Tem 06

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

*  En zayıf olduğunuz an bütün herkes tarafından desteklenir gibi göründüğünüz andır. Aslında hiç kimse desteklememektedir sizi; size verilen evet sadece bir bekleyişi dile getirmektedir ve o evetin ardında daima fırtınalı bir gün yatar.  Otto von Bismarck     

* Para arttıkça, tasası da artar. Horatius  

* “Nart -Anka Kuşu- yutacağı kemiği önce inceler bu benden çıkar mı, diye hesap eder”.

* “Avrupa’yı nasıl buldunuz” sorusuna “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi.” Cevabını verir M.Akif Ersoy

* Fazla sevildiği için hiç kimse şikâyet etmemiştir. Tolstoy                                                                                                                    

* Gerçekten büyük olmayan “büyük adamlar” etraflarını küçük adamlarla doldururlar. Wilhelm Reich

* “Çalışarak, alın teriyle helâlinden rızkını kazanan, Allah’ın sevgili kuludur” buyurur. (El-kâsibü habîbu’llâh) Hz.Muhammed

* İnsana göre davranma, “insan gibi davran. Eddi Anter.

* En gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. M. Kemal ATATÜRK

* Bir sorunu oluşturan zihniyet, onu çözemez. Einstein

Tem 05

PKK’yla çözüm süreci suçunu ben işlemedim

PKK’yla çözüm süreci suçunu ben işlemedim!

PKK’yı muhatap alarak terör örgütüne devlet muamelesi yaptılar, devleti ise terör örgütü seviyesine düşüren çözüm sürecini başlatmadım

Oslo’da devleti ayağa düşürmedim

Habur’da yargıyı rezil etmedim

Dolmabahçe’de eli kanlı terör elebaşısından akıl almadım.

Askerin elini kolunu tutup PKK’nın kentlerde hendek eşmesine, haraç toplamasına, çadır mahkemeleri kurmasına ben sebep olmadım.

Ne kadar aklı tartışılan adam varsa onları “Akil Adam” sanıp toplumun üstüne ben salmadım.

Barzani’yle Diyarbakır’da “Megri… Megri” şarkıları ben söylemedim.

Sorun çözmek için yola çıkıp sorunun parçası haline ben gelmedim.

Aynı şeyi uluslararası ilişkilerde de ben hem yaşayıp hem de yaşatmadım

Ben Kıbrıs’a kırk yıllık çözülmeyen sorun olarak bakmadım. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek Annan Planı’nı ben kabul etmedim

Ermenistan’la “yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu” diyerek Zürih Protokollerini ben imzaladım

“Emevi Camii’nde namaz kılmak” iddiasıyla yola çıkarar, Süleyman Şah Türbesini sırtlanarak ben ben taşıdım.

Suriye’den de üç buçuk milyon göçmeni ben kabul etmedim.

BOP’a eş başkanı ve Zarrab’a ben yoldaş olmadım.

Tepesinde tepelendikleri cumhuriyeti kuranları “iki ayyaş” olarak ben ilan etmedim.

Ben AKP ile Türk olmaktan kurtulduğumu, Cumhuriyeti “90 yıllık reklam arası”, Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arasını ise “duraklama dönemi” olarak ilan etmedim. “Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz” dediler.

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar. Orada halk kek yiyip mutluluktan yuvarlanırken kendileri de milletin sarayında “Eyy Millet!” dediler. Utanmadan oy istediler!

 

Alıntı

 

Tem 04

BİLMEM Kİ!

BİLMEM Kİ!

 

Bunca nimetlere şükür olmazsa

Yaradan aşkına zikir olmazsa

İnsan da insanlık fikir olmazsa

Hak’la batıl böyle ayrı yürür mü?

 

Hayata insan yön verebilir de

Hak rızasıyla gül derebilir de

Baktığı yeri göz görebilir de

Göz kendini bir kez olsun görür mü?

 

İnsanı bir gaye, hedef güdüler

Tarihte laflarla çok baş yediler

“Bir deriyi bir it sürür” dediler

Şimdi “bir deriyi bir it sürür” mü?

 

Acıyı kederi yaşamış görmüş

Öz ruhu insanın her dem özgürmüş

Derler sukut altın söz ise gümüş

Gümüş olduğunu bir söz bilir mi?

