Eyl 23

Tımarhaneye ihtiyaç duyanlar!

Tımarhaneye ihtiyaç duyanlar!

 

Bu ülkede “Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı” diyen tarihçiler var.

Adam Yunan’ın ne yapacağını ya da yapmayacağını Yunandan daha iyi biliyor. Bu ülkenin düşmanını bu kadar iyi tanıyan bir tarihçisi (!) varsa sırtı yere gelmez. Kim bilir belki de bu tür aklını bütünüyle kaçırmış tarihçilere göre Yunan Megalo İdea’yla ve İzmir’i işgal ederek şeriatı getirmek istiyordu! Yanlış anlaşıldı!

Bu ülkede “İngiliz Muhipleri Cemiyeti”, “Wilson Prensipleri Cemiyeti” vardı. Marifetleri cümle âlemce bilinirdi. Bir Yunan Muhipleri cemiyeti yoktu o da bu sefil türler tarafından yeni kurulmuş.

Cumhuriyetin kuruluşu sırasında yüz ellilikler listesinden söz edilirdi. Galiba bu liste yüz ellilik değil yüz elli binlikler listesiydi.

İş bununla bitmiyor bu ülkede ses duvarını değil, başta tarih ile ar ve namus duvarını aşan bilim adamları (!) da mevcuttur. Adı lazım değil o da şöyle zırvalıyor: “Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var. Ahır olarak kullanılan camiler var. Türkiye’de, camileri kapatıyorlar müessese olarak.”

İyi de 1915’lerde “Genelev” tabiri kullanılmazdı. O dönemde bu kavramın adının “Umumhane” olduğu bu büyük mucidin gözünden kaçmış olmalı!

Çanakkale şehitlerine, camiye, ülkenin kurucu iradesine ve cumhuriyete böyle bir iftira ve hakareti ancak bir iblis yapabilir.

“Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsünde geçen “Çanakkale içinde vurdular beni, ölmeden mezara koydular beni” ifadesini dayanak göstererek yaralı askerlerin canlı canlı toprağa gömüldüğünü söyleyen insancıklar var bu ülkede.

 

Alıntı Yeniçağ

Eyl 22

Altın Sözler

 Altın Sözler                                         

* “Zorluk seni zorlayıncaya kadar, sen zorluğu zorla!” Kızılderili atasözü.

* “Suçlunun beraat ettiği yerde, yargıç mahkûm olur.” Publilius Syrus

* “Tarihimizi kendimiz yapar, sonra oturup buna kader deriz! Benjamin Disraeli

* İsrail’in 21 Ağustos 1969’da Mescidi Aksa’yı yakma girişimi “O gece, sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannediyordum ki; Müslümanlar dört bir taraftan İsrail’e

girecekler. Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı. İşte o zaman idrak ettim ki; “Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir.” İsrail Başbakanı Golda

Meir

* “Kimse bir yengece düz yürümeyi öğretemez.” Aristofanes

* “Benimle aynı fikirde olan herkesten korkarım.” E. Benyoeta                                                                         

* “İktidar denilen bu satranç oyununda tek bir şah vardı ve diğerleri vezir de olsa, at da olsa piyondan öte hayat süremiyorlardı.” İskender Pala (Şah ve Sultan, Kapı

Yayınları, s. 165)                                           

* “Emperyalizm kendi doğası gereği savaştan yana olmak zorundadır.” Aziz Nesin      

* “Kelimelerin de tecrübeler kadar önemli olduğunu anlama yıllara mal oldu. Çünkü kelimeler tecrübelerin unutulmamasını sağlar.” Willie

Morris                                                                                                     

Eyl 21

“Papaz olduk” be!…

“Papaz olduk” be!…

 

ABD’nin karşısında bu kez Irak, Suriye ve Libya gibi iç savaşa sürüklenmiş, zavallı hale getirilmiş devletcikler yok aslında!..

Peki, kime, ne için, hangi gerekçeyle ve cesaretle tehdit yağdırıyor ABD?..

