Ağu 20

“KAYYUM”

KAYYUM”

 

Doğu ve Güneydoğu’da dünden bugüne seçilmiş HADEP’li, DEHAP’lı, BDP’li, DTP’li, HDP’li belediye başkalarının çoğu, kah teröristleri maaşa bağlayarak, kah terör örgütüne lojistik destek sağlayarak, kah teröristler adına heykeller dikerek, kah adlarını sokaklara-caddelere vererek, kah cenazelerini sahiplenerek PKK’ya hizmet etmişlerdir.

Aynı şekilde terör örgütü propagandası yaparak, terör suçlarını ve suçulularını överek, terör örgütünün kamplarına katılarak, ayaklanma provalarını destekleyerek ve daha envai şekilde sayısız kere, sayısız suça karışmışlardır.

Ve evet, “devlet” ülkenin bir bölümünün idaresini göz göre göre PKK’nın sevk ve idaresine bırakacak değildir; bırakamaz ve bırakmamalıdır da…

Ama…

Bölgeyi PKK’nın sevk ve idaresine hiç sokmadan bunun önlemini almak mümkün değil midir acaba?

***

Görevden uzaklaştırılan Diyarbakır Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, “PKK’nın siyasi kanadı” varsayılan HDP’nin milletvekiliydi… İki dönem, yine KCK iddianamesine göre PKK’yla doğrudan ilişkili olan Demokratik Toplum Kongresi divan üyeliği, bir dönem de meclis üyeliği yaptı. Çözüm Süreci’nde biz milliyetçilerin “PKK üniversitesi” olacağını düşündüğü ama Resmi Gazete’de kuruluşu tescil edilen, kurucuları arasında Şivan Perver’in de yer alacağı söylenen Amed Üniversitesi’nin arkasındaki Mezopotamya Vakfı‘nın kurucu Yönetim Kurulu Başkanı’ydı.

Hakkındaki “Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme” suçlaması 2018 tarihli… “Terör örgütü propagandası, suçu ve suçluyu övmek” suçlaması 2018 tarihli… 2019 tarihli soruşturmalara konu suçlar da bunların tekrarı…

HDP’li Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan, daha önce HDP milletvekiliydi.

Hakkındaki “Terör Örgütü Propagandası Yapmak, Silahlı Terör Örgütüne Üye olmak” suçlamaları 2016 tarihli… “Terör Örgütü Propagandası Yapmak, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Organlarını aşağılamak” suçlaması 2016 tarihli… 2019 tarihli soruşturmalara konu suçlar da bunların tekrarı.

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk… HEP’i kuran kadroda yer aldı…DTP’yi kuran kadroda yer aldı ve Genel Başkanlığını yaptı…Milletvekilliği yaptı… Belediye Başkanlığı yaptı… Abdullah Öcalan’la defalarca görüştü…

Hakkındaki “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçlamaları 2016 tarihli…

Demem o ki, bu kişilerin PKK’yla iddia olunan “ilgisi” yeni keşfedilmedi;  “haklarındaki adli/idari soruşturma/kovuşturmaların selameti için” Belediye Başkanlığı koltuğunda oturmamaları gerekiyor idi ise, bu soruşturma ve kovuşturmalara rağmen aday olmalarına neden izin verildi?

YSK, “şeklen inceleme” yaptığı için mi?

Hani şu “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şey oldu”ya dayanarak İstanbul seçimini iptal eden YSK!

Yapmayın Allah aşkına!

“PKK’ya tabi” olduğundan emin olduğu -eminse sahiden- kişilerin adaylığını geçersiz kılmaktan aciz olabilir mi bir devlet?

Her bir şeyi kılıfına uydurmayı beceriyor da mevzu bahis “vatan” olunca mı eli kolu bağlanıyor yani yazılı metinler karşısında!

Yanlış anlaşılmasın “hukuksuzluğu” savunmuyorum, hukukun bir tek bu milletin aleyhine olan hallerde hatırlanmasına itiraz ediyorum; çok mu zordu yani sil baştan oluşturmak seçim hukukunu?

