Eyl 25

Budin Semalarında Haydi Turan Sesleri

Budin Semalarında Haydi Turan Sesleri                                                                                                                                                                                                                     www.kenansahbaz.com

 

Macar Turan Vakfı öncülüğünde iki yılda bir düzenlenen 5. Hun-Türk Turan Kurultayı, Macaristan’ın Bugaç kasabasında gerçekleşti.

Kurultayda Türkiye, Azerbaycan, Özbek, Türkmen, Kırgız, Kazak, Tatar, Uygur, Kırım, Güney Azerbaycan, Kıbrıs, Batı Trakya, Kerkük, Makedonya, Avar, Başkurt, Bulgar, Balkar, Sekel, Buryat, Çuvaş, Gagavuz, Kabardino, Karaçay, Karakalpak, Kımık, Moğol, Fin, Kore, Nogay, Tuva, Yakut, Madyar, Madcar ve Macar olmak üzere ‘Türk soylu’ 35 topluluk bir araya geldi.

Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin de yoğun ilgi gösterdiği kurultayın bu yılki toplam ziyaretçi sayısı 340 bin olarak kayıtlara geçti.

***

Kurultayda konuşan Macar-Turan Vakfı Başkanı Andras Biro, amacın Türk boylarını birbirine yakınlaştırmak olduğunu belirterek, “Atatürk savaşlara rağmen Macarların ve Türklerin kardeş olduğunu söylerdi. Kardeşlikte birleşme zamanı” dedi.

Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva ise “Güç birliktedir. Beraberliğimizi ne kadar güçlendirirsek gücümüz o kadar artacak. Birlikte adaletsizliklere karşı daha güçlü mücadele edebileceğiz” diye konuştu.

Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı Başkanı Közhan Yazgan da “Bütün Türk boylarını burada görmek hepimizi çok mutlu etti. Turan Yazgan’ın ruhu şad oldu” dedi.

Kurultay, alanda yeniden ‘Kam Ateşi’ yakılması ve ‘şamanlar’ tarafından yapılan ‘ayin töreni’ ile sona erdi.

***

Kurultayın nasıl Macaristan ayağındaki yükü üstlenen Andras Biro ise en çok yorulanı da TDAV adına Türkiye ayağını organize eden Ahmet Açıkgöz oldu.

Kurultayın ilgi odaklarından biri olan MHP Genel Başkan adayı Sinan Oğan, at binme, ok atma ve kılıç kuşanma üzerine girdiği sınavları başarıyla geçti.

Muhsin Kadıoğlu, Metin Köse, Kutluk Kağan Sümer, Erdoğan Saraç, Celal İçten, Ali Aydın, Enver İpek, Şemistan Alizamanlı, Umud Mirzayev, Agil Cemal, Şamil Sadık, Mustafa Yılmazer, Ayhan Demirci, Fatih Erge, Halil Altıparmak, Ali Onur Kara, Saffet Alp Yılmaz, Hande Kavarnalı ile kurultayda bizi yalnız bırakmayan diğer dostlarımıza teşekkürü borç biliriz.

***

“AB ne der” bahanesi ile Türkiye’de ‘Türk Kurultayları’ organizasyonları askıya alınırken, bir ‘AB üyesi’ olan Macaristan’da hem de ‘Tanrının Kırbacı’ olarak bilinen ‘Atilla’nın dev posteri’ altında ‘Turan Kurultayı’ düzenleniyor.

Erciyes‘teki Zafer Kurultayı ‘OHAL’ dolayısıyla tamamen yasaklanınca, biz de mecburen soluğu Bugaç‘taki Turan Kurultayı’nda almak zorunda kaldık.

Birkaç ‘siyasetçi’ konuşması, iki ‘sanatçı’ konseri, üç ‘folklor’ gösterisi ile vaziyeti kurtarmaya çalışanlar, lütfen Macaristan’a giderek ‘adam gibi bir kurultayın’ nasıl düzenleneceği konusunda Andras Biro ve arkadaşlarından ders alsınlar.

‘Köszönöm’ (Teşekkürler) Andras Biro.

‘Hajra’ (Haydi) Turan.

