Oca 15

Türklerde ve İslam’da kadın! (2)

Türklerde ve İslam’da kadın! (2)

21 Ekim 1999‘da hainlerin bizden kopardığı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın Türklerin kadınına verdiği değeri şöyle izah eder  

Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra da, kadına Arap ve İranlılardan farklı yaklaşımlarını sürdürmüş, geçmiş birikim dolayısıyla da kültür farkının yansıması olmuştur. İslam dinini ilk kabul eden Türkler, Karahanlılar ve Hakaniler (926) oldular. 990-1000 yılları arasında da onları Selçuklu Türkleri izlemiştir. Kadının da bir insan olduğu, Arap toplumunda, ancak İslam dini sayesinde kabul edilmiştir.

İslam dinini kabul ettikten sonra, Türk toplumu da ağır ağır değişmeye başladı. Bu konuda, dinin getirdiği kurallardan çok, İran ve Arap kültürlerinin olumsuz etkileri görüldü.

Eski Türk destanları kadını hep yüceltirken, Türklerin İslam dini kabulünden sonra, 1070 yılında yazılan “Kutadgu Bilig” artık kız çocuğunu değersiz sayıyor, kadınların örtünmemelerini eleştiriyordu.

Örtünme olayı ancak Fatih döneminden sonra, özellikle Bizans‘la ilişki içine girilmesinin etkisiyle başladı. Çok kadın ile evlenmek, harem oluşturmak gibi uygulamalar daha çok saray ve saray çevresinde yerleşti.

Türk kadınının konumundaki iyileştirmeler Tanzimattan sonra yeniden başladı. Kız çocuklarının ilk ve ortaokullara gitmesine 1858 yılında izin verildi, ebe okulu ve kız öğretmen okulu açıldı. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra ilk kız lisesi açıldı.

Atatürk, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini uygulama çalışmasına başladı ve kadının “vatandaş” sayılmasına bile karşı çıkan milletvekillerinin neredeyse çoğunlukta olduğu bir Meclis’te ve Kurtuluş Savaşı’nın en korkulu günlerinde, Türk kadınının en ileri toplumlardaki yasal haklara sahip kılmak için ilk adımları attı. Bu sürecin son aşaması olarak Türk kadını 5 Aralık 1935’te Seçme ve Seçilme Hakkına kavuştuğu zamanlar, demokrasinin beşiği sayılan bazı batı ülkelerinin kadınları henüz bu hakka sahip değildi.”

 

Kaynak Yeniçağ

Oca 14

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

Eflatun : “İnsan her şeyin kutsalı olduğu gibi en kötüsüdür de”    

* “Kemâl-i  akl  olanlar  âhı  almaz // Ki zîrâ mazlûm âhı yerde kalmaz”

 (Aklı olgunluğa erişmiş olan kişiler âh almaz, zira onlar bilirler ki mazlumun âhı yerde kalmaz.)

* “Savaş, macerâperest şer kişilerin işidir//Barış ise hakperest er kişilerin işidir.”

 “Vahşiler hâriç bütün insanlar kitapların hükmü altındadır” Voltaire

 

Ülkeler göre yazarlara gösterilen ilgi;

* “Amerika’da sadece başarılı yazarlar önemlidir. Fransa’da bütün yazarlar önemlidir. İngiltere’de hiçbir yazar önemli değildir. Türkiye’de ise önce yazarın ne olduğunu anlatmamız gerek.”

* “Can sıkar dersin eğer bir kimse doğru söylese // Bir müdâhin bin yalan söyler de sıkmaz cânını.”

Gerçekten de birisi kusurumuzu söylese canımız sıkılır. Lakin bir dalkavuk yağ yakmak amacıyla binlerce yalan söylese hiç canımız sıkılmaz, aksine nefsimize hoş gelir.                                   

 * “Râgıb, müdâhaneyle riyadır zamânede//Dünyâyı sanma cevr ü sitemdir harâb eden.”

(Ey Ragıp, zamanımızda dünyayı harap eden zulüm değil, dalkavukluk ve riyakârlıktır.)   Koca Ragıp Paşa

 

Oca 13

BU MU “YENİ TÜRKİYE?” (2)

BU MU “YENİ TÜRKİYE?” (2)

“Polisin 10 metre ilerisinde fuhuş pazarlığı yapılıyor”

 “Polisin en önemli vazifesi sokakta suç ve suçluyla mücadele etmek iken, memurların sokaklara çıkartılmadığını görüyoruz. Polis, toplu taşıma noktalarında bekletilip GBT ile sınırlandırılıyor. Mahalle arasında torbacılar (uyuşturucu satıcıları) çok rahat uyuşturucu satmakta, devletin polisi gereksiz olarak metro, tramvay, metrobüslerde temiz insanlara GBT sormaktadır. Oysa aranan şahıslar; suç işleyenler, kesilmiş cezası olanlar kişisel araç ya da ticari taksi kullanmaktadır. Toplu taşımada çalışan polislerin asker kaçaklarına tebellüğ etmekten başka fazla bir şey yapmadıklarını görüyoruz.

