Ara 02

ZİYA PAŞA’DAN TERCÎ-İ BEND (2)

ZİYA PAŞA’DAN

TERCÎ-İ BEND  (2)

 

Kendimi bezi eyleyüp ıslâh-ı Devlet uğruna

Ben neler çekdim  neler bu istikâmet uğruna

 

Hânümânım târümâr oldu hamiyyet uğruna

Berk û bânm hep perişan oldu gayret uğruna

 

Nefsime zulm eyledim halka adalet uğruna

Cism ü cân etdim fedâ bu mülk ü millet uğruna

 

Ben hele oldum telef gitdim bu fikret uğruna

Hey ne humk u cehl imiş yanmak sadâkat uğruna

 

Derde uğrar kim sadâkat etse elbet Devlet ‘e

İstikâmet mahz-ı cinnetdir bu mûlk ü millete

 

Kendimi Devlet’i düzeltmek uğruna cömertçe, tamamıyle vererek; bu doğru yolda ben, neler çektim neler!.

 

Hamiyyet, millî şeref ve haysiyet uğruna evim barkım dağıldı, yuvam yıkıldı;

Devlet ve Millet için gösterdiğim gayretler, çabalar uğruna varım-yoğum, her şeyim perişan oldu, bütün düzenim bozuldu.

 

Halka, millete âdil davranmak için kendime eziyet çektirdim; bedenimi ve rühumu, bu Devlet ve Millet uğruna fedâ ettim.

 

Her neyse, ben bu düşünce, ideal uğruna telef oldum, harcandım gittim; ama, doğruluk yolunda yanmak, helâk olmak, perişanlık ne kadar ahmaklık, cahillik imiş!.

Bütün bunları, şimdi çok iyi anladım.

 

Çünki: Her kim Devlet’e doğrulukla bağlılık gösterirse, hizmet ederse O’nun başı derde girer;

Bu Devlet’e ve Millet’e karşı doğru hareket etmek, hâlis cinnettir, yani düpedüz deliliktir!

 

 

 

Devam edecek

Ara 01

BİNDİK BİR ALAMETE!…

BİNDİK BİR ALAMETE!…

Prof. Dr. Kemal Gözler, Türkiye’de hukuk fakültelerinde bazı dersleri hukuk fakültesi mezunu olmayan öğretim üyeleri veriyormuş. Sedat Albayrak‘ın tivitini veriyor önce:

“[Türkiye]’deki bütün hukuk fakültelerinde sayısız ilâhiyatçı var, bunların envanteri çıkarılabilir, artısı sadece hukukta değil sosyal bilimlerin bütün bölümlerinde o temel bilimde yetişenler yerine istihdam edilmek konusunda ‘avantajlı’lar, mesela bunun tam tersini görmek mümkün değil./İlahiyat mezunu ya da daha öze inersek İHL’li olmak yeni sistemin zorunlu bir ayrıcalığıdır, buradan yetişmek mecburi bir joker halidir, alınan formasyonun sınırlı muktesabatı ve sosyal bilim içerik zayıflığına rağmen İsviçre çakısı gibi her alanda yer bulabilirler pek tabi olarak.”

Hukuk fakültelerinin ne hâllere düşürüldüğünü öz anlatan bir tivit.

73 faal hukuk fakültelerinden 1’i özelde, 19’u devlette olmak üzere 20 fakültenin dekanı hukukçu değil. 4’ü ilahiyatçı. Kimyacı, veteriner bile var.

Prof. Dr. Gözler: “20’sinin dekanının hukukçu olmaması, ihmal edilebilecek istisnaî bir olgu olarak görülemez. Toplamın yüzde 27,4’ünü teşkil eden olgu istisnaî bir olgu değildir. Ortada ciddi bir sorun vardır.” diyor.

Devlete ait 46, özele ait 36 hukuk fakültesi bulunurken, devlete ait 92, özele ait 6 ilahiyat fakültesi bulunuyor.

Türkiye’de 2009 yılı itibarıyla 22 devlet hukuk fakültesi varken, 24 ilâhiyat fakültesi vardı.

2010-2019 yılları arasında 24 yeni devlet hukuk fakültesi açılırken, aynı dönemde 68 yeni devlet ilâhiyat fakültesi açılmış.