 

Kaynak: Budin semalarında Haydi Turan sesleri – İsrafil K.KUMBASAR

Eyl 24

“Ben Hak Aşığıyım”

“Ben Hak Aşığıyım”

 www.kenansahbaz.com

İriyarı bir adam kaplıca havuzunda yüzüyormuş, yüzerken de zikrediyormuş gibi hareketler yapmaktaymış. Kaplıcada bunu gören ne yapıyorsun diye sormuş. İri yarı adam:

“-Bak ben Hak âşığıyım, Zikir yapıyorum” demiş. Adam başını biraz sağına doğru çevirerek öyle bir bakmış ki ve:

“-Ulan ben gençliğimde bir kıza âşık oldum, çöpe döndüm, kurudum kaldım. Sen nasıl Hak âşığısın ki gövden büyük bir kilise çanına boynun ise kilise direğine benziyor” demiş.

Mevlana aşk için şöyle söylemiş: “Aşk kâfiriyiz biz, Müslümanlık başka”

 “Gönül tâ var elünde câm-i mey tesbihe el urma / namaz ehline uyma anlar ile durma oturma / eğilüb secdeye salma feragat tacını başdan / vuzû suyu bile rahat yuhusu gözden uçurma / sakın pâmâl olursun bûriyâ tek mescide varma / eğer nâçar girsen anda minber gibi çok durma / müezzin nâlesin alma kulağa düşme teşvişe / cehennem kapusun açdırma vaizden haber sorma / cemâat izdiihâmı mescide saldı kudûretler / kudûret üzre lütf it bir kudûret hem sen arturma / hatibin sanma sâdık müftinin kavline fi’l itme / imamın sanma âkil ihtiyarun ona dabşurma / fuzûlî behre vermez taat-ı nakıs nedir cehdin / kerem kıl zerki taat suretinde hadden aşurma

Bugünkü Türkçesi:

“Ey gönül elinde şarap kadehi var, bırak, tesbihe el sürme / namaz kılanlara uyma, onlarla durma, oturma / secdeye eğilerek özveri tacını başından düşürme / abdest suyuyla esenlik uykusunu gözünden kaçırma / ayak altında kalırsın, sakın, hasır gibi camiye varma / elinde olmadan gidersen de orada minber gibi çok durma müezzini dinleme, içine bulanıklık-karışıklık düşürme / vaizden bilgi isteyerek cehennem kapısını açtırma / kalabalık yığıldı, camiye bir soğukluk-katılık doldu/kendine gel, sen de camiye gidip soğukluğu çoğaltma / hatibin söylediğine, bakma, müftünün sözüne inanma / imamı akıllı sanma, kendini ona verme, güvenme ey Fuzûlî. Ne uğraşırsın, eksik tapınmada yarar yok / kendine gel, ikiyüzlülüğü tapınma sayıp aşırılığa vardırma…”

Kaynak: Hazreti Fuzûlî, din adamları ve İslamî aşk sözleri… – Cazim GÜRBÜZ

 

Eyl 23

Bir ülkenin intiharı!

Bir ülkenin intiharı!

www.kenansahbaz.com

 

Son 4 yılda özel okul sayısı 4 bin 600’den, 7 bin 500’e yükseldi. 824 bin öğrenci bu ayrıcalıklı okullarda eğitim görüyor. Özel okul sayısı hızla artıyor, çünkü: Bu okullar “para basıyor”. Anne babalar gerekirse “aç kalıp” çocuklarını daha iyi eğitim alacaklarına inandıkları özel okullara gönderiyorlar. Çünkü biliyorlar ki; yoksulluk sadece iyi bir eğitimle yenilebilir!

Özel okul sayısında 4 yılda yüzde 60’a varan artış derin bir yarılmanın da ifadesidir! AKP, küçük teşviklerle yani devlet kesesinden velileri özel okullara yönlendirmeye çalışmaktadır! Bunun anlamı eğitim sisteminden kamunun çıkmasıdır, eğitimin piyasalaşmasıdır!

Yine yurt dışına bakalım, çağdaş gelişmiş ülkelere. İlk adımları eğitimdeki sorunlarını çözmek oldu. Devlet okullarının özel okullardan daha iyi olduğu ülkeler bugün dünyayı yönetiyor. Gelişmişlik düzeyleri ile bizden 50 yıl ilerideler!

Öğretmenlerimizin de durumu hiç iç açıcı değil, araştırmalara göre öğretmen yetiştirmekte zorlanan Türkiye’de yoksul öğretmen sayısının artışı dikkat çekiyor. Yüzde 79’u borç batağında, yüzde 40’ı aile yardımı ile geçinen bir öğretmen kadrosu var! Öğretmenler kendi bireysel sıkıntıları ve siyasetin kirli elleri altında çocuklarımızı yetiştirmeye çalışan kahramanlardır!

