Haz 13

TÜRK’ÜN DOSTU TÜRK’TÜR.

TÜRK’ÜN DOSTU TÜRK’TÜR.

 

Türk’üm diyemeyen ülkeye yüktür

Türk’üm diyebilen her an büyüktür

Türk’üm demeyene çekmeli s.ktir

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Oyun kursalar da genin üstüne

Yoktur, şahinlikte senin üstüne

İşlenmiş yiğitlik tenin üstüne

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Kıyamete kadar al bayrak inmez

Kıyamet kopsa da bu ezan dinmez

Hürriyet ışığı sönmedi, sönmez

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Kahramanlık, mertlik geni var sende

İnsanlık adalet dini var sende

Misliyle öç almak kini var sende

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Yavuz’lukta senin üstüne yoktur

Her tavrın zalime ateşten oktur

Bu yalan dünyada düşmanın çoktur

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Hak, hukuk, adalet genetik huyun

İradenle biter her sinsi oyun

Bilir, tanır dünya Bozkurttur soyun

Türk’ün dostu yalnız elbette Türk’tür!

 

Kernan ŞAHBAZ

Haz 12

“ÜMMET BİLİNCİ” VE “İBRAHİM MİLLETİ”

“ÜMMET BİLİNCİ” VE “İBRAHİM  MİLLETİ”

 

Yapılan dönüşüm hamlelerinin temelinde “ümmet olma bilinci” var! Türk Milleti’nin bugünkü nesilleri, ümmet olma halini, “Türk Milleti’ndenim, İslam ümmetindenim” diye öğrenmiştir. Dolayısıyla Ramazan ortamında olsa bile TRT’nin bir dini programında, millet olma bilinci bir kenara bırakılırken “ümmet olma bilinci“nin oluşturulmasından bahsedilmesi masum bir girişim değildir.
Yine camilerin okul olarak görülmeye başlanması ve yetişecek çocuklara ümmet bilinci verilmesinin ana program haline getirilmesi, İslami bir çabanın eseri değildir!
***
Savunduklarıyla ve yaptıklarıyla, camileri, Millî Eğitim’e bağlı okullara alternatif hale getirmeye çalışıyorlar. Kıbrıs’taki krizin sebebi de budur. Kur’an kurslarında yetişen çocukları yakından incelerseniz, çoğunlukla Allah’a kul, Hz. Peygambere ümmet olarak değil, tarikatın kurucusuna kul, şimdiki önderine ümmet haline geldiklerini tespit edersiniz. Tarikatlar, cemaatler, ruhban sınıfı haline gelmiş durumdadır. İslam’da ruhbanlık taslamak, kendi yolunu Allah’a giden yol olarak göstermek, Allah’a şirk koşmak demektir. Zira İslam’da Kur’an’ı anlayarak okumak esas olduğu gibi, Allah ile kul arasında hiçbir aracı kabul edilemez. İslam’a göre peygamberlerin görevi de sadece tebliğ idi…
Bir de uzun zamandan beri ülkeyi yöneten siyasi kadronun veya muhalefetin içinden birilerinin “Andımız”dan yani “Türk’üm, doğruyum”dan rahatsız oldukları, hem aldıkları kararlarla hem de söylemlerle sabittir!
AKP’nin bir dönem İstanbul İl Başkanlığı’nı yapmış, sonra da milletvekilliğine terfi ettirilmiş zat, “AKP sayesinde, hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diyebilmişti.
Esasen bu zihniyetin temelinde, etnik ırkçılık vardır. Dünyaya ırk penceresinden baktıkları için bir milletin ferdi olma durumunu içine sindirememişlerdir. Yani, 72 milletten veya ırktan oluşan ABD halkı “Amerikan milleti” olmayı şerefle kabul ediyor ama bizim etnikçiler, Türklüğü bir dayatma olarak görüyor! Türklüğe karşı savaş açamadığı zaman da “ümmet bilinci“ne veya “İbrahim milleti” çatısına kaçıyor!