Prof. Dr. Gözler: “Bu normal bir şey değildir. Bunun normal bir şey olduğunu iddia eden var ise, bize, hukuk fakültesinden daha çok ilâhiyat fakültesinin bulunduğu ülkeleri göstermeye davet ediyorum. Arap ülkeleri dahil, hukuk fakültesinden çok ilâhiyat fakültesinin olduğu bir ülkenin olduğunu sanmıyorum.” diyor ve şu hükme varıyor:

“Sadece dokuz yılda, fakülte sayısında, öğrenci sayısında ve öğretim elemanı sayısında üç-dört kat artış olması bir rastlantı olamaz. Bu plânlanmış, istenmiş bir artıştır. Bu artışın esas itibarıyla 2010’dan sonra gerçekleştiğinin altını çizmek gerekir./2010 yılı Türkiye’de sadece demokrasinin, hukukun, insan haklarının çöküşünün başladığı yıl değil, aynı zamanda akademinin yıkılışının başladığı yıldır da./(…) 2010 yılı, Türk tarihinde, 1839, 1856, 1878, 1908, 1923, 1960, 1980 gibi bir ‘kritik tarih (critical date)’tir.”

 

 

Alıntı: Arslan Tekin

Kas 30

YAŞAMAK BUYSA…

YAŞAMAK BUYSA…

 

Haykırıyor yüreğim

Yüreğimi bir duysa

Bak sensiz yaşıyorum

Eğer yaşamak buysa…

 

Hani sözümüz birdi

Aramıza kim girdi?

Canım azaba erdi

Eğer yaşamak buysa…

 

Gülüm iki gözümdün

Baldan tatlı özümdün

Çürüyorum çözüldüm

Eğer yaşamak buysa…

 

Birden kırıldı dalım

Çayırlar oldu halım

Yataklar tıpkı salım

Eğer yaşamak buysa

 

Diyorlar delirmişim

Çarmıha gerilmişim

Gönülden sürülmüşüm

Eğer yaşamak buysa…

 

Çileyi buldu canım

Istırap doldu canım

Açmadan soldu canım

Eğer yaşamak buysa…

 

Her daim anıyorum

Ateşte yanıyorum

Her şey sen sanıyorum

Eğer yaşamak buysa…

 

Kenan ŞAHBAZ

Kas 29

ÜLKEDE DAHA KAÇ AJAN VAR?

ÜLKEDE DAHA KAÇ AJAN VAR?

İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6’nın önemli bir ajanı olduğu, son olarak Suriye’deki “Beyaz Baretliler”i kurduğu ve bu örgüt üzerinden “Kimyasal silah kullanıldı” yalanlarını dünyaya yaydığı biliniyordu ama Beyoğlu’nda bürosunun önünde ölü bulunana kadar dört yıldır Türkiye’de yaşıyordu! Evi de Büyükada’da idi!

Buna neden izin veriliyordu? Çünkü AKP iktidarı, Beşar Esad‘ı devirerek yerine İhvanı Müslimin adlı yine İngilizlerin kurduğu örgütü iktidar yapmak için İngiliz ajanı James Le Mesurier‘e faaliyetlerini Türkiye üzerinden sürdürme imkânı tanımıştı!

Banu Avar, 2016 yılında yayınlanan Zemberek kitabında, “Beyaz Baretler ve Lawrence ile 007 James Bond karışımı bir İngiliz ajanı” başlığı altında konuyu incelemişti. O tarihte Avar’ın ifadesiyle “Küresel sırtlanların beyin bulandırma aracı Time Dergisi de koroya katılmış ve sözde ‘yardım kuruluşu’ Beyaz Baret’leri kapaktan kutsamıştı!”

