Nis 25

NEFS KONUSU

NEFS KONUSU

Bir gün bektaşi ile bir din istismarcıyı karşılaşırlar. Aralarında din ve dünya hakkında sohbet etmeye başlarlar. . Konu konuyu açar.. Bektaşi, inançların alet edilip şahsi propagandaya dönüşmesinden hoşlanmadığını söyler. Din istirmacısı  “30 yıldır ağzıma, doyuncaya kadar lokma koymadım” diye bir laf eder Bunun üzerine Bektaşi  din istismarcısına sorar :”Demek oluyor ki bu zamana kadar sen sadece işkembeni ıslah etmişsin. Nefsini ne zaman ıslah edeceksin?”. der.

Nis 24

“TÜRKİYE İTTİFAKI”

“TÜRKİYE İTTİFAKI”

 

Tayyip Erdoğan, AKP Genel Başkanı ve Cumhur İttifakı’nın lideri olarak seçim sürecinde karşı tarafta oluşan Millet İttifakı’nı “zillet ittifakı” gibi ağır sözlerle eleştirdikten sonra nihayet Cumhurbaşkanı şapkasıyla konuştu ve “Seçim tartışmalarını geride bırakarak, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır. Dönem, kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir.” dedi.

Erdoğan, “Türkiye’nin bekası, vatandaşlarımızın birlik ve beraberliği her türlü politik hesabın üstündedir. Ülkenin bekasını ilgilendiren konularda siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyup 82 milyonla Türkiye ittifakı olarak hareket etmeliyiz. diye birleştirici mesajlar verdi.

***

“Yunanistan’a beş ada ile birlikte bırakılan 92 bin kilometrekarelik kıta sahanlığı ne olacak? ABD şantajına boyun eğilerek S-400’ler Azerbaycan veya Katar’a yönlendirilecek mi? Ekonomik krizin altından nasıl kalkılacak?” gibi sorular ve sorunlar ise ortadadır.

Fırat’ın doğusunda sınır boyunca oluşturulacak bazı cep bölgelere ABD’nin PKK/PYD’ye baskı yapmasıyla TSK’nın yerleşmesi ne anlama geliyor? Türkiye, Girit Adası güneyindeki egemenlik alanını Yunanistan üzerinden Amerikan şirketlerine devrederken, TSK, Suriye sınırında bazı bölgelere yerleşirse beka sorunu çözülmüş mü olur?

***

Erdoğan, “Türkiye ittifakı” dedi ya, bir okurumuz ise önce ittifaklar konusunda bir değerlendirme yaptı.

“2015 seçimlerinden beri Türkiye’de artık saklanamayacak ölçüde bir çehre değişikliği yaşandı. Sıralı kumpas davalarında da 15 Temmuz sonrasında yaşanan sözde FETÖ ile mücadele operasyonlarında da devletin bürokratik hafızasının nasıl tarumar edildiği, direnç noktalarının nasıl dağıtıldığı artık yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda durmakta. Ekonomik talanı dile getirmek ise izahtan varestedir. 2015 yılı ile birlikte biz aslında 1915 şartlarına geri döndük ve bugün yıllardan 1919 benim nezdimde.

Ancak açıklanmaya muhtaç bir siyasi durum söz konusu. Görünen o ki bundan sonraki dönemde, eğer devlet yapısı ve yönetim şekli kurucu Cumhuriyet ayarlarına geri döndürülmez ise yaşanacak sıkıntıları aşmanın ve birlikteliği sağlamanın bir yolu kalmamış görünüyor.

Bunu neden söylüyorum? Türk Milleti’nin demokrasi adı altında mecbur bırakıldığı ittifakları değerlendirirsek durum şudur:

1- Cumhur İttifakı: Siyasal İslam (AKP) – Milliyetçilik (MHP) – Ulusalcılık (Vatan Partisi)

2- Millet İttifakı: Siyasal İslam (SP) – Milliyetçilik (İYİ Parti) – Ulusalcılık (CHP)

Hangi irade birbiriyle aynı kaynaktan beslenmiş iki ittifakı iktidar ve muhalefet olarak dizayn etmiş ve Türk Milleti’nin karşısına birbirlerinin alternatifi olarak çıkartmıştır. Aynı akarsuyun beslediği gölü ikiye bölseniz ne olacak ki? Su yine aynı su, kaynak yine aynı kaynaktır.

AKP eyalet modeli ve federasyon için zemin hazırlarken, CHP, ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekinceleri kaldıracağız‘ derken, MHP ‘Büyükşehir belediye başkanı seçilsin ilçe belediye başkanlarını o atasın’ söyleminde bulunurken, İYİ Parti’nin kuruluş aşamasında parti programına benzer fikirler sokuşturulmak istenirken, Gaziantep’te sizin dile getirdiğiniz yerel başkanlık modeli ortadayken kimi nereye konumlandıracaksınız..

Şu an yıllardan 1919 ise Kız Kulesi’ne bakıp tek kurşun atılmadan işgal edilmiş bir ülkenin yasını mı tutacağız, yoksa çok geç olmadan içinde bulunduğumuz bu durumdan kurtulmanın anahtarı olan gençliğe hitabenin gereklerini mi yerine getireceğiz?”

***

Şimdi, “Türkiye ittifakı” şart ama hangi temelde?

Cumhuriyetin kurucu ayarlarına dönülmezse, Türk Milleti, egemenliğini kaybeder. 7’den 70’e herkesi tekrar uyarıyorum!

 

 

Alıntı:Arslan BULUT

Nis 23

VELİ ÇAVUŞ’UN HAZİN VE GURUR DOLU HİKÂYESİ…

VELİ ÇAVUŞ’UN HAZİN VE GURUR DOLU HİKÂYESİ…

Anadolu’nun her köşesinde nice Veli Çavuşlar yaşamıştır.

1890 yılında, Çukurova’nın sıcağından uzak ve en yüksek rakımlı yoksul bir dağ köyü olan Çukurbağ’da dünyaya geldi.
Tarsus’a 55 km uzaklıkta ve rakımı 1000 metrenin çok üzerinde olan bu köyde herkes kendi yağıyla kavruluyordu. Herhalde şanslı oldukları tek nokta, eve giren tüm yiyeceklerin köyde ürettikleri yerli ve %100 organik ürünler olmasıydı. Tabii bunun yanında o yıllarda şeker, sıvı yağ, çay gibi ancak şehirden alınabilen ürünlerle daha hiç karşılaşmamış olmaları da ayrı bir mahrumiyetti…

Gelelim asıl hikâyeye…
Veli, 1910 yılında yirmi yaşındayken askere gittiğinde, askerliğinin 13 yıl süreceğini bilmeden uzun, zorlu, tutsaklık ve gurur dolu bir yolculuğa çıkıyordu…
O yıllarda Osmanlı İmparatorluğu, Arap yarımadasında zayıflamış ve İngilizlerin ayak oyunlarıyla mücadele ederken Veli Çavuş, bir asker olarak kendini bu ateş çemberinin ortasında buldu ve 10 yıl aralıksız bu coğrafyada kaldı. Zaman zaman Yemen’de ata topraklarının savunmasında canı pahasına savaşlara katılan Veli Çavuş, şimdiki Filistin bölgesinde Arapların İngilizlerle bir olup kalleşçe tuzaklarından birisi sonucunda tam 4 yıl Gazze’de esir tutuldu…
İngiliz esir kampında birçok asker hastalıklara ve açlığa direnemeyip yaşamını kaybederken o, tüm olumsuzluklara karşın yaşama direndi ve belki de bünyesinin çok sağlam olması sayesinde yaşama tutunabildi. 
Veli Çavuş’un altı yıl cephede ve dört yıl esir kampında geçirdiği bu çileli hayat, İngilizlerle yapılan karşılıklı bir anlaşmayla sonuçlanmış ve 10 yıllık Arap çöllerindeki askerlik macerasının ilk etabı tamamlanmıştı.
Veli Çavuş, köyüne döndüğünde onu kimse tanıyamamıştı. Çünkü o zamanlar askere gidip te dönemeyenlerin dönemiydi. Veli Çavuş’u bütün köylü şehit oldu diye biliyordu. Zaten köye döndüğünde kesmeye imkân ve zaman bile bulamadığı uzun sakalıyla girmiş ve onu tanımak ve hatırlamak köylüler için kolay olmamıştı…
”Ben Veli’yim Veli!..” deyip insanların gözüne baktığında onu öldü bilen herkes mutluluk ve gözyaşıyla ona sarılıyordu.
Veli Çavuş, köye döndükten sonra 3 yıl daha yerel karakollarda yurt savunması yapmış, Torosların Karboğazı mevkisindeki ünlü Fransız bozgununda da rol almış meçhul bir Kurtuluş Savaşı kahramanıdır aslında…
Hayatının en güzel yıllarını 13 yıl boyunca vatan savunmasına harcayan, filmlere konu olabilecek derecede bir askerimiz ve hemşerimiz.
Ruhu şad mekânı cennet olsun…

 

Alıntı

Nis 22

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Yasalar, evler gibi birbirlerine yaslanır.” Edmond Burke.                                                                     

* “İşsizliğe karşı en büyük silah, eğitimdir.” S. Daniel 

* “İnsan terazi üzerinde otursa ve kitap okusa ağırlığı değişmez ama düşünceleri gelişir.” Anooshiryan Miandhii Tebrizli Türk

* “Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını

bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.” Sun Tzu

* “İnsanların ne kadar kötü olduğunu görmek beni şaşırtmıyor, fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce hayretler içinde kalıyorum.” Goethe

* “Hür olarak düşünmek, hür olarak yaşamak, insanı çoğunlukla çatışan bir kişi konumuna sokar.

Çoğunluk, babadan kalma geleneklere uyarak düşünür ve yaşar.

* Azınlığa düşmek, insanı nevroza elverişli bir iklime sokar. Kurallara baş kaldıranla deli (eksantrik) arasında bir adım mesafe vardır. Toplumun düşmanca baskısı bu

mesafeyi hemen aştırır insana”. Cemil Meriç

Nis 21

MEŞRU BİR ŞEKİLDE AKP’DEN KURTULMAK!

MEŞRU BİR ŞEKİLDE AKP’DEN KURTULMAK!

 

Ergenekon kumpası hâkim ve savcılarının yargılanmasına devam edildi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde görülen davanın -21’inci celsesinde, Başkan Haydar Metiner, Ergenekon savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel‘i kürsüye davet etti. Pekgüzel, Ergenekon iddianamesini savundu ama bazı itiraflarda da bulundu.

Pekgüzel, “Israrla bazı gazetecilerin, muhalif gazetecilerin alınması istendi” deyince şu diyaloglar yaşandı:

Başkan Metiner: Nereden geldi?

Pekgüzel: Zekeriya Öz söylüyordu. Bazı kişilerle görüşüyordu.

Başkan Metiner: Hani bağımsızdınız? Kimlerle görüşüyordu?

Pekgüzel: O zaman sadece hükümet yetkilileri diyeyim. Efendim bağlantıları yok, niye alalım diyordum, ama “İlla şu, şu alınsın” deniyordu. Bunlar uzun süre kafamızı meşgul etti.

Pekgüzel, asıl bombayı sona sakladı ve “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılmaması, bu davanın yüzü suyu hürmetinedir.” dedi.

***

Pek güzel söylemiş! AKP, bu davalar sayesinde, Türkiye’de milli direnci bir süreliğine de olsa kırdı ve çözüm sürecine geçti. Uzun süre kimse muhalif bir eylem yapamadı. AKP, bu davalar sayesinde üniversiteleriyle, ordusuyla yargısıyla, emniyetiyle, devleti FETÖ’ye teslim etti. Sonra da FETÖ darbe girişimini bastırarak, ülkenin yönetim sistemini değiştirdi.

Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti olarak varlığını devam ettirmek istiyorsa, AKP’yi meşru yoldan devletin başından uzaklaştırmalıdır. Yoksa rejimi de değiştirecekler. Hem de bu defa ekonomik kriz, bu iş için fırsat olarak kullanılacak!

 

 

 

Alıntı

Nis 20

ÖLÜMSÜZ SEVGİ

ÖLÜMSÜZ SEVGİ

 

Bırakamazsın asla beni perişan böyle

Kararan gökyüzümden mutluluk yağacak mı?

Sensizliğe yüreğim nasıl dayansın söyle?

Sensizliğin ufkundan güneşim doğacak mı?

 

Birer birer kapandı sana açılan yollar

Bak hala beklemede o yürekler, o kollar

Leylasına tutulmuş Mecnun zannetti çöller

Sana duyduğum hasret sevgimi boğacak mı?

 

Aklım, ruhum, bedenim bir periyle kaplandı

Adın, aşkın, bakışın yüreğime saplandı

Bu isabetli tavır nerede hesaplandı

O özlemle bekleyiş ruhuna ağacak mı?

 

Maksadın kıyameti yaşatmak mıdır bana?

Bunca aymazlık niçin candan seven bir cana?

İçer mi doyasıya, içer mi kana kana?

Özümdeki ölümsüz sevgiyi sağacak mı?

 

Her aydınlık gecede yıldızı arıyorum

Bir serapmış gördüğüm boşluğu sarıyorum

Kelebekler gibiyim aşkından yanıyorum

Yanışımı insafsız o ruhun duyacak mı?

 

Kenan ŞAHBAZ

Nis 19

BÜTÜN BUNLAR NEYİN İFADESİDİR?

BÜTÜN BUNLAR NEYİN İFADESİDİR?

 

AKP, 2003 yılında kamu yönetimi reformuna soyunduğu zaman hazırlanan taslak, Türk-İş adına hazırlanan raporda şöyle yorumlanmıştı:

“Yerel Yönetim Reformu adı altında hazırlanan düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını büyük ölçüde zayıflatacak, 81 eyalet yaratacaktır. Etnik kimlik ve siyasal görüşlere göre bölgesel yapılanmalar ortaya çıkacaktır.”

Hazırlanan yasa tasarısının bir kısmını Ahmet Necdet Sezer veto etti. Sezer’den sonra parça parça yasalarla sistemi değiştirdiler.

***

17-25 Aralık’a kadar, Pensilvanya’nın her talebini yerine getiren de AKP iktidarıydı. Öyle ki Erdoğan, “Ne istediler de vermedik?” demişti. Sonunda ihale istedikleri ama alamadıkları anlaşıldı. Fetullah Gülen, havuzda toplanan yüzdeler için “irin havuzları” dedi ve ondan sonra ayrılık başladı!

“Kandil” deseniz, “çözüm süreci”nde neredeyse iktidara ortak hale gelmişti! Dolmabahçe’de Öcalan’ın hazırladığı 10 maddelik “ortak vatan” metnine AKP’li bakanlar imza attı.

***

Kısacası, AKP, 17-25 Aralık’a kadar Pensilvanya’nın, “Çözüm süreci” boyunca da Kandil’in taleplerini yerine getirdi. Ne zamanki AKP, 7 Haziran 2015’te tek başına iktidarı kaybetti, o zaman Devlet Bahçeli‘nin müdahalesiyle üç ay içinde erken seçim kararı aldı ve bu arada terörle mücadele başlattı. AKP, 1 Kasım 2015 seçimlerinde bu sayede ayakta kaldı.

Taksim meydanında, ezana saldırı olmadığı ise net bir şekilde ortaya çıktı. Bu iddiada bulunanlar özür diledi ama Erdoğan bunları yok sayıyor! Tıpkı “camide içki içtiler” yalanı gibi…

Tarsus’ta, Kur’ân kursu öğrencisine tecavüz eden imam serbest bırakılıyor ama bu konuda nedense kimseden çıt çıkmıyor!

Daha BOP eş başkanlığı var, Libya ve Suriye’de Amerikan taşeronluğu var. Yunanistan’a terk edilen adalar var. Hatta Kushner‘in Ankara ziyaretinden sonra İsrail’in “Golan tepeleri” işgalinin tanınması skandalı var! Bunlar nedir?

 

 

Alıntı

Nis 18

“Hırsız evin içinde olursa kilit işe yaramaz.”

“Hırsız evin içinde olursa kilit işe yaramaz.”

 

TBMM Araştırma Komisyonu’nda ifade veren, dönemin Emniyet istihbarat daire başkanı Sabri Uzun‘un ifadesi de ilginçti. Uzun, patlamaları kimin yaptığı sorusuna “Hırsız

evin içinde olursa kilit işe yaramaz.” diye cevap vermişti:

-Termal kamerayla izlenen yere, 150 kilo patlayıcı nasıl girdi?

-Yani kilit bozulmuş efendim. Evin içinden olursa her şey girer. Bunlar tamamen PKK’nın. Oraya (Şemdinli) girse de yakalanır.

-Niye yakalanmadı?

-Orada kilit bozuk efendim.

-Kim soktu?

-Ben bir hüküm veremem. Adaba aykırı. Ama fotoğrafları yan yana koyun, görünüyor.

-Avlunun kilidi de bozuk mu?

-Hayır. Bu lokal bir olay. Genel değil. Genel olsa söylemekte sakınca görmem. Söylerim, derim ki önlem alın, ülke çeteleşiyor. Devlet içinde yasaya uymayanlar meşru mu

olacak? Nereye kadar meşru olacak?

 

Nis 17

TARIM ÇÖKTÜ AMA EKONOMİDE BAŞARILIYMIŞIZ..

TARIM ÇÖKTÜ AMA EKONOMİDE BAŞARILIYMIŞIZ..

 

Ayçiçeğini Moldova’dan, Bulgaristan’dan, Romanya’dan,

Domatesi Rusya’dan, Romanya’dan, Ukrayna’dan,

Buğdayı ABD’den, Rusya’dan, Kazakistan’dan, Meksika’dan,

Arpayı Ukrayna, Fransa, Rusya, Almanya’dan,

Armudu Şili, Arjantin, Çin, Güney Afrika’dan ithal ediyoruz sonuçta!

Adı üstünde “Antep fıstığı”; binlerce ton üretim fazlamız varken İtalya, Almanya, Mısır, İran’dan ithal ediyoruz mesela!

Rizelileri kenevirin söküp alınışı kadar yaralamamış galiba ama ben yine de hatırlatayım,  

Çay Sri Lanka’dan, Kenya’dan, Endonezya, Çin, İran’dan.

Elma, Amasya’dan değil Şili, İtalya, Fransa, Bosna-Hersek, ABD’den geliyor çoğunlukla…

“Gülnar”ımız var ama Rusya’dan, Peru’dan, Şili’den, İtalya, Kolombiya’dan geliyor nar…

“Taşköprü sarımsağı” efsane marka ama Çin’den alıyoruz sarımsağı da…

Pamuk ne! “Ekonomik bir değer” değil mi? Çukurova verimsiz mi? İktidardan biri çıkıp da “Adana’dan pamuğu söküp aldılar” diye ağlamadığı için mi karşı çıkmıyorsunuz ithal ediliyor olmasına?

Zeytin ne? “Ekonomik bir değer” değil mi? Kim imara açtı zeytinlikleri?

İncir ne? Kim göz dikti Aydın’ın şifalı topraklarına?

 “Şeker pancarı”nı kim kurban etti “mısır şurubu”na?

Madem o kadar “üretim”cisiniz…

Kimmiş bu “dost görünen düşmanlar”; 16 yılda, 3.5 milyon hektar tarım alanına TOKİ binası dikenlerle ilgisi olabilir mi diye sormak hiç mi gelmiyor aklınıza?

 

Alıntı

Nis 16

ZENCİ MUSA

ZENCİ MUSA

 

‘YARIM KALAN  BİR HESABIMIZ VAR. “

İstanbul’un işgal edildiği esaret yılları yaşanmaktadır.

İngiliz general Herrington kendi Bayraklarının dalgalandığı, İstanbul’da Galata gümrüğüne gelir..

Uzaktan heybetli güçlü bir zenci görür hamallık yapan ve ‘kim bu’ diye sorar yanındakilere.

”Eski bir Osmanlı askeri ve Kuşçu başı Eşrefin fedaisi, İşte 300 bin altını Yemen’e kaçıran Zenci Musa bu,” derler.

General Herrinton Zenci Musa’nın yanına gider ve “Güçlü adam benimle çalışırsan, seni paraya boğarım,” der.

Musa generalin gözlerine keskince bir bakış attıktan sonra ‘Her teklif herkese yapılmaz General, uğruna savaşacağım tek devlet var oda Osmanlı, uğruna öleceğim tek bayrak var oda ay yıldız,’ der!

General Herrington bu cevap karşısında şok’a uğrar! Kızarak yanından bir kaç adım uzaklaştıktan sonra Musa ‘General’ diye seslenir, general arkasını dönüp bakar, Musa

tarihe şu sözleri kayıt eder ”Yarım kalan bir hesabımız var sizinle, daha her şey bitmedi.”

Evet, yarım kalan bir hesap var ortada! Hâla Atatürk’le, hâla Cumhuriyetle, hâla Kuvva-i Milliye ile uğraşanları görünce, hâla ingiliz artıklarının memlekette cirit attığını

anlıyoruz!

Rahmet olsun sana Zenci Musa.

 

Eski yazılar «