Ağu 14

Sağlıksız ruh hali

Sağlıksız ruh hali

 

“Bloklaştırma siyasetinin başarılı sonuçları bunlar… Taraflar sertleştikçe, aidiyetler artıyor, karşı taraflar ‘düşman’ gibi görülüyor ve yapı içindeki bütün memnuniyetsizliklere rağmen seçmen mevzisini son kertede terk etmiyor…

Tablo çok açık… Siyasette taraflar var ve bu taraflar arasında ‘oy geçirgenliği’ yok denecek kadar az… ‘Sanki yenilirse düşmana yenilecek’ psikolojisi seçimlere damga vuruyor… O yüzden kazandığında ‘düşmanı yenmiş’ gibi refleksler gösteriyor…

Son derecek sağlıksız olan bu ruh hâlini muhalefet aşmakta pek başarılı olamadı.”

***

Peki bu sağlıksız ruh hali, aşılabilir mi? Asıl bölücülük, karşı tarafı, bölücülerle, teröristlerle, FETÖ’cülerle iş birliği içindeymiş gibi göstererek, devletin bekâsını savunuyor görünmek değil midir? Zira, devletin bekâsını düşünen bir siyasi kadro, halkın diğer yarısını temsil eden siyasileri düşmanlaştırmaz, aksine herkesi aynı hedefte birleştirerek oy almaya çalışır.

Öyle ya, sistemi getirenlerin hedefi, Amerika’daki gibi iki partili bir sistem kurarak, yüzde 60-70 olduğu varsayılan sağ oyları bir ittifakta toplamak ve yönetimi elden bırakmamak değil miydi?

Fakat ABD’nin kuruluşundan bu yana sadece iki partiden başkan seçiliyor ama bu iki partinin mücadelesinden dolayı taraflar arasında bir düşmanlık veya kutuplaşma söz konusu olmuyor. Amerikan tarihi incelendiğinde görülecektir ki, genelde iki dönem Cumhuriyetçi bir dönem Demokrat veya iki dönem Demokrat bir dönem Cumhuriyetçi başkan seçiliyor. Tabii Roosevelt, Truman, Kennedy ve Johnson gibi ardı ardına seçilen Demokrat başkanlar da oldu. Sonrasında ise Nixon ve Ford Cumhuriyetçi, Carter Demokrat, Reagan Cumhuriyetçi, George H. W. Bush Cumhuriyetçi, Bill Clinton Demokrat, George W. Bush Cumhuriyetçi, Obama Demokrat idi. Donald Trump ise Cumhuriyetçi Parti adayı olarak seçildi. Kimse padişah gibi 16 yıl veya 20 yıl iktidarda kalmadı!

Gerçi Trump döneminde ABD’de kutuplaştırma, düşmanlaştırma eğilimleri baş gösterdi ama yine de Türkiye’deki gibi değil. Orada, oy geçirgenliği var çünkü kimse diğer partiyi düşman olarak görmüyor! İktidar değişikliği de toplumu rahatlatıyor.

Lafta herkes bunu istiyor gibi görünüyor ama sıra uygulamaya veya paylaşmaya geldi mi hemen partizanlık devreye giriyor. Ayırımcılık, sadece ihale paylaşımında değil, sadece belediye hizmetlerinin dağıtımında değil, sadece devlet kadrolarına eleman alınmasında değil, hayatın her alanına hâkim durumda. Öyle ki, aynı rütbeye talip olan askerler arasında rakiplerini karalayanlara bile rastladık.

***

Sağlıksız ruh hali işte budur. Hepimizde bulunabilir! Rakibini düşmanlaştırmak gibi eleştiren gazeteciyi kendisine veya partisine düşman sayarak hedef göstermek de böyle bir durumdur! Ebu Lehep de kendi iktidarını sarsan Hz. Muhammed‘i düşmanlaştırmıştı. Hz. Muhammed, bu yüzden hicret etmek, başka bir şehre, Yesrib’e yerleşmek zorunda kalmıştı. Fakat peygamberin lakabı 25 yaşından itibaren “emin” idi. Yani en güvenilen kişi… Bu sayede Mekke’deki eski düzeni yıktı! Yesrib’in “nahoş” demek olan adını ise Medine olarak değiştirmişti.