 

 

Alıntı Yeniçağ:

Ağu 19

Valiyi Ziyaret / Gizlisi Açığı

Valiyi Ziyaret

Nasreddin Hoca Valiyi ziyarete gitmiş. Valinin iki arşın ötesinde yer göstermişler. Oturmuş. Biraz sohbetten sonra Vali sormuş :
– “Hoca, Eşekle senin aranda ne fark var ?” Hoca hiç düşünmeden :
– “İki arşın” deyivermiş.

Gizlisi Açığı

Bir kıtlık zamanında Hoca’yı çarşıda ekmek yiyerek giderken görenler :
-“Hoca efendi, herkesin gözü önünde böyle ekmek yemek ayıp değil midir?” demişler.
– “Komşusu açken bol bol tıkınmanın gizlisi ayıp olmazsa açıkta yapılanı ne diye ayıp olsun” demiş Hoca, ” Komşusu açken tok yatmak, ya her zaman , her yerde ayıptır, ya da hiç ayıp değildir.”

 

 

 

Ağu 18

Ümit Yalım’dan sert tepki

Ümit Yalım’dan sert tepki

 

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Süleyman Soylu’nun 1 Eylül 2016 tarihinden bugüne kadar AKP hükümetlerinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptığına dikkat çekerek, “Dimitris Vitsas, 7 Eylül 2017’de Yunan işgali altındaki Aydın Hurşit Adası’na geldiğinde Soylu da İçişleri Bakanı olarak görev yapıyordu. Türk adalarında ve Türk karasularında kamu düzenini sağlamaktan bizzat İçişleri Bakanı Süleyman Soylu sorumlu. Soylu, kanunla kendisine verilen görevleri yapmadı, yapmıyor” dedi. Yalım tepkisini şöyle sürdürdü:

“Soylu, Aydın Hurşit Adası’ndaki Yunan kara üssü, Yunan deniz üssü ile bu üslerde görevli bin civarındaki Yunan askerine hiçbir işlem yapmadı. Türk Karasularını 6 mil ihlal eden Yunan Nikoforos deniz karakol gemisine de hiçbir işlem yapmadı. Hurşit Adası’nda korsan olarak faaliyet gösteren Yunan lisesine hiçbir müdahalede bulunmadı, bulunmuyor. Mahalli İdareler Seçimi Kanuna göre Belediye Başkanı Türk vatandaşı olmalıdır. Ancak, CHP’li Belediye Başkanlarını görevden alan ve yerlerine kayyum atayan Süleyman Soylu, Aydın Hurşit Adası’ndaki Yunan vatandaşı  sözde belediye başkanını görevden almıyor yerine kayyum atamıyor.

Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde;

* 07 Mart 2017’de, Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos hiçbir engelle karşılaşmadan Muğla Keçi Adası’na geldi.

* 16 Nisan 2017’de, Yunan Savunma Bakanı Kammenos, Aydın Eşek Adası’na gelerek adada kuzu çevirdi ve Türk Hava Kontrolörüne sinkaflı küfür etti.

* 06 Ocak 2018’de, Yunan Başbakanı Çipras, Muğla Keçi Adası’na geldi.

Süleyman Soylu olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi. Soylu, bütün bu kepazeliklere ilave olarak geçen sene Türkiye’ye meydan okuyan ve İzmir’i hedef gösteren Dimitri’yi Kartepe Zirvesine davet ederek hediye verdi. Türk düşmanı işgalci Dimitri ile birlikte el ele fotoğraf çektiren Süleyman Soylu derhal istifa etmelidir.”

Not: Yazımızda yer alan fotoğraflardan üçü (tiyatro fotoğrafı hariç) Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinden alınmıştır.

 

 

Alıntı

Ağu 17

APOLLO 11

APOLLO 11

Yanımda gördüğünüz 81 yaşındaki adamın ilginç bir özelliği var. 
Kendisi dünyanın en mütevazı insanı. 
O’nu ilginç kılan aslında bu özelliği değil, “Dünya” için önemli bir işi gerçekleştirmiş olması.