Kime meydan okuyor Amerika, kimin “hukuk” sistemini hedef alıyor, kimden başıboşluk ve deyim yerindeyse teslimiyet istiyor Washington?..

Ne yazık ki hedefteki bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti ve yeri gelince “eyyy Avrupaaaa” diye kafa tutan AKP iktidarı!.. 

Hani, “hukukun üstünlüğü”nü savunan Türkiye Cumhuriyeti var ya, bir “papaz” için özgürlük talebi Demokles’in Kılıcı gibi başında dönüyor Ankara’nın…

Çünkü ABD ile Türkiye arasında uzun süredir papaz Brunson gerginliği var… Neden bu kadar önemli bu şahıs, ABD yönetimi tüm işini bırakıp neden bu papazın peşine düşmüş acaba?..

Mahkeme tutanaklarına bakılırsa, “İzmir’de terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı” iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen bir zanlı bu…

Ancak anlaşılıyor ki, Brunson’un bundan çok daha büyük önemi ve etkisi var ki, Washington yönetimi topyekûn teyakkuz halinde, meseleyi ısrarla takip ediyor…

ABD Başkanı Trump, geçen hafta Twitter üzerinden papazı cansiperane savunurken, onun “iyi bir insan ve aile babası” olduğunu belirtmiş ve “serbest bırak”ılması için Ankara’ya çağrı yapmıştı… Hem de birkaç kez ve de ısrarla…

“Türkiye bir hukuk devleti, kuru gürültüye pabuç bırakmaz” diye düşünüyorsunuz ama bir suç zanlısı için ortalığı birbirine katan ABD, sonunda biraz olsun emeline ulaştı…

Çünkü papaz Brunson cezaevinden çıkartıldı ve “ev hapsi”ne alındı!..

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay “Ucuz tehditlere tahammülümüz yok” dese de, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu “Kimse Türkiye’ye dayatma yapamaz” diye konuşsa da ve Binali Yıldırım “Bize tehdit sökmez” diye açıklama yapsa da, ABD “taviz”i ev hapsiyle görmüş olmalı ki, Türkiye’ye tehdit savurmaya devam etti!..

Papaz “ev hapsi” taviziyle yarı özgür kalmasına rağmen Trump ve yardımcısı Mike Pence, “din adamı” Andrew Craig Brunson‘un serbest bırakılmaması halinde Türkiye’ye “yaptırım” uygulayacakları tehdidinde bulundu!!!

Trump papazla ilgili kararı en baştan vermiş olmalı ki, ondan “masum inanç adamı” diye söz etti ve “derhal serbest” bırakılmasını istedi… Hem de talimat verircesine…

Üzerinde düşünülmesi gereken “asıl vahim mesele” şudur;

Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ABD istedi diye bir suçluyu nasıl cezaevinden çıkartır, ev hapsine alır?..

Böyle bir gaflette; “Türk devleti, dış etkenler ve baskılarla mı hukuk mekanizmasını işletiyor” gibi vahim ve düşündürücü bir soru yaygınlaşır ki, bu durum hem hukuku yaralar hem de bağımsızlığı…

Ne yani; Türkiye’yi, “yaptırım” tehdidiyle dize getirmeye çalışan her devlete taviz mi verilecek, boyun mu eğilecek, teslim mi olunacak?..

Ya da, ne aldı AKP iktidarı bu vahim taviz karşısında?..

“gizemli bir gerekçe” mi var da, papaz alelacele “ev hapsi”ne alındı, Ankara “küstah” tehdidi sıradan yanıtlarla geçiştirmeye çalıştı?..

Amerika, “ben her şeyi ‘yaptırım’ tehdidiyle yaptırırım” mı diyor yoksa?..

Yineliyorum; mesele papaz ve suçu değil artık… Asıl mesele milyonları rencide eden tehditlere boyun eğercesine “terör yandaşlığı ve casuslukla” suçlanan bir ABD’liye özel muamele yapılması, ev hapsine alınması…

Bu vahim olay ülkeyi yönetenleri rencide etmiyorsa, hiç kuşkunuz olmasın her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını kahretmiştir… Hem de devlete, hukuka güvenini sarsarak… Çok yazık çok…

 

Alıntı Yeniçağ

Eyl 20

UYAN ARTIK YİĞİT TÜRK

UYAN ARTIK YİĞİT TÜRK

 

Kumpas kurmuş orduna

Kuzgun dalmış kurduna

Kara çökmüş yurduna

Uyan artık yiğit Türk!

 

Saflığını at gitsin

Zaferleri tat gitsin

Huzur ile yat gitsin

Uyan artık yiğit Türk!

 

Sahip ol vatanına

Vatanda yatanına

Güven asil kanına

Uyan artık yiğit Türk!

 

Yanlışa kanıp gitme

İlmi sakın terk etme

Herkesi dost zannetme

Uyan artık yiğit Türk!

 

Bitmez hain oyunu

Hiç kazdırma kuyunu

Haydi koru  soyunu

Uyan artık yiğit Türk!

 

Terör denen ur gitsin

Hainleri vur gitsin

Birliğini kur gitsin

Uyan artık yiğit Türk!

 

Vermelisin çok emek

Olma, küresel denek

Uyumak ölüm demek

Uyan artık yiğit Türk!

 

Damardadır kudretin

Herkes bilir şiddetin

Göster gayri hiddetin

Uyan artık yiğit Türk!

 

Her çağda almalı ön

Turan’a olmalı yön

Titre ve kendine dön

Uyan artık yiğit Türk!

 

Çevir felek çarkını

Dünya görsün farkını

Hiç unutma ırkını

Uyan artık yiğit Türk!

 

Kenan ŞAHBAZ

Eyl 19

TUZ DA KOKARSA!

TUZ DA KOKARSA!

 

Nesillerimizin zehirlenmesine, İslâmdan sapılmasına müsaade edebilir miyiz? Düşünenler, fikir yürütenler, İslâmı kaynağından kavramak isteyenler, hangi yoldan yürüyeceklerini kimden nasıl öğrenecekler?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek vazifesi, “Evleneceklerin buluğ çağında mı, değil mi?” sorusuna, yüzyıllar öncesinin kitaplarını açıp fetva yetiştirmek mi? Yoksa çağın gerekleri karşında İslâmın cevabını aramak mı?

Bazı sitelerde şöyle bir haber yer alıyor:

“İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun çekilen görüntüleri çok konuşulacak.

Görüntülerde, Çavuşbaşı’ndan canlı yayın yapıldığı belirtilirken, akıllara Ustaosmanoğu’nun Beykoz’daki evi geldi. Görüntülerde, tarikatın müritleri ‘türbe’ ziyareti yapar gibi Ustaosmanoğlu’nu ziyaret ettiği görülüyor.

Çavuşbaşı’ndan canlı yayın yapan kişinin, ‘Şu anda binlerce bayan geldi, görüş yaptı. Şimdi erkekler görüş yapıyor. Sultanımızın sağlığı yerinde olduğu sürece öğle namazı peşine görüş oluyor’ dediği görülüyor.

Camın arkasında duran Mahmut Ustaosmanoğlu’nu müritleri ziyaret ederken, görüntülerde seslenen başka birinin ise sık sık, ‘Maşallah diyoruz, Kur’ân’dan ayetler okuyoruz. İsteklerimizi, dualarımızı kalbimizden geçirerek devam ediyoruz’ dediği görülüyor. Aynı kişinin, ziyaretçilerden nazar ayetleri ve Fatiha okunmasını istediği de görülürken, ‘Sultanımıza bakarak devam ediyoruz, bekleme yapmıyoruz. Başka şeylerle ilgilenmeyin. Faydalanabildiğiniz kadar faydalanın’ ifadeleri de kullanılıyor.”

Bu cemaatin sitesine de girdim. Şeyhlerine “mürşit” veya “sultanımız” diye hitap ediyorlar. İsmini anarken “Kuddise sırruhu” deniyor ki, çoklukla bu saygı sözü “velî” kabul edilenler için söylenir.