Üstelik Time dergisi, adamın resmini de yayınlamıştı. Avar, kitapta durumu şöyle özetlemişti:

“Karaköy’de çekilmiş bu fotoğrafta gördüğünüz adam James Le Mesurier… Sıradan bir İngiliz askeri değil. Birleşmiş Milletler Barış Gücü adına Balkanlar’da çalışmış, İngiliz Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Ortadoğu’da istihbaratçı olarak üst düzey görev yapmış biri. Çalıştığı alanlar saymakla bitmiyor. Irak İçişleri bakanının özel danışmanlığından, Birleşik Arap Emirlikleri doğal gaz sahaları özel koruma gücü oluşturma görevine, Dubai’de Black Waters’la bağlantılı kiralık asker şirketi Olive Group başkan yardımcılığından, Beyaz Baretler’e kadar uzayan bir yelpaze bu. Beyaz Baretler’e önderlik eden Mayday Rescue adlı ‘arama kurtarma yardım’ örgütünün de mimarı. MI 6 olarak bilinen İngiliz dış istihbaratının bölgedeki en güvendiği ajanlarından biri. CIA ve Mossad ile ortak operasyonlarda Mayday sivillere yardım’ teşkilatını paravan olarak kullanıyor. Suriye’de Kaide artığı El Nusra teröristlerine askeri ve istihbari eğitim veriyor…

Le Mesurier, Lizbon’daki bir konuşmasında 2013 yılında, Halep’den Türkiye’ye geçen bir grup Suriyeliyle Beyaz Baretler’in kuruluş sürecini şöyle anlatıyor:

‘Türkiye’de deprem arama kurtarma ekibi AKUT’unda yardımıyla 20 kişilik bir ekibe bir haftalık bir kurs düzenledik. Sıradan Suriyeli sivillerden, bir savunma ekibi yarattık.’

MayDay’in İstanbul bürosu Karaköy’de… Beyaz Baretler’in lideri Raid Saleh, Türkiye Suriye arasında mekik dokuyor. Mayday Rescue Suriye Sorumlusu Faruk Habib Türkiye’de yaşıyor, batı başkentlerinde ilişkileri yürütüyor… James, İstanbul, Gaziantep, Suriye arasında ve her yerde… Bu adamlar ‘iş’lerini Türkiye’den yürütüyor.

Beyaz Baretlerin USAID’den aldığı bağış miktarı: 16 milyon dolar. ABD dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Toner örgüte 23 milyon dolar verildiğini basına açıkladı. Japonya, Danimarka, İngiltere ve Hollanda da Beyaz Baretlere 50 milyon dolara yakın para bağışladı! Böyle ‘hükümet dışı örgüte’, böyle ‘gönüllü’lüğe inananlara da can kurban!”

***

Birkaç gün önce de Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Maria Zaharova, Le Mesurier’den, “Dünyanın farklı köşelerinde ortaya çıkan eski bir MI 6 ajanı” diye söz etmişti, Zaharova, Mesurirer’in Balkanlar ve Orta Doğu’da çalıştığını, Kosova’daki terörist gruplarla bağlantılarının deşifre edildiğini anlatmıştı.

Sonra da “Suriye’yi kim karıştırdı, beş milyon insanı Türkiye’ye kim sürdü? Türkiye’yi kendi aleyhine sonuç verecek bu projede kim kullandı?” diye soruyoruz!

Anlaşılıyor ki Türkiye’ye sürülen Suriyelilerin burada kalmasını isteyenler, bilerek veya bilmeyerek İngiliz gizli servisine hizmet etmektedir!

 

 

Alıntı Yeniçağ

Kas 28

HOCANIN BORCU

HOCANIN BORCU

Nasreddin Hoca parasını geri istemek için defalarca kapısını çalan alacaklısına kapıyı açmış.
– Yakında… Yakında paranı ödeyeceğim, demiş.
– Ne zaman?
– Dinle bak… Bizim duvar kenarına yol boyunca çalı tohumu ektim.
– Eee?
– Bu tohumlar ilkbaharda yeşerecek ve çok çalımız olacak…
– Peki anladım, ya sonra?
– Bu caddeden çok koyun sürüsü geçer. Geçerken, geçen koyunların yünleri çalılara takılacak. Ben de yünleri toplayacağım. Bizim hanım bunları eğirip ip yapacak. Sonra gerisi kolay! Ben de pazara götürüp satacağım ve paranı geri ödeyeceğim.
Adam bu saçma plan üzerine kahkahayı basar. O zaman Hoca, der ki;
– Parayı peşin görünce nasıl da gülersin değil mi, seni köftehor seniii…

