Mar 23

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Kitaplar, dostlar gibi az sayıda ve iyi seçilmiş olanlardır. Daima, yeniden onlara dönmeliyiz. Çünkü, gerçek dostlar gibi onlar da bizi yalnız

bırakmazlar, hiç bir zaman öğretmekten vazgeçmezler ve asla bıktırmazlar.” Charles Lamb

* “Deve yükü aş olsa, aç’a az görünür.” Kaşgarlı Mahmud

* “Lider olabilmemiz için, önce hizmetçi olmamız gerekir.” Dostoyevski

* “Göze göz, tüm dünyayı kör eder.” İndira Gandhi

* “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin Millî ve zengin olması Millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en

zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan

kurtarmalıdır.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Türkçenin uzun tarihi boyunca oluşan söz dizimi kuralları, Türk milletinin düşünce, mantık ve kâinatı algılama anlayışının belirtisi olarak dilimize

aksetmiştir” Prof. Dr. Mehmet Metin

Mar 22

TÜRKLERİN ERGENEKONDAN ÇIKIŞI NEVRUZ BAYRAMI KUTLU OLSUN.

TÜRKLERİN ERGENEKONDAN ÇIKIŞI NEVRUZ BAYRAMI KUTLU OLSUN.
Türklerin Ergenekon’dan çıkışının 4658. Yılını idrak ettiğimiz bugün aynı zamanda Nevruz bayramıdır ve eski çağlardan beri bütün Türk dünyasında kutlanmaktadır.
Türklerin hayat ve dünya hakkındaki görüşleri, tabiatla yakından ilgilidir. Gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü aynı zamanda yeni yılın başlangıcıdır. Nevruz bayramı Türk dünyasında Yengi Gün bayramı olarak da adlandırılmaktadır.
Türklerin en eski tarihinden günümüze kadar varlığını sürdüren Nevruz yani Ergenekon Bayramı, bütün unsurlarıyla, adet ve gelenekleriyle bir Türk bayramıdır. Türk dünyasının her köşesinde büyük şenliklerle kutlanan bu bayram, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Azerbaycan Cumhuriyetlerinde resmi ve milli bayram olarak kutlanmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere Kuzey Kıbrıs, Bosna, Sancak, Makedonya, Bulgaristan, Batı Trakya, Romanya, Moldova, Gagauzlar, Kırım, Kazan, İdil-Ural, Kafkasya, Sibirya, Yakutistan, Uygur bölgesi, Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Kuzey Afrika gibi ülkelerde yaşayan dost, kardeş ve akraba topluluklarda, Türklerin yaşadığı her coğrafyada Nevruz Bayramı ile bu gelenek yaşatılmaktadır. Türk topluluklarında milli birliği güçlendiren, dayanışmayı artıran, birlik ve beraberliği pekiştiren bu bayramın yeniden bütün Türk dünyasında birlik ve beraberliğin, dostluk ve kardeşliğin sembolü olması dileğiyle Erzurum halkının ve büyük Türk Milletinin Ergenekon dan çıkışını ve Nevruzunu kutluyoruz.
* Altay Türklerinde ÇILGAYAK BAYRAMI,
* Azerbaycan Türklerinde ERGENEKON BAYRAMI veya BOZKURT BAYRAMI,
* Başkırdistan’da EKİN BAYRAMI,
* Doğu Türkistan’da YENİ GÜN veya BAŞ BAHAR,
* Gagavuzlarda İLKYAZ,
* Hakas Türklerinde CILSIRTI veya ULU KÜN,
* Karaçay Malkar Türklerinde GOLLÜ, GUTAN, SABAN, TOY veya TOGRİ TOY,
* Kazak Türklerinde ULUS GÜNÜ,
* Kazan Türklerinde ve Karakalpaklarda TEREKEMELER veya ERGENEKON BAYRAMI,
* Kumuk Türklerinde YAZBAŞ,
* Nogay Türklerinde SABAN, NEVROZ, veya TOY,
* Türkmenlerde TEZE YIL,
* Uygur Türklerinde YENİ GÜN’dür.

Mar 21

KAYIK ZİVTLENME!..