Diyanet, acaba Allah’a ulaşmadaki bu “aracı kurum” için ne yorum getirecek? Sanmam ki, bir şey desin. Çünkü cemaat hükûmetin destekçisi…

Diyanet asıl tefrikçi…

Tuz da kokarsa artık!

Diyanet’e sadece Abese Suresi’nin 1-4 ayetlerini hatırlatacağım. Hareketleri Kur’ân’a mugayir mi değil mi Prof. Dr. Ali Erbaş karar versin.

 

Alıntı

Eyl 18

Hanımparmağı

Hanımparmağı

 

Neyzen’i sonradan görme zengin bir arkadaşı yemeğe davet ediyor. Ev sahibi Boğaz’daki yalısında konuğuna soruyor; “Siz hiç hanımparmağı yediniz mi?” Neyzen bunu ilk defa işitmekte.

– Hayır. Kusura bakmayın ama bu yaşa geldim hiç parmak yemedim. Buna vezirparmağı da dâhildir.

Ev sahibi ısrarcı; “Şimdi yersiniz efendim”.

– Hayır yemem.

Tam o esnada hizmetçi gümüş tepsi içinde küçük sarı muzlar getirmiştir. İngiltere’nin sömürgelerinde yetişen bu muzlara “Lady’s finger” yani hanımparmağı

denmekte. Hafif mayhoş ama lezzetliler. İncecik kağıtlara sarılıp satılıyorlar. Tatlıcıda vezirparmağı neyse, Balıkpazarı’nda hanımparmağı o.

Sofrada kendisiyle dalga geçilmesine sinirlenen Neyzen karşı taarruza geçiyor. Ev sahibine soruyor:

– Siz hiç bakire memesi yediniz mi?

Ömrünün büyük bölümü İngiltere’de geçen beyefendi birden bağırmaya başlıyor; “Hayır monşer hayır, yemem ben öyle şey”.

Neyzen “Sen onu külahıma anlat. Kızmemesi usaresi de mi içmedin” der. Davetliler kahkaha atmaya başlarlar. Sonradan görme zengin bayılmak üzeredir.

Bereket güngörmüş, kültürlü davetliler vardır. Duruma müdahale ederler; “Kızmemesi”nin bir narenciye olduğunu anlatırlar. Yani utanılacak bir tarafı yoktur. Konu

değiştirilir, hayatımızdan elini çeken diğer meyvelerin tartışmasına geçilir.

Eyl 17

SÜRÜ PSİKOLOJİSİ

SÜRÜ PSİKOLOJİSİ

Nedir sürü psikolojisi? 1848’de Amerikan siyasetinde geliştirilen bir kitle inandırma ve yönlendirme yöntemi. İngilizcesi “Bandwagon Effect”… Dan Rice adında bir palyaço, bando arabasına bindirilerek, coşkulu müzikler ve dikkat çekici sloganlar eşliğinde şehir turlarına çıkarıldı. Halka, bandoya katılma çağrısı yapıldı. Bu yöntemle başarılı sonuçlar alındı o seçimlerde.

Psikoloji bilimi ise şu tanımlamayı yapıyor: “Belirli inançların, bir grup, topluluk ya da ülke insanlarına çeşitli özendirme ve propaganda teknikleriyle belletilerek onların sürüleştirilmesi, güdülmesi, yönlendirilmesi.”

Burada temel öge, inançtır. Bu inanç ülküsel bir inanç olabilir de, olmayabilir de… Bu inancın bireyler tarafından benimsenmiş/benimsetilmiş olması yeterlidir.

Sürü psikolojisiyle bağlantılı çok önemli kavram ya da yöntem de “grup çalışması”dır. Grup dinamiklerinin en önemli ilkesi “uyum”dur. Uyum kutsanır. Uyumu korumak adına doğrulara kulaklar tıkanır, yanlışlara tartışılmadan onaylar verilip uyulur. Ayrı düşünmek “ihanet” olarak algılanır, diğer üyelerin kabul ettiği her şey, düşünüp irdelenmeden kabul edilir.