Tarihler 20 Temmuz 1969’u gösterdiğinde 1,5 milyar insan televizyonlarına odaklanmış Neil Armstrong’un Ay’da yürüyecek olmasını heyecanla bekliyordu.

Armstrong’un 
“Benim için küçük ama insanlık adına büyük bir adım” diyerek nitelendirdiği bu yürüyüşün ardında bu yanımdaki beyefendi vardı. Nasıl mı?

Kendisi de o an TV başındaydı. Tullahoma’da bir evde. 
Yanında da bir düzine bilim insanı.

Spiker o an beklenmedik bir haber verdi 
“Astronot Armstrong’un bilgisayarı bozuldu, Ay’a iniş yapamayacak!” 
Bu ana şahitlik edenler üzüntü verici bu haberi alınca büyük bir hüsrana uğradı. 
Elbette Tullahoma’da bu evdeki bilim insanları da sukut-u hayal içindeydi. 
Sonra içlerinden biri 
“Telaşa gerek yok, Neil modülü Ay’a indirebilir. Bilgisayarın bozulma ihtimaline karşı, manuel olarak indirebilmek için üzerinde 1,5 yıl çalıştı” dedi.

Bu cümle üzerine şaşkınlığa uğrayan bilim insanları 
“Sen nereden biliyorsun be Türk?” deyince yanımda bulunan ve o vakit 32 yaşında olan bu bey;

“Ben Arsev Eraslan, NASA’da Apollo 11 Projesinde yazılım ayağında çalışıyorum” dedi.

Evet yanımdaki bu adamın tahmini doğru çıkmıştı, Armstrong bilgisayarın bozulması üzerine manuel olarak modülü Ay’a indirmişti. 
1,5 milyar insan izlemiş, insanoğlunun Ay’a ayak basmasından ötürü gururlanmıştı.

Eraslan’ın NASA’daki görevi ise modülün Dünya’ya dönüşü yani “re-entry” yazılımlarını gerçekleştirmekti. 
Yanında da üç öğrencisi vardı. 
“Yazılımları biz yaptık” diye anlatırken konuşmanın bir yerinde 
“hem yazılım yapıyorum hem de o üç öğrenciye iş öğretmeye çalışıyorum” dedi.

Ağzından bir şey kaçırmıştı sanki… 
Durdum. 
“Nasıl yani öğrencileriniz yazılım bilmiyor muydu?” diye sordum, 
mütevazı bir şekilde 
“yazılımların hepsini ben yaptım” diye utanarak yanıtladı sorumu.

Evet, bu bey Armstorng, Collins ve Aldrin’in Dünya’ya sağ salim dönmesi için gerekli yazılımları gerçekleştirdi. 
Yani Eraslan’ın yaptığı yazılımlar olmasaydı o modül Dünya’ya inemeyecekti.

Başka ne mi yaptı?

*ABD’deki tüm nükleer santrallerin çevreye olan etkisini minimuma indirmek için yazılım geliştirdi, 
*Ay’da kristallerden mücevher yetiştirmek için yazılım geliştirdi, 
*Suçluyu yüzünden tanıyan dünyadaki ilk 3D Yüz Tanımlama Teknolojisini geliştirdi. 
Bu yazılımla 1999 senesinde ABD’de ödül kazandı.

Yani günümüzde kullanılan yüz tanımlama ilk kez bir Türk’ün yani bu yanımdaki beyefendinin geliştirdiği teknoloji ile hayat buldu. 
Uzun süre NASA’da bilim insanı olarak görev aldı, ABD’deki birçok üniversitede profesör olarak öğrencileri ve NASA personelini eğitti.

Peki nereden merak sardı buna?

Babasının kitaplarından!

Uçak teknolojisi ve havacılıkla ilgiliydi bu kitaplar. 
İçinde ABD’nin Japonya’yı bombaladığı uçağın fotoğrafını gördü ve maketini yaptı. 
Henüz ilk okuldaydı ve model uçak yapıyor, kitaptaki gibi aynı şekilde boyuyor, pervanelerini takıyordu. 
O kadar çok model uçak yapmıştı ki evin bir odası dolup taşmıştı.

İşte o kitapla başladı her şey.
Babası Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uçak mühendisi Necdet Eraslan’dı. 
Atatürk, Necdet Eraslan’ı Fransa’ya gönderdi ve Paris’te 1928’da Ecole Nationale Superieure de L’Aeronautique’te havacılık ve uçak mühendisliği öğrenimi gördü. 
Sonrasında ABD’ye 1937’de Türkiye için satın alınacak uçakların temini için bizzat Atatürk tarafından gönderildi.

Sonra ne mi oldu? 
Necdet Eraslan, 
*Türkiye’deki ilk dizel motoru imal etti. 
*Su türbinleri yaparak elektrik üretti. 
*‘Karman Line’ yani dünya ile uzayın birleştiği çizgiyi ortaya çıkaran dünyaca ünlü bilim insanı Theodore von Karmán’ın 
“Gel ABD’de kal sana profesörlük verelim” teklifini 
“Atatürk’ün ülkesinde yapmam gereken işler var” diyerek reddetti. 
*İstanbul Teknik ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde profesör olarak çalıştı.

*1963’te ABD’ye profesör olarak gitti Necdet Eraslan. 
Louisiana State University Makine – Uzay Havacılığı bölümünde profesörlük yaptı. 
Bir yandan da NASA’daki görevlilere ders verdi. 
Bu öğrencilerin hepsi Apollo 11 projesinde çalıştı. 
Yani baba Necdet Eraslan da Ay’a gidilmesi için dolaylı olarak katkı sağladı. 
*24 adet kitap yazdı, 
*Motor ateşlemesi konusunda büyük çabalar kat etti, 
*TÜBİTAK’ın kurulmasının fikir babası oldu ve 
*Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uçak mühendisi olarak tarihe geçti.

Bu baba oğul “Atatürk’ün izinde” bilimi geliştirerek Ay’da yürünmesini sağladı.

Bu Türk’leri biliyor muyduk?
Maalesef hayır.

Benim Yazar Tolga Aydoğan olarak görevim 
“Atatürk’ün izinde giden” bu insanları ortaya çıkarmaktır.

Bu bağlamda 
“Atatürk’ün İzindekiler” isimli kitabımda kısa da olsa yer verdiğim bu baba-oğulun hikayesini ayrı bir kitap olarak yayımlayacağım. 
Onlar bilimin ışığında, 
Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde bu ülke ve insanlık adına önemli işlere imza attılar. 
Onların ortak noktası “Atatürk’tü” ve O’nun aydınlattığı yoldu.
Gittikleri yol ise O’nun iziydi.

O izi takip eden birileri daha vardı. Nasıl mı?

ABD Başkanı Nixon’un özel uçağı 20 Ekim 1969 saat 11.55’te Ankara Esenboğa Havalimanı’na iniş yapar. 
Bu uçaktan inen kişiler Ankara caddelerinde üstü açık bir Cadillac ile geçerler ve kendilerini bekleyen Ankaralıları selamlarlar.
Bu heyet, büyük saygı duydukları birini görmeye gelmiştir. 
Saygı duruşunda bulunup çelenk bırakırlar.

Saygı duydukları bu kişi 1930’ların başında Eskişehir’de 
“Çok değil yüz yıla kalmaz insanoğlu Ay’a gidecektir”
sözünün sahibidir.

Heyetin gittiği yer Anıtkabir, saygı duruşunda bulundukları kişi ise “Mustafa Kemal Atatürk’ten” başkası değildir.

Bu arada Atatürk’ü ziyaret eden bu kişiler kim diye soracak olursanız; 
Apollo11 projesiyle Ay’a giden üç kişilik mürettebat; 
Neil A. Armstrong, Michael Collins ve Edwin E. Aldrin’dir.