KAYIK ZİVTLENME!..

“Osmanlı zamanında, Boğaz’da yalı sahibi iki komşu sohbet ediyorlarmış.
Konu, yalı kayıklarının zivtlenmesine gelmiş.
Yalı sahibi, komşusuna sormuş:
– Komşu, kayığı zivtlettiniz mi?
-Zivtlettik.
– Kaça mal oldu?
– Beş kuruşa!..
– Allah Allah, biz de zivtlettik ama bizimki yirmi kuruşa mal oldu!..
Komşusuyla sohbet sona erince yalısına dönen yalı sahibi, vekilharcı çağırmış karşısına. Hesap sormuş:
– Vekilharç, komşunun kayığı beş kuruşa zivtlenmiş. Bizimki nasıl oluyor da yirmi kuruşa zivtleniyor, hesabını ver bakalım hele!..
Vekilharç tek tek hesabını vermiş:
– Efendim, komşunun yalnız kayığı zivtlenmiştir. Bizim bahçıvan zivtlendi, bekçi zivtlendi, aşçı zivtlendi, bendeniz zivtlendim, bir de kayık zivtlendi…”

Mar 20

TÜRK BİRLİĞİ TURAN

TÜRK BİRLİĞİ  TURAN

 

Her toplumda içinde yaşadığı toplumla ilgili düşünce ve ülküleri olan insanlar çok değildir. Sayıları az olan bu tür insanlar kendilerinden çok, aidiyet duygusu taşıdıkları toplumun dertleri ve geleceği ile ilgilenirler.

Onlara ülkücü (idealist) deriz. Milletin dertleri ve geleceğiyle ilgilenen ülkücüler milliyetçi adını alır. Türk milletinin ülkücülerine ise Türk milliyetçisi veya kısaca Türkçü deriz.

Türkçülerin ülküsü, Türk milletinin dert ve sıkıntılarını ortadan kaldırmak; Türk milletini zengin, kalkınmış, müreffeh hâle getirmek; Türk milletini güçlendirmek ve yükseltmektir.

Bütün ülkücüler gibi Türkçüler de kendileri gibi düşünenlerin sayısını artırmak ister. Ne kadar çok olurlarsa ülkülerini gerçekleştirmeye o kadar yaklaştıklarını düşünürler. Demek ki bir Türkçünün ilk görevi Türkçülerin sayısını artırmak için çalışmaktır.

Bağımsız olmayan Türklerin bağımsızlığını sağlamak, bağımsız parçalar arasında ekonomik, kültürel ve siyasi birlikler oluşturmak Türkçülerin önünde duran büyük bir hedeftir. Bu hedefe Turan diyoruz. Böyle bir hedefleri olduğu için Türkçüler aynı zamanda Turancıdırlar.

 

Türk devlet ve toplulukları arasındaki ilişkiler, 1990 öncesine göre çok daha fazladır. Türk Konseyi gibi, Türksoy gibi ortak kuruluşlar vardır. İş adamları, bilim adamları ortak çalışmalar yapmaktadır. Türk Dünyası kavramı yaygın olarak kullanılmaktadır. Bağımsız Türk devletlerinde de artık Turancılığı düşünen insanlar vardır. O hâlde Türk birliği, hiç de olmayacak bir hedef değildir.

Alıntı

Mar 19

“KOLUMU KESİVER KUMANDANIM!”

KOLUMU KESİVER KUMANDANIM!

Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subay, hâtırâtında şöyle anlatır:

Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nisbetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allah Allah…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi.

Bir aralık, yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ıztırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ıztırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı:

“–Şunu kesiver kumandanım!” dedi.

Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken de:

“–Üzülme Ali Çavuş, Allah vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum.

Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de:

“–Vatan sağ olsun! Allah îmandan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..” cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti.

