler mutasyon geçiriyor; bunların pek çoğu da bizim zararımıza mutasyonlar değil. Koronavirüs, 2002-2003 yılında ortaya çıkan SARS salgınının da sorumlusudur, ama şimdi bu virüs yok mesela, ortadan kayboldu. Aynı durumun Covid-19 için de geçerli olmaması için hiçbir sebep yok.”

***

Dr. Stefano Montanari de Giulio Tarro ile aynı görüşleri savunuyor.

“Hızla mutasyona uğrayan, antikor oluşturmayan korona virüse karşı aşı hiçbir işe yaramaz. Kızamığın aşısı olur soğuk algınlığının, nezlenin aşısı olmaz. Kişi hayatı boyunca 200 kez nezleye, soğuk algınlığına yakalansa dahi vücudunda antikor oluşmaz. Bu yüzden, hızla mutasyon geçiren korona virüse karşı da aşı geliştirmek teknik olarak mümkün değil. Korona virüse karşı aşı diye tutturmaları tam bir küresel sahtekârlık. Düşünün, dünya üzerindeki 7 milyar insandan 600 milyonu aşı yapmaya zorladıkları takdirde ne muazzam paralar kazanacaklar.”

Dr. Montanari, kış aylarında yapılan soğuk algınlığı aşılarının da sahtekârlık olduğunu belirtiyor ve “Korona virüse karşı yapmamız gereken, bağışıklık sistemimizi güçlendirmemizdir” diyor.

“60 YAŞ ÜSTÜ VERİSİ YOK, ÇİN AŞISINI ALMAK KUMAR” 

Çin’in Sinovac aşısının 60 yaş üstündeki kişilerle ilgili verisi olmadığını ve aşıyı sipariş etmenin kumar olduğunu belirten Mehmet Ceyhan, “Bu çalışma ile biz aşıya hazırlanıyoruz. Acaba sonuçlar beklendiğimi gibi çıkmadı onun için mi açıklanmıyor diye şüpheler de doğuyor. Kendi adıma böyle bir durumda aşılama yaptırır mıyım diye baktığımda yine de yaptırırım diyorum. Çünkü hastalık kötü seyrediyor. Bizim artık aşının etkisizliğini göze alıp bu aşıyı yaptırmak dışında çaremiz yok.
Diyelim ki bu aşı etkisiz çıktı. Yarın mRNA aşıları yaptırılabilir mi? Etkisinde bir azalma olur. Neticede düşük bir antikor düzeyi oluşturuyorsa sonraki aşının etkisini bir nokta engeller. 60 yaşın üzerinde hiçbir verisi yok bunun. Bu gruba bu aşıyı yapmak açıkçası tamamen bir kumar. Tutarsa tutar diye düşünülebilir. Yoksa onun dışında hiçbir veri yok. Sadece tek başına Çin aşısı alan biz varız. Çin’in bile 2’si hazır biri de devam eden 3 aşısı var. Buna rağmen Çin, diğer ülkelerde üretilen aşılardan da ısmarladı kendisine”
dedi.

Alıntı

 

Oca 05

BİONTECH…

BİONTECH…

Sene 1965.

İskenderun’da doğdu.

Henüz üç yaşındayken, işçi ailesinin çocuğu olarak Almanya’ya gitti.

★Anne babası Almanca’yı yeterince geliştirememişti, evde hep Türkçe konuşulduğu için, lisanda geri kaldı, ilkokulda çok zorlandı.

Alman sistemi keskindi, öğretmenleri “bu okuyamaz” dediler, derslerinde başarısız olan, eğitim algısı nispeten düşük çocukların gönderildiği, hauptschule’ye göndermek istediler.

İşçi göçünün ilk yıllarıydı, ebeveynler henüz Almanca’ya hakim olamadığı için, onbinlerce Türk çocuğu bu şekilde harcandı.