Kas 27

KAMU VİCDANI ŞİKÂYET EDİYOR

 KAMU VİCDANI ŞİKÂYET EDİYOR

* Fethullah Gülen hoca efendinizle kol kola yürüyerek kahraman ordumuza kumpas kurdunuz

* Fethullah Gülen hoca efendinizle kol kola yürüyerek Türkiye’yi 15 Temmuz kahpe darbe girişimine maruz bıraktınız

* Yolsuzluk yapan 4 bakanınızı, Reza Zarrab’ı ve banka müdürünü siyaseten akladınız

* Milli eğitim sistemimizi 17 yılda alt üst ettiniz

* Yandaş mütehitleri süper milyarder ettiniz

* Dar gelirliyi, fakir fukarayı ihmal ettik, işsizliği rekor seviyeye çıkarttınız

* Toplumu ikiye böldünüz

* Nefret dili ile yaptığımız siyasetten dolayı pişmanlık bile duymadınız

* Terörü önleyemediniz, “çözüm süreci” ile azdırdınız

* Atatürk düşmanlarını ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı atadınız

* Türk kadınlarına yönelik taciz, tecavüz ve cinayetleri önleyemediniz

* Mütevazı Çankaya Köşkünü bırakıp 1350 odalı Saray’a taşındınız, yazlık sarayı Göcek’te, yayla sarayını Ahlat’ta yaptınız

* Atatürk adını devlet tesislerinden kaldırdınız

* Türkiye Cumhuriyeti’nin T.C. olarak kısaltılmış rumuzunu ortadan kaldırdınız

* Andımızı kaldırarak çocuklarımızı Türk çocukları olarak Atatürk’ün izinde yürümelerine engel olmaya çalıştınız

* 23 Nisan 1920’de kurduğun Türkiye Büyük Millet Meclisinin başkomutanlığı ile Kurtuluş Savaşımızı kazandığımızı unutarak bu gazi meclisi etkisiz hale getirdiniz

* Kuvvetler ayrımını ortadan kaldırıp tek adama hepsini bağladınız

* Yargıyı tek adama bağladınız

* Basına verdiğin önemi, desteği hiçe sayarak fikirlerini yazan özgür gazetecileri hapse attınız

* Medyayı yandaş yapmak için devlet bankalarından bazı iş adamlarına krediler verdirerek, reklam destekleri vererek besleme yandaş medya oluşturdunuz

* Milletin iradesi ile seçilmiş milletvekillerini değil sarayın atadığı isimleri bakan yaparak millet ile hükümet arasındaki bağı kopardınız

*  Resmi bayramlarda ve 10 Kasım’lar da Diyanet hutbelerinde seni anmadınız, ruhuna bir Fatiha dahi okutmayı çok gördünüz

 

 

Alıntı

Kas 26

EĞE KEMİĞİ

EĞE KEMİĞİ

Önce “yaratılış”tan başlayalım. “Kadın”ın Hz. Âdem’in eğe kemiğinden yaratıldığı kanaati yaygındır. Bizce kadın-erkek eşitsizliğine dair inancın arka planında bu kanaat yatmaktadır. Konuyla ilgili âyet meâlen şöyle:

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üreten rabbiniz(e karşı gelmek)den sakının.” (Nisâ Sûresi, Âyet: 1.)

Burada üzerinde durulması gereken ifade şu: Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan…

Bazı müfessirler buradaki “bir tek nefis”ten Hz. Âdem’i anlamışlardır. Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır bu konuda şöyle der:

“Bu nefs-i vahidden murad Hazret-i Âdem, zevcinden murad da Hazret-i Havva olduğunda ittifak ve icmâ vardır.” (bk. HAK DİNİ KUR’AN DİLİ, Türkçe Tefsir, İst. 1971, c. 2, s. 1273)