Bizdeki tarikat, cemaat ve parti yapılanmalarının pek çoğunda bu mekanizma işler, işletilir.

Sözü son 24 Haziran seçimlerine getireceğim, bu girizgâh onun içindi. Ve sözü daha dar anlamda baba yurdum, doğum yerim Bayburt İline getireceğim.

Bayburt, cumhurbaşkanlığı seçiminde, geçen yıl 16 Nisan halk oylamasında verdiği orana yakın bir oyu vererek rekor kırdı yine %82 ile.

Bir İl’de halkın %82’sinin aynı şeyleri düşünmesi, ısrarla aynı yönde oy veriyor olması, toplumsal ve psikolojik bir bozukluktur.

Bu bozukluk nasıl çözümlenip irdelenmeli?

“Kolektif bilinç” diyemeyiz buna. Bilinç olması için bilgi gerek, sorgulayan bir ilgi gerek; özgür düşünce gerek ve çözümleme yapabilme, aklı kullanma, mantık yürütebilme yetisi gerek. 

“Ortak akıl” mı? Hayır o da değil…

Bayburt halkının istenci tutsak alınmış, algıları yönetilebilir duruma getirilmiş, beyinler yıkanmış, belli dogmalar bakımından şartlandırmalar yapılmış, kısacası mangurtlaştırılmıştır halk.

Daha doğrusu önce bu vaatler doğrultusunda talep yaratılmıştır. Havaalanı ve demir yoludur bunlar…

Halk bunları şiddetle istiyor… Öyle belletilmiş ona, algı yönetimi yöntemleri ile. Bu vaatleri tartışmıyor, “olsuna”, “yapılsına” kilitlenmiş. “Bayburt ne üretiyor, demir yolu gelince, hangi malını götürüp satacaksın? 100 bin dolayında il nüfusu olan bir yere, demir yolu hangi tüketim mallarını taşıyacak? Bayburt fabrikasız şehir, fabrika istesenize?” denememiştir, dense de anlatılamaz. Havaalanı da öyle… Bir de aldatmacası var: Bayburt-Gümüşhane ortak havaalanı imiş. İyi de o havaalanına haftada iki uçak seferi ancak yapılabilir, dolmaz ki uçaklar. Hele de kışın…

 

Alıntı 

Eyl 16

Babil kralı 2. Nebukadnezar’ın Rüyası

Babil kralı 2. Nebukadnezar’ın Rüyası

Bir gece Nabukadnezar bir rüya görür ve onun etkisinden bir türlü kurtulamaz. Rüyada gördüğü şey kentin ortasında yükselen görkemli bir heykeldir. Heykelin başı Nabukadnezar’ın başıdır ve altındandır. Gövde gümüşten, etek bronzdan, bacaklar demirden, ayakları ise kildendir. Bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için kâhinlere danışır.

31 “ey kral, düşünde önünde duran büyük bir heykel gördün. Çok büyük ve olağanüstü parlaktı, görünüşü ürkütücüydü. 32 başı saf altından, göğsüyle kolları gümüşten, karnıyla kalçaları tunçtan, 33 bacakları demirden, ayaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kildendi. 34 sen bakıyordun ki, bir taş insan eli değmeden kesilip heykelin demirden, kilden ayaklarına çarparak onları paramparça etti. 35 demir, kil, tunç, gümüş, altın aynı anda parçalandı; yazın harman yerindeki saman çöpleri gibi oldular. Derken bir rüzgar çıktı, hiç iz bırakmadan hepsini alıp götürdü. Heykele çarpan taşsa büyük bir dağ oldu, bütün dünyayı doldurdu.

o sırada Yahudilerin Babil sürgünü nedeniyle Babil’de bulunan Hz Danyal peygamberin yorumladığı rüyadır.
İslami kaynaklarda aktarıldığına göre Hz Danyal rüyayı ve riyadaki heykeli şu şekilde yorumlamıştır:
“Sana, kralların kudret ve tasarruf durumları gösterilmiştir ki, onlardan, bazısının kudret ve tasarrufu, bazısından, daha gevşek ve yumuşaktı.”
“Bazısının, kudret ve tasarrufu, bazısından, daha güzeldi. Bazısının kudret ve tasarrufu da, bazısından, daha sert ve katı idi.”
“İlk kudret ve tasarruf: seramik olup o, kudret ve tasarrufun en zaifi ve gevşeğidir.”
“Sonra, onun üstünde bakır olup o, öncekinden daha üstün ve daha serttir. Sonra, bakırın üstünde gümüş olup o, bakırdan daha üstün ve 

Hz Danyal’ın kitab-ı mukaddes’te geçen yorumu ise:
36 “gördüğün düş buydu. Şimdi de ne anlama geldiğini sana açıklayalım. 37 sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin tanrısı sana egemenlik, güç, kudret, yücelik verdi. 38 insanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşları senin eline teslim etti. Seni hepsine egemen kıldı. Altından baş sensin. 39 senden sonra senden daha aşağı durumda başka bir krallık çıkacak. Sonra bütün dünyada egemenlik sürecek tunçtan üçüncü bir krallık çıkacak. 40 dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak. Çünkü demir her şeyi kırıp ezer. Demir gibi tümünü kırıp parçalayacak. 41 ayaklarla parmakların bir kesiminin çömlekçi kilinden, bir kesiminin demirden olduğunu gördün; yani bölünmüş bir krallık olacak bu. Öyleyken onda demirin gücü de bulunacak, çünkü demiri kille karışık gördün. 42 ayak parmaklarının bir kesimi demirden, bir kesimi kilden olduğu gibi, krallığın da bir bölümü güçlü, bir bölümü zayıf olacak. 43 demirin kille karışık olduğunu gördüğüne göre halklar evlilik bağıyla birbirleriyle karışacaklar, ama demirin kille karışmadığı gibi onlar da birbirine bağlı kalmayacaklar.
44 “bu krallar döneminde göklerin tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek. 45 insan eli değmeden dağdan kesilip gelen taşın demiri, tuncu, kili, gümüşü, altını parçaladığını gördün. Ulu tanrı bundan sonra neler olacağını krala açıklamıştır. düş gerçek, yorumu da güvenilirdir.”

Rüya’nın evanjelikler açısından yani günümüz yorumu ise şu şekildedir:

Armageddon’un başlayacağı zamanın işaretleri kitabı mukaddes’te verilmiştir. Ancak bu işaretler çoğunlukla olaylar olarak verilmiştir. sayı olarak verilenler ise belirli bir tarih vermeyi amaçlamaz. yine de verilen bilgiler kitabı mukaddes’in tümünün birlikte değerlendirilmesiyle anlaşılabilmektedir. nebukadnezar’ın gördüğü rüyadaki heykel ve daha sonra Danyal peygamberin rüyetlerde gördükleri bu zamanların anlaşılmasında çok önemli bir yer tutar. Burada anlatılanlar canavar’ı oluşturan unsurların hangisinin sırayla birbirini takip edeceğine ilişkindir. nebukadnessar rüyasında bir heykel görür ve Danyal peygamberin yorumuna göre heykelin altından olan başı babil’dir. Daha sonra ise sırasıyla başka krallıklar dünya egemenliğinde öne geçeceklerdir. babil’i sırasıyla, med-pers, yunan, roma izleyecektir.
Heykel’in ayaklarıyla ise ikili bir dünya gücünün egemenliği anlatılır. Bu ikili yapıdaki dünya gücü son dünya gücü olarak yerini alacaktır. Rüya’nın devamında tanrı’nın dağından kopan bir taşın heykelin ayaklarına çarparak heykeli tümüyle parçalayıp yok ettiği anlatılır. Heykel’in ayaklarının ikili yapıda ortak bir dünya gücü oluşturan Britanya ve ABD olduğu yorumu vardır. Danyal’ın yaşadığı dönemde ilk dünya gücü olan mısır ve ikincisi olan Asur imparatorlukları devirlerini tamamladıklarından, heykel ve hayvanlarla temsil edilen dünya imparatorlukları Babil ile başlar. Bütün bu imparatorluklar toplam olarak yedidir ve vahiy kitabındaki “denizden çıkan canavar”ın yedi başını oluşturur. Sıralaması: Mısır, Asur, Babil, Med-Pers, Yunan, Roma, Britanya-ABD’dir.