Hiçbir makam, mevki veya mal mülk, adamı adam yapmaz! Adamlık, bunlara sahip olmak değil, emin kişi olmaktır! Hepimiz emin kişi olmaya çalışırsak, Medine toplumu gibi bu sağlıksız ruh halini aşabilir, medeni bir toplum yapısı oluşturabiliriz. Seçeceğimiz insanlarda da bu nitelikleri ararız!

 

Alıntı: Arslan BULUT

 

Ağu 13

Altın Sözler

Altın Sözler

* “Artık iktidardayız ve Rusya’nın bütün alçakları bizimle beraber!…” Lenin

* “Parti içi demokrasi yoksa şahsiyetli insanlar uçar, tabi olanlar ve yağcılar kalır.” Prof. Dr. İskender Öksüz

* “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa

demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare

edebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler

çıkar.” Eflatun

* “Terbiyenin sırrı, çocuğa saygı ile başlar.” R. W. Emerson

* “Hiçbir kimseye, örgüte ve hele hele hiçbir cemaate ya da tarikata, şeyhe bağlı olmayacaksınız. Bağlı olacağınız tek yer vardır, o da devlettir.”  Metin Tanrıver / Kayseri Polis

Meslek Eğitim Merkezi Müdürü

* “Kendini akıllı sanan herkes, aptaldır.” Voltaire

* “Baskı rejimi altında mizah, bilgiye dönüşür.” Otto Beer

* “Su içene yılan bile dokunmaz.” Atasözü                                                                                                           

* “İnsanların gazı alınmaz, fikri alınır.” Yücel Coşkun                                                                                        

Ağu 12

Ver papazı al papazı…

Ver papazı al papazı…

 

Dünya siyasetinde, ülkeler arası ilişkilerde ortaya çıkan bir alış veriş modelidir.

Hukuki değil siyasi bir adımdır.

Türk yargısını, savcıları, hakimleri dünya nezdinde küçük düşürmek hatta yok saymaktır.

Darbeci şerefsiz FETÖ’nün 1 numaraları sanığı Fethullah Gülen Amerika’da bırakın tutuklu olmayı özgür Amerikan vatandaşları kadar özgürdür.

Papaz da imam da değil Erdoğan’ın tanımı ile “Şarlatan” da değildir.

Gülen, vatan hainidir, terörist başıdır, hindir, alçaktır, kahpedir, kalleştir, şerefsizdir, onursuzdur, darbecidir, eli kanlı katildir, Amerikan maşasıdır.

Türkiye’de açılan davalarda yargılanmaktadır.

Peki, Türkiye yaşadığı Amerika’da Gülen hakkında bir dava açmış mıdır?

Hayır.

Peki, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir dava açmış mıdır?

Hayır.

Peki, Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesinde bir dava açmış mıdır?

Hayır.

250 vatandaşımızın FETÖ askeri darbe girişimi sonucunda şehit olmalarının hesabını sormak için bugüne kadar Fethullah Gülen ve yurt dışına kaçan tüm FETÖ’cü alçaklar hakkında neden bu davalar açılmadı?

Üniformalı teröristlerin savaş uçakları, helikopterleri, tankları ve tüfekleri ile sivil halka saldırmaları, devlet kurumlarını basmalarının işbirlikçileri, FETÖ militanlarını o ülkelerde tek tek yakalayıp Türkiye’ye getirilmelerini mi bekleyeceğiz.

Rahip Brunson’un tutukluluğunun evinde devamını sağlayan mahkeme kararı Amerikan başkanı Trump’ın şiddetli tehdidine yol açtı.

Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar yani ambargolar hemen gündeme getirildi.

İktidar ve muhalefet sözcüleri Amerikan tehdidini sert sözcüklerle reddettiler ki elbette haklılar.

Ancak bizim “Erdoğan isterse Brunson serbest kalır” şeklinde bildiğimizi Trump ve Amerikalılar da çok iyi biliyorlar.

