Haz 23

ESTONYA FERİBOTU SENDROMU…

ESTONYA FERİBOTU SENDROMU…

Almanya’da inşa edilen Estonya Feribotu, 1994’de
kıyıya yakın bir yerde su alıp yan yatarak battı. 852 yolcu öldü, 137 kişi bu kazadan kurtuldu.

Ölenlerin %98’i, çok iyi yüzme biliyordu.

Peki, bu 852 yolcu nasıl öldü?

Feribot, 28 Eylül gece 00.30’de sert dalgalar nedeniyle su almaya başladı. Su miktarının artmasıyla, tahliye işlemi hemen başlatıldı. Ancak, 987 yolcudan sadece 137’si feribotu terk ettiler ve kurtuldular.

Geri kalan 852 yolcu ise, gemi kaptanının;

“Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın. Dünyanın, en güçlü feribotundasınız.” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini merakla izlemeye başladılar.

Saatler ilerledikçe feribot daha da yan yattı ama 852 yolcu izlemeye devam etti.

Saatler 01.50’de, Estonya Feribotu tamamen sulara gömüldü.

852 yolcunun Feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen, son saniyeye kadar izlemeleri psikoloji kitaplarında “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yer almıştır. O insanların davranış şekillerine, psikoloji bilimi mantıklı bir açıklama getirememiştir.

Tam da şu günlerde, Türkiye’de de “Estonya Feribotu Sendromu” yaşanıyor.

-“Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın!.. Evet fiyatlar yükseliyor, evet ekonomideki kriz derinleşiyor, evet işsizlik yükseliyor, evet Korona’nın öldürücü etkisi altındayız, evet fakirlik yaygınlaşıyor ama feribotun kaptanına güveniniz, batmayacağız, bizi izlemeye devam ediniz!..”

 

Alıntı: Alper Aksoy

Haz 22

BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

 

BABALAR

On yedi yıl evli kalan ve kocasını trafik kazasında kaybeden bir kadın şunları söylüyor?!?!?!

“Erkek, Allah’ın yarattığı en güzel canlıdır…

Eşine, kızına, kız kardeşine, annesine, babasına, torununa sahip olduğu herşeyini feda eder.

Gençliğini ve sağlığını, eşi ve çocukları için feda eder, çünkü sürekli çalışır……!

Biraz gezmeye çıksa sorumsuz, evde kalsa, tembel olur……!!

Hata eden çocuğuna kızınca vahşi baba, kızmasa boş verici baba olur!!!

Karısının çalışmasına izin vermezse geri kafalı, izin verse karı parası yiyen asalak olur!!!!

Annesinin sözünü dinlerse ana kuzusu, karısının sözünü dinlerse kılıbık olur!!!!!!

Tüm bunlara rağmen baba şunları yapar…

Çocuklarının her hususta kendisinden daha iyi olmasını ister!

Çocukları küçükken ayağını, büyüyünce yüreğini çiğnediklerinde tahammül eder!!

Sahip olduğunun en iyisini, hatta belki hepsini verir. Çocukları gökteki yıldızı istese, o gücü yetse güneşi getirmeye çalışır!!!

Eğer anne dokuz ay çocukları karnında taşıdı ise, baba da aklında, zihninde, ömrü boyunca taşır!!!!!!!!!

Aile için, baba iyi olduğu sürece, tüm dünya yaşanılabilir bir yer olur!!!!

Yetim bir çocuğa sorun isterseniz. “Baba” diyecek kimseyi bulamamak ne zor bir şeydir, anlatsın size!!!!

Allah’ım, babalarımız bizi merhametle yetiştirdikleri gibi, sende onlara merhametinle muamele et, onları bağışla!!!””

Haz 21

BABALAR

BABALAR

 

Doğdun geldin, hem şersizdin

Çok tatlıydın, kedersizdin

Her bir şeyden habersizdin

Kimliğine ad verdiler…

 

Hayat yolu taşlı, diken

O’dur onları hep söken

Tatları hiç bilmeziken

Hayatlara tat verdiler…

 

Yazılıdır kader yazın

Akort eder hayat sazın

Gittiler tek tek ansızın

Dillere bir yâd verdiler…

 

Kenan ŞAHBAZ

Haz 20

DONKİŞOTLUK…

DONKİŞOTLUK…

Evet, “Atatürk bizim börkümüzdür, birliğimizdir, simgemizdir, ona laf yoktur.”

Evet, “Baş giderse, börk gider. Börk giderse il gider, iffet gider. Allah muhafaza bir daha da geri gelmez.”

Evet, “Gazi Mustafa Kemal’e tahammülsüzlük, lafı cimi yok Türkiye Cumhuriyeti’ne tahammülsüzlüktür.”

Evet, “Bugün varsak bunun şeref payesi aziz Atatürk’ündür.”

Evet, “Keskin ön yargılar ile Atatürk düşmanlığı yapmak millete değil, ihanete hizmettir.”

Evet, “Atatürk’e dil uzatanlar daha iyi Müslüman olduklarını mı sanıyorlar? Türk milletinin ruhunu okşadıklarını mı düşünüyorlar?”

Evet, “Ey kendini bilmez akılsızlar Atatürk’ümüzden ne istiyorsunuz? O tarih sahnesine çıkmasaydı, Türklüğün kıvancı, İslamın bekçisi olmasaydı doğdunuz zaman kulağınıza ezan mı okunur yoksa bir kilisede vaftiz mi olurdunuz?”

Evet, “Atatürk’ün hatıralarına ve heykellerine saldıran zavallılar, sizin yel değirmenlerine savaş açan Donkişot’tan ne farkınız vardır?”

Hepsini anladım ve dahi hepsine, bir Türk evladı olarak ben de imzamı attım da, sair ekseriyeti AK Partili olan bir cemaat önünde sergilenen o cüret ve densizliğinin arkasında “FETÖ izi” arama gayretini anlamadım.

***

Atatürk‘ü hedef alan o “kâfir” ve “zalim” iftira/hakaretleri yüzünden yer yerinden mi oynadı iktidar partisinde?

“Böyle bir şey nasıl olabilir” diye kızılca kıyametler mi koptu?

Sayın Cumhurbaşkanı mesela, Başbakan olduğu dönemde kürsüde ifade edilenlerden rahatsız olup da Danıştay’ın yıldönümü törenini terk ettiği gibi, “Yalan söylüyorsun… Edepsizlik yapıyorsun…” diyerek terk mi etti derhal orayı?

“Bu devri iktidarda zinhar Atatürk’e dil uzatılmadı, sövülmedi, en galiz ifadelerle envai çeşit kötü söz edilmedi, edilmesi söz konusu dahi olamaz, ettirmezler” gibi bir durum/iklim mi var da “Böyle bir fenalık olduysa kesin FETÖ’nün işidir” kuşkusuna kapılmamız gerekiyor?

“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” mu yoksa “Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor” vecizesini mi delil kabul edelim Atatürk‘le en ufak bir hesaplaşma içinde olmadıklarına?

“Camiler kışla, minareler süngü…” hitabının bugün hatırlanmayan ama arşivde capcanlı duran “Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur” kısmını mı yoksa?

İşi, “Hani Gazi Mustafa Kemal demir ağlara çok düşkündü. Biz ördük biz…” rekabetine bile taşımalarını mı?

Bizatihi “töhmet altında bırakılmaması” gerektiğini savunduğunuz AK Parti’nin Genel Başkanı ifade etmedi mi bütün bunları?

***

Atatürk için 10 Kasım’da “Fatiha yerine korna ile anılan tek kişisin” mesajı atan encümen üyelerine bakarak mı inanalım; bizatihi iktidarın da o emekli imamın bakış açısına sahip olmadığına?

Daha iktidara geldiği sene, Atatürk‘e hakaret ve Cumhuriyet’in temel ilkelerine aykırılık yüzünden üniversiteden atılan akademisyenleri geri döndürmek için çırpınmasını mı kanıt sayalım?

Atatürk‘e “firavun” diyen yazarın adını sokağa vermesini mi?

10 Kasım’da “Olmasaydın da olurduk” ilanı veren parti yöneticilerinden mi umutlanalım, yoksa Atatürk‘ü “En büyük put” sayan meclis üyelerinden mi?

***

“Atatürk’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin” diye vasiyeti bulunan fesli meczubun tabutuna omuz vermek için yarışanlar mı?

***

Hepsi bir yana…

Atatürk‘e hatta Türk’e dair birçok şeye tahammülsüzlükleri ortada olanları, bu hesaplaşmanın siyasi hamilerini bilmezden gelip, bütün o hakaretleri ninni dinler gibi dinleyenlere tek laf etmeyip, tek başına, emekli bir imamı günah keçisi ilan etmek de bir tür Donkişotluk değil midir?

O emekli imama, o lanetleme yolunu kim açtı?

Ayasofya’nın açılışında kim yükledi din adamlarına o “lanet” sorumluluğunu?

O günkü cürete sahip çıkılmasaydı, bugün bunlar yaşanır mıydı?

Kim sahip çıktı?

 

Alıntı S.Taşçı

Haz 19

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Unutma mutlu bir hayat çok az şeye bağlıdır.” Marcus Aurelius

* “ İnsan yediklerinden ibarettir.” İbni Haldun

* “Kendisinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.” Epiktetos

* “Coğrafya kaderdir.” İbni Haldun

* “Açık kalpli düşman, içten pazarlıklı dosttan iyidir…” Atasözü

* “Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz” Yunus Emre

* “Zâlim o topluluktur ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır” Hz. Mevlânâ

* “Geride bıraktığım her şey kül. Ateş benmişim demek ki…!” Nietzsche

* “Önce kendine vaaz et, sonra insanlara.” Hz. İsa

* “Türkiye politikasını ve diğer yönetim alanlarını en yaygın karakterize eden özellik yolsuzluktur. Tüm bu toplumsal davranış bozukluklarının, sosyal hastalıkların ve ahlak düşüklüğünün nedeni Türkiye’nin çok uzun zamandan beri ki Atatürk’ün ölümünden beri dense yeridir; yukarıda belirtilen IQ ortalamasına sahip bir toplumdan çıkan yöneticilerle yönetilmesidir.”  Prof.Dr. Celal Şengör

Haz 18

”Captagon”ların sahibi kim?

”Captagon”ların sahibi kim?

Birleşik Arap Emirlikleri’ne transit edilmek üzere İskenderun Limakport Limanı’na gelen 17 konteyner yükü “bina taşı” beyan edilen eşya da 15-16 Mayıs tarihlerinde Hatay Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü personelince riskli olarak değerlendiriliyor

Narkotik detektör köpek eşliğinde yapılan kontrolde köpeğin ürünlerin bir bölümüne tepki vermesi üzerine içerisinde uyuşturucu olduğundan şüphelenilen taşlar kırılıyor.

Yapılan incelemede taşların içerisinde gizlenen şeffaf paketlerin uyuşturucu haplarla dolu olduğu anlaşıldı. Aramada toplam 1072,6 kilogram (6.264.259 adet) uyuşturucu hap ele geçiriliyor.

Buraya kadar olanları zaten haberlerden öğrenmiştiniz.

Fakat ayrıntısına indiğimizde bu transit ihracat Kırıkhan vergi dairesine kayıtlı Altın Atlar San. Tic. adlı bir firma tarafından gerçekleştiriliyor. Sahibi ise Suriye/Hama uyruklu Haşem Kaddur…

İşin ilginci bu kişi T.C. vatandaşı olmuş.

Resmen İçişleri Bakanlığı tarafından T.C. kimlik numarası verilmiş.

Öğrendim ki zaten daha önce Mart 2017 yılında uyuşturucu konusunda bazı bürokratlarımız Arap emirliklerine gitmiş.

Bazı firmalar hakkında bilgi paylaşımı olmuş ancak bu bilgi paylaşımı yapılan firmalar bugüne kadar birileri tarafından korunmuş veya gözardı edilmiş.

Daha vahimi…

Bu kişiler kim, biliniyor.

Başka bir transit ticaret gerçekleşmiş mi, evet gerçekleşmiş.

Suriye’deki ve Türkiye’deki bağlantıları kimler, hepsi kayıtlarda var.

Şimdilik akıllardaki soru şu: Bu yaşananların Sedat Peker’in konuşmalarıyla bir bağlantısı var mı?

 

Alıntı

Haz 17

HIRSIZ!

        HIRSIZ!
Köyün birine hırsız dadanmış. Hırsız özellikle ayakkabılara meraklıymış. Cemaat camiye girip namaza durunca bulduğu ayakkabıları torbasına doldurup kayboluyormuş.
Sonunda köylü pusuya yatmış, hırsızı, torbası elinde kıskıvrak yakalamış. Köy heyeti toplanmış. Hırsıza ne ceza vereceklerini tartışmışlar. Birisi bir öneri getirmiş.
-En iyisi imam yapıp önümüze geçirmek. Böylece gözümüzün önünde olur, hırsızlık yapamaz…
Köylünün aklı bu işe yatmış, adamı imam yapmışlar…
Aradan yıllar geçmiş. Gurbete çıkan bir köylü dönüşte hırsız imamın neler yaptığını, hırsızlığın bitip bitmediğini sormuş.
Demişler ki:
-Herif imamlığa devam ediyor, hırsızlık yapmıyor…
-Demek sorun çözümlendi?
-Yok canım… Birkaç adam tuttu. Hırsızlığı onlara yaptırıyor. Kendisi de “Hırsızlık günahtır, sakın çalmayın” diye vaaz veriyor…

Haz 16

“BİZ BİR YERE GİTMEYİZ”

“BİZ BİR YERE GİTMEYİZ”

Meclis-i Mebusan’dan TBMM.’e geçen Milletvekili Ahmet Hilmi (Kalaç) Bey’den Meclis’in Kayseri’ye taşınmayla ilgili anısı:

“Sakarya Savaşı sıralarındaydı. Hükümetin geçici Kayseri’ye taşınmasına karar verildi. Meclis İdare amirlerinden Konya Milletvekili Hacı Bekir Efendi bu işe memur edildi. Kayseri Lise binası Meclis için hazırlandı. Kürsüler yapıldı. Aileler, memurlar ve Meclis arşivleri Kayseri’ye taşındı. Sıra Meclis ve Milletvekillerine gelmişti. Bu gizli oturumda Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa Meclise gelerek, Hükümetin taşınma işini hazırladığını, Hükümetin bu kararı almasının uygun bulmadığını belirterek kararın Meclis’çe verilmesinin uygun olacağımı ifade etti. Erzurum Milletvekili Durak Bey söz aldı, şu kısa konuşmayı yaptı:

-‘Biz geriye gitmeyiz. Hatta cepheye giderek ordunun arkasında çadır kurarak vazifemizi yaparız’ dedi.

Durak Bey’in bu sözü övgüyle karşılandı. Milletvekilleri Ankara’da kalarak çalışmasına devam etti.”

324 milletvekili ile kurulan “Türkiye Büyük Millet Meclisi” açılıyor ama bazı milletvekilleri memleketlerine dönmek istiyorlar.
Mustafa Kemal kürsüden şunları söylüyor:
– “İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış.
– Ben kimseyi zorla Milli Meclis’e davet etmedim. Herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler.
– Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim.
– Hatta hepiniz gidebilirsiniz.
– Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağ’ına çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum.
– Kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm.
– Ben buna and içtim!…

 

Alıntı

Haz 15

“Dini, hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat’a boğdular”

“Dini, hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat’a boğdular”