Alıntı

Haz 11

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “ İlim bir kuyu, tartışma ise onun kovasıdır.” İbni Haldun

* “Oysa kendimizi yönetecek insanların, toplum ortalamasını yansıtması değil, o ortalamanın mümkün olduğu kadar üstünde olmasını talep etmeliyiz. Ancak toplumun ortalama IQ’sunun üzerindeki yöneticiler toplumu yukarıya çekebilir. Kendimize benzedikleri için sempati duyduklarımızı değil bizden üstün olduklarına inandıklarımızı, bize bazen itici gelseler bile yönetici olarak görmek istemeliyiz.” Prof.Dr. Celal Şengör
* “İnsan bir fikre, mezhebe taraftarlıkla karışırsa kendisine söylenen her şeyi doğru kabul eder. Yalanı doğrudan ayıramadığı için de davranışları yalanlarla şekillenir.” İbni Haldun                                                                                                                                                                                              * “Akıllı insan problemin çözümüyle ilgilidir, aptal ise kendi kafasındaki herhangi bir fikri, çözüm diye dayatmak ister.” Prof.Dr. Celal Şengör
* “Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar, zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.” Prof.Dr. Celal Şengör
*  “Ancak tabiat, cahili ve aptalı affetmez.” Prof.Dr. Celal Şengör                                                                                                                                              * “Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları” tartışır.” Eleanor Roosevelt

Haz 10

MEŞVERET YA DA İSTİŞARE

MEŞVERET YA DA İSTİŞARE

 

Tarihte ve günümüzde pek çok devlet ricali istişareden peyderpey uzaklaşmış olsa da ilim adamları meşveretin gerekliliğini anlatmaya bıkmadan devam etmişlerdir.

Bu konuda Yusuf Has Hâcib (XI. a.) “Kutadgu Bilig” adlı eserinde bakın ne diyor:

“Her işi bilerek ve danışarak yapmalıdır; danışmayan herkes işinde zarar görmüş ve sonunda pişman olup inlemiştir.

Dinle Tanrı’dan insanlara haber getiren Peygamber ne der: ‘Her yapılacak işe meşveret ile çare bulunur.’

İnsan her işinde yakınına danışmalıdır; her türlü iş danışma yolu ile halledilir.

İnsan, işinde ancak danışmak suretiyle muvaffak olur; danışmayan kişi sonunda pişman olur.”

Mevlânâ da (ö. 1273) “Mesnevî”de şöyle der:

“Aklı bir dostun aklına dost et de ‘Onların işi danışmaktır’ âyetini oku, ona göre iş yap.

İyi kişilerle meşveret et. Peygamber ‘İşlerini meşveretle yapar onlar’ dedi, bunu böyle bil.”

Sünbülzade Vehbî (ö. 1809) “Lütfiyye”sinde meseleyi biraz daha geniş ele almıştır. İşte “Lütfiyye”den birkaç beyit:

“Lîk pek akla da mağrûr olma//Meşveret eylemeden dûr olma//Beğenip aklın olanlar hodbîn//Kaldılar künc-i nedâmetde hazîn// Kalbi vahyile olan maşrık-ı nûr//Oldu ‘şâvirhüm’ ile çün memûr.” (Aklına güvenip meşveretten uzak kalma. Kendini beğenenler sonra pişman olurlar. Kalbi vahiyle aydınlanan Peygamber “Onlara danış” emrine muhatap oldu.)

Hâsılı kelam; atalarımızın da dediği gibi bin bilsek de bir bilene danışmalıyız. Başarının temelinde istişare yatar. Özellikle devlet yönetiminde istişare ihmâl edilmemelidir. Tek aklın vereceği kararla ortak aklın vereceği karar hiç bir olur mu?..