Çünkü “Ver papazı, al papazı” şeklindeki sözler Erdoğan’a aittir ve mahkemenin hakimlerini yok saymak bir yana ceza yasalarını da yok saymaktır.

Rahip Brunson suçlu ise yargıçlar mahkum etsin, suçsuz ise beraat ettirsin.

Amerikan Devletinin bırakın gözaltına almayı, ifadesini bile almadığı terörist başı Fethullah Gülen alçağı ile işbirliği içinde olduğu kesindir.

15 Temmuz kahpe kalkışması Gülen + Amerikan ortak girişimidir.

Bu yüzden Amerika sittinsene Gülen’i vermez, veremez… 

Brunson sittinsene Türkiye’de kalır mı?

Ben bilmem, Başkan bilir..!

 

Alıntı

Ağu 11

YA GÜLDÜR, YA ÖLDÜR BENİ!

YA GÜLDÜR, YA ÖLDÜR BENİ!

 

Yüreğim günahkâr sana açamam

Hayatın zehrini içtim kaçamam

Sensiz kanatsızım asla uçamam

Her an canımda ol ya güldür beni!

Ya bütün kahrını çek öldür beni!

 

Yeterince yandım közüm kalmadı

Aşk ile eridim özüm kalmadı

Dermansızım çare çözüm kalmadı

Her an kanımda ol ya güldür beni!

Ya bütün kahrını çek öldür beni!

 

Bu kez tomurcuğa dursun bu yürek

Sonsuz bir hayali kursun bu yürek

Artık on ikiden vursun bu yürek

Her an yanımda ol ya güldür beni!

Ya bütün kahrını çek öldür beni!

 

Naz etme, vazgeç şu küsme huyundan

Gel de iç ruhumun zemzem suyundan

Soyum, soy soylasın şanlı soyundan

Her an şanımda ol ya güldür beni!

Ya bütün kahrını çek öldür beni!

 

Kenan ŞAHBAZ

Ağu 10

Yargıtay 9. Daire’nin “marifetleri”

Yargıtay 9. Daire’nin “marifetleri”

 

Vaktiyle, kendisi de “Oda TV Davası Kumpası” sonucu uzun süre hücrede tutulmuş olan gazeteci Müyesser Yıldız toparlamıştı Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin sicilini, aktaracaklarım devede kulak ama yerimiz yettiğince özetlemek gerekirse;

“- Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırılarının Ergenekon’la birleştirilmesi kararını bu Daire aldı… 

-Hizbullahçıların serbest kalmasını sağlayan kararı bu Daire aldı…

-“Sayın Öcalan“ın, “ifade özgürlüğü” olduğu kararını bu Daire aldı…

-Ergenekon ve Balyoz davalarında avukatların ” dijital verilerin tek başına delil sayılamayacağı” itirazları yaptığı günlerde, bir başka davada dijital verileri delil sayan kararı bu Daire aldı…

-Balyoz avukatlarının “savunma haklarının kısıtlandığı” gerekçesiyle davayı “boykot” ettiği günlerde, bir başka davada “avukatsız yargılama yapılabileceği” kararını bu Daire aldı…

-361 sanıklı, binlerce klasörlük Balyoz Davasını, hükmün açıklanmasından tam bir yıl sonra sonuçlandırırken, tek kişilik Fetullah Gülen dosyasını 3 yıla bu Daire yaydı…”

Ne kadar çok tesadüf anneciğim!

Hepsi ne kadar talimatsız, ne kadar organize olmayan işler!

***

Pis koku dediğin….

—-

Bizzat dönemin Başbakan Yardımcısı tarafından “millî orduya kumpas” olduğu ilan edilen, 15 Temmuz’daki alçaklığın mimarlarının Türk Ordusu’nun komuta kademelerine gelmelerine zemin hazırlayan Balyoz Davası’nın hâkimi Ömer Diken gibi, davada Diken’in verdiği cezaları onayan Ekrem Ertuğrul da bu kumpastaki rollerinden dolayı suçlanmıyor ve yargılanmıyor!

Ortalığı “pis kokular” sardıysa; buradan geliyordur!