Ama o şanslıydı…

Dünya iyisi bir Alman komşuları vardı, elinden tuttu, anne babasını temsilen okula götürdü, anne babasının yerine veli toplantısına katıldı, “yapamazsınız” dedi, “sadece ders notlarıyla bu kararı veremezsiniz”, çocuk belki hepimizden akıllı, ama lisan bilmiyor, kendisini ifade edemiyor, “ona bir şans tanımak zorundasınız” dedi.

Bu komşu kadının çabası, hayatının dönüm noktasıydı.

Öğretmenler ikna oldu, yeniden sınava aldılar, kendisini kanıtladı.

★Köln Üniversitesi’nde tıp okudu.

Profesör oldu.

★Profesör Uğur Şahin.

★Özlem’le tanıştı.

★Özlem Türeci.

İstanbul’da dünyaya gelmişti.

Onlar da Uğur’un ailesi gibi, Almanya’ya göçetmişlerdi.

Babası hekimdi.

Babasının yolundan gitmiş, Saarland Üniversitesi’nde tıp okumuştu.

★Evlendiler.

★2008 yılında, biyoteknoloji şirketi Biontech’i kurdular.

Kanser tedavisine odaklandılar.

★Öylesine umut verici gelişmeler sağladılar ki, Alman ilaç sanayisinin devleri Andreas ve Thomas Strüngmann kardeşlerin dikkatini çektiler.

Dörder milyar dolar kişisel servetleriyle dünyanın en zengin insanları listesinde yeralan Strüngmann kardeşler, Uğur’la Özlem’in şirketine

180 milyon dolar başlangıç sermayesi koydu.

★Amerikan yatırım şirketi Fidelity, para koydu.

İngiliz yatırım şirketi Janus Henderson, para koydu.

Alman yatırım şirketi MIG Fonds, para koydu.

Avrupa Yatırım Bankası, para koydu.

Alman hükümeti, para koydu.

★Bill Gates’in dikkatini çektiler…

Bill & Melinda Gates Vakfı, 100 milyon dolar koydu.

★ABD teknoloji borsası Nasdaq’ta halka açıldılar.

★Biontech’te şu anda 1.100 kişi çalışıyor.

400’ü bilim insanı.

★Virüsleri taklit eden nano parçacıklar geliştirdiler,

kişiye özel aşı üreterek, kanser tedavisinde umut oldular, 60’tan fazla patent aldılar.

★Şirketin şu anki değeri dokuz milyar dolar!

★Almanya’nın ABD’nin en saygın tıp ödüllerini aldılar.

Türkiye’yi yönetenler belki utanır diye yazıyorum… İran ödül verdi.

Sadece beş ay önce, Tahran’da düzenlenen törenle, İran’ın en prestijli tıp ödülü,

Profesör Uğur Şahin’e takdim edildi.

★Biontech’in yönetiminde,

Bilimsel Danışma Kurulu var.

 

Bilimsel Danışma Kurulu’nun başkanlığını, İsviçreli profesör

Rolf Zinkernagel yapıyor. Profesör Zinkernagel’in Nobel Tıp Ödülü var!

★Şimdi sıkı durun…

★Şu anda bütün dünyada koronavirüs aşısı üretmeye en yakın durumda gösterilen dokuz şirket var.

Biri, Biontech!

★Profesör Uğur Şahin’le Özlem Türeci’nin şirketi Biontech, Çin’in yatırım devi Fosun International’le anlaşma imzaladı.

Çinliler şimdilik 135 milyon dolar ödedi.

Fosun şirketi bu ödediği paranın karşılığında, aşının Çin’deki pazarlama haklarına Biontech’le birlikte ortak olacak.

★Biontech ayrıca, Amerikan ilaç devi Pfizer’le anlaşma imzaladı.

Pfizer 120 milyon doları hemen ödedi.

Toplam 305 milyon dolar ödeyecek.

Pfizer bu ödediği paranın karşılığında, aşının

Çin dışındaki, dünya pazarlama haklarına, Biontech’le birlikte ortak olacak.