RUHU ŞAD OLSUN…

Mar 18

ÇANAKKALE ZAFERİ

ÇANAKKALE ZAFERİ

 

“YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM”

Türk’üz, Orta Asya’dan kükreyerek geldik biz

Yıkılmaz dedikleri nice surlar deldik biz

Yiğitçe, kahramanca ölümle eğlendik biz

Asalet özden gelir bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Hak için feda ettik nice yiğit erleri

Türk adıyla işledik tarihe zaferleri

Canla, başla savunduk vatan bildik yerleri

Cehalet ilkelliktir, bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Tatmışız hürriyeti irfanla yudum, yudum

Geçmişi, geleceği satır, satır okudum

Herhalde ve her şartta İstiklâli dokudum

İhanet soysuzluktur, bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Allah, Muhammet lafzı vardır gönderimizde

O rahmet peygamberi kalpte minberimizde

Hakk’ın sonsuz hikmeti, lütfu önderimizde

Cesaret Allah’tandır, bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Bağımsızlık uğruna kandan candan geçtik hep

“Allah, Allah” diyerek şahadeti seçtik hep

Şahadet şerbetini kana kana içtik hep

Esaret bir zillettir, bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Bâtıla bâtıl diyen, Hakk’ı Hâk bilen sensin

Mazluma sahip çıkan, yaşını silen sensin

Ey adalet güneşi doğudan doğan sensin!

Adalet gelecektir, bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

 

Ey Türk genci bu vatan atandan emanettir

Emaneti bilmemek en büyük dalalettir

Dalalete düşmenin sonucu ihanettir

Emanetler korunur bitecektir her zulüm

Bozkurt Başbuğ haykırır; “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!”

Kenan ŞAHBAZ

 

Kahraman Türk Ordusu’nun Çanakkale Cephesi’de Anadolu halkına verdiği azim, umut ve kararlılık Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini de ateşlemiştir. Çanakkale, Türk ulusunun bağımsızlık ve hürriyet söz konusu olduğunda ne denli kararlı ve kahraman olduğunu sonsuza dek anımsatacak bir “anıtcephe” dir. Çünkü Türk ordusu üstün muharebe taktiklerini, silah gücü bakımından çok üstün bir güce karşı ustalıkla kullanmıştır. Bununla beraber dünya harp tarihi, Çanakkale’de Türk askerinin insancıllığını savaş alanlarında bile yitirmediğine, düşmanına dahi merhamet gösterebildiğine şahit olmuştur.

Her siperde ayrı bir destan başlatan askerlerimiz, düşmana karşı verdiği mukaddes mücadeleyi zaferle sonuçlandırdığında, dünya tarihinin zirve sayfalarına da “Çanakkale Geçilemez!” ilkesini bir daha silinmemek üzere yazdırmıştır.

 

Mar 17

“HAÇLI SAVAŞÇISI” WİLLİAM EWART GLADSTONE

“HAÇLI SAVAŞÇISI” WİLLİAM EWART GLADSTONE

 

1809-1898 yılları arasında yaşayan Gladstone, İngiltere başbakanıydı. Ara ara altı defa bu makama geldi.

Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, “Büyük Oyun”u yazdı. Kitabın alt başlığı “İngiltere Başbakanı Gladstone’un Osmanlı’yı Yıkma Planı”. (Timaş Yayınları, 528 s.)

Prof. Dr. Karaca, “Osmanlı Devletinin yıkılış sürecini anlayabilmek için bir Türk tarihçisinin Gladstone’u görmeme şansı hemen hemen hiç bulunmamaktadır. Çünkü Kırım Savaşında, Eflak ve Boğdan’ın bağımsızlık mücadelesinde, Bulgaristan olaylarında, Mısır’ın işgal edilmesinde, Ermeni sorununun uluslararası alana taşınmasında, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmeleri sürecinde, kısacası Osmanlı Devletinin karşılaştığı bütün sorunların arkasında William Ewart Gladstone ismi tarih meraklısının karşısına çıkmaktadır.” diyor ve şu neticeyi kayda geçiriyor:

“Elbette ki Osmanlı Devletinin yıkılışı birçok etkene bağlıdır. Fakat İngiltere Başbakanı William Ewart Gladstone’un başlattığı ‘Türkleri geldikleri yere gönderme’ politikasının giderek artan bir ‘kelebek etkisi’ oluşturduğu ve birbirine bağlı sorunların Osmanlı Sultanını çözümsüzlüğün içinde bıraktığı da belirtilmelidir. Gladstone’u an­lamadan 19. yüzyılı ve sorunlarını anlamak mümkün değildir. 19. yüzyılı anlamadan da günümüzü ve sorunlarını anlamak imkansızdır. Çünkü bu yüzyılın sorunları ve politikaları 21. yüzyılda yaşamakta­dır.”(s. 498).