 

Kenan ŞAHBAZ

Tem 03

“DİNDE REFORM”

“DİNDE REFORM”

Eşref Edib, eseri takdim ederken: “Muhterem Peyami Safa Bey üstadımız neşretmekte olduğu kıymetli aylık “Türk Düşüncesi” nâmına yaptığı bir ankette bizim de fikrimizi beyan etmemiz arzusunda bulundular.

“Dinde reform” konusunda muhterem üstatlar Ali Fuat Başgil, Nurettin Topçu, İsmail Hami Danişmend, M. Raif Ogan’ın da Türk Düşüncesi’nede neşr olunan cevaplarını -müsadeleriyle- ilave ettim. Bu suretle bu eser meydana geldi.” Diyor.

Görüldüğü gibi eserde “Türk Düşüncesi” dergisinin “İslâm’da reform” konusuna dair yönelttiği sorulara dört yazarın verdiği cevaplar yer almaktadır.

Bunlardan Eşref Edib: “Biz Müslümanlarca dinde reform diye bir mesele yoktur. Bu, İslâm dinine karşı bir müddetten beri açılmış olan harbin son tezahür şeklidir ki böyle bir tabirle maskelenmiştir” diyerek kestirip atmaktadır.

Ali Fuat Başgil iseİslâm’da reform” tabirini uygun bulmaz ve “İslâmiyeytin ne itikâdiyatında, ne de ameliyatında deforme olmuş bir cihet yoktur ki reforme olması bahis mevzuu olabilsin” dedikten sonra “İslâm’da reform bahis mevzuu olamaz, ancak içtihat bahis mevzuu olabilir” hükmünü verir, içtihadı da şöyle açıklar: “İçtihat, Kur’ân-ı Kerim’i ve Peygamberin sünnetini tefsir, tevil ve kıyas usulleri dairesinde zaman ve mekân ihtiyaçlarına göre anlayıp izah etmek demektir. İslâmiyet’te içtihadın geniş yeri ve büyük bir kıymeti vardır. Ve her zaman serbestçe içtihat edilebilir. İslâmiyet akla, tefekkür ve muhakemeye geniş yer veren bir dindir. İslâmiyet’te ana kaidelerdendir ki akıl ile ve aklın bir mutası (veri) olan ilim ile nakil yani Kur’ân ve sünnet taâruz (birbirine zıt olma) ettikte eğer nakil sarih olmaz da tefsir ve tevile müsait olursa akıl tercih ve nakil tevil olunur. İslâm’da aklın yani tefekkür ve muhakemenin yoluna içtihat denir.”

Ali Fuat Başgil’in şu fikirleri de dikkate şayandır: “Vaktiyle dört mezhep sahibi imamlar nasıl çalıştı ve içtihat ederek dört mezhebi nasıl tesis ettiyse, bugün de kurulacak Diyânet Şûrâsı aynı usul ve metotlarla çalışarak hem bir tevhid-i mezhep yapabilir hem de İslâmî ahkâmı bugünkü hayat şartlarına göre tefsir ve tanzim edebilir.”      

Nurettin Topçu’nundinde reform” hakkında söyledikleri kayda değer nitelikte: “Hukûkî ahkâm ile muâmelâta âit hükümlerin, devrin icaplarına ve her zaman değişen ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmesi, esasen İslâm hukukunun dayandığı prensiplerden biridir. Ancak cahillerin elinde bu prensip çiğnenerek kaideler katılaşmış, hayatî kuvvetini kaybederek bugünkü taassubu doğurmuştur. Bu sahada yapılması gerekli harekete reform değil, İslâm’ın hakikatine götürücü ıslahat demek daha doğru olur. Mazide olduğu gibi, yirminci asır içinde ve gelecek asırlarda da İslâm’ın inkişâfını temin edecek olan bu ıslahat, İslâm dinini bir ihtiras partisi ve Kur’ân ticareti teşkilatı olmaktan kurtararak, aslında sahip olduğu hürmet mevkiine yükseltecek ve böyle bir hareket, hem bilgisiz din istismarcılarını, hem de garazkâr Allahsızları susturacaktır.”