★Biontech, bilimsel adı “BNT162” olan aşının klinik denemelerine nisan ayı sonunda başlayacak.

★Özetle.

★Almanya’nın fırsat eşitliğinden faydalanan iki Türk’ün dünyayı kurtarma ihtimali var.

“Almanya bizi kıskanıyor” diyenler ise,

iki tane tırışkadan maskeyi dağıtmayı beceremedi kardeşim.

★Bir zamanlar Almanya “acı vatan” diyorduk…

 

Alıntı

Oca 04

GEN TEKNOLOJİSİ

GEN TEKNOLOJİSİ

“İngiltere’de bağımsız bir tıbbi gözlemci kurumu, bir insan embriyosunu genetik olarak değiştirme konusunda etik olarak bir sakınca bulunmadığına karar verdi.”

Yukarıdaki satırlar 17 Temmuz 2018’de BBC’nin internet sitesinde yer almıştı…

“The Nuffield Council on Bioethics” isimli kuruluşun hazırladığı rapora yer verilen haberde,

İngiltere’de insan embriyolarının genlerinin değiştirilmesinin üreme çalışmaları alanında yasal olmadığı, ancak bazı araştırmalar için izin verilebildiğine dikkat çekilirken şöyle denilmişti;

“Genom düzenleme, embriyolardaki, spermlerdeki ya da yumurtalardaki sorunlu kodları kalıcı olarak değiştirerek ya da silerek, genetik hastalıkların önüne geçilmesi amaçlı kullanılabilir.”

Ancak “gen teknolojisi”yle ilgili çalışmalar “tasarım bebeklerin önünü açacağı endişesiyle” de etik bulunmuyor…

İşte bu yüzden de,

“Human Genetics Alert” isimli bağımsız gözlemci grubundan Doktor David King, rapora tepki gösterirken şunları söylemiş;

“Bu kesinlikle utanç verici. Öjenik genetik mühendisliği hakkında 30 yıldır uluslararası yasak var. The Nuffield Council on Bioethics ‘tasarım bebeklere hayır’ demeyi bile gerekli görmüyor. İngiltere halkı 15 yıl önce genetiği değiştirilmiş besinleri istemediklerine karar verdi. Genetiği değiştirilmiş bebekleri isterler mi sanıyorsunuz?”

İngiltere’de “tasarım bebek” tartışmasının yaşandığı o günlerde genleri ile oynanmış ilk bebek projesine imza atan Çinli bilim insanı He Jiankui, 2019 yılı başlarında Güney Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden (SUSTech) kovulmuştu…

Çünkü Jiankui, “CRISPR-Cas9” teknolojisini kullanarak ikiz kız çocuğunun embriyonik genlerini değiştirdiğini açıklamış, bu olay tüm dünyada büyük tepkiye yolaçmıştı…

2018’de Hong Kong’da katıldığı bir bilimsel zirvede bebeklerin genleriyle oynadığını kamuoyuna duyuran Jiankui, babanın HIV taşıyıcısı olduğunu ve virüs bulaşmaması için bebeklerin DNA’sındaki bir geni etkisiz hale getirdiğini iddia etmişti!..

Tüp bebek tedavisi sırasında bazı embriyoların genetiğini değiştiren He Jiankui, bulguların sızması nedeniyle özür dilemiş ancak 3 yıl hapis cezası almaktan da kurtulamamıştı…

Çinli doktor tepki çekse de, onun çalışmasının basına sızmasından 3 yıl önce, Mayıs 2016’da

farklı ülkelerden 150 bilim insanının Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Sentetik insan geni” hakkındaki gizli toplantının ilk notları Science dergisinde yayınlanmıştı…

Medyaya yansıyan bilgilere göre, bilim dünyası, DNA’yı oluşturan dört bazı (adenin, sitozin, guanin, ve timin) temsil eden A, C, G ve T harflerinin değiştirilerek “sentetik bir gen” oluşturulabileceğini tartışmıştı…