Eyl 15

Altın Sözler

Altın Sözler

 

* “Bir ıtık-nâmedir (özgürlük senedidir) insana senin kânunun / Bildirir haddini Sultan’a senin kânunun” Şinasi

* “Yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği zarafetle yapmak da lâzımdır.” Diderot                                                                      

* “Bütün insanlar arasında hemcinsini aldatmanın aşağılık, bayağı bir hareket olduğu kabul edildiğinden, durumu geçerli kılmak için bir deyim arandı ve “politika-siyaset”

kelimesi seçildi” Prusya kralı Frederich

* “Maske arkasında kimlik siyaseti yapanlar.” Şükrü Hanioğlu

* “Eğitim, insan yapısına ve onun kanunlarına değer vermelidir. Devletler gider, hükümetler yok olur. Fakat insan doğası bakidir. Onun yasaları hiç değişmez.” Pestalozzi                                                               

* “Bir yıl içinde sonuç almak istiyorsan tohum ek, on yıl içinde ürün almak istiyorsan ağaç dik, yüz yıl içinde sonuç almak istiyorsan insan eğit” Konfüçyüs

* “Eğitim, yaşantıyı yeniden yapılanma yoluyla değiştirme sürecidir” John Dewey

* “Kültür bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her türlü dil, duygu, düşünce, inanç, sanat ve yaşayış ögelerinin tümüdür”. Şerafettin Turan

 

Eyl 14

“Türk Kültüründen Türkiye Kültürüne ve Evrenselliğe”

“Türk Kültüründen Türkiye Kültürüne ve Evrenselliğe”

 

“Türk tarihi, belirli bir coğrafya parçası ile sınırlandırılmasına olanak bulunmayan bir nitelik taşımakta ve Türklerin göçüp yerleştikleri ve devlet kurup egemen oldukları ülkelerin tümünü kapsamaktadır. Öte yandan bugün Türkiye denilen topraklar da Türklerin tarihlerinin başlangıcından bu yana oturdukları yer, yani Türklerin öz yurdu anlamına gelmemektedir. Kısacası Türk Tarihi alan olarak yalnızca Türkiye denen coğrafya parçası ile sınırlı bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak da Türk Kültürü ile Türkiye Kültürü deyimleri arasında boyut ve süreç yönlerinden küçümsenmeyecek bir ayrılık vardır.”

E peki, Türk Kültürü deyince neyi anlayacağız, onu da ifade ediyor Şerafettin Turan Hoca. Türk Kültürünün ana kaynağı Orta Asya. Orada geliştirdiğimiz bir özgün kültürümüz var, sonra bu kültür çevre ülkelerden Çin ve Hint’ten etkileniyor. Sonra Müslüman oluyoruz, olunca da Arap ve Fars kültürlerinden etkileniyoruz, oralardan ögeler giriyor kültürümüze ve bu bir kültür bileşkesine yol açıyor Turan’ın deyimiyle.

Peki ya Türkiye Kültürü? Evet Türk Kültürü yukarıda anlattığımız haliyle yani “Özgün Türk Kültürü+İslam Kültürü (Arap ve Fars) bileşkesi olarak Anadolu’ya geldi, buradaki yerel kültürlerden etkilendi ve özellikle Tanzimat’la birlikte de Batı kültürü, kültürümüze değerler katmaya başladı.

Şerafettin Turan kültür tarifini şöyle yapıyor “Kültür bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her türlü dil, duygu, düşünce, inanç, sanat ve yaşayış ögelerinin tümüdür”.

 

 

Alıntı: Prof. Dr. Şerafettin Turan‘ın “Türk Kültüründen Türkiye Kültürüne ve Evrenselliğe” adlı kitabından  (Bilgi Yayınevi)

Eski yazılar «