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor! Eğitim sistemi çöküyor, gericileşiyor, siyaset eğitimin damarlarına nüfuz ediyor!

Çocuklarını körleştiren eğitimden kurtarmak isteyen aileler ise özel okulların para girdabına itiliyor!

Adalet ve Kalkınma Partisi adındaki adaleti önce çocuklarımız için hayata geçirmeliydi!

Çünkü bir memleket ancak çocuklarını eşit şartlarda yetiştirebildiği, iyi eğitim verebildiği oranda gelişebilir!

 

CEHALETLE SAVAŞMAMAK BİR İNTİHAR TEŞEBBÜSÜDÜR (K.Ş.)

 

Kaynak: Bir ülkenin intiharı: Eğitimde uçurum! – Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Eyl 22

Divan-ı Lügati’t Türk’ten

Divan-ı Lügati’t Türk’ten

1-Erdi uza erenler erdem begi bilig tag
Aydı öküş öğütler könglüm bolur angar sag

 Geçmişte vardı erenler, erdem beyi, bilgi dağdı;
Söylediler çok öğütler, andıkça gönlüm sağaldı.

2-Bardı eren konuk körüp kutka sakar
Kaldı yavuz oyuk körüp evni yıkar

Gitti misafiri uğur sayan erler Kaldı
kötüler, hayal görse evin yıkar.

3-Algıl öğüt mendin oğul erdem tile
Boyda ulug bilge bolup bilging ula

Ey oğul, benden öğüt al, erdem dile;
Halk içinde ulu bilge ol, bilgin yayıla.

4-Öç kek kamug kişining yalmguk üze alım bil
Edgülüküg ugança eliging bile telim kil

Öç, herkesin insan üzerindeki borcudur, bil;
İyiliği elin yettiği ölçüde çok kıl.

5-Körklüg tonug özüngke tatlıg aşıg adınka
Tutgıl konuk agırlıg yadsun çavmg budunka

Güzel giyimi kendine, tatlı aşı başkasına;
Konuğa itibar et, yayılsın ünün buduna.

6-Kışka itin kelse kah kutlug yay
Tün kün keçe alkmur ödlek bile ay

Kışa hazırlan gelse de kutlu yaz,
Tükenir zaman ve aylar geçmekle gece gündüz.

7-Erdem tile ögrenüpen bolma küvez
Erdemsizin ögünse engmegüde enger

Erdem dile, öğrenerek olma mağrur,
Erdemsiz öğünse de imtihanda şaşar.

8-Kut kıvıg birse idim kulmga
Künde ışı yüksepen yokar ağar

Kut devlet verse Tanrım kuluna,
Her gün işi yükselip yukarı çıkar.

Eyl 21

Zekâ Seviyesi

Zekâ Seviyesi 

www.kenansahbaz.com

Psikoloji bilimiyle uğraşanlar, ‘IQ testlerinden’ edindikleri tecrübelere dayanarak, zekâ seviyeleri yeterince gelişmemiş insan tiplerini, üç temel kategoriye ayırarak incelemeye tabi tutmuşlardır:

1-) İdyosi: IQ seviyeleri 25’nin altındadır. Zekâ geriliğinin en ağır derecesidir. Kendilerini ‘en basit tehlikelerden’ bile koruyamayan kişiler ‘idiot’ sayılır. Başkasına ‘bağımlı’ ve muhtaçtırlar. Zekâ seviyeleri 3 yaşındaki bir çocuğunki kadardır.

2-) Embesilite: IQ seviyeleri 26 ile 45 arasındadır. Zekâ geriliğinin ikinci devresidir. ‘Sıradan işlerini’ idare edemeyenler ’embesil’ olarak kabul edilirler. Her şeyi ‘otomatik’ yaparlar. 2 ile 5 yaşındaki çocukların özelliklerine sahiptirler.

3-) Debilite: IQ seviyeleri 46 ile 75 arasındadır. Hafif zekâ geriliğidir. Normal hayatta, sıradan bir insan ile ‘rekabetten’ yoksun olanlar ‘debil’ olarak nitelendirilirler. Zekları 6 ile 12 yaş grubu çocukların zekâ seviyesi ile eş değerdedir.