Gladstone, “Türk-Sırp Savaşı; Bulgar Dehşeti [Bulgarlara uygulanan dehşet] ve Şark Meselesi” kitabında Türkler hakkında ne düşündüğünü çok bariz ortaya koyar:

“En kaba biçimiyle Türk ırkının eskiden ve şimdi ne olduğunu kısaca ortaya koymaya çalışmama müsaade edin. Bu sadece basit bir Muhammedîlik [Mahometanism, Müslümanlık] meselesi değil; fakat, Muhammedîliğin belirli bir ırkın tuhaf karakteriyle birleşmesidir. Onlar ne Hindistan’ın ılımlı Muhammedîleri ne Suriye’nin şövalyevarî Eyyubîleri ne de İspanya’nın kültürlü Araplarıdır. Onlar nihayetinde Avrupa’ya ilk girdikleri kara günden [black day] beri insanlığın en büyük insanlık düşmanı [anti-human] türüdür. Gittikleri her yerde onları takip eden büyük bir kan izi bıraktılar ve böylelikle hâkimiyetlerinin uzandığı yerlerde medeniyet gözden kayboldu.” (William Ewart Gladstone, The Turco-Servian War: Bulgarian Horrors and the Question of the East, New York & Montreal: Lovell, Adam, Wesson & Co. , 1876).

Aynı zamanda Evangelist olan Gladstone’u bil, başımıza ne örülmek istendiğini anla.

Adamın kinin nasıl katmerlendiğini Türklerin Avrupa’ya girişini “black day” olarak adlandırması ortaya koyuyor.

 

 

Alıntı: A. Tekin

Mar 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Keşke tanımasaydım” dediğim hiç kimsem olmadı benim. “Keşke beni tanımasına izin vermeseydim” dediklerim oldu.” Gabriel Garcia Marquez

* “Yüzsuyu ile leke çıkartılamaz.” İbrahim Olcaytu

* “Başarı bir seyahattir, hedef değil. Mutluluk giden yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Yolun sonunda da olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu. Mutlu olmanın zamanı ise bugündür, yarın değil.” Hz. Mevlânâ

* “Yük, düzgün taşınırsa hafifler.” Ovidus

* “Kuşku, gerçeğin tapınağına gidebilmek için herkesin geçmek zorunda olduğu bir dehlizdir…” Charles Caleb Colton

* “Bir gram önlem, bir kilo tedaviden daha önemlidir.” İngiliz Atasözü

* “Bütün duvarlar iki anlamlı ve ikiyüzlüdür. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.” Ursula K. Le Guin

* “Bir yılda zenginleşmek isteyen, altı ayda asılır.” Cervantes

* “Eli açık insanlardan, dükkân sahibi olmaz.” Honoré de Balzac

Mar 15

VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!

VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!

İdlib, şehit edilen Türk askerlerinden Piyade Uzman Onbaşı Birhan Er‘in 2013 yılında yaptığı paylaşımda “Biz yedi yaşında yağmurun altında, soğuktan titreyerek ‘Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun’ derken şaka yapmıyorduk” dediği ortaya çıkmıştı.

Yasaklayanlar ve yasaklayanları destekleyenler de bu ifadeyi kullanmaktan hiç utanmadı. Suriye’nin kuzeyinin boşaltılarak, buradaki insanların Türkiye’nin Güneydoğusuna yerleştirilmesi, onların boşalttığı yerde PYD devletinin kurulması, şimdi de İdlib’de Heyet Tahrir El Şam adıyla kurulan El Kaide, El Nusra ve IŞİD artığı Amerikan örgütünün korunması, Türkiye’nin de kendi çıkarları aleyhine Suriye ile savaşa girmesi, hangi projeye hizmet ediyor olabilir sizce?