Mesela İstanbul Fatih Yenikapı’da saatlerce GBT yapan polislerin 10 metre yukarısında fuhuş pazarlığı yapılırken, 100 metre ilerisinde ise torbacılar çalışıyor. Onlarca polisi saatlerce burada tutmanın bir anlamı var mıdır? Yani bataklık dururken boşuna nefes tüketiliyor.

Kent güvenliği için polis sivrisinekle değil, bataklıkla uğraşmalı. Suç ve suçluyla mücadele ancak bu şekilde mümkün olur.

Polis yelekleri giydirilmiş ve nereden bakılırsa bakılsın polis olduğu anlaşılan personelle, uyuşturucu ve terörle mücadele edilmez.

Şu an yapılan sistemle; temiz, normal halk ile polis yüz yüze getiriliyor. Buna suçla mücadele denmez; birilerinin gözünü boyamak denir.”

 

Kaynak Yeniçağ:

Oca 12

KADIN

KADIN

Hasreti, özlemi, vefası duru

Onurun, şerefin güneşi kadın

Bir azmin hayata akseden nuru

Sevginin, şefkatin kardeşi kadın

 

Odur insanlığın yakuttan taşı

Yükselmekte arşa onurlu başı

Bütün ailenin sonsuz sırdaşı

İrfanın sönmeyen ateşi kadın

 

Korkmaz, gerekirse her zehri içer

Vatanı uğruna canından geçer

Her haliyle vakur, erdemi seçer

Evlerin sultanı, evdeşi kadın

 

Geleceğe dönük gözlerinde fer

Yuvaya gönülden bağlı bir nefer

Yiğitçe yuvayı kollar her sefer

Erkeğin annesi, kardeşi, eşi kadın

 

Kenan ŞAHBAZ

Oca 11

Türklerde ve İslam’da kadın! (1)

Türklerde ve İslam’da kadın! (1)

21 Ekim 1999‘da hainlerin bizden kopardığı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı‘nın Türklerin kadınına verdiği değeri şöyle izah eder  

“Eski Türk boylarında kadın özgür ve eşit bir toplumsal konuma sahipti. Ziya Gökalp‘e göre eski Türkler hem demokrat, hem de feminist idiler.

Türklerde feminizmin birinci nedeni, toplumda var olan demokrasi, ikinci nedeni ise Türklerin o zamanki dini olan Şamanizmin, kadındaki “kutsal” güce dayanmasıydı.

Hukuksal açıdan kadın ve erkek tamamen eşitti. Erkeğin yalnızca bir karısı olabilirdi. Kadınlar doğrudan doğruya hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabilirlerdi.

Kızlar, kendileriyle evlenmek isteyen erkeklerle bir çeşit düello yapıyor ve kendilerini yenemeyen erkeklerle evlenmiyorlardı. Ev, karı ile kocanın ikisine aitti. Çocukların velayeti konusunda baba kadar ana da hak sahibiydi. Eski Türk topluluklarında, devlet başkanlığı Hatun ve Hakan’ın ortak sorumluluğu ile yürütülürdü. Yasa niteliğindeki emirnameler, her ikisince imzalanmadan uygulanamazdı. Kadın devlet yönetiminde, hatta askerlik ve sporda bile etkin rol oynuyordu. Elçi kabulü dahil, bütün önemli törenlerde, Hakan ile Hatun beraber bulunurlardı.

Kadınlar savaşın her aşamasında erkeklerle eşit koşullarda katılırlardı. Hatun bizzat savaş kurulunun üyesiydi.

Tarihte devlet başkanlığı yapmış ilk kadınlar da Türklerdi. Delhi Türk Devleti‘nde Raziye Sultan, Kirman’daki Kutluk Devletinde Türkan Hatun bunun en ünlü örneklerini oluşturuyordu.