 

Tolga AYDOĞAN”

Ağu 16

“5 Milyon Suriyeli ile iç savaş çıkaracaklar”

“5 Milyon Suriyeli ile iç savaş çıkaracaklar”

 

“Mülteciler silah olarak kullanılabilir mi?” konusunu, Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırmaya dayanarak Banu Avar gündeme getirmişti. Banu Avar, konuya “Zemberek” adlı kitabında da yer vermişti.

“Harvard Üniversitesi’nde yapılan ‘Bir savaş silâhı olarak tasarlanan göç olgusu’ (Strategic Engineered migration as a weapon of war) başlıklı araştırmada, mülteciler olgusunun hedef ülkelerde savaş ve barış zamanlarında stratejik bir silâh olarak kullanılabileceği ve bunu kontrol eden devlete yarar sağlayacağı tespiti yapılıyor.”

Bu inceleme ilk olarak 2008’de Sivil Savaş/İç Savaş dergisinde (Civil Wars journal) yayınlandı. İncelemenin yazarı Kelly Greenhill yukarıdaki sorulara cevap vermeye çalıştı.

ABD Ortadoğu orijinli bu konularda faaliyet yürüten özel bir görev gücü ihdas etmiş, çatışma yönetimi stratejileri geliştirmiş ve bu projelere ciddi fonlar ayırmıştır.”

***

Yazar burada Türkiye’ye yönelik göçün neredeyse yönetilir olmaktan çıktığını ve “dış müdahalelere açık hâle geldiği”ni ve bir milli güvenlik sorununa dönüştüğünü belirtiyor ve şu tespitleri yapıyor:

“İstenen de budur. Türkiye ABD’nin bu konuda bir laboratuarıdır adeta.

Civil Wars journal’da yayınlanan ilgili makalede mülteciler hakkında ‘en etkili silâh’ ifadesi kullanılıyor ve etki alanı olarak tespit edilen yeni topraklara gelen göçmenlerden/mültecilerden meydana getirilen, yıkıcı terör eylemlerini yürütmek kapasitesine sahip ‘küçük gerilla grupları’nı teşvik etmekten bahsediliyor.

ABD İç Güvenlik Departmanı tarafından 2014’te hazırlanan, Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri Dairesi faaliyetleri kapsamında 1519 kişiye mülteci statüsü verilmiş, ikamet hakkı ve hükümetin koruması altında yaşama garantisi verilmiş.

Lakin muafiyet hakkı tanınan söz konusu insanların hepsinin, bu veya şu şekilde, terörist guruplarla bağlantıları olmaları veya yıkıcı faaliyetlerde bulunmada deneyimleri olmaları ilginçtir.

ABD, dünyanın her yerindeki çatışma ve iç savaş bölgelerinde sadece savaşları değil, göç olayını da stratejik olarak kullanıyor. Suriye de bunlardan biri… ‘Düzensiz göç’ olgusunu silah olarak kullanmak planlaması yapılıyorsa, bu tarz bir savaşı ancak ABD yönetiminin tasarlayabileceği konusunda herkes emin olabilir. Bilhassa burnumuzun dibinde konuşlanan ABD’nin derin yapılanması ve kirli eli CENTCOM bu tür işlerin tam bir kompetanı…”

Tehdit daha başlamadan kamuoyunu uyaran Sinan Ogan‘a ve “Açıkça uyarıyorum. 5 Milyon Suriyeli ile iç savaş çıkaracaklar” diyen Ümit Özdağ‘a saldıranlar ise ABD’nin, Türkiye’ye sürdüğü Suriyelileri, Türkiye’ye ve Türk kimliğine karşı stratejik bir silâh olarak kullanmaya başladığı gerçeğini örtmeye çalışan etki ajanlarıdır.