“Teklif edilen projeye göre, laboratuar ortamında üretilen 3 milyar harf daha DNA’ya eklenebilirdi!.. Uzmanlara göre; bu gelişmeyle kansere dayanıklı hücreler üretilebilir, nakil edilebilecek organlar yapılabilir, hatta insana süper zeki, süper becerikli ya da süper güzel özelliği verecek DNA kodlarının embriyoya yerleştirilmesiyle ‘süper insan’ da yaratılabilirdi…”

 

 

Alıntı

Oca 03

AŞK ATEŞİYLE YANDIM

AŞK ATEŞİYLE YANDIM

 

Ben Ferhat’tan, Kerem’den, Mecnun’dan da beterim

Bu aşkın derdi ile tükenirim, biterim

Yandım aşk ateşiyle alev, alev tüterim

Sevgim günah olmasın, sevginle akla beni

 

Sevenin, sevilenin dünyada düşmanı çok

Gözlerindir, gözüme saplanan o bir çift ok

Yüreğinden başka hiç saklanacak yerim yok

Ne olur yüreğinde, özünde sakla beni

 

Her seven gönül alır aşk denilen bu çekten

Sultanımsın diyorsam sultanımsın gerçekten

Hak ekmiş yüreğine en nadide çiçekten

Usanmadan hasretle, özlemle kokla beni

 

Al koynuna çekinme haydi doya doya sar

Can suyu ekleyerek dudak şerbetiyle kar

Bak aşkına adanmış kurbanlık bir yürek var

Herkesi imrendiren aşkınla şokla beni

 

Bu sevgi barajından bir başka yere akma

Bu aşkın tutsağını ihtirasınla yakma

Yar, beni sensizliğin girdabında bırakma

Uykuda ya uyanık cisminle yokla beni

 

Sevgisizlik zehrini bu ömür etmekte def

Bir peri ki; ya inci, ya zümrüt, ya da sedef

Bütün ruhum bedenim sevgine açık hedef

Nişan al, haydi aşkla, aşkınla okla beni

 

Kenan ŞAHBAZ

Oca 02

Türkiye’de üretilen Vacrol Softjel gıda takviyesi

Türkiye’de üretilen Vacrol Softjel gıda takviyesi

6 Mayıs 2020’de Arslan Bulut Yeniçağ Gazetesindeki köşesinde yayınladığı yazıdan

Türk araştırmacılar, korona virüsü etkisiz hale getirdi. Korona virüs bulaşmış çok sayıda tıp doktoru, gıda takviyesi ürünü olarak üretilen bu maddeyi kullanarak iyileşti…

Araştırmayı yapan CARMED şirketinin başkanı Kaptan Mustafa Can, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektupta, “Korona virüsün sebep olduğu enflamatuar süreci yönetmede karvakrolden yararlanabileceğimizi düşünüyoruz. Ayrıca Avrupa’da kekik drogları geleneksel kullanıma tabiidir. Tamamen milli olarak Türkiye’de üretilen Vacrol Softjel adlı bir gıda takviyesi Covid-19(+) hastalarına destek amaçlı olarak verildi. Yaklaşık beş gün gibi kısa bir sürede hastalarda iyileşme gözlendi. Korona virüse karşı bu ürünün hem koruyucu olarak hem de tedavide kullanılmasını istiyoruz. Türkiye’yi dünya liderliğine, oyun kuruculuğuna taşıyacak bu ürünün, ortodoks tıbbına mağlup olmadan İbn-i Sina anlayışı doğrultusunda hastalara ve ön cephede savaşan sağlık personelimize ulaşmasına yardım etmenizi istiyoruz.” demişti…

Aradan 6 ay 10 gün geçti… Henüz bir cevap verilmedi…

 

Oca 01

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Aşk, hep sürecek bir iyiliği elinde tutmaktır.” Salim Mukaddem