***

‘İdiotları’ ve ’embesilleri’ hal, tutum ve davranışlarını dikkate alarak, ilk bakışta hemen teşhis etmek mümkündür.

Ancak ‘debilleri’ çoğu kez ‘normal zekâ’ düzeyine sahip insan tiplerinden ayırabilmek öyle zannedildiği kadar kolay değildir.

Debiller, ‘kurulu sisteme’ ve ‘işleyen kurallara’ sıkı sıkıya bağlıdırlar.

Verilen talimatları ‘düşünmeden’, ‘sorgulamadan’, olduğu gibi kabul eder ve harfi harfiyen yerine getirirler. 

Genellikle ‘sosyopat’ eğilimlidirler;, ’empati’ yetenekleri gelişmemiştir; ‘hoşgörü’ sahibi değillerdir; ‘algı operasyonlarına’ açıktırlar.

‘Akıllarını’ ve ‘mantıklarını’ işletmek yerine ‘hamasi’ duygularını ön plana çıkarırlar; ‘şahsiyetlerine’ önem vermek yerine ‘karizmatik’ liderlere tapınırlar.

Karşılarındakileri ‘ikna’ edecek bir sözleri olmadığından, ‘şiddet’, ‘tehdit’, ‘küfür’ ve ‘hakaret’ ile sindirmeye çalışırlar.

Öğretilen ‘yöntemlerin’ dışına çıkmazlar, kritik anlarda asla ‘inisiyatif’ alamazlar.

Çoğu kez ‘arzularını’, ‘impulsiyonlarını’, ‘duygularını’ kontrol altında tutamazlar.

Bir takım debillerde ‘megalomanik hezeyanlara’ ve ‘halüsinasyonlara’ da rastlamak mümkündür.

 

Kaynak: Demokratik idarede ‘debilite’ handikapı – İsrafil K.KUMBASAR

Eyl 20

… DERLER…

… DERLER…                                                                                                                                                                                                                                                                   www.kenansahbaz.com

 

Zulümle zorbalık her an at başı

Dört döner arsızın gözleri şaşı

Garibanın asla bitmez telaşı

Kale gibi duran döşün var derler…

 

Nefes alma sakın sudan, havadan

Yemek bile gelmez tabak, tavadan

Kurtulurum sanma sen bu davadan

Sofranda soğandan aşın var derler…

 

Gözleri dönmüştür kimseyi bilmez

Hak, hukuk, adalet desen eğilmez

Bir zindan duvarı suratlar gülmez

Boynunla birlikte başın var derler…

 

Yalana yanlışa karnımız toktur

Ancak zalimlerde hiç vicdan yoktur

Niyet kötü ise bahane çoktur

Gözünün üstünde kaşın var derler…

 

Düşünceni didik didik sorarlar

Hayalini bile şerre yorarlar

Akla gelmez türlü tuzak kurarlar

Hem yarım asırlık yaşın var derler…

 

Eğer olmazsanız denilen gibi

Biat etmezseniz bilinen gibi

Cenaze namazı kılınan gibi

Musallada anlık na’şın var derler…

 

Şöyle göz gezdirip baksan etrafa

Suç işlememiş de olsan bir defa

Mezarda da rahat vermez bu kafa

Vatan toprağında taşın var derler…

Kenan ŞAHBAZ

Eyl 19

KIBRIS’A DİKKAT!

KIBRIS’A DİKKAT!

www.kenansahbaz.com

  Ahmet Takan’dan:

“Türk askeri Kıbrıs’ta işgalci” diyen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden sırıta sırıta Türkiye’de iktidar mensupları ile tokalaşıyor!…

YENİÇAĞ’ın sütunlarından sürekli uyardık; Biden’ın gizli gündem maddeleri ile ilgili… Otobana girmeden önce bir uyarı daha yapalım isteriz. Hatırlarsanız; geçtiğimiz Nisan ayı içinde sessiz sedasız, KKTC’den, bir tabur iyi eğitimli  askerimiz, “terörle mücadele kapsamında” Şırnak/Beytüşşebap’a çekilmişti. Bu çekiliş haberini Rum basınının üzerinden öğrenebilmiştik. Konuya YENİÇAĞ ile birlikte hassasiyet gösteren birkaç medya organının ısrarlı sorgulamaları üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, “terörle mücadeledeki görevleri sona erdikten sonra asli görev yerlerine dönecekleri” mealinde bir bilgilendirme yapmıştı. Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen meskûn mahal operasyonları sona erdi. Bambaşka bir evreye geçtik!.. Fakat KKTC’den çekilen taburumuzun geri dönüp dönmediğine ilişkin bilgi de yok!..

Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Meclis’te onay alan İsrail mutabakatının gizli olan bölümlerinin ne kadarı- en azından bir parçası- liderler zirvesinde muhalefete gösterildi? Bilgi yok!..

Kıbrıs’ta da canımızı çok sıkacak gelişmeler olursa, Mersin’den obüs atışları ile mi karşılık vermek zorunda kalırız?!.. Sorunun cevabını bulmak zor değil. Azez-Mare hattındaki kırmızı çizgimize bakmak yeterli!.. Sıtmayı geçtik ölüme de razı olma pozisyonuna mı geliyoruz?..

Türkiye kavurucu yaz sıcağında tam manasıyla bir ateş çemberinin içinde. Stratejik çukurlukların bedellerini acı acı ödettiriyorlar bizlere…

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Doğu Akdeniz’de sular ısınıyor, Biden’in gizli ajandası Kıbrıs! diye bağırıyor.

Erdoğan Toprak, “Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de, kritik bir döneme giriyoruz. AB-NATO ortaklığı, kurulacak Avrupa Ordusu Projesi Rum kesimine NATO güvencesi sağlarken, Türkiye ve KKTC’nin çıkarları açısından ortaya atılan yeni plan ve stratejiler, hassas ve dikkatli olunmasını zorunlu kılıyor” diye uyarıyor.

 

Kaynak: Mersin’den obüs atışları ile durumu idare edebilir miyiz?.. – Ahmet TAKAN

 

Eyl 18

Bakış açınızı sevdim

Bakış açınızı sevdim                                                                                                                                                                                                                                                                 www.kenansahbaz.com

Matematik dersinde kadın öğretmen öğrencilere sorar:

– Bir ağacın dalında 5 tane kuş var. Taş attım, iki tanesini vurdum. Geriye kaç kuş kalır?

Öğrencinin biri parmak kaldırır ve cevaplar:

– Hiç kuş kalmaz çünkü diğerleri korkudan uçup gider.

Öğretmen gülümser:

– Hayır. Doğru cevap üç olacaktı ama bakış açını sevdim.

Öğrenci duruma çok bozulur ama pek göstermez. Ders devam ederken tekrar parmak kaldırır:

– Bir soru da ben sorabilir miyim?

Öğretmen izin verir.

– Sokakta üç kadın dondurma yiyerek yürüyor. Biri dondurmasını yalıyor, diğeri ısırıyor, diğeri de emiyor. Kadınlardan hangisi evlidir?

Öğretmen şaşırır, kızarıp bozarır ama cevap da vermek zorundadır:

– Hmm…şey..yalayan?

Öğrenci yanıtlar:

-Hayır, parmağında alyans olan. Ama bakış açınızı sevdim.

Eyl 17

Tehlikenin Farkında mısınız?

Tehlikenin Farkında mısınız?                                                                                                                                                                                                                                 www.kenansahbaz.com

2003-2007 yılları arasında Başbakanlık Müsteşarlığı yapan, ardından 2 dönem AKP milletvekili olup, Çalışma ve Milli Eğitim Bakanlığı görevlerinde bulunan Ömer Dinçer’i biliyorsunuz. Başbakanlık Müsteşarlığına getirildiğinde ilk işi “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma Projesi” hazırlamak olmuştu. Erdoğan ve Dinçer’in bu “büyük hayali” TBMM’de 12 yıl önce tam 15 Temmuz’da kabul edilerek, yasalaştı. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosu nedeniyle yürürlüğe sokulamadı. İktidar, o vakitler Genelkurmay’ın itirazları üzerine TSK’yı bu kanunun kapsamı dışında bırakmak zorunda kalmıştı. 12 yıl sonra 15 Temmuz’da yaşanan darbe teşebbüsünün ardından o yasaya konulamayan, dahası “Bunlar Ergenekoncuların, darbecilerin yalanı” denilen “reformların” tamamı bir gecede yürürlüğe sokuldu. Üstelik Meclis by-pass edilerek!..