Görüldüğü gibi dinde reform meselesi bizde uzun süredir tartışılmaktadır. Kimisi buna tecdit diyor kimisi de ıslahat…

 

Alıntı: Ahmet SEVGİ

Tem 02

AJAX…

AJAX…

AJAX… İran petrollerini millîleştirdiği için devrilmesi gereken Musaddık’a CIA ve MI-6 ortaklığında yapılan operasyonun adıydı…

İran’ın iki yıl önce iktidara gelen 73 yaşındaki hasta ama bir o kadar vatansever ve milliyetçi Başbakanı darbeyle devrilecek, dünyada topraklarından petrol çıkıp da bu serveti kendi halkına paylaştırmayı aklından geçiren rejimlere güçlü bir mesaj verilecekti…

9 Ağustos 1953’te Başbakan Musaddık‘ı devirerek, petrolün millîleştirilmesini durduran bu darbe, operasyonda görev alan birçok ajanın yazdığı kitaplara, bazı filmlere konu olmuş, yıllar sonra Madeleine Albrigth, Clinton ve son olarak Obama tarafından bu darbedeki ‘Amerikan rolü’ bir nevi itiraf edilmişti…

Son nokta, Ağustos 2013’te, Ulusal Güvenlik Arşivi’nin internet sitesinde, Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası çerçevesinde yayınlanan belgeyle konmuştu… Buna göre CIA, Musaddık’ın Başbakanlığındaki Ulusal Cephe hükûmetinin devrilmesine yol açan askerî darbeyi düzenlediğini, bunu ABD dış politikası çerçevesinde yaptığını kabul etmişti…

***

20.Yüzyılın başından itibaren İran petrolleri, İngiliz petrol şirketi Anglo-Iranian Oil Company’nin tekelindeydi… Bu şirket bugünkü BP‘nin atasıydı… 1951’deki seçimlerden zaferle çıkan Musaddık, 1952’de İran petrollerini millîleştirdi… İran halkı, özellikle milliyetçiler bu hamleye büyük destek verdi… Komünist TUDEH de Ulusal Cephe hükûmetinin yanındaydı… Ama bu hamle, dürüstlüğüyle bilinen, maaş almayan, hediye kabul etmeyen Musaddık için sonun başlangıcıydı…

Önce Musaddık hükûmetini ekonomik alanda sıkıştırmak için uluslararası bankacılık sistemi ‘malî boykot’ başlattı… Bunu İran petrollerinin uluslararası pazarını kapatma ile İran ekonomisini daraltma aşamaları takip etti ve halkın hükûmete tepki koyması için uygun zemin oluşturuldu… Millîleştirilen petrol şirketlerindeki teknik elemanları çekme/kaçırma olayları ve petrol tesislerine yönelik sabotajlar birbirini takip etmeye başladı…

Sonra CIA’nın klasik yöntemleri devreye girdi… Uluslararası ve ulusal medya kullanılarak yapılacak güçlü bir propaganda, ‘meşru zemin’ oluşturmanın ilk şartıydı… Şah Rıza Pehlevî’yle iş birliği yapmak, Meclis üyelerine, üst düzey askerlere ve sokak gösterilerini organize etmeleri için bazı mollalara para dağıtmak gibi eylemler sonuç verecekti…

Bir anda patlayan sokak gösterilerinde 500’e yakın insan öldü… Artık darbe için şartlar olgunlaşmıştı… Başta ‘Nazi iş birlikçiliği’nden sicilli Zahidî olmak üzere satın alınmış generaller darbeyi yapacak, Musaddık ve çalışma arkadaşları tutuklanacak, üç gün önce kaçan Şah, 19 Ağustos 1953’te İran’a geri dönecekti… Ve halkının refahı için çalışan Musaddık, ‘vatana ihanet’ten yargılanıp, üç yıl hücrede tutulduktan sonra geçtiği ev hapsindeyken hayata gözlerini yumacaktı…

***

Darbeyle İran petrolleri İran halkının elinden ‘kurtarılmış’tı!.. Ama Anglo-Iranian Oil Company ‘tekel’ değildi, operasyon ortakları petrolün de ortaklarıydı artık, Socony Mobil’den Royal Dutch Shell‘e kadar…