* “Düşünmek, manen gençleşmektir.” Daryust Shayegan

* “Kovandaki balı tek bir arı mı yapar?” Thomas Hood

* “İnsanın aklı çoğaldıkça can sıkıntısı artar.”  Fyodor Dostoyevski 

* “Hayvanlara merhamet değil adalet borçluyuz.” A. Schopenhauer

* “Güneşi bilmeyen çiçek renginden habersizdir.” Ali Suad

* “Egemenlik refah ve özgürlüğün kılığına girdi” Marcuse

* “İştah yedikçe açılır, susuzluk içtikçe diner” François Rabelais

* “Kendini yargılamak daha güçtür. Kendini yargılayabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.” Antoine de Saint-Exupéry

* “Büyük zaruretler insanı küçültür. Küçük zaruretler ise ufaltır.”  Johann Wolfgang von Goethe

* “Yarının insanları bugün ile oyalanmamalıdır.” Sedat Turan

* “Şiir yazmak Büyük Kanyon’dan aşağı bir gül yaprağı bırakıp sonra ekosunu beklemek işidir.” Don Marguis

Ara 31

“KEMAL BEY BİLMEZ”

“KEMAL BEY BİLMEZ”

 

Tank Palet Fabrikası’nın devri konusu var ya tam bir facia…

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki;

“Peşkeş çekildi…”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan diyor ki;

“Bay Kemal bilmez, anlamaz bu işleri…”

Cumhuriyet tarihinde ilk kez uygulanan Tank Palet devir yönteminin nasıl gerçekleştiğini BMC’nin sahibi Ethem Sancak şöyle açıklamıştı:

 

“Liderimiz (Erdoğan) bana dedi ki;

‘Sen o otomotiv şirketinin altından kalkabilir misin?’

Valla ne emrederseniz onu yaparım. Ama buna gücüm yetmeyebilir. Elimdeki varidatım bu. Savunma sanayine girmek o gün için bir macera.

Ben de eski bir sosyalist yeni bir Müslüman olarak kardeşlerim arasında adil bölüşmüştüm serveti. 16’da bir parçası kalmıştı.

Bu para var. Bununla alınabiliyorsa ihaleye gireyim. Ama diyelim ki aldım. Bunu emrettiğiniz gibi güçlü bir sanayi şirketi haline getirebilmem için güçlü bir fon olması lazım arkamda.

Liderimiz (Erdoğan) bana dedi ki;

‘Ne yaparız?’

Sizin büyük ferasetinizle Arapların onurlu bir bölümünü kendine getirttiniz. Katar’la neredeyse tek millet iki devlet haline geldik. Allah da gani gani para vermiş Katar’a. Emir de sizi kırmaz. Katar devletini ve silahlı kuvvetlerini bana ortak ederseniz bu işin altından kalkarız. Sağ olsun Sayın Emir’i aradı o da kırmadı. BMC’nin yüzde 50 eksi birini Katar ordusuna sattım.

Tek başına yapmak istemiyordum.

Liderimiz (RTE) bana dedi ki;

‘Talip Öztürk’ü de al yanına’

Benim gibi deli bir Laz ortak da önerdi bana Sayın Cumhurbaşkanım. Onu da yanıma aldım, eşit bölüştük.”

***

Erdoğan usulü bölüştürme ve bölüşme şöyle:

Tank palet = Katar + BMC + Ethem Sancak + Talip Öztürk.

Sorular ise şöyle:

50 milyon doları Katar’dan Ethem Sancak mı aldı? Para nerede?

18 ayda üretilecek tanklar nerede?

 

Gerçekten Erdoğan haklı…

Kemal Bey bölüşme ve bölüştürme işini bilmez…

 

Alıntı

 

Ara 30

BAYBURTLU ZİHNİ

BAYBURTLU ZİHNİ

 

Bayburtlu Zihni gülmez. Çünkü haksızlığa tahammülü yoktur, sözü cebindedir, dilini tutamaz, yergileri çok serttir. Ve çok çileler çekmiştir bu yüzden.