 

Alıntı

Haz 09

ALIŞIR, YOL OLUR

ALIŞIR, YOL OLUR

Bir gece uyurken Nasreddin Hoca’nın sakalının üzerinden bir fare geçer. Hoca hemen eşine seslenir: Hanım, Hanım! Kalk, sakalımın üzerinden bir fare geçti, onu yakalayalım. Hanımı “Bu karanlıkta fareyi nasıl yakalayacağız? Hem sonra ne olmuş sakalının üzerinden fare geçtiyse?” deyince Nasreddin Hoca şöyle mukabelede bulunur: Öyle deme Hanım, alışır, yol olur, her gece geçmeye kalkar.

Haz 08

“AKP HANEDAN ANONİM ŞİRKETİ”

“AKP HANEDAN ANONİM ŞİRKETİ”

 

AKP kurucusu olan ve 20 ve 21. dönem milletvekilliği yapan Kemal Albayrak, “Aslında AK Parti’nin yeni bir açılım yapması lazım. Bu açılım da “AK Parti Anonim Şirketi” kurup patent de alarak olur. Çünkü partide siyaset anlayışı şirkete kâr eden AKP’lilere dönüştü” dedi.

Ticaret Bakanı’nın kendi şirketinden bakanlığa dezenfektan satarak ticaret yaptığını vurgulayan Albayrak, “Ruhsar Pekcan’ın yaptığı Yüce Divan’lık bir suçtur. Birçok bakanın kendi ticari ilişkileri de devam ediyor. Dünyanın hiç bir yerinde bunlar olmaz” dedi.

Albayrak “bir dokun bin ah işit” derler ya tam da bu şekilde eleştirilerini şöyle sıraladı:

“Vakıflar ise gayrimeşru işleri meşru hale getirme alanı oldu. Çünkü vergi yok. Güçten dolayı yüksek miktarda bağışlarla bir nevi havuz kuruldu.

Osmanlı’da hırsız paşalar vardı;

– Fehim Paşa demir yolu yolsuzluğu

– Hasan Hüsnü Paşa emlak zengini

– Hacı Ali Paşa soyguncu…

Onlar da cami ve benzer yapılar yaparlardı ki çaldıklarını kamufle ederek milleti aldatmak isterlerdi.

Bugün aynısı oluyor. Bunlar yapılırken kanun tüzük hak getire.

Kamuda imtiyazlı bir kesim ciddi oranda çok farklı yerlerden inanılmaz maaş alıyor. Söylediklerinin anlamı şudur;

– Bu maaşları biz almıyoruz ki hanedanın belirlediği fona gidiyor…

Ben de şahidim ama isim vermek de olmuyor, çünkü bir kişi değil onlarca kişi bu durumda.

Ak Parti devleti dini gruplarla birlikte ele geçirdi. Bütün kirli işleri kamu gücüyle yapıyor. Kamu gücü adeta intikam ve tehdit aracı olarak kullanıyor.

VİP çeteleri oluşturdular. Kendi aralarında da kamu kaynaklarını kullanarak güç çatışması yaşıyor..

Çivisi çıkmış bir Türkiye inşa edildi.

Kabile devletine dönüştü.

Toplum fakirleştirilerek kamu kaynağına muhtaç hale getirildi.

Diğeri de din ile ilgili…

Dini ahlak dışında her alanda kullandılar.

Tabii bunları destekleyenler de bahşişçiler.

Uğur Mumcu rahmetli ‘haklıdan değil de güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe de döner, sonunda fırıldak olurlar’ derdi.

Yancıları da aynen böyle…

İleride bunlar da itirafçı olurlar.

Sırlar ülkesi olduk.

Hiçbir şey araştırılmıyor çünkü tüm kirli işlerin altından siyaset ve kamu gücü çıkıyor.

Reza Zarrab adlı bir şarlatan devleti yerlerde süründürdü.

Üzüldüğüm de, Türk Bayrağı altında sözde hayırsever oldu birçok vakfa, bakana para yağdırdı.