 

Devam edecek

Kaynak Yeniçağ

Oca 10

“Buraya düşmeden ben de böyle diyordum…”

         “Buraya düşmeden ben de böyle diyordum…”

Hitler bir akıl hastanesini ziyaret eder. Kendisini demir parmaklıklar arkasından seyreden delilerden birisi dilini çıkarır, alay eder. Hitler öfkelenir ve deliye; “Ben führerim, hareketine dikkat et” diye çıkışır.  Deli başını sallar, “Buraya düşmeden ben de böyle diyordum…” diye mırıldanır.

Oca 09

BU MU “YENİ TÜRKİYE?”(1)

BU MU “YENİ TÜRKİYE?”(1)

“AKP’li tanıdığım olmadığı için komiser yapmadılar”

“Emniyet teşkilatında eskiden soru çalarak, kul hakkı yenilerek polis yapılıyordu. Şimdi ise bunlar alenen yapılıyor. Örneğin ben iki defa komiserlik sınavını kazandım Menzil tarikatıyla AKP’den üst düzey tanıdığım olmadığı için ikisinde de kazanamadım.

Şu an yeni komiser olanlar özellikle AKP Gençlik teşkilatından referans olarak geliyorlar. Bunun yanında TÜRGEV, Birlik Vakfı gibi kurumların yanı sıra adını bilmediğim tarikat ve cemaatlerin referansıyla komiser olanlar var. Torpille bir anda yükseltilen 23 yaşındaki tecrübesiz kişiler, yıllarını mesleğe vermiş polislere amirlik yapar hale geliyor. Mesela 96 saat ders görüp komiser olan FYO’cüler var. Yine AKP teşkilatının referans olduğu POEM’ciler var. 8 ayda komiser yardımcılığına atanıyorlar. Bunların çoğu AKP Gençlik teşkilatında yetişen kişiler.

Mesela devlet büyüklerinin (Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı vs.) koruma kadrosuna geçmek istersen Menzil tarikatı üyesi olmazsan asla seni almazlar. Başta İstanbul olmak üzere, Narkotik Şube’ye ancak Menzil tarikatının referansıyla geçilebilir.

Şu an meslekte eğitim gören komiser yardımcıları içinde olan bir arkadaşımın söylediğini aktarayım. Menzil tarikatı orada kendisine ayrı bir grup kurmuş, ayrı takılmakta, ayrı gezmekte.

Polislere, üst karar organları tarafından kesinlikle adaletsiz davranmaktadır. Polis müdürleri üzerinde aşırı bir siyasi korku var. Zaten siyasi korku ülkenin her tarafına yayılmış… Polis müdürleri AKP ilçe teşkilatı başkanından emir alacak kadar korkuyorlar.”

 

Devam edecek

Kaynak Yeniçağ:

Oca 08

TALAT PAŞA’DAN (1874-1921)

TALAT PAŞA’DAN (1874-1921)

Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır… Talat Paşa, Sadrazam (Başbakan)dır…

İstanbul halkı buğday unundan ekmeğe hasrettir. Çünkü beyaz undan sadece hastaneler için ekmek yapılabilmektedir. Tüm İstanbulluların yedikleri; çavdar, darı, arpa karışımı kara-siyah ekmektir… Sadrazam Talat Paşa’nın evine de bu ekmek girmektedir.

Bir gün İstanbul Şehremini (Belediye Başkanı) Sadrazama ‘jest’ olsun diye bir sepet dolusu beyaz ekmeği Talat Paşa’nın evine gönderir.

Talat Paşa akşam eve gelip sofraya oturduğunda ekmekler gözüne çarpar. Eşine: “Hayriye bu nedir?” diye sorar. Hayriye Hanım, Şehremini Beyefendinin gönderdiğini söyler. Bunun üzerine Talat Paşa “Bilir misin Hayriye, hasta olmadığı halde bu beyaz ekmeği yiyenlerin alnına kara bir leke yapışır. Sen o kara lekeyi göremezsin, ama tüm insanlar görür!” dedikten sonra ekmekleri derhal geldiği yere gönderir.

O Talat Paşa ki; kendi isteğiyle azalttığı Sadrazamlık (Başbakanlık) maaşı evini geçindirmeye yetmeyince, saatini rehine bırakıp borç alan insandır.

Oca 07

“GEMLİK DEĞİL TÜRKİYE TAŞINIYOR!”

“GEMLİK DEĞİL TÜRKİYE TAŞINIYOR!”

 

696 sayılı kararname ile sadece Gemlik değil Türkiye taşınıyor!

Nereye mi taşınıyor?