Çeşitli ilçelerde mal müdürlüğü yapmış, birlikte çalıştığı Defterdarlarla geçinememiş, bu yüzden başına çok işler gelmiştir. Trabzon’un Of İlçesi’nde Mal Müdürü iken, Trabzon defterdarı Tahsin Efendiyi yolsuzlukları sebebiyle yerden yere vurmuştur:

“Bir karıştır bacağın, bir buçuk endâze boyun

Fitne sandukası, şer mahzeni, şeytan Tahsin”

Tahsin Efendi gider, Çuhadarzade Câzim Efendi gelir ama o da hırsızın tekidir, Zihni ona da veryansın eder:

“Sen ey hain-i bidin ü Mürvet Câzim

Sen ey münkir-i bimezhebü millet Câzim

Vay ol valiye ki, sen gibi defterdara

 Ede mühimmat ile himmet Câzim

55 beyitlik bu yergisinde Zihni, Câzim Efendi’ye “.bne” bile demektedir. Ve dahası da var, bu yolsuzluklara aldırış etmeyen Trabzon valisi Vâsıf Paşa da almıştır nasibini:

“Seni ey hame-i hicviyeme şâyân Vâsıf

Seni ey kâfire dost müslime düşman Vâsıf

Hilede tilki, hıyanette sıçan, salyada kelp

Düz taban, şom kadem, Hırs-ı Horasani Vâsıf”

İşin içine Vâsıf Paşa’yı sokması, görevinden alınmasına sebep olmuştur. Yıl 1846’dır. Hâlini arz etmek için düşer İstanbul yollarına. Of’tan azlolunmuştur of çekmektedir. Of redifli bu şiir düşer kalemine:

“Of, Of’tan azlolup kaldım kuru feryâde of!

On bir aylık gitti mahsûl-i maaşım bade of!

Ben of oldum, of ben ve ben of’a alüfteyim

Âşık olmuştur bana of, ben of’a üftâde of

Of’tan bir of dahi eyler tevellüd âhlar

Ser çeküp âfâka eyler âlem-i bâlâda of

Sal kırk oldu der-i vâlây-yı destûrânda

Etmedim terf-i rütbe şöyle kaldım sâde of

Penc ü deh sâl oldu gerçi hâceyim ya hâmise

Rabia mümkindi ancak olmasa arada of

Böyle of çekmeğe hep âzâyı tahrik eylesem

Ola ki bir iş göreydi meclis-i vâlâda of

Mısra-ı berceste oldu târih Zihnî’yâ

Of of’tan azlolup kaldım kuru feryâde of”

Bir umutla İstanbul’a varmıştır… Halini arz edecek, bir “of” deyip açılacak aklınca, haklılığı anlaşılacak, Of’a mal müdürü edecekler yeniden onu…

Ancak hiç öyle olmuyor… Kalem efendileri bakarlar sarığına, bakarlar kılığına, “molla” der dururlar alay ve kahkahalarla.

Nereli olduğunu sorar saraya yakın bir ailenin pek şımarık çocuğu. Erzurum’a bağlıdır o zaman Bayburt. “Erzurumluyum” deyince Şair, der ki:

“Yahu sizin Erzurum’da çok tezek yerlermiş öyle mi?”

Zihni de ona sorar:

“Sen bunu nereden biliyorsun?”

“Bizim kayınbirader valilik yaptı da iki yıl orada, o anlatırdı.”

Cebinden kâğıt kalem çıkarıp bir şeyler karalar Zihni. Sırıtarak sorar yine o seçkin şımarık:

“Ne yazıyorsun Molla?”

“Yazı değil, hesap hesap… Sizin kayınbirader iki yıl süresince ne kadar tezek yemiş, onu hesaplıyorum!”

 

Alıntı

Eski yazılar «

» Yeni yazılar