 

Alıntı: Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Ağu 09

KUSUR DEDİĞİN

KUSUR DEDİĞİN

Bektaşilerle Mevlevilerin takışmaları ünlüdür. Mesela Mevlevilerin giydiği hırkaların kolları bol kumaştan yapılır.

Yenleri çok geniştir. Bektaşi sebebini sorar. Mevlevi iyi niyetlidir anlatır;

“Başkalarının kusurunu örtmek için”.

Bu sefer Mevlevi sorar “Sizin hırkaların yenleri neden dar?

” Baba anında cevaplar “Biz kimsede kusur görmeyiz ki…”

Ağu 08

Başpiskopos irin kusarken bizim din alimlerimiz ne yapıyor?..

Başpiskopos irin kusarken bizim din alimlerimiz ne yapıyor?..

Kıbrıs’ta kanlı Noel’in bir yıl dönümünde daha Güney Kıbrıs Başpiskoposu Hrisostomos kin kusmuştu. Türklüğe ağır hakaretler etmişti. Hem de öyle böyle değil!.. Hrisostomos, bu yıl yayınladığı irin dolu Noel mesajını tüm kiliselerde okutmuştu.

İşte Papazın yayınladığı o kin belgesi

Sorunumuzun özünün toplumlararası ihtilaf değil istila ve işgal olduğunu unutmuş uluslararası toplumu ikna etmek için büyük bir çaba harcamamız gerektiğini biliyoruz. Beklenen Türk tepkilerini göğüslemek için maneviyata ve mücadeleciliğe de ihtiyacımız var. Ancak bilmemiz gerekir ki -bunu tarihimiz bize öğretti- esir halklar yalvarmakla ve veya istilacının duygularına seslenmelerle özgür kurtulamazlar. İstilacıların yalvaranlara cevabı aşağılama ve veya onları yıkmaktır. Ne kadar zaman geçerse geçsin mücadele, planlı hareket ve sarsılmaz ısrar gerekir.

Fedakârlıklarımız dışında, savuşturmak için mücadele etmemiz gereken büyük Türkleşme tehlikesinin ötesinde dikkatimizi yaşamakta olduğumuz ve millî köleleştirilmemize hizmet eden belirgin başka bir tehlikeye de odaklamalıyız. Halen tatmakta olduğumuz bu tür tehlikeler; demografik yıkım veya ekonomik kriz nedeniyle gençlerimizin yurt dışına kaçması, üretkenliğin bozulması, kültürel yozlaşma, Ortodoks geleneğin kimliğimizden kopması, dil değişimidir.

Bunlara bir de mülteci denilen çok sayıda Müslüman’ın Türkiye tarafından özgür bölgelere gönderilmesi nedeniyle millî çehremizin değişmesi tehdidi ekleniyor. Bütün bu ‘mülteciler’ buraya sadece bol keseden dağıttığımız yüksek ödenek için gelmiyor, millî ve kültürel kimliğimizi değiştirmek üzere geliyor veya gönderiliyorlar.

Hükümeti, bütün siyasi liderliği ve halkı, yukarıda sayılan bütün bu tehlikelere duyarlılık göstermeye, bunlarla etkin mücadele edebilmek için birlik içerisinde sağlam bir cephe oluşturmaya çağırıyoruz. Binlerce yıllık bir kültürün ağırlığına ve güzelliğine sahibiz. Bugün dünyanın kaderini belirleyen diğer halklar daha insan toplumu değilken biz bu ülkede yaşıyor ve çok iyiydik. Bugün millî itibarımızı savunmada ve vatanımızı kurtarmada tembellik gösteremeyiz. Atalarımıza karşı sorumluluğumuz var ve gelecek nesillere borçluyuz.

Bugünkü büyük yortuyu düşüncelerle ve millî davamızın gidişatından duyduğumuz kaygıyla kutluyor, herkese, özellikle göçmenlere, mahsurlara, kayıplara ve onların ailelerine sabır ve azim diliyorum. 2018’de Vatanımızı -Tanrı kutsasın- kurtarmak için çabalarımızı birleştirelim.

Mesajda geçen “özgür bölge” Kıbrıs’ın güney kesimidir. Papaz efendi, 1955 yılından 1974 yılına kadar adadaki Rumların Türklere yaptığı baskı,  asimilasyon ve göçe zorlama politikasının uygulama şekli olan ferdî ve toplu katliamları yok saymaktadır. Toplumlar arasında bir problem olmadığını ve Kıbrıs sorununun istila ve işgal sorunu olduğunu ön plana çıkarması 50 yaş altındaki Rumlara yönelik bir beyin yıkama tekniğidir. Suriyeli veya Iraklı mültecileri Güney Kıbrıs’a Türkiye’nin gönderdiğini iddia ederek bunlara karşı Rum halkını kışkırtarak ırkçılık yapmaktadır. Adamlar, hayallerinin peşinde bir ve diri dururken biz de Kıbrıs’ta Türk yurttaşlarımızın beklentilerini karşılayacak bir çözüm arayışı ile hayal aleminde dolaşıp sürekli taviz veriyoruz.

Kanlı Noel’i unutmadık!.. Unutmayacağız!.. Kıbrıs bir Türk yurdudur ve ebediyen de öyle olacaktır…

 

 

Alıntı

Ağu 07

İHTİRAS DEĞİL, İDEAL ADAMI ENVER PAŞA

İHTİRAS DEĞİL, İDEAL ADAMI ENVER PAŞA

 

Enver Paşa Türkistan’ın bağımsızlığı için Ruslarla mücadele ederken, Rus raporlarına yansıdığı hali ile “ölünceye kadar, bir aslan gibi savaşarak” Pamir Dağı eteklerinde şehid olduğunda 41 yaşında idi.

Enver Paşa’yı eleştirmeyi varlık sebebi sayanların “Bir gün hangi gazeteye kapağı atarım da 5-10 bin ek gelir elde ederim” hayali ile yanıp tutuştukları yaşlardan daha erken yaşlarda o, Edirne, Çanakkale, Kafkaslar veya Türkistan’ın ücra bir köşesinde sıkışmış kalan Türk’ün kaderini dert ediniyordu.

Şehadete yürüdüğü 41 yaşına kadar bu millet için, sosyal medyada ona hakaret ederek takdir toplayacağını zanneden politikacıların ona hakaret etmek için kullandığı karakter sayısı kadar ölüm tehlikesi atlattığı muhakkak…

Türkistan dağlarından karısına “Geri dönmem için değil, şehid olmam için dua et” diye mektup yazarken Enver Paşa’ya hakaret etmeyi iş edinenler ne için dua ediyorlardı tahmin edebiliyorum…

Hakikat şu ki ihtiras ile ideal arasındaki farkı anlamayan kifayetsizlerin Enver Paşa’yı anlamaları mümkün değil.

Enver Paşa konuşmayı sevmezdi, belagat adamı değildi yani. O tam bir “ideal” ve “eylem” adamıydı. Kaderi de belki de hayal ettiği gibi Türk’ün özgürlük mücadelesi uğruna oldu.

Onun yaptıklarını yapmak zor gelir bu arkadaşlara. Türkistan onları açmaz, uzak gelir belki ama “ekmek” kapısı yaptıkları ama nedense bir türlü gidemedikleri Kudüs hemen dibimizde.

Hazır İntifada da başlamışken bu arkadaşlar durmasın, Paşa gibi “muhteris” bir şekilde değil, bize de örnek olacak bir sükûnet hâli ile Peygamber’e komşu olmak için tıpkı Arafat’ın “çocuk generalleri” gibi alsınlar ellerine taşları, yürüsünler Siyonizm’in üzerine…

 

Nesiller değişiyor lâkin bazılarında İngiliz sevdası geçmiyor?

 

Alıntı

Ağu 06

Hangisi “Aksi ve arızi bir durum” oluşturmaz?

Hangisi “Aksi ve arızi bir durum” oluşturmaz?

 

* Cumhurbaşkanı seçiminde adayımız aksi ve arızi bir gelişme olmadıktan sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.” Devlet Bahçeli

* Mesela, Erdoğan ve partilileri Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına alırsa, bu aksi ve arızi bir durum olarak kabul edilecek mi?

* Mesela, Erdoğan ve partilileri, “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılı tabelaları söktürürse, bu, aksi ve arızi bir durum olarak değerlendirilecek mi?

* Mesela, teröristler Habur’dan davul zurnayla ellerini kollarını sallayarak ülkemize girerse, ortaya aksi ve arızi bir durum çıkmış olacak mı?

-Mesela, teröristlerin geçiş güzergahlarında, rahatsız olmasınlar diye Türk Bayrakları indirilirse, aksi ve arızi bir tablo vücut bulmuş olacak mı?

* Mesela, adayları Tayyip Erdoğan, Türk Devleti ve Milleti için “BEKA” sorunu yaratan Büyük Ortadoğu Projesi’ne ‘Eşbaşkan’ olursa, bu görevlendirme, aksi ve arızi bir durum olarak kabul edilecek mi?

* Mesela, adayları olan beyefendi, İmralı’daki teröristbaşıyla, pyd’nin elebaşıyla görüşmeler yapar veya yaptırırsa, bu aksi ve arızi durum tarifine girecek mi?

* Mesela, Türk Milleti’nin dişinden tırnağından artırarak kurulan fabrikalar haraç mezat satılmaya kalkılırsa, Devlet Bahçeli Bey bu girişimi aksi ve arızi bir durum olarak kabul edecek mi?

* Şühedaya Vefa’dan, Türk Milleti’ne Beka’dan, ve Millî Duruş’tan bahseden Sayın Bahçeli, bunlardan herhangi birini yaptığı ya da yaptırdığı takdirde, Tayyip Erdoğan’ın adaylığını desteklemekten vazgeçecek mi?

“Şühedaya Vefayı, Millete Bekayı ve Millî Duruşu” zerre umursamayarak atılan bu adımlar, her Türk Milliyetçisi için, “Aksi ve Arızi” durumun da ta kendisidir..

Daha ne olmalı ki, “Aksi ve Arızi” kabul edilsin?

* Gözümüzün önünde olan bitenleri alt alta sıraladığımızda, engel olamadığımız için, kendimizi “Şühedaya mahcup”, “Milletimizin Bekasını tehlikede” ve “Millî Duruş sergileme” mecburiyetinde hissederken, Türk Milliyetçiliği iddiasıyla siyaset yapan bir siyasetçinin, bu işin sorumlusunu ‘Kurtarıcı’ ilan etmesi, aklın alabileceği bir iş değil..

* Tüm bu gerçekler ortada dururken bunu yapabiliyorsa eğer, emin olun Milliyetçiliğinde ‘Aksi ve Arızi” bir durum vardır..

 

 

Alıntı Yeniçağ

Ağu 05

Altın Sözler

Altın Sözler

 

* “İki şey insanın ruhunu karartır… Konuşulması gereken yerde susmak ve susulması gereken yerde konuşmak… ” Sadi

* “İnsanların gazı alınmaz, fikri alınır.” Yücel Coşkun                                                                                       

* “Opera’da Fransız kadını gözünü, İtalyan kadını gönlünü, İngiliz kadını ağzını açıyor; kulağını açan yalnızca Alman kadınıdır.” Alman sözü                                                                                                          

* “En büyük zafer, insanoğlunun kendi kendisine hâkim olmasıdır.” Platon

* “Bilgece bir cevap istiyorsan, akıllıca soru sormalısın.” Goethe

*  “Kendinden daha güçsüz olanlara güç gösterisinde bulunanlar, ancak korkaklardır.” Voltaire

*  “Devleti ya bilgeler yönetmelidir, ya da  devleti yönetenler bilge olmalıdır” Eski Yunan sözü                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      * “İnsanlık Tarihi, aslında Düşünce Tarihi’dir.” Herbert George Wells

* “Bir insan felsefesi ortaya koymadan kültürün bütününü anlatmak, kültürün bütününü anlatmadan da bir insan felsefesi yapmak mümkün değildir. Eğitim felsefesi için her

ikisi birden gereklidir.” Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken         

 * “İnsanların gazı alınmaz, fikri alınır.” Yücel Coşkun                                                                                                                        

Eski yazılar «