Bu sorunun cevabını İYİ Parti Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, Meclis’te yaptığı açıklamada veriyor:

“696 sayılı KHK, Erdoğan’ın, 15 Temmuz FETÖ darbesini, otoriter, kişisel rejimini kurmak için bir araç olarak kullandığını bir kez daha gösterdi.” 

***

Binali Bey Suudi Arabistan’a giderken “696 sayılı kararnamede hiçbir düzeltme yapılmayacak, dilinde falan da bir sorun yok.” dedi!

Binali Bey, Türkiye’yi mülkiyet olarak da yabancılara teslim edecek bir kararnameyi savunduğunun farkındadır herhalde!

***

Evet, 696 sayılı kararnameyle Meclis’in yetkileri çiğnenerek Türkiye’nin varlıklarının yabancılara taşınması da mümkün hale getirildi.

Hürriyet’te Uğur Gürses, bu durumu şöyle izah ediyor:

“En çarpıcı olanı ise üç düzenlemede saklı; biri Hazine’ce bütçe ve borçlanma yasası limitlerinin devre dışı bırakılarak borçlanma senedi ihraçları yapılması, biri Türkiye Varlık Fonu’na ya da kuracağı şirket ya da alt fonlara dış borç devri, dış borç ikrazı ya da Hazine garantisi sağlanması, diğeri de Savunma Sanayi Fonu’nun da içinde olduğu özel bütçeli kuruluşlara, Hazine onayı olmadan dış borçlanma olanağı sağlanması.

Üçü de ‘Millî İrade’ kavramını devre dışı bırakan adımlar.”

 

Kaynak Yeniçağ

Oca 06

Türk Tarihinin İlk Yazılı Vesikası Orhun Kitabelerinden (2)

Türk Tarihinin İlk Yazılı Vesikası Orhun Kitabelerinden (2)

  1. Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü

Bilge Kağan babasının seferlerini anlatıyor: ‘Tanrı öyle buyurduğu için, devletliyi devletsiz bırakmış, hakanlıyı hakansız bırakmış, düşmanları bağımlı kılmış, dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş. Babam hakan, öylece devleti yasaları koyup vefat etmiş. Babam hakan vefat ettiğinde ben sekiz yaşımda kaldım.

Türk Oğuz beyleri, halkı işitin ! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk halkı senin devletini, yasalarını kim yıkıp bozabilir idi?

  1. Bilge Kağan Yazıtı Doğu Yüzü

Babamızın, amcamızın kazandığı halkın adı sanı yok olmasın diye Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım; kardeşim Kül Tigin ile iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım. Halkı besleyip doyurayım diye kuzeyde Oğuz halkına doğru, doğuda Kıtay, Tatabı halklarına doğru güneyde de Çin‘e doğru 12 sefer ettim, savaştım. Ondan sonra Tanrı öyle buyurduğu için, bahtım, talihim olduğu için, ölecek halkı diriltip doyurdum. Çıplak halkı giyimli kıldım, fakir halkı zengin kıldım, az halkı çok kıldım, güçlü devleti olandan, güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.

  1. Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü

Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilindi kılındım. Türk milleti Çine tabi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çinden ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.

  1. Tonyukuk Yazıtı Doğu Yüzü

Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Fazla olarak Kırgızın kuvvetli kağanı düşmanımız oldu. O üç kağan akıl akıla verip Altun ormanı üstünde buluşalım demiş. Şöyle akıl akıla vermişler: ”Doğuda Türk kağanına karşı ordu sevk edelim. Ona karşı ordu sevk etmezsek, ne zaman bir şey olsa o bizi ne zaman bir şey olsa öldürecektir. Her üçümüz buluşup ordu sevk edelim, tamamen yok edelim”  demiş.

  1. Tonyukuk Yazıtı Güney Yüzü

Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin boğazı tok idi. Düşmanımız etrafta ocak gibi idi, biz ateş gibi idik.  İltiriş Kağan bilici olduğu için, cesur olduğu için, Çine karşı on yedi defa savaştı, Kıtaya karşı yedi defa savaştı, Oğuza karşı beş defa savaştı. Onlarda müşaviri, yine bizzat ben idim.

  1. Tonyukuk Yazıtı (İkinci Taş) Doğu Cephesi

İlteriş Kağan kazanmasa, ve ben kendim kazanmasam, il de millet de yok olacaktı. Kazandığı için, ve kendim kazandığım için il de il oldu, millet de millet oldu. Kendim ihtiyar oldum, kocadım. Herhangi bir yerdeki kağanlı millette böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış Türk Bilge Kağanı ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.

Eski yazılar «