Hz. Havva’nın, Hz. Âdem’den yaratıldığını söylemek, kadının Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı inancını teyit etmek olur ki bizce doğru değildir. Evvel emirde “nefis” kelimesi müennestir, “Âdem”i temsil etmez. Zira “Onu [Âdem] çamurdan yarattın.” (bk. Âraf Sûresi, Âyet: 12) ve emsali âyetlerden de anlaşılacağı üzere Âdem müzekkerdir. Ayrıca “nefis”in lügat anlamı “can, cevher”dir. Dolayısıyla, Havva validemizin “nefs-i vâhid”den yaratılması ifadesini, “Hz. Âdem’in bir parçasından yaratılmıştır” diye değil de, “Hz. Âdem’le aynı cevherden yaratılmıştır” şeklinde anlamak gerekir. Şeyh Sâdî de bir beytinde insanoğlunun tek cevherden yaratıldığını söyler ki beyit şöyledir:

“Benî Âdem âzâ-yı yek-dîgerend//Der-âferîneş zi-yek-gevherend”=İnsanoğlu birbirinin âzâsı gibidir. Çünkü bir cevherden yaratılmıştır. (bk. Mehmed Said Efendi, Mülistân, İst. 1291, s. 28)

Hz. Peygamberimizin: “Kadın eğe kemiği gibidir. Onu doğrultmak istersen kırarsın” (bk. Riyâzu’s-Sâlihîn, DİB Yayınları, Ankara 2013, c. 1, s. 284) ve benzeri sözleri, yaratılıştan gelen insan tabiatını değiştirmeye kalkmanın sakıncalarını anlatmak için söylenmiştir. Bu sözler kadının, Hz. Âdem’in eğe kemiğinden yaratıldığının delili olamaz.

Hz. Havva’nın, Âdem aleyhisselamın eğe kemiğinden yaratıldığına dair haberlerin kaynağı “Kur’ân” değil, “Tevrat”tır. İlgili rivayetleri Tevrat’tan aynen aktarıyoruz:

“Ve Rab Allâh, Âdem’in yalınız bulunması eyü değildir ana kendisine münâsib bir yardımcı halk edeyim dedi.

Ve Rab Allâh, Âdem’e ağır bir uyku getürmekle uykuda anın eyegü kemiklerinden birini alarak yerini et ile toldurdı. Ve Rab Allâh, Âdem’den aldığı eyegü kemiğinden nisâ yaradup anı Âdem’e getürdi. Ve Âdem şimdi bu kemiklerimden kemik ve etimden etdir. Bu, insandan alındığı içün ana nisâ tesmiye olunsun dedi.” (bk. KİTAB-I MUKADDES, [Tekvin, 2. bâb, âyet: 18, 21, 22, 23] İst. 1910, s. 4)

 

 

 

 

Alıntı Yeniçağ:  Ahmet SEVGİ

 

Kas 25

BİTİK EĞİTİM!

BİTİK EĞİTİM!

İki üniversite bitirmiş, iki de mastırı var; beden dersine de giriyormuş, tarihe de, İngilizce’ye de…Öyle memleketin kuş uçmaz, kervan geçmez ücra bir köşesinde değil; İstanbul’un göbeğinde. “Uyuyamıyorum” dedi; “Sekizinci sınıf öğrencisi okuyamıyor, yazamıyor. Öyle bir müfredat var ki, İnkılap Tarihi’ni koştur koştur anlatıyorum yine de konular yetişmiyor; kuşa çevirmişler konuları. Öyle anlatmak içime sinmiyor, öyle anlatırsak başlık söyleyip geçmek gerekiyor. Ama bu çocukların bu ülkenin nasıl kurulduğunu bilmesi gerekiyor, neden kurulduğunu bilmesi gerekiyor. Sekizinci sınıf öğrencisi, sınav yılı, hani en çok çalıştığı yıl; ‘Cumhuriyeti kim kurdu?’ Sorusuna cevap veremiyor; ‘Osman Bey’ diyor! ‘Fatih’ diyor!.. Ben bu çocukları nasıl eğiteceğim diye uykularım kaçıyor…”

Bir diğeri, alanı “fen”, “proje okul” öğretmeni, diyor ki; “Öğrencilerin girebilmek için kıran kırana yarıştığı okullar bunlar. Eğitim kalitesinin -eşit olması gerekir ama- diğer okulların üstünde olmasını beklersiniz doğal olarak değil mi? Gerisinde kalan bile var. Çünkü, iktidar partisinin il başkanına, milletvekiline, ilçe başkanına yakın öğretmenler, bir aracı bulup, yetkinliklerine bakılmaksızın, torpille bu okullara yerleşiyorlar. Öğrencisinin gerisinde kalan öğretmen var!”