Sonrasını yine Dinçer’den aktaralım:

“Genelkurmay Başkanlığından randevu istedik ve atöyle çalışması yapmayı önerdik. İkinci Başkan Orgeneral İlker Başbuğ bize 16 Ekim 2003 tarihi için randevu verdi. Başbuğ bize kamu yönetiminin nasıl olması gerektiği hakkındaki düşüncelerini anlattı. Aslında düşüncelerini anlatmadı, kendi nazik üslubu içinde reformun kapsamının ne olması gerektiği talimatını vermişti. Bize soru sormadı ve açıklama da istemedi. Dolayısıyla biz düşüncelerimizi kendisiyle paylaşma imkanı bulamadık.”

Atölye çalışmaları başlar. Dinçer’e göre, “Genelkurmay’dan gelen temsilciler projeyi reddetmek niyetiyle hazırlık yapmış görünmekte, kanun taslağının her maddesine büyük bir şüpheyle bakmakta ve hiç sözkonusu olmayan ihtimaller üzerinden tereddütler üretmektedir”ler. Dinçer devam eder; “Buna rağmen kanun maddelerini tek tek gözden geçirdik ve bütün soruları cevaplandırmaya ve endişelerini gidermeye çalıştık. Haklarında hiçbir düzenleme olmamasına rağmen, idarede federatif bir yapıya kapı açılacağından, Genelkurmay Başkanlığı’nın Savunma Bakanlığına bağlanacağından, Jandarma Genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığına devredileceğinden endişe ediyorlardı. Toplumda oluşacak çok sesli ve çok kültürlü bir yapıdan çekiniyorlardı.”

Ömer Dincer ağzından sonunda baklayı şöyle çıkarıyor. “İçinde bulunulan safhaya bakarak, bir geçiş dönemi yaşandığı vurgulanmalıdır. Yeni dönem yeni anlayış ve kurumları ile tam olarak oluşmamış olsa da gelecekteki Yeni Türkiye’nin temel çizgileri belirginleşmeye başlamıştır… Ülkemizin yeniden bir yol ayrımına geldiği görülmektedir. Gelinen bu kritik aşamada önümüzde iki yol görünmektedir. Reformlardan vazgeçmek veya demokratik sağlamlaştırma… Birincisi geçmiş alışkanlıklarına geri dönmek ve son 12 yılda sağlanan kazanımları birer birer yitirmektir. İkinci yol ise reform tecrübesini yeni bir reform iradesiyle birleştirmek, dönüşüm sürecini konsolide etmek ve eksikleri gidererek geleceği yürümektir.”

Müyesser noktayı şöyle koymuş: Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla TSK üzerinde “demokratik sağlamlaştırma” yapıldığına,

Darbe sonrası “reformlarla” da bu “dönüşüm süreci konsolide edildiğine” göre, sırada ne var, anladık mı ve tehlikenin farkında mıyız?

Kaynak: 12 yıl önce, 12 yıl sonra – Yavuz Selim DEMİRAĞ

Eyl 16

Selçuklu Türk Tarihinden

Selçuklu Türk Tarihinden                                                                                                                                                                                                                                   www.kenansahbaz.com

Selçuklu Türklerinin “Var olup yok olma savaşı” diye adlandırılan Dandanakan Zaferi’nden sonra Tuğrul Bey Hemedan şehrine giriyordu. Orada, abdest almakta olan devrin evliyasından Baba Tahir’le karşılaştı.

Baba Tahir:

-Ey Türk! Allah’ın kullarına ne yapmak istiyorsun? 
Tuğrul Bey:

-Ne emredersen! 
Baba Tahir:

-Muhakkak ki Allah adalet ve ihsan yapmayı emreder. 
Onun için Allah’ın emrini yap! 
Tuğrul Bey:

-Öyle yapacağım

Bu konuşmadan sonra Baba Tahir Tuğrul Bey’in elinden 
tuttu,abdest aldığı ıbrığın kapağını çıkarıp halkalı yerinden 
O’nun parmağına taktı ve şöyle söyledi:

“- Dünya ülkelerini işte bunun gibi senin eline koydum; adalet 
üzere ol!..”

Tuğrul Bey bu halkayı daima yanında taşıdı ve katıldığı 
savaşlarda parmağına takmayı ihmal etmedi.

Tuğrul Bey:

-Kendi kesemde kendine saray yapıp da yanına bir cami inşa etmezsem 
Allah’tan utanırım!

Eski yazılar «