 

Alıntı Yeniçağ: Servet Avcı

 

Tem 01

YUNANİSTAN’A ULUSLARARASI YARGI YOLU

YUNANİSTAN’A ULUSLARARASI YARGI YOLU

 

“Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden gelen cevap. 11 Haziran 2018

 Ümit Yalım, son gelişme ile ilgili YENİÇAĞ’a açıklamalarda bulundu. Yalım, “Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti, Türk Dışişleri Bakanlığı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı ve Muğla Barosu’nun duyarsız kalması üzerine Yunanistan’ın Ege Denizi Türk karasularında yaptığı deniz korsanlığı için 6 Haziran 2018‘de Uluslararası Ceza Mahkemesi‘ne başvurdum. Yunanistan’ın 2014 yılında Türk karasularında yaptığı korsanlık suçu için Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na başvurarak vatandaşlarımızın ölümüne sebep olan Yunan Sahil Güvenlik askerlerinin yargılanması ve dönemin Yunan Başbakanı Antonis Samaras ile Denizcilik ve Adalar Politikası Bakanı hakkında soruşturma açılmasını talep ettim. Yapmış olduğum başvuruda, 2014 yılında Ege Denizi Türk karasularında Yunanistan’ın devlet gemisi ile yaptığı iki korsanlık olayını belgeleri ile ayrıntılı olarak sundum” dedi. Yalım, Yunanistan’ın işlediği korsanlık suçları ve mahkemeye sunduğu belgelere de açıklık getirdi:

“BİRİNCİ KORSANLIK OLAYI: Türk tekne kaptanı Mustafa Ateş, 14 Nisan 2014‘te Keçi Adası ile Bodrum sahilleri arasında Türk karasularında seyir halinde iken Yunan Sahil Güvenlik Botundan açılan uçaksavar makinalı tüfek ateşi ile öldürüldü. Göçmen kaçakçılığı yaptığı iddia edilen Mustafa Ateş’in teknesinde göçmen bulunamadı. Kaptan Ateş, başına ve sırtına isabet eden 8 mermi ile hayatını kaybetti.

Yunan Sahil Güvenlik Botu, Türk karasularını ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Madde 111’de tanımlanan Kesintisiz İzleme Hakkı kuralını ihlal etti.

Yunan Sahil Güvenlik Botunun mürettebatı, Kaptan Ateş’in İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 3‘te tanımlanan yaşama, özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal etti. 

 Yunan Sahil Güvenlik Botunun mürettebatı ayrıca, Kaptan Ateş’in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 2‘de tanımlanan yaşama hakkını ihlal etti.

Bu olay Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 102. Maddesine göre devlet gemisi ile yapılan Yunan Deniz Korsanlığıdır.

İKİNCİ KORSANLIK OLAYI: Bodrum Turgutreis Çatalada yakınlarında balık avlayan vatandaşlarımızın teknesine, 28 Mayıs 2014‘te Yunan Sahil Güvenlik Botundan uçaksavar makinalı tüfeği ile ateş açıldı. Teknedeki dört vatandaşımız İstanköy Adası’na zorla götürülerek tutuklandı. İki hafta sonra 3 vatandaşımız serbest bırakıldı ancak tekne kaptanı Kaan Camuzoğlu, Pire Koridalos Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevinde tam 13 ay mahkemeye çıkarılmadan bekletilen Camuzoğlu, ölmek üzereyken mahkemeye çıkarılarak tahliye edildi. Camuzoğlu, Türkiye’ye döndükten sonra İzmir’deki hastanede hayatını kaybetti.

Yunan Sahil Güvenlik Botu, Türk karasularını ihlal etti.

Yunan Sahil Güvenlik Botunun mürettebatı, Kaptan Camuzoğlu ve teknedeki arkadaşlarının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 3‘te tanımlanan yaşama, özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal etti. 

Bu olay Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 102. Maddesine göre devlet gemisi ile yapılan Yunan Deniz Korsanlığıdır.

Yunan Yargısı, Kaptan Camuzoğlu’nu 13 ay mahkemeye çıkarmayarak, Camuzoğlu’nun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 7‘de tanımlanan kanun önünde eşitlik hakkını ihlal etti.