 Hırsız Abbas
Hz. Peygamberimiz zamanında bir hırsız vardı. Adı Abbas’tı. Her gece hırsızlık yapardı. Peygamberimiz ona ve onunla konuşana lanet ederdi. Hırsız Abbas on yıl bu işi sürdürdü. Sonunda ölünce kabilesi onu götürüp bir kuyuya attılar. Derhal Cebrail aleyhisselam gelip Hz. Peygambere “Ya Muhammet, Rabbin sana selam eyledi ve buyurdu ki benim has kullarımdan bir velî kulum vefat eyledi, onu kuyuya attılar. Var onu çıkar, ashapla namazını kıl. Her kim onun (Hırsız Abbas) namazını kılarsa cennet ehli olur.”
Peygamberimiz, on yıldır bu adama lanet ediyordum, bundaki hikmet nedir, diye şaştı. Sonra ölüyü kuyudan çıkarıp yıkadı, kefenledi ve namazını kıldırmaya hazırlandı. Ashap baktı ki Peygamberimiz ayaklarının başparmakları üzerinde duruyor. Ya Resûlallah, niye ayaklarınızı düz basmıyorsunuz, diye sorduklarında Resûl-i Ekrem “Gökten o kadar çok melek indi ki ayağımı basacak yer bulamadım” dedi. Defin işleminden sonra Peygamberimiz Hırsız Abbas’ın kızını buldurup babasının durumunu sordu. Kız: “Babam malum, bir hırsızdı. Lakin son zamanlarda şu duayı okuyordu” diyerek sandıktan çıkardığını söylediği bir duayı Peygamberimize verdi. Peygamberimiz duayı okudu, yüzüne sürdü ve “Acaba, Hırsız Abbas bu duayı nereden buldu” diye hayret etti. Derken Cebrail gelip Peygamberimize şöyle dedi: “Hırsız Abbas, hırsızlık için bir zahidin evine girmişti, sandığın içinde mücevher ararken bu duayı buldu. Sabah ve yatsı namazlarından sonra okumaya başladı ve artık hırsızlığı bıraktı.”
C. Hak, Peygamberimize şöyle buyurdu: “Ya Muhammet! Senin ümmetinden bir kimse bu duayı okusa ve beraberinde taşısa o kuluma yerler ve gökler ağırlığınca ve göklerdeki melekler ve yeryüzündeki mahlûkat sayısınca ve denizdeki damlalar kadar sevap yazarım. Cennette nice köşkler, saraylar veririm. Ve kumlar sayısınca günahı olsa bağışlarım.”
Eğer bir kişi bu duayı yazdırıp kefenine koydursa kabir azabından ve münker-nekir sualinden emin olur. Ve kabrine cennet pencereleri açılır. Huriler yoldaşı olur.
Bu dua yazılıp okunmalı. Her kim bu duadan şüphe ederse kâfir olur. Peygamberimiz emretti, bütün sahabe bu duayı yazdı. Yine Peygamberimiz “Bu duayı yazdırana, okuyana, bir şehirden bir şehre götürene yarın kıyamet gününde şefaat ederim” dedi. Her kim bu duayı okusa, bir melek ona “Müjde, Allah senin günahlarını bağışladı” der.
Hırsız Abbas duası:
“Allahümme innî estağfiruke min-külli mâ-tübtü anhü ileyh…” ilâ-âhirih.

İşte “Din adına anlatılanların çoğu hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat” derken işaret etmeye çalıştığımız manzara bu… Maalesef bu tip hurâfeleri yazan yazıyor, anlatan anlatıyor, inanan da inanıyor.
Bize göre televizyon vâizlerinin din adına anlattıkları da “Hırsız Abbas” hikâyesinden pek farklı değil. İşin daha vahim tarafı bu adamlar itibar görüyor, para-pul, makam-mevki ile taltif ediliyor. Programları reyting rekorları kırıyor.

Alıntı: Ahmet Sevgi

Haz 14

Foseptik temizliği için organik yöntem

Foseptik temizliği için organik yöntem

 

Anadolu köylerinin daha kanalizasyon şebekesiyle tanışmadığı, evin dışında bulunan tuvaletlerde biriken pislik taşınca, küreklerle boşaltılıp atılmak durumunda kalındığı dönemlerde…

Çalışmak için gittikleri yurt dışından birkaç haftalık izinlerini geçirmek üzere memleketlerine gelen gurbetçi vatandaşlarımız, tuvaletlerin hâlâ dışarıda olduğu o köy evlerine döndüklerinde hela çukurlarını boşaltmakla uğraşmamak için ilginç bir temizlik metodu uygularmış.

İzinlerinin bitiminde bu amaçla, okkalı bir ciğer parçasını tam o tuvalet deliğinin üzerine gelecek şekilde asıp kurtlanmaya bırakarak Avrupa’daki işlerinin başına dönmek için yola çıkarlarmış.

Bir süre sonra bozulan, kokan, kurt basan ciğerle birlikte asıldığı ip de çürüyünce, kımıl kımıl kurt topağı haline gelen kütle olduğu gibi tuvalet deliğini boylarmış.

Önce ciğeri yiyen kurtlar, sonra düştükleri delikteki pisliği, en son da birbirlerini yerlermiş…

Gurbetçiler seneye yeniden memleketlerine izine gelene kadar pislikten eser kalmaz; Avrupa’ya giderken taşmak üzere bıraktıkları, kokusu her yeri saran o tuvaleti tertemiz bulurlarmış…

 

Alıntı

 

Eski yazılar «