Şimdi ise tam tersi oldu ortak rüşveti peşin alan VİP imtiyazlı sınıf oluşturuldu…

Milleti 2 milyar dolar dolandıran şahsın devlet ricalindeki herkesle boy boy resimleri var.

Keza çiftlik vurguncusu, o da devletin gücü olmadan olmaz.

Bugün kripto para vurguncusu da öyle. Resimleri Dışişleri Bakanı ve İçişleri Bakanı ile, yani devletin zirvesiyle birlikte.

Bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarında gören vatandaşlar güven duyarak paralarını bu VİP imtiyazlı kişilere verdiler.

Böyle olunca ülke çıkarları korunamaz.

Kanunsuz bir devlet olmaz, devleti çökerttiler. Alınan gayrimeşru paylar güç sırasına göre dağıtılmakta. Niçin bunlar araştırılmaz.

.Kişisel çıkar dış politikada eli zayıflattı.

Başarısızlık temelinde defolu oluş yatıyor.

Kalabalıkta efelen gizli görüşmede ‘ne dersen yaparım’ politikası uygula.”

 

Alıntı

Haz 07

600 YIL ÖNCEDEN BU GÜNÜ GÖRMEK

600 YIL ÖNCEDEN BU GÜNÜ GÖRMEK

 

Modern sosyoloji ve ekonominin öncüsü olan İbn Haldun Eseri Mukaddime’de der ki;

Giderek lüks ve konfora dalınır, israf artar.

Devlet asabiyet mensupları arasında pay edilir.

Devletin her bir köşesi asabiyet (burada hanedan) mensuplarının şahsi çiftliklerine dönüşür.

Milletin devleti temellükü ve temerküzü (kamusal ruh) kaybolur.

Devlet, bir gurubun kendi arasında dönüp dolaşan ayrıcılıklı bir kulübe dönüşür.

Makam, mansıp, şan, rütbe ve terfiden başka hiç bir şeyi gözü görmeyen bir asalaklar topluluğu ürer.

Devletin manevi temeli ganimetçiliğe kayar.

Hanedan, sülale, aile veya bir gurup azınlığın menfaatleri “Devletin ali menfaatleri” olur.

Devletin bütün enerjisi bu ayrıcalıklı sınıfların çıkarını koruma ve kollamaya yönelir.

Artık devlet milletten ontolojik olarak kopmuştur.

Millet, bu asalaklar topluluğunu doyurmak için elinde avucunda ne varsa verir. Vergi, mahsul, ürün vs. hepsini doymaz bir iştahla bu asalaklar yer yutar.

Devletin kasası açıldıkça açılır. Açıkları kapatmak için bir taraftan yeni vergiler konulur, diğer taraftan borçlanmaya gidilir.

Devlet, bir gurup azınlığın “har vurup harman savurduğu” (israf ve terbiz) bir çiftliğe dönüşmüştür.

Bu durumda devleti elinde tutan topluluk acze düşer, dışardan veya içerden yeni asabiyet dalgaları yükselir.

Buna karşı koyamayınca artık o devlet için sonun başlangıcı (mahv, zeval) gelmiş demektir.

 

 

Alıntı

Haz 06

TÜRK ÜLKÜSÜ

TÜRK ÜLKÜSÜ

Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın Başkanı olduğu Aydınlar Ocağı’nın 2005 yılındaki “Birinci Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı”ndan.

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı rahmetli Prof. Dr. Turan Yazgan kurultayda tarihi bir konuşma yapmış ve “Türk Dünyası dünyanın en büyük potansiyel gücüdür ama 18’inci yüzyıldan itibaren soyulmuş ve esir edilmiştir. 250 milyonluk bu dünya gücünün problemlerine sosyologlarımız çözüm getirmelidir. Bu yolda çalışırken, sadece kendi beyinlerine güvensinler, nakilden, kopyadan vazgeçsinler. Dünyaya bugünkü teknolojiyi getirenler, Türk beyinleridir. ABD’nin ve Sovyetlerin feza yarışında en çok katkısı olanlar Türk beyinleridir, bilgisayarı da Azerbaycanlı bir âlim bulmuştur. Ama bu beyin gücü, Türk milletine hizmet etmiyor. Türk aydını da böyle; kendi dili ile konuşmuyor, kendi dili ile yazmıyor, kendi milletine ihanet içinde bulunuyor. Dünyada hiçbir milletin iki alfabesi yoktur ama Türkçe’nin 30 çeşit kiril ve 7 çeşit Latin alfabesi vardır.” demişti.

“VAHİT İDEA = ORTAK ÜLKÜ”

Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın Başkanı olduğu Aydınlar Ocağı’nın 2005 yılındaki “Birinci Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı”nda Azerbaycan’dan Prof. Dr. Selahattin Halilov’un çok değerli konuşmasından;

“Her şeyden önce Türk Dünyası için umumi bir ideal, yön ve istikamet göstermeliyiz. Ayrıca felsefi araştırmalar gerekir ki sosyolojik araştırmalar bir anlam taşısın. Vahit bir idea oluşturmak gerekir. Öncül olan Türk kimliğidir. Ancak bu coğrafyadaki insanların ekonomik, sosyal durumlarını göz önüne almayan hiçbir çaba başarılı olamaz.

Ayrıca tüm yerküre için bir sosyolojik analiz gerekir. Neyin sayesinde Garp dünyası önde gidiyor?

Amerikalılar, Avrupalılar, Türk Cumhuriyetlerinde araştırmalar yapıyor; ‘Nice olur ki sizde aile bağları kuvvetlidir, nice olur ki sizde cemiyet hayatı kuvvetlidir?’ diye… Sonra da bunları dağıtmak istikametinde işler görürler. Köroğlu destanında, ‘Tüfek icad oldu mertlik bozuldu’ denilir. Şimdi Türk Milleti neden mutileşti? Çünki silahı yere koydu! Tabii fikir vuruşunda da öncül olmak gerekir. Büyük işler yapmak için muhit de lazımdır. Millî devletin fonksiyonu, halkın entelektüel potansiyelini yükseltmektir. Biz ferdi yarışmalarda öne çıkıyoruz ama takım oyunlarında genellikle başarısız oluyoruz. Millî devletten vahit ideaya geçişi, takım oyunu ile organizasyon ile başarabiliriz. Vahit ideanın bütün beşeriyet tarafından kabulü; küreselleşmedir, biz de bunu yapabiliriz.”

 

 

Alıntı

Haz 05

SURATINA TÜKÜR

 TÜKÜR SURATINA!

 

Tükür, adalete uymayan yüze

Öyle bir tükür ki katmanla tükür

Gelmez ise Hakk’a, hukuka, söze

Suratına, suratına batmanla tükür

 

Helalinden olsun sofradaki aş

Baban bile olsa hak için uğraş

Yüzsüzler doğrudan anlamaz gardaş

Suratına, suratına batmanla tükür

 

Ardına sığınan kimse yalanın

Keyfini sürerse haksız talanın

Kahpece dünyaya fitne salanın

Suratına, suratına batmanla tükür

 

Hain, kinci, sapık, zalim  eserse

En üst makamlardan ahkam keserse

Vatana, bayrağa, halka küserse

Suratına, suratına batmanla tükür

 

Özünü kaybeden özden anlamaz

Bilirim bu tipler sözden anlamaz

Sert bakıştan, asık yüzden anlamaz

Suratına, suratına batmanla tükür!

 

Hainliğe karşı göğüs germezse

Gönüllere millî merhem sürmezse

Asil unsur Türk’e değer vermezse

Suratına, suratına batmanla tükür!

 

Yetim hakkı yeyip doyana tükür..

Haini ülkede koyana tükür..

Vatanı, milleti soyana tükür..

Suratına, suratına batmanla tükür!