Yoksa varlığımız, İsrail’in varlığına armağan mı                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      İsrailli 75 yaşındaki Ehud Yaari diyor ki;  “Erdoğan bizim düşmanlarımızı vuruyor”                                                                                                  İsrail’in 75 yaşındaki ünlü gazetecisi Ehud Yaari, “Erdoğan bizim düşmanlarımızı vuruyor” diye yazıyor. Odatv’de Rafael Sadi‘nin çevirisi ile yayınlanan yazısında Ehud Yaari şöyle diyor:                                                                                                                                                          “Aniden kendimizi Türklerin yanında bulduk. Son 24 saat içinde Hizbullah, İdlib’den Lübnan’a sessizce ve ilan etmeden ve sayısı bilinmeyen onlarca askerinin tabutunu taşıdı. Türk Ordusu ilk defa İran tarafından yönetilen bu milisleri böylesi bir şiddetle Suriye’de vurmuştur. Hizbullah, İran’ın ağır baskısı ile Suriyeli isyancıların elinde kalan son bölgeye asker (milis) göndermeyi kabul etmişti.                                              Esad’ın kara propagandası ise sosyal medyada yayın yapmakta ve İsrail’in Türkiye’ye askeri yardım teklif ettiğini yaymaktadır. Bu kesin bir yalandır tabii ki. Ancak Suriyeliler bunu gayet iyi kullanıyorlar. Ve bu durum, doğal olarak Erdoğan’ı, İsrail’in doğal müttefiki haline getirmektedir. Ne kadar zaman için bilemeyiz tabii ki.                                                                                                                                             İran’ın Suriye’deki konuşlanması iki ülkeyi de rahatsız etmektedir. Böylesi bir durumda İsrail çok dikkatli olmak zorundadır. İran ile Türkiye arasında bir kavga bizi kesinlikle rahatsız etmeyecektir.”

 

Mar 14

TAKTIRIR; YA BİR TASMA, YA YULAR!…

TAKTIRIR; YA BİR TASMA, YA YULAR!…

Alınmasın kimse ha, kimseye değil sözüm!

Yıllar yılı durmadan ağladı gönül gözüm

Haksızlıklar yüzünden çürüğe çıktı özüm

Anlamaz kara cahil bir ömür sanır fular

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Bir gerçeği sizlere anlatmaktır amacım

Beni bilir ve tanır hepsi kardeşim bacım

Bilin ki bu dünyada ben mertliğe muhtacım

Nasıl bir zavallı ki esir almış tutkular

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Sakın ümitlenmeyin fayda vermez dirisi

Bir kaval sesi ile kıpırdanır sürüsü

Hepsi benziyor amma hele var ki birisi

Hiç kimse yılmaz değil, insan her şeyden yılar

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Üzülürüm haline öğüt almaz inan ki

Şu küçücük dağları ben yarattım der sanki

Her türlü ucubeyle olmuş önceden kan ki

Aklını kullanmazsa her an meçhule dalar

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

İrade beyan etmez güdülmeyi çok sever

İpini teslim etmiş sahibini hep över

Kendiyle olmayana ahlâksızca çok söver

Narsis bir eda ile fitne, fesat, kin salar

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Ardan anlamaz olur, utanmayı unutur

Hasetliği yüzünden vicdanını kurutur

İnsan olmak vasfını şuursuzca çürütür

Sözlerinin üstüne edepsizce söz ular

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Savunulacak yanı elbette yoktur bence

Vatandaşın bunlara karnı da toktur bence

Toplumda hadsizlerin burnu da boktur bence

Ne kadar uğraşsalar yukarı akmaz sular

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Defalarca anlatsan hiç anlamak istemez

Gönlü kaya gibidir milim olsun esnemez

Yardım istersin amma yaraya da işemez

Örnekleri pek çoktur tükürdüğünü yalar

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

İmansızı var ancak çoğu Rabbe tapıyor

Onca kitaba rağmen yanlışlara sapıyor

Her mahkûkât kendine yakışanı yapıyor

Yalakalık üstene yoktur her şeyi yalar

Taktırır bir gün gelir ya bir tasma, ya yular!

 

Kenan ŞAHBAZ

Eski yazılar «

» Yeni yazılar