Yunan Yargısı, Kaptan Camuzoğlu’nu 13 ay mahkemeye çıkarmayarak, Camuzoğlu’nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6‘da tanımlanan adil yargılanma hakkını ihlal etti.

Tayyip Erdoğan, Ege Denizi’nde işgal edilen adalarımızın gündeme gelmesini önlemek için Yunanistan’ın Türk karasularında korsanlık yapmasına ve Türk kaptanları Ateş ve Camuzoğlu’nun ölümlerine sessiz kaldı. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı, 6 Haziran 2018‘de yaptığım başvuruya 11 Haziran 2018‘de cevap verdi. UCM Savcılığı yaptığım başvuruyu işleme koydu.

Savcılık Ege Denizi Türk karasularında deniz korsanlığı yaparak vatandaşlarımızın ölümüne sebep olan Yunan Sahil Güvenlik askerleri ve dönemin Yunan Başbakanı Antonis Samaras ile Denizcilik ve Adalar Politikası Bakanı hakkında soruşturma açılması konusunu değerlendirerek karar verecek. Alınan karar gerekçeleri ile birlikte tarafıma yazılı olarak iletilecek.

Evet!.. Koltuk savaşları yapanlar uyuyor… Tek başına da olsa bir Türk subayı, Türk’ün, Türklüğün hak ve hukuku, vatan topraklarının bölünmezliği için var gücüyle mücadele ediyor. Varını yoğunu bu uğurda harcıyor. Aynı, şu anda Kandil eteklerinde ölüm emrini bekleyen bir zamanlar Balyoz vs. gibi kumpas davalarında yargılanan şerefli Türk askerleri gibi. “Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır. Siyaseti batsın” diyorlar.

Tanrı, Türk askerini sonsuza dek var etsin!..

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

Haz 30

DİYANET’İN ATATÜRK’E KASTI MI?

DİYANET’İN ATATÜRK’E KASTI MI?
3 Haziran Amerikalı Müslüman Boksör Muhammed Ali‘nin ölüm yıldönümü…

10 Kasım da M. Kemal Atatürk‘ün ölüm yıldönümü.

Bu tarihlerdeki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın takviminin yapraklarına baktınız mı? Muhammed Ali var, M. Kemal Atatürk yok.

Muhammed Ali, sonradan Müslüman olmuş, dünyaca ünlü bir boksör. Diyanet de “Müslüman” olduğu için, takvimde onu anmış ve hayatını vermiş. Kim itiraz edebilir?

Mustafa Kemal kim?

Millî Mücadele’nin lideri, ilk Cumhurbaşkanı ve üstelik Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da kuran o.

Diyanet, M. Kemal‘i ne tartışabilir, ne yok sayabilir. Yaptıklarını, ettiklerini tartışacak olanlar araştırıcılardır, ilim adamlarıdır. Kimse layüsel (lâ-yüs’el) değildir.

DTCF’li mekteptaşımın gönderdiği takvim yaprakları, ülkemizde hangi kliğin ne gaye güttüğünün en bariz örneğidir. Diyanet takviminin sayfalarına tek tek bakmadım. Kim bilir daha neler çıkacaktır.

1- Kemal Atatürk‘ün yok sayılması, herhâlde 90 yıllık “reklam arası”yla bağlantılıdır! Belki de Kadir Mısıroğlu‘nun, “Keşke Yunan galip gelseydi.” arzusundan ziyadesiyle etkilenmişler, böyle bir takvim hazırlamışlar. Belki de korkmuşlardır; “Mustafa Kemal” deseler olmaz; neden “Atatürk”  demedin, derler. Atatürk deseler, “reklam arası”nı meşrulaştıracaklar! Diğer taraftan “Reis”, Kadir Mısıroğlu‘nu hastanede ziyaret etti, geçmiş olsun dileklerini iletti. Bir tarafta “Reis”, bir tarafta “Yunan galibiyeti”ne alkış tutmaya hazır bir yazar. İkisinin samimiyeti, Diyanet’i tereddüde düşürmüş olmalı! En iyisi M. Kemal Atatürk‘ten hiç bahsetmemek Padişahlığı ne sanıyorlarsa… Halifelikle birleştiriyorlar. Dinî bir kurum gibi görüyorlar. İslâmda halifelik yoktur. Halifelik sultanların sığındığı bir kapıdır. Ulemaya bile sultanlığı/halifeliği dinin bir rüknü gibi gösteren fetvalar verdirmişler, imanın şartı gibi göstertmişlerdir.             Dikkat ettiniz mi? Reis üç gün önce, Ankara’da stada topladığı halka (burada “millete” değil!) Gençlik Parkı’nı ne yapacağını anlatırken, “Gençlik Parkı (veya başka bir şey) ‘Heykel’e kadar uzatılacak” dedi. Ulus Meydanı’nda Atatürk heykeli vardır ve bahsedilirken “heykel” denmez; “Atatürk heykeli” diye anılır.

 

Alıntı

Haz 29

BAHŞİŞ

BAHŞİŞ

“Adam lüks lokantaya girmiş, güzel bir masaya oturmuş. Garson gelmiş. Siparişini vermiş. Garson yanından ayrılmadan sormuş:
– Bugüne kadar sana en çok kaç lira bahşiş verdiler?
– Beş yüz lira.
– Tamam. Ben beş bin lira vereyim. Hizmeti en güzel şekilde yaparsın. Ancak benim bir şartım var. Beş bini veririm ama yemeğin sonunda kafam biraz iyi olunca seni döverim.
Garson merak etmiş. Beş bin lira iyi para, fakat işin sonunda dayak yemek de var…
Merakla sormuş:
– Beyefendi, döveceksiniz tamam da ne kadar döversiniz?
– Verdiğim parayı alıncaya kadar?”

Haz 28

ÜLKÜCÜLER OY VERDİ Mİ?

ÜLKÜCÜLER OY VERDİ Mİ?

ÜlkücülerCumhur İttifakı’nda Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermeyeceklerini açıkladılar!

Çünkü:

* Erdoğan, Anaya­sa’dan Türk sözcüğünü, kimliğini, kavramını çıkarmak istedi.

* Erdoğan, kamu binaların­dan TC ibaresini, devlet nişa­nında Türkiye adını kaldırttı.

* Erdoğan, Türk Tabip­ler Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarından Türk adını kaldırttı.

* Erdoğan, okullarda Andı­mız söylenmesini kaldırttı.

* Erdoğan, ulusal bayramla­rın kutlanmasını kaldırttı.

* Erdoğan, Ortado­ğu’da BOP’çu, Kıbrıs’ta An­nan’cı, Türkiye’de açılım­cı oldu.

* Erdoğan, Kuzey Irak’ta Türkmenlerin katle­dilmesine sesini çıkarmadı.

* Erdoğan, bayrak yakıldı, Atatürk heykeli tahrip edildi seyretti.

* Erdoğan“Milliyetçiliği, ayakları­nın altına almış bir iktida­rız” dedi

* Erdoğan Ülkücülere “Fatiha bilmezler, morg bekçileri, kafatascı, kandan beslenenler”dedi

* Erdoğan Şehitlere “kelle” bebek katili haine  “sayın” dedi,

* Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti devleti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “ayyaş” dedi

 

Daha neler neler söyledi…

 

Haz 27

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* İlimle geçen bir gece, ibadetle geçen bin geceden hayırlıdır. HZ. MUHAMMED

* Gençliğe üç öğüdüm vardır: ÇALIŞ, ÇALIŞ, ÇALIŞ. (Bismark)

* Leyla’nın güzelliğine ancak Mecnun gözüyle bakmalısın ki onu seyretmenin sırrı sana da görünsün. SADİ

* En verimli yağmur alın teridir. C. SAHABETTİN

* Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez. B. SHAW

* İlim öyle bir şeydir ki sen ona tüm gücünü vermedikçe o sana yarısını bile vermez. EBU YUSUF

* Geç kalan teselli, idam dan sonraki affa benzer. SHAKESPARE

* Erdem, iyiyi elde etme gücüdür. EFLATUN

* Hafızasız baş, bekçisiz kaleye benzer. NAPOLEON

* Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, söküp atmak çok güçtür. C. ŞAHABETTİN

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar