Oca 20

UYGUR TÜRKLERİ

UYGUR TÜRKLERİ

Türkiye’nin Çin devleti ile iyi ilişkiler kurması, Uygur Türklerinin lehine gelişmelere yol açabilirdi. Ne Çin’de böyle bir niyet var ne de Türkiye’yi yönetenlerin böyle bir düşüncesi… Daha da kötüsü, Çin, general Liu Yazhou‘nun geliştirdiği “Batı Bölge Teorisi”ni takip ediyor. Liu Yazhou, konu ile ilgili makalesinde, Doğu Türkistan’dan “Batı” diye söz ediyor ve “Batı’ya yönelmek bizim için sadece stratejik seçenek değil, aynı zamanda ümidimiz, hatta neslimizin kaderidir. Orta Asya’ya gelince, bizim gözlerimiz ilk önce Rusya ve Amerika gibi rakiplerin üzerinde olacak, ancak geniş açıdan bakarsak korkarız ki bizim en büyük rakibimiz Amerika veya Rusya değil, Türkiye’dir!” diyor ve Çin haritasını, “bir kanadı Pasifik Okyanusu’na, diğeri Orta Doğu’ya kadar uzanan bir kartal”a benzetiyor. Doğu Türkistan’ın ise uçuş dengesini sağlayan gövde olduğunu yazıyor.

Çin devleti, bu zihniyetle yönetiliyor. ABD ise Çin’in, dünyanın merkezine hâkim olmasını önlemek adına Uygur Türklerini kullanarak, bir taraftan da ticaret savaşı ile Çin’i durdurmaya çalışıyor.

***

Çin, sistemli bir şekilde Uygurların önde gelen aydınlarını, sanatçılarını, iş adamlarını tutukluyor, yurt dışına kaçan olursa yakınlarını baskı altına alıyor.

Çin’de iş adamı olan ve iki büyük restoranda 200 kişi çalıştıran Mahmut Kerim, işlerini yeğenine bırakıp 2016 yılında Türkiye’ye yerleşti ve İstanbul’da Uygur lokantası açarak aynı işi yapmaya başladı. Bir süre sonra Çin’de hem yeğeni hem de 200 çalışanı tutuklandı!

Hiçbir yasal sorunu yokken, iki yıl sonra, 30 Ekim’de İstanbul’daki evinden alındı. Birkaç gün gözaltında tutulduktan sonra Çatalca’daki “Geri gönderme merkezi”ne oradan da İzmir’de benzer bir kampa gönderildi. Hakkında şikâyet olduğu söylendi ama başka bir bilgi verilmedi!

Yine de ihbarın, Türkiye’de iş yapanları kontrol etmekle görevli, adı bilinen, elçi düzeyinde bir Uygur tarafından yapıldığı sanılıyor. Mahmut Kerim‘in suçu, bu kişiye tabi olmamak! 

Şu kadere bakın ki Çin’de kalsa da toplama kampına götürülecekti, Türkiye’de de kampta tutuluyor. Kendisine sert muamele ediliyor! Türkiye, FETÖ tecrübesi ile ihbarların nasıl uydurma belgelerle yapıldığını yaşamış bir ülkedir. Dolayısıyla bir kişi bile Çin’e verilirse, bu bir skandal olur. Çin, Uygur Türklerine, “Türkiye’ye de gitseniz elimizden kurtulamazsınız” mesajını vermiş olur.

Uygur Türk’ü  “Uygur Ana” Rabia Kadir Türkiye giremiyor. Girmesi yasak.

Milyonlarca Suriyeliyi barındıran Türkiye, bir avuç soydaşına böyle mi davranacaktı?

 

 

Alıntı

Oca 19

ŞEREFSİZ

ŞEREFSİZ

 

Harabe eyledin altın ömrümü

Muzır baykuş olup öttün şerefsiz

Hiç bilmedin bir an bile kadrimi

Hayatıma kezzap döktün şerefsiz

 

Deccalı aratmaz senin varlığın

Eritir her canı yakar harlığın

Vampir gibi kanı emer yarlığın

Ocağıma incir diktin şerefsiz

 

Soldu ruhumdaki duygunun gülü

Ötmüyor şakıyan gülün bülbülü

Ne varsa hatıran bende gömülü

Benim için yoksun, bittin şerefsiz

 

Şerefsizlik senin için az bile

Arımdan başka söz gelmiyor dile

Ömrümü adadım ancak nafile

Beni süründürdün gittin şerefsiz

 

Kenan ŞAHBAZ

Oca 18

ERGENEKON yok… Bedelini kim ödeyecek?

ERGENEKON yok… Bedelini kim ödeyecek?

 

10 yıldır devam eden 235 sanıklı Ergenekon Davası önce Yargıtay tarafından bozuldu, ardından yeniden görülmeye başlayan davaya savcı esas hakkındaki mütalaasını açıklayarak noktayı koydu: “Ergenekon örgütünün varlığı ispat edilememiştir.”

Hüzün ve acılarla dolu bir tarihsel süreçti bu. Sonuç olarak, devlete karşı, devletin içinden operasyon yapılmıştır. Yapanlar, dinî içerikli cemaat kimlikli yapılardır. Bu süreçte, siyasal iktidar “aldatıldığını” söylüyor. Ancak ister aldatılsın, isterse bilerek göz yummuş olsun, kendisi de operasyon yemiştir. Çünkü yürütme konumunda kendisidir. Aldatıldıysa, aldatılabilir durumda demektir ki bu bir zaaftır. Aldatılmadıysa kendi iktidarı döneminde devletin kurumlarına -ki bu kurum çoğunlukla güvenlik kurumu olan askeriyedir- operasyon yemiş, siyasi iktidar da bunu görmezlikten gelmiştir. Her iki durumda da siyasi sorumluluk iflas etmiştir. Tarih bunu böyle yazacaktır.

Peki, bedelini kim ödeyecek?

Buna elbette halk karar vermelidir. Çünkü asıl aldatılan kendisidir. Hem iktidar ve avanesi ve hem de operasyonu gerçekleştirenler zararı ülkeye ve dolayısı ile halkın kendisine vermiştir. İkincisi de kamusal sorumlulukları olanlardır. Hukuk düzeni bunun gereğini yapmalıdır.

 

 

Alıntı Yeniçağ

Oca 17

5 Kuruşluk dava

5 Kuruşluk dava

 

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasretti Hoca sormuş: 

– “Ne cüretle vuruyorsun!..”

– “Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.

– “Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!” 

Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış: 

– “Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?”

Nasrettin Hoca ısrar etmiş: 

– “Olmaz, mahkeme yapılsın.” 

Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş: 

– “Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!..” 

Nasrettin Hoca, para almaya giden genc adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş.

Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasretti Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki: 

– “Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin!..” 

 

Oca 16

ADI VAR KENDİ YOK DİYANET!

ADI VAR KENDİ YOK DİYANET!

 

“Ben böyle ikiyüzlülük görmedim”

“Faiz haram” diyerek, camilerde “kâr payı” vaadiyle para toplamak, “Müslüman“ın dişinden tırnağından artırdığı neyi varsa almak, bu yolla “30 milyar dolar” cukkalayıp sırra kadem basmak, üzerinde “Müslüman”ın “ah“ı olan parayla sefa sürmek “haram” değil…

“Haram” olsa, hutbe hutbe uyandırılırdı cemaat, uyarılırdı; hiç  duymadık.

***

Sırp psikopatların soykırımıyla karşı karşıya kalmış, yalnız ve çaresiz “Bosnalı Müslüman kardeşlerimiz” için “Müslüman“ın “kefen parası”na kadar göz dikip -günün parasıyla- trilyonlar toplayıp, kişisel banka hesaplarına aktarmak “haram” değil.

“Haram” olsa hutbe hutbe çınlatılırdı camiler cumalarda; hiç duymadık.

***

Türkiye’deki, Pakistan’daki, felakete uğramış diğer “İslam ülkeleri”ndeki “yardıma muhtaç Müslümanlar“ın görüntülerini yayınlayarak, karnı sırtına yapışmış, aç, açıkta, üzerine bombalar yağan yahut ambargo altındaki “ümmet“in yürek sızlatan fotoğraflarıyla duygu sömürüsü yapmak, onlara yardım vaadiyle 41,4 milyon Euro bağış toplayıp, bu paranın yüzde 60’ını yardım faaliyetlerine değil, ticari işletmelere yatırmak “haram” değil.

“Haram” olsa, hutbe hutbe kınanırdı, korunmaz ayıplanırdı, yuhlanırdı; hiç duymadık

***

Kıt kanaat okutulan pırıl pırıl hâkim adayları, savcı adayları sınav geçeceğim, mülakat geçeceğim diye stresten saçkıran olurken, zona olurken, iktidarlı kızlarını “1 günlük kıdem”le atandığı şehirden hemen ertesi gün Yargıtay’a atatmak, oradan da jet hızıyla “daire başkanı” olarak “Saray”a yollamak “haram” değil…

“Haram” olsa, hutbe hutbe öyle bir rüsva edilirlerdi ki, bir daha asla cesaret edemezlerdi kayırmacılığa; hiç duymadık.

***

“Atanamayan” gençler sanki Mozambik’te intihar ediyormuş gibi iktidarlı eşlerin tepeden inme yerleştirildikleri görev yerlerine uğramadan maaş alması, memuriyet hayatının tamamını izinlerle geçirip sonra da önce Başbakanlığa, sonra “saray“a atanması “haram” değil…

“Haram” olsa hutbe hutbe “kul hakkı” hatırlatılırdı onlara, “haksız kazanç”ın “helal olmadığı” anlayana kadar anlatılırdı; hiç duymadık.

***

Ama “Millî Piyango” haram;

Çünkü, “bir taraf kaybederken, diğer taraf da hak etmeden kazanıyor.”

Bayi önlerinde piyango bileti alanlara tebliğde bulunan mı istersiniz, bilet satıcısına saldıran mı istersiniz; konuyla ilgili fetva yayınlayan mı istersiniz…

Ben böyle ikiyüzlülük görmedim.

 

 

 

Alıntı Yeniçağ:  Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Oca 15

“CANAN UYKUDA”

“CANAN UYKUDA”

1971-75 arasında Öğretmen Okulu öğrencisiydim. Çok iyi müzik eğitimi veriliyordu ama içinde Türk müziği yoktu. Mandolin, flüt, piyano, keman vardı ama mesela ud yoktu, ney veya kaval yoktu… Türk devletinin Türk okullarında Türk çocuklarına Türk müziği öğretilmiyordu. Çünkü CANAN UYKUDA’ydı!..

Kendi sesleri ve kendi diliyle kendini ifade edebilen Türk Milletinin bilim, teknik ve siyaset arenasındaki yeri çok daha yukarılarda olabilirdi ama olamadı; çünkü CANAN UYKUDA’ydı!

Zavallı milletim! Kendine ne verilirse itiraz etmeden aldı… Medya, radyo ve TV’ler ha bire yabancı renk ve zevkleri pompalıyordu. Halk ne yapsın?.. İsyan da etmedi, yerliyi, iyi ve millîyi talep de etmedi, edemedi; çünkü CANAN UYKUDA’ydı!

Dünya değişiyor, SSCB dağılıyordu. Bu arada adını dahi bilmediğimiz yeni yeni Türk boylarının varlığından haberdar oluyorduk. Evet Türk Dünyası uyanıyordu, ama CANAN UYKUDA’ydı!

“Güzel söylüyorsun”, “Albüm yapsana” diyenler çok oldu. Hangi parayla, hangi imkanla diye sormadılar. Milli ve yerli(!) iş adamlarımız vardı; imkanları çok genişti. Oda orkestraları, senfoni orkestraları kuruyor, Türk Milletine ve kültürüne yabancı ve biraz yetenekli kim varsa onlara sponsor oluyor tanıtıp şöhret olmalarını sağlıyor ama ne hikmetse Türk kültürünün derinliklerine yapılacak bir yolculuğu desteklemekten çekiniyorlardı. Çünkü, CANAN UYKUDA’ydı!

Böylece 60’lı yaşlara gelip dayandım. Bir baktım ki “Yolun sonu görünüyor”, bir şeyler yap Bünyamin (…) dedim kendi kendime. “Kimseden bir şey bekleme, devletten de… Hiç kimse elini taşın altına koymayacak.” Çünkü, CANAN UYKUDA!

Sonunda neyim var yoksa harcamaya ve hiç olmazsa tarihe bir not düşmeye karar verip bu albümü hazırladım. (…) CANAN’ın uyanışına bir parçacık bile vesile olabilirsek, benim en büyük dileğim de böylece gerçekleşmiş olur.”

 

 

Alıntı Yeniçağ

Oca 14

“GAZİ MECLİS”

“GAZİ MECLİS”

‘Gaziye’ sahip çıkmak her Türk vatandaşının asli görevi değil midir?

‘Millî Mücadele’ye komuta eden Gazi Meclis’in ülke yönetiminde düşürüldüğü kademe gerçekten fazlasıyla üzücü… Genel Kurul salonu her daim bomboş… Salı günleri genel başkanların grup toplantılarında, hamasi lâf duyup, sesin yüksekliğinden önemli bir lâf edildiğini düşününce havaya fırlayanlar olmasa Meclis’in varlığını unutacağız!..

Allah’tan onlar var da ‘millî irade’nin ayakta olduğunu görebiliyor, huzur içinde demokrasimize güvenebiliyoruz!.. ‘Grup canlıları’ sayesinde bizde de demokrasi olduğunu yedi düvele ispatlayabiliyoruz, çok şükür!..

***

Yeni sistem dolayısıyla sadece Meclis’i değil, galiba hükûmeti de kaybettik… Yetki tek merkezde toplanınca bakanlıkların da bakanların da bir ağırlığı kalmadı… Eskiden milletvekillerinin yarıya yakınının ismi bilinirdi kamuoyunda… Şimdi bakanları tanıyan yok… Haber programında, herhangi bir açılışta veya toplantıda bir bakan görünce “Bu ne zaman bakan olmuştu?” diye sormadan edemiyorsunuz…

Sokak röportajlarında Fatih’i dört halifeden birisi, Hz. Ömer’i peygamber, Japonya’yı da Afrika’da zannedenlere ‘bu çok bile’ diye düşünebilirsiniz ama durum gerçekten vahim… En büyük güç ve meşruiyet kaynağı ‘irade’si olan Meclis’in iradesi boşaltılmış, ne yasama görevini doğru dürüst yapabiliyor, ne de denetlemeyi… Güç sıralamasındaki yerini tanımlarken, ‘İngiliz Kraliyet ailesinden hallice’ desek o bile şüpheli!..

Gerçekten garip bir durum… Ülkede ‘beka sorunu’ var ama gaziliği tescilli Meclis yok!.. Var da, artık sembolik ve de hükmü yok!..

Alıntı: Servet AVCI

Oca 13

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Acele hareket, sadece sinek avlamaya yarar.” Sovyet Atasözü

* “İnsan iki şey ile kendisini ihtiyarlamaktan kurtarır: Biri iyi iş ve diğeri iyi söz.” Yusuf Has Hacip

* “Bugün, iki tane yarından daha değerlidir.” Benjamin Franklin                                                                                     

* “Mutluluğu, çekip giderken çıkardığı gürültüden tanıdım.” Jacques Prevet                                                                   

* “İyi bir ağaca sarılan, gölgesiz kalmaz.” Cervantes                                                                                           

* “Ahlakın olmadığı yerde, kanun bir şey yapamaz.” Napoleon Bonaparte

* “Aşkım için her şeyden vaz geçerim; fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vaz geçerim.” Goethe

* “Kimse bizi aldatamaz. Ancak biz kendi kendimizi aldatırız.” Goethe                                                            

* “Eğer adalet istiyorsan zenginlerin sözlerine değil, fakirlerin gözlerine bakacaksın” Hugo Chavez                                         

* “Modern dünyanın sorunları için tek bir çare bulabilecek olsam, reçeteye sessizlik yazardım.” S. Kierkegaard  

Oca 12

BİR ÖĞRETMEN

BİR ÖĞRETMEN..
 
Henüz lise öğrencisiyken 16 yaşında Türk Milliyetçiliği fikrinin karasevdasına tutulmuş biriyim.
 
Öğretmen olduktan sonra da Türk Milliyetçiliği düşüncesi doğrultusunda yaşama azim ve kararını hiç beklentisiz olarak canla başla sürdürdüm.
 
Tarsus Akdeniz Sitesi Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptığım yıllarda kooperatife ait arazisini ((Şu anki Akdeniz Sitesi park ve Cami yapılan yer) Yönetim Kurulu kararı ile Tarsus Belediyesine park ve Cami yapılması şartıyla bağışlayanlardanım. Tarsus Belediyesi’ne Akdeniz Konut Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu Kararının ekli olduğu resmi yazıyı bizzat götürerek Tarsus Belediyesi gelen evrak defterine kayıt ettirdim
Şimdi bu da nereden çıktı diyenler olacaktır.
Siyaset denen illetin işine gelmediğinde ciddiyete, hukuka, adalete nasıl kör, sağır, dilsiz olduğu, ancak yalakalara, dalkavuklara, şak şakçılara özel önem verdiği zamanlarda böyle güzel bir bağışın yapılmasını sağlayan bir öğretmene teşekkürü bile çok gördüğünü fakat malum alanlarda siyaset horozluğu yaptıklarını çok gördüm.
 
Yazmak gerekirse çok yazılacak konular var ancak merhum Türkçü Atsız Ata – Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi
 
”Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü…
 
Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü! ”
 
Şu öksüz Türklüğümü bin makama, bin koltuğa, bin çıkara değişmedim, değişmeyeceğim.
 
Ben Türk Milliyetçiliği davası karasevdalısı bir öğretmenim!…
 
 
 
 
 
Kaynak: Bir öğretmen

Oca 11

ANILAR

ANILAR

 

Yıktın bir gönül sarayını sana kandıkça

Çok safmışım diyorum sevdiğini sandıkça

Hiç unutma, yaz aklına beni andıkça

Saplanır yüreğine kurşun gibi anılar…

 

Buralarda el ele tutuşuyorduk dersin

Sarılınca boynuna öpüşüyorduk dersin

Çifte kumrular gibi sevişiyorduk dersin

Saplanır yüreğine kurşun gibi anılar…

 

Binme dedim kıskançlık, kibir, benlik atına

Kazınır tüm anılar yüreklerin katına

Maziyi cesaretle haykırır suratına

Saplanır yüreğine kurşun gibi anılar…

 

Mehtabı seyrederek yıldızlara bakardık

Işık olur yıldızdan yıldızlara akardık

Ah, vah çekerek dersin sevgi tacı takardık

Saplanır yüreğine kurşun gibi anılar…

 

Vefasızlık, nankörlük sevginin düşmanıdır

İnsanlardan birçoğu bir aşkın pişmanıdır

Eller, gözler o anın eşsiz danışmanıdır

Saplanır yüreğine kurşun gibi anılar …

 

Kenan ŞAHBAZ

Eski yazılar «