 

 

Alıntı: Yeniçağ

Ağu 15

ALT IN SÖZLER

ALT IN SÖZLER

* “Bakarak öğrenilseydi, inekler makinist olurdu.” Eyüp Karadayı

* “İki kişi aynı ata binerse, biri mutlaka arka tarafa oturmak zorundadır.” İngiliz Atasözü

* “İnsanı aydınlatan cevap değil, sorudur.” Eugene Ionesco

* “Bir milletin doğrudan doğruya yaşantısıyla ilgili olan, o milletin ekonomik durumudur. Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalan bu hakikat, bizim milli yaşantımızda ve milli tarihimizde, tamamen kendisini göstermiştir. Gerçekten de Türk tarihi incelenecek olursa, gerileme ve yıkılma nedenlerinin, ekonomik problemlerden başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır.” Atatürk

* “İnsan beyhude çalışırsa, çabuk yorulur.” A. Hamdi Tanpınar

* “Savaşta dövüşenlerden çok, kaçanlar ölür.” Selma Lagerlöf

* “İnsan zaaflarının en güçlüsü, yaşamayı sevmektir.” Moliere

Ağu 14

“TÜRKİYE’Yİ İMHA EDİYORLAR”

“TÜRKİYE’Yİ İMHA EDİYORLAR”
Aydoğan Kekevi, gönderdiği mesajda diyor ki:
“Atatürk Orman Çiftliği, başkent Ankara’nın akciğeriydi. Gözlerimizin içine baka baka ciğerlerimizi söküp aldılar; iktidarlarıyla, muhalefetleriyle zamanında vurulan ufak ufak baltalar, AKP iktidarında elektrikli testerelere ve nihayetinde hem kesip hem doğrayan elektrikli dev makinelere dönüştü…
Bu tutum veya Kaz dağlarındaki ağaçların kesilmesinde ısrar, sırf ‘maden cevheri aramak’ veya anlattıkları gibi ‘ülkeyi kalkındırmak’ amaçlı olamaz; bu bir ülkenin toprağıyla insanıyla ekosuyla tüm canlısıyla birlikte bilinçli bir şekilde soykırıma tabi tutulmasıdır, imha edilmesi, yok edilmesidir.
Bu da ancak bu ülkeye ve insanına ve de kurucularına sınırsız bir kinle ve bu kini uygulamaya geçirmek için yemin etmiş, ant içmiş ve de arkasını bir büyük güce dayamış olmakla mümkündür.
‘Failler’, Türkiye’nin imha edilmesini başardılar; başardılar! Başaramazlarsa her canın, her hücrenin hesabının sorulacağını ve hesabı ödeyeceklerini iyi bilmelidir.”

 
Alıntı: Arslan BULUT

Ağu 13

KÖRLER İLE SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR…

KÖRLER İLE SAĞIRLAR  BİRBİRİNİ AĞIRLAR…

 

Çıkınca insanoğlu ahlakın rotasından

Taç sundular cahile Kabil’in kotasından

Irkıma yer verdiler ateşin ortasından

Volkan oldu yürekler, yanmaktadır bağırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

En nadide sermaye pırıl, pırıl bir dindi

Uyaranı kovdular, eleştiren haindi

Dalkavukla yalaka bulunmaz bir kâhindi

Tasmalanmış çakallar bir işaretle hırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

Kutsal değer uğruna nice canlar verildi

İftira hakaretten tüm sinirler gerildi

Doğru söyleyenlerse dokuz köyden sürüldü

Öyle fırlamadır ki, yırtık donlardan fırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

Neler yaşadı bu baş, neler gördü bu gözler

Keşke zehir olsaydı söylediğim her sözler

Köseleyle yarışır kızarmıyor hiç yüzler

Zannettim ki her yerde boşaltılmış ahırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

Biri yüksek rakımda yerini kapar kapmaz

Yanılıp şaşırıp da halka doğru hiç sapmaz

Bunların yaptığını gâvur denenler yapmaz

Arşı bile inletir milyonlarca kahırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

Doğrudan yana oldum hep doğruyu söyledim

Bazen düşündüm şöyle ben mi yanlış eyledim?

Tarihten örnek alıp milli hırsla payladım

Kurtardı mı Karun’u altından o kasırlar?

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

İçim dolu, derdim çok, anlayacak baş gerek

Çoğunun kafasına vurmak için taş gerek

Fakirin sofrasına bir lokmalık aş gerek

Hiç de kolay gitmiyor kafadaki nasırlar

Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar…

 

Kenan ŞAHBAZ

Ağu 12

TÜRK DÜŞMANINI ALKIŞLATTILAR…

TÜRK DÜŞMANINI ALKIŞLATTILAR…

Topraklarımızı işgal eden Yunanistan’ın eski Savunma Bakanı, Türk düşmanı isim Türk Büyükelçilerine alkışlatıldı!..

Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, olaya çok sert tepki gösterdi. Ümit Yalım’ın tepkisi şöyle;

29 Ağustos 2014’te Dışişleri Bakanlığı görevine atanan ve bu görevi beş yıldır sürdüren Mevlüt Çavuşoğlu, ihanette sınır tanımıyor ve sürekli olarak suç işliyor. İşte Çavuşoğlu’nun dosyası;

* Yunanistan, 2014’te Doğu Akdeniz’deki 42 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığını parselleyerek satışa çıkardı. Satış duyurusu 8 Ağustos 2014’te Yunan Resmi Gazetesi’nde, 13 Kasım 2014’te de AB Resmi Gazetesi’nde yayımlandı. Çavuşoğlu ve Dışişleri Bakanlığı satış duyurularına itiraz etmedi, Yunanistan ve AB’ye nota vermedi.

* Yunanistan, İsrail ile birlikte, 2015’de, Taşoz Adası Türk  karasularındaki Türk petrolünü çalmaya başladı. Çavuşoğlu ve Dışişleri Bakanlığı hırsızlığa itiraz etmedi, Yunanistan ve İsrail’e nota vermedi.

* Çavuşoğlu, 28 Ağustos 2016’da, Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ın davetlisi olarak Girit Adası’na gitti. Çavuşoğlu, bu ziyareti ile Girit Adası’nın etrafında işgal altında bulunan 5 Türk adasının işgaline meşruiyet kazandırdı. Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yapılan 205 numaralı açıklama ile Girit Adası’nın Yunanistan’a ait olduğu iddia edildi.

* Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve TBMM onayı olmadan gayri meşru bir şekilde 18 Mart 2019’da Birleşmiş Milletler’e gönderilen resmi yazı ile Girit Adası’nın etrafında Yunan işgali altında bulunan 5 Türk Adası ve bu adalara ait 92 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı Yunanistan’a terk edildi. Çavuşoğlu, TCK Md. 302’de tanımlanan vatana ihanet ve TMK Md. 3’te tanımlanan terör suçunu işledi.

* Yunan işgali altında bulunan Türk adalarına Yunan Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Savunma Bakanı ve Yunan general ve amiraller ile Hollandalı Bakanlar defalarca gelip gittiler. Çavuşoğlu ve Dışişleri Bakanlığı  Yunanistan ve Hollanda’ya nota vermedi.

* Çavuşoğlu, topraklarımızı işgal eden ve bizim topraklarımızda bize meydan okuyan Dimitris Avromopoulos’u dost olarak tanımladı ve Avromopoulos’un Türk Büyükelçilerine 8 Ağustos 2019’da  konferans vermesini sağladı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini ısrarla ve inatla korumadığı ve sürekli olarak Yunanistan hesabına çalıştığı açık bir şekilde görülmektedir.”

 

 

Alıntı

Ağu 11

Futbol Tutkusu

Futbol Tutkusu

Adamın biri maça gitmiş. Aldığı bilet, tribünün en uzak köşesinde.Yerine oturmuş birinci devreyi güç bela seyretmiş. O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu fark etmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış.
Yan koltuktaki adama sormuş:
– “Burası boş mu?”
– “Boş, demiş adam.”
– “Nasıl oluyor bu tıklım tıklım dolu stadda boş yer kalmış.”
– “Orası benim eşimin, demiş adam, aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti.”
– “Çok üzüldüm, demiş bizimki, ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?”
– “Onların hepsi şu anda cenazede”, demiş adam.

 

Eski yazılar «