Eki 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Diktatörlerin genel özelliğine bakılınca, eski ve zengin aileden gelmiş hiçbir diktatöre rastlanmamıştır. Ayrıca çocukluğunda travma geçirenler, psikolojik sorunu olanlar

Tiranlığa kadar ulaşınca birikmiş komplekslerini insanlıktan çıkarıyorlar. Yine Tiran bir demogogdur. Özgüven sorunu yaşar. Korkaktır ve korkusunu bastırmak için korku

imparatorluğu yaratır. Seçilse bile kendini korumak için sonunda diktaya gitmek zorundadır.” Artur Conte,                                                                         

* “Diktatörlük ömürsüzdür. İnsanların düşündüklerini söyleyemedikleri, çocukların anne-babalarını ihbar ettikleri bir toplumun ömrü kısa olur.” Winston Churchill                       

* “En korkulacak an, zafer anıdır.” Napoleon Bonaparte                                                                                                

* “Kuşlar gibi kanat çırpmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Fakat çok basit bir sanatı unuttuk; insan gibi yaşamayı.” Martin Luther King                                                           

* “Popülistler halkın tek temsilcisi olduklarını söyleyerek, kendi iradelerini meşrulaştırırlar. Böylece yaptıklarını açıkça üstlenebilirler. Yolsuzluklarının ortaya çıkmasını da

neden bunlara nadiren zarar verdiğini de bu şekilde anlayabiliriz.” Müller,                                                                                                  

* “Egoist kişi her zaman en sevdiğine, yani kendisine zarar verir.” Bernice Pears                                                         

* “Seviniz, öğreniniz ve öğretiniz… Ölmezliğin kutsal mekânına giden yolun dikenli ve yokuşlu olmasından korkmayınız. Maddi kazanç ve şöhret boştur. Önemli olan insanlara

eş olabilmektir. Onların sevgi ve dostluğunu kazanabilmektir. Ölmezlik umduklarınıza kavuşmakta değil, insanlığa ve insanlara beklediklerini sunabilmekte saklıdır…”

Mevlana                  

Eki 15

ADALET İNSANLIĞIN GEREĞİDİR (K.Ş)

ADALET İNSANLIĞIN GEREĞİDİR (K.Ş)

 

“TÜRKİYE’DE HÂKİMLER VAR” DİYEBİLECEK MİYİZ?

 “1980-1981 Adalet Yılını taze bir güç ve yeni umutlarla açıyorum.

Milletçe büyük acılara, üzüntülere neden olan eylem ve cinayetlerin her gün biraz daha tırmanarak bilinen boyutlara ulaştığı ve giderek Ulusal Birliğimizi, Vatanın Bölünmezliğini ve Cumhuriyetimizi tehdit etmeye başladığı acı da olsa bir gerçektir. Ne yandan gelirse gelsin, hangi boyutta olursa olsun her türlü terör ve anarşiyi tümüyle yok etmeye daima muktedirdir.

Bu bakımdan karamsar değiliz. Yeter ki, ülkenin yönetiminde görev alan tüm sorumlular ve bütün kuruluşlar Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilkeleri doğrultusunda birleşebilsinler.

Yargı gücü, çok nedenli ve olumsuz etkenlere karşın hukuka bağlılığı, kendisine özgü ağırlığı ve yansızlığı ile ulusunun ve devletinin daima yanında ve hizmetindedir.

Yargı organlarını oluşturan hâkim ve Cumhuriyet Savcıları yaşamlarına yönelik saldırı ve cinayetlere rağmen Adaletin Mülkün Temeli olduğuna inanarak görevlerini sürdürmektedