Şub 24

Vurgunum Ey Türkiye’m!

Vurgunum Ey Türkiye’m!

 

Güzelliğini dilim anlatamaz tutulur

Huzuru bütün insanlar hep sende bulur

Gönüller dupduru sana akar sende durulur

Ey Türkiye’m!

Dağlarının ovalara bakışına vurgunum!

Sularının denizlere akışına vurgunum!

 

Vurgunum gönül sazım, inceden ince

Beni, güçlü olmak boğar sonsuz sevince

Şahadet parmaklı nice camilerince

Ey Türkiye’m!

Arşa kilitlenen o ezanlara vurgunum!

Adımı Türk diye yazanlara vurgunum!

Kenan ŞAHBAZ

Şub 23

“BU MHP ÜLKÜCÜLERİN MHP’Sİ DEĞİL!”

“BU MHP ÜLKÜCÜLERİN MHP’Sİ DEĞİL!”

 

“MHP çizgisine geldiler”öylemi?

Genel Merkez, “Başkanlık ihanete ortak olmaktır” diye propaganda yaparken, partililerden de böyle oy topladı, vatandaşla kavga etti, işlerinden oldular. Ama enteresan bir şekilde onları bu uğurda harcayanlar, tam tersi istikamette hareket etmekten gram çekince duymuyor. Bir de üzerine “MHP çizgisine geldiler” sözleriyle partilileri de saf yerine koyup, yaptıkları eylemi meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

*Çok değil birkaç yıl öncesine kadar; Türk bayrağını değiştirmeyi teklif edip, sözde Ermeni soykırımını tanımak isteyenler,

*Türklüğü ayaklar altına alıp, Türkiye kelimesi içindeki “Türk”ü çıkarmak isteyenler, *Dağlarda terörist aramak yerine “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarını arayıp, kaldıranlar, *Çözüm sürecinde PKK’yı şehirlere indirip, temsilcileriyle mutabakat yapanlar,

*FETÖ’cüleri en kritik yerlere getirip, organizasyonlarında başrol oynayanlar mı milliyetçi çizgiye gelmiştir?

*Tunceli’ye “Dersim” diyerek, Atatürk‘ün katliam yaptığını iddia edenler,

*PKK’nın sahnelerinden inmeyen Ahmet Kaya’ya onur ödülü verenler,

*“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen hainleri Saraylarda ağırlayanlar mı MHP’nin çizgisine geldirler?

*15 Temmuz’dan sonra Lozan üzerinden Cumhuriyet’i, Irak-Suriye ve Rusya’daki başarısızlıklar üzerinden sadece “dış güçler”i sorumlu tutanlar mı milliyetçi bir dış politika benimsemiştir?

En nihayetinde ağızlarındaki baklayı çıkarıp anayasada bayrağımızın, dilimizin, sınırlarımızın güvencesi ilk 4 maddeyi hedef aldılar, hem de TBMM tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde, Meclis kürsüsünden…

Bu ihanet sözlerine, bu hain girişimlere rağmen, o gece tüm maddeler MHP’nin desteğiyle geçti.

Tüm bunlar yaşanırken, Kocaeli’de konsey seçimlerini kazanan Ülkücüler ters kelepçeyle gözaltına alındı. Dün de Ankara DTCF’de PKK’lılar tarafından duvarlara fotoğrafları asılıp, tıpkı Fırat Çakıroğlu gibi hedef gösterilen öğrenci tutuklandı. Onların siyasi temsil noktası olan MHP’den tek bir tepki bile gelmedi!

Bu dramı tarih tüm ayrıntılarıyla, kayıtlarıyla yazacaktır.

 

Alıntı:  Batuhan ÇOLAK

Şub 22

Eski SSCB fıkrası: “Hepinizi asacağız!”

Eski SSCB fıkrası: “Hepinizi asacağız!”

Anayasa’nın 18 maddesinde yapılan değişiklikler TBMM’de kabul edilerek “rejim değişikliği” açısından birinci aşama geçildi. Eğer referandumda da kabul edilirse, bu değişiklik yapma çalışması TBMM’nin bu türden yaptığı son çalışma olarak tarihe geçecek.

Milli irade nasıl bu hale geldi ki, kendi varlığını ortadan kaldırmak için canla başla çalıştı, itişti, tepişti, tekme attı, yumruk attı, sonra da oy attı?

Lidere ve onun sistemine gönülden bağlı olma konusunda baskı rejimlerinde anlatılan çok fıkra vardır. Bana 1992’de Abhazya’da anlatılan eski Sovyetler Birliği ile ilgili olan pek çok fıkradan biri de şöyleydi:

Bir gün Brejnev büyük bir toplantı sırasında diyor ki:

“-Yoldaşlar on ikinci beş yıllık plan sonunda hepinizi asacağız!”

Büyük bir alkış tufanı kopuyor…

Ben fıkranın burasında kopmuştum. Gülmeye başladığımda durmamı işaret ettiler.

Yaşlı bir bilge komünist alkışlamıyor. Brejnev mutsuz komünisti fark ediyor:

“-Ne o yoldaş kararımızı beğenmedin mi?”

“-Yooo beğendim beğenmesine de…”

“-Peki o zaman sorun ne?”

“-Herkes kendi ipini kendisi mi bulacak, yoksa organizasyon mu dağıtacak?”

 Bizim Meclis’te gözleri kapalı biçimde açık oy kullananlar bu kadarcık bir sorun bile soramadılar!..

-Bütün yetkilerimizi sana devredince biz ne yapacağız bile demediler, diyemediler!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni “ıskât eden” (görevini yapamaz hale getiren) Anayasa maddelerini, Brejnev fıkrasındaki gibi coşkuyla alkışlayan bir çoğunluk vardı Meclis’te…

 

Alıntı: Nazım Alpman

Şub 21

BAHÇELİ’NİN 14 YILLIK ELEŞTİRİLERİ #HAYIR DİYOR

BAHÇELİ’NİN 14 YILLIK ELEŞTİRİLERİ #HAYIR DİYOR

 

Video: https://www.youtube.com/watch?v=4DP-keRcJZM

Video: https://www.youtube.com/watch?v=SZDJWv6FGw0

 

Devlet Bahçeli ve MHP milletvekilleri AKP’nin günah galerisine baksalar acaba ne görecekler? Bunun için başka bir şey yapmalarına gerek yok. Sadece Devlet Bahçeli’nin 14 yıldır yaptığı eleştirilere göz atsalar sonucu görürler.

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli;

Çözüm politikası hakkında neler söylemiştir?

Oslo süreci hakkında neler söylemiştir?

PKK’lıların Habur’da karşılanması sırasında neler söylemiştir?

Âkil adamlar hakkında neler söylemiştir?

17-25 Aralık hakkında neler söylemiştir?

“14 yıl boyunca AKP’ye hangi eleştirileri yönelttik?” deyip bir döküm yaparak sonucu görebilirler.

14 yıldır ülkeyi AKP yönettiğine göre MHP’nin eleştirileri de onun eylemlerine, fiillerine, yapıp ettiklerine karşıdır.

Terörü, 2002’deki sıfır noktasından bugünkü duruma getiren iktidardaki AKP değil midir?

FETÖ adı verilen örgütün elemanlarını devlet kadrolarına yerleştiren iktidardaki AKP değil midir?

Suriye politikasını ortaya koyup uygulayan iktidardaki AKP değil midir?

Soruların cevabı açıktır. Devlet Bahçeli’nin yukarıda sayılan eylemler hakkındaki eleştirileri AKP’ye karşı olmuştur.

Bunlar doğrudan doğruya Devlet Bahçeli’nin eleştirileridir. Buna diğer MHP yetkililerinin eleştirilerini de ekleyebilirsiniz. Bu eleştiriler öyle böyle eleştiriler de değil. Zaman zaman ihanet suçlamalarına kadar varan çok ağır eleştiriler.

Şimdi, MHP milletvekillerine tekrar hitap ediyorum. Onları akıl ve mantık ölçüleriyle düşünmeye davet ediyorum. Bizzat sizin eleştirdiğiniz, sizin ifadelerinizle bazıları “ihanet” derecesine varan eylemlerin failleriyle birlikte hareket etmek doğrudur mudur?

O zaman siz “akıl ve mantık ölçüleriyle” yerine hangi ölçülerle hareket ediyorsunuz?

Her şey olupbitti, demeyiniz; daha bu işin referandumu bir de #HAYIR’ı var.

 

Alıntı:  Ahmet B. ERCİLASUN

Şub 20

Galip Erdem’den Uyuyanlara Ağıt

Galip Erdem’den Uyuyanlara Ağıt

 

Galip Erdem 1963’te “Uyuyanlara Ağıt” yazısıyla uyuyanları uyarıyor

Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim. Fakat maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “Artık çok geç olacak!” Bir daha uyumak şöyle dursun yatak bile bulamayacaksınız.

Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.

Biliyorum: Düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. ‘Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar’ diyoruz, aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz, tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak.

….

Kurtuluş ümitlerine vedâ etmeden uyanmanızı istiyoruz.

İyi niyetimize akıl erdiremiyor, gayretlerimize yabancı kalıyorsunuz. Hatta biz olmasak daha rahat uyuyacağınızı sandığınız, bu yüzden bize düşman kesildiğiniz bile oluyor. Yine de başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Gözünüzün açılması için ne mümkünse yapacağız.

Gafletten sıyrılmaya, biraz da sizin çalışmanızı bekliyorsak, acaba haksızlık mı ediyoruz?”

Şub 19

MİLLET OLMAK, TÜRK OLMAK

MİLLET OLMAK, TÜRK OLMAK

Açılım sürecinde sıkça telâffuz edilen bu ‘Millet-İbrahim’ kavram yine gündemde

“Adem ile Havva’dan geldiğimize göre, nihâyetinde orada toplanıyoruz, aynı milletteniz hepimiz, biz bölmek isteyenler ihânet içindedir” diyor Cumhurbaşkanı Erdoğan. 

Aslında;

“Millet-i İbrahim diye bir millet yoktur, onun adı ümmettir ve kavmi yani milleti yok sayamaz”

“Milet-i İbrahim bir turşu kabı değildir, içine her milleti alacak”

Bu ülkede birlikte yaşadığımız ve adına millet denen hangi toplum var ise, hepsi bir tarağın dişleri gibi eşittir, hiçbirimizin diğerine yaratılış üstünlüğü yoktur, fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türklerindir. Tapusu Türklerindir. İmarı Türklerindir. Tarihi Türklerindir. Üzerindeki eserler Türklerindir.

Akif’i Türk yapan doğduğu yer değil, yazdığı İstiklâl Marşı’dır.

Sinan’ı Türk yapan etnik aidiyeti değil Süleymaniye’dir.

Şemseddin Sami’yi Türk yapan Fraşeri soy adı değil Kâmus-u Türki’sidir”

 

Adnan İSLAMOĞULLARI

 

Şub 18

Altın Sözler

Altın Sözler

* Eflatun; “Adaletsizliği ifa eden, çekenden daha sefildir”

* Rahmetli Dudayev’e Moskova’daki Çeçen mafyası sorulduğunda,  “Bir ülkede polis varsa mafya yoktur. Mafya varsa, polis yoktur”  

* Gerçek bir Ergenekoncu, Kazım Mirşan’ın bilimsel bakışından hareket ederek Türklüğün 30 bin yıllık kültürel şifrelerini görsel olarak dünyanın gündemine sunan, Tanrı Dağları ile Hakkari’nin Gevaruk Yaylası’nda bulunan kaya resimlerindeki Türk tamgalarının, yani alfabeye temel teşkil eden sembollerin aynılığını ortaya çıkaran Servet Somuncuoğlu’dur.

* Viyana önünde mağlup olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kumandanlarından Arnavut İbrahim Paşa kendisini idam ettiren Merzifonlu hakkında idam anında şöyle diyor: “Padişahımıza söylesinler zayiatı telafi edecek yine odur. Azledip idam etmesin.” 

* İbrahim Paşa’nın kendisini idam ettirmesine rağmen cellatları ile Padişah’a “katletmeyin” dediği Merzifonludan. Merzifonlu idam fermanını alınca “Rıza Allah’ın” deyip seccade serdi. Kendi eliyle kürkünü ve sarığını çıkarıp “Gelsinler, şu halıyı kaldırın, cesedim toprağa düşsün; hem devlet malıdır kanlanmasın”  Makam sahibine ölüm anında bile devleti düşündürecek bu şuur, muhakkak ki sürdüğü hayatta gizlidir.  

Şub 17

El Bab kadar yakın adalarımızda Yunan’ın zafer kutlaması!.. (3)

El Bab kadar yakın adalarımızda Yunan’ın zafer kutlaması!.. (3)

www.kenansahbaz.com

Sevr Antlaşması’na nasıl döndük ?

“Erdoğan ve AKP Hükümetleri yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti, Ege Denizi’nde, Lozan Antlaşması’ndan Sevr Antlaşması şartlarına keskin bir dönüş yaptı” diyen Ümit Yalım, somut örnekleri şöyle sıraladı:

“*Lozan Antlaşması’nda verilmeyen 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı Yunan askerine teslim edildi.

*Devletin birliği ve tekliği ortadan kalktı, otorite Yunanistan ile paylaşılarak, Türkiye’nin batısında ikili devlet düzenine geçildi. İzmir, Aydın ve Muğla illerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor.

*Türk topraklarında birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere iki Başkomutan bulunuyor.

*Muğla Keçi Adası’na kaçan, suikast timindeki darbeci askerleri, Yunan Apache taarruz helikopteri, Yunan komandoları ve Yunan polisleri aradı. Erdoğan, cesaret edip Türk askeri ve Türk polisini Keçi Adası’na gönderemedi.

*Yunanistan, Ege Denizi’ndeki adalarımızda vergi topluyor.

*Yunanistan, Ege Denizi Türk karasularında tekne ile dolaşan vatandaşlarımızı öldürüyor, tutukluyor ve yargılıyor.

*Yunan Kara Kuvvetleri Türk topraklarında tatbikat yapıyor.

*Yunan Deniz Kuvvetleri Türk karasularında tatbikat yapıyor.

*Yunan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri uçak ve helikopterleri Türk hava sahasında uçuyor.

*Yunan Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile Yunan askerleri ve Yunan vatandaşları, Ege’de işgal edilen Türk adalarına elini kolunu sallayarak ve pasaportsuz giriş ve çıkış yapıyor.

*Türk vatandaşları ise Ege’de işgal edilen Türk adalarına pasaportla giriş yapıyor.

*Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Koyun Adası’na Yunan polisi ve gümrük kontrolünden geçtikten sonra pasaportla giriş yaptı.

*Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Aydın Marathi Adası’na pasaportla giriş yaptı.”

 

Kaynak:  Ahmet TAKAN

 

Şub 16

ŞANDADIR BU TOPRAKLAR

ŞAN’DADIR BU TOPRAKLAR

 

Anadolu candan vatan yapılırken ezelden

Mal ve can gidiyordu, kan gidiyordu elden

İrfanı Mehmetçiğin  vazgeçmedi emelden

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

 

Yaşanır bir cehennem , başlayınca cenk

Şu solan gonca güller batan güneşlere denk

İstiklâlim, bayrağım, hürriyetim bir çelenk

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

 

Halk için zulme karşı çelikleşsin iraden

Her şeyini feda et, feda da istifaden

Bu vatanın lehine olmalıdır ifaden

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

 

Her karışında bir can, her zerresinde kan var

Göğsündeki kurşunu nişan diye takan var

Şehitde de, gazide de asil olan o kan var

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

 

Bayrak olan bir bayrak asil kansız olamaz

Ben insanım diyenler hiç vicdansız olamaz

Mevzu; vatan, bayraksa, insan yansız olamaz

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

 

Bilin yansız olanlar hep düşmandır vatana

Verilir mi hayat hakkı bu vatanı satana

Yoktur hiç saygıları o kefensiz yatana

Her an diri candadır, kandadır bu topraklar

Türk yurdu olmakla şan’dadır bu topraklar

Kenan ŞAHBAZ

Şub 15

Millet Camisi’nde “Erdoğan” Sloganları

Millet Camisi’nde “Erdoğan” Sloganları

Arkadaşlarla birlikte Cuma namazını kılmak için, Ankara Beştepe’deki Cumhurbaşkanı yerleşkesindeki mimarisini merak ettiğim Millet Camii’ne gittim.

Cami içinde beni tek rahatsız eden “Allah” ve “Muhammed” yazılarının yanında bizim geleneksel Türk kültüründeki dört halife ve peygamberimizin torunlarının isimlerinin bulunduğu levhaların olmamasıydı. Ben göremediysem de özür dilerim. Ahmet Hamdi Akseki Camisi’ndede aynı şekilde bir tercihte bulunulmuştu. Bu bana İslam’ın birleştiriciliğine Türklerin kattığı bir hoşgörü unsurunun kaybedilmesini çağrıştırıyor. Sanki bir Selefileşme tavrı gibi…

Sayın Cumhurbaşkanı kapıdan girer girmez, okunan ezana aldırış etmeden ayağa kalkan, cep telefonlarına sarılıp resim ve video çekmeye çalışan bir sürü insan ortaya çıktı. Korumalar ve ve Sayın Cumhurbaşkanı dahi el ile oturun işareti yaptı ama vatandaş camide olduğunun farkında değildi. Camiler Allah’a ibadet yerleridir, orada Allah’tan başkasına yönelmek doğru değildir. Ezan okunurken ezan dinlemek yerine Sayın Erdoğan’ın resmini çekmeye çalışmak nasıl bir saçmalıktır aklım almadı. Umarım bu kadarla biter derken namazın sonunda gerçek rezilliği gördüm. 

Normalde namazın son sünnet dört rekâtını kılıp çıkarım. Ama kalabalıktan dolayı çıkamadım. Bu yüzden her şeyi izleme şansım oldu. 

Daha namaz bitmeden, tesbihata dahi geçilmemişken, insanlar bir bir önlere doğru gelmeye çalıştılar. Aralara oturmaya çalıştılar. Kimileri ayakkabılarını dahi alıp önlere gittiler. Camiden çıkmak yerine ya da tesbihatı yapmak yerine Sayın Erdoğan’a yöneldiler. İmam efendi birkaç kez cami adabına saygı gösterilmesi yönünde uyarılarda bulunduysa da insanlar dinlemedi. Sayın Erdoğan ayağa kalkar kalkmaz insanlar mihraba doğru birikti. Camide yüzlerce telefon flaşı patladı. Herkes Sayın Cumhurbaşkanının yanına gitmeye çalıştı. Caminin yarısı çıkarken diğer yarısı mihrabın önündeydi. Sayın Cumhurbaşkanı ve korumaları mümkün olduğunca hızlı çıktılar. Ancak asıl rezillik o anda oldu.    

Allah’ın adının anılması için yapılan camide “Recep Tayyip Erdoğan” diye sloganlar atılmaya başlandı. 

Biri “reis” diye bağırırken, bir diğeri sanki karşısındaki insanüstü bir varlıkmış gibi “bak bak el salladı” diye bağırıyordu. 

Camiden çıkarken cemaatten pek çok kişinin de bu durumlara tepkili olduğu kulaklarımızdan kaçmadı. 

Bunları neden yazdım derseniz, gerçekten midem bulandığı ve İslam’a böyle bir zararın daha verilemeyeceğini düşündüğüm için derim. 

Gerçekten yazık. İnsanlar orada Cuma namazı kılmaya değil de Sayın Cumhurbaşkanı’nı görmeye gelmiş gibiydiler. Bu “putlaştırma” değil de nedir? Sevgi bu değildir. Saygı bu değildir. Bu tür sevgide ileri gitmenin İslam’daki yerini bilenler bilir.

Velhasıl, hayatımda görmediğim bir rezaleti görmüş oldum.

Kaynak: Türk Yurdu Haber Emre Kartal

Eski yazılar «