 

Kenan ŞAHBAZ

Haz 04

MUSTAFA KEMAL’E ATATÜRK SOYADININ VERİLİŞİ

MUSTAFA KEMAL’E ATATÜRK SOYADININ VERİLİŞİ

 

Türk destanlarındaki bilge tipinin tüm özelliklerine sahip Atatürk, Türk halkının en önemli bilge tipidir. Bizce Atatürk ilkeleri de Atatürk’ün bilgeliğinin vesikalarıdır. Bu nedenle Atatürk, Türk halkının bilgesidir.

Soyadı Kanunu’nun çıkmasından 5 ay sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM tarafından oy birliği ile kabul edilen 2587 sayılı kanunla Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verilmiştir.

Soyadı Kanunu’nun çıkarıldığı sıralarda Mustafa Kemal Paşa için; 1. Etel, 2. Etelalp, 3. Korkut, 4. Arız, 5. Ulaş, 6. Yazır, 7. Emen, 8. Çoğaş, 9. Salır, 10. Begit 11. Ergin, 12. Tokuş, 13. Beşe, 14. Atatürk olmak üzere 14 soyadı adayı belirlenmiş, bunlardan ‘Atatürk’ soyadı, kimi kayıtlara göre Naim Nazım Onat, kimi kayıtlara göre de Saffet Arıkan’ın tavsiyesi üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın seçtiği soyadı olmuştur. İsmet İnönü’nün de 22 arkadaşıyla birlikte imzalayıp sunduğu kanun teklifi üzerine TBMM tarafından oy birliğiyle çıkarılan kanun “Madde: 1- Kemal öz adlı Türkiye Cümhur Reisine 24/11/1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soyadı yalnız tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz ve soyadı olarak alınamaz, kullanılamaz ve kimse tarafından hiç bir suretle bir kimseye verilemez.” biçimindedir. 17 Aralık 1934’te çıkarılan yasa ile de bu soyadının diğer kişiler tarafından kullanılması yasaklanmıştır.

Kanunun 1. Maddesinde geçen öz sözünün Mustafa Kemal’in eski soyadı olup olmadığı tartışma konusudur.

26 Ağustos 1936’da Dolmabahçe’de düzenlenen 3. Dil Kurultayı’nda Atatürk’ün huzurunda Atasözünün etimolojik kökenini inceleyip bir bildiri sunan Vecihe Kılıçolu (Hatiboğlu) sunumunu yaparken “Bilge anlamına da gelen ‘Ata’ sözü Türklük kadar eskidir ve Atatürk kadar bizimdir” demesiyle Atatürk’ün oturduğu yerden kalkıp omzunu sıvazlayıp bildirisini beğendiğini “Güzel yazmışsın, güzel de okudun” demesi üzerine Atatürk adının etimolojisi üzerine birçok çalışma yapılmış, yapılan bütün çalışmaların ‘Ata’ sözünün ‘Bilge’ sözüne Atatürk’ün de ‘Türk Bilgesi’, ‘Türk Atası’ kavramlarına çıktığı perçinlenmiştir.

Soyadı kanunundan sonra bazı kişilerin soyadlarını Atatürk bizzat seçip vermiştir. Bunlar: İsmet Paşa (İnönü), Celal (Bayar), Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Recep (Peker), Hasan Rıza (Soyak), Salih (Bozok), Nuri (Conker), Ali Saip (Ursavaş), İbrahim Necmi (Dilmen), Ahmet Cevat (Emre), Naim Hazım (Onat), Dr. Refik (Saydam), Dr. Saim Ali (Dilemre), Ali Canip (Yöntem), Cevat Abbas (Gürer), Kazım Paşa (Özalp), Ali (Çetinkaya), Ruşen Eşref (Ünaydın), Vasıf (Çınar), Fahri Sabit (Korutürk)’tür.

 

Alıntı

Eski yazılar «

» Yeni yazılar