 

Alıntı Yeniçağ

Kas 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

BÜTÜN ÖĞRETMENLERİMİZİN ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

* “Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.” Atatürk
* “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” Hz. Ömer
* “Yeryüzünde öğretmenlikten daha onurlu bir meslek tanımıyorum.” Diyojen
* “Heykeltıraş mermere ne ise; öğretmen de çocuğa odur.” Addison
* “Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez.” Socrates
* “Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir.” Atatürk
* “Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir.” Eflatun
* Ömürde bir kere açan ve hiç solmayan tek çiçek öğretmendir.

Kas 23

VATANA ADANMIŞ CANLAR…

VATANA ADANMIŞ CANLAR…

Gözükara bir subay, idealist bir memleket sevdalısı. Hayatı silahlarla geçmiş, gerçek bir silahşor, Türk savunma sanayisinin temellerini atan, itilmiş, horlanmış ve unutulmuş, unutturulmuş bir kahraman: Enver Paşa’nın öz kardeşi Nuri Killigil Paşa… Henüz 29 yaşındayken Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak, Ermenilerin ve Rusların işgalindeki Bakü’yü kurtardı. Bu zaferden sonra Azerbaycanlılar tarafından adına destanlar yazıldı, şarkılar bestelendi (Çırpınırdı Karadeniz ona yazılmıştır) ve “Bakü Fatihi” olarak tanınmaya başladı. 1925 yılında Atatürk’ün imzasıyla Yarbay rütbesiyle emekliliği onaylandı. 1929’da devlet tarafından İstiklal Madalyası’na layık görüldü. Si­lah imal et­mek en büyük hayaliydi. Genç­li­ğin­de ağa­be­yi En­ver Pa­şa’ya, “Ağabey bırak beni silah imal edeyim.” de­miş­ti. Açtığı fabrikada silahlar üretmeye başlıyor. Tabancaları (Killigil) dünyanın en iyi 20 silahı arasında sayılıyor. Gidip Sütlüce’de muhteşem bir fabrika kuruyor. Yeni tezgâhlarla hızına hız katıyor. Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin milli ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri rahatsız etti. Bir süre sonra Killigil, baskılardan dolayı fabrikasında silah üretilmeyeceğini açıkladı. Fakat üretim gizlice devam ediyordu. 2 Mart 1949… Saat 17.10… Killigil tesislerinde artarda üç patlama yaşanıyor. Sabotajcılar önce kimyahaneyi uçuruyor. Ardından cephane parlıyor. Bu menfur saldırıda 27 kardeşimiz şehit oluyor. Nuri Paşa’nın naaşı 20 gün sonra Haliç’te su yüzüne çıkıyor. Patlamadan sonra Nuri Paşa’nın yanmış birkaç parça el, ayak ve giysisi bulunur ancak. Ve bunlar bir tabuta konarak toprağa verilir. Minik tabutta yatan büyük, idealist ve gözükara bir paşadır. “Ceset noksan” diyerek namazı kıldırmıyor, kılınmasına da izin vermiyor. Hâlbuki gıyabında bile kılınabilir. Hadise Meclis’te (23 Mart) kapalı celsede ele alınıyor. Bazı mebusların; “Örtbas etmeye çalışmayın!” diye bağırdıkları işitiliyor. Meclis, tutanaklarını kilitliyor. Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu Müslüman Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştü. Ömürleri boyunca kendilerinden çok ülkeleri için çalışan bu aziz insanlara vefa borcu olarak bizlere düşen; onları iyi anlayıp, değerlendirmek, emanetlerine sahip çıkmak, onların kaldıkları yoldan devam etmektir. Ve onları unutturanları asla unutmamaktır. Vatan savunması için Trablusgarp’tan Bakü’ye birçok toprakta korkusuzca savaşan bir kahraman olduğu gibi, bir mühendislik dehası da olan Nuri Paşamızın ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Alıntı: Erdem Tunay

Eski yazılar «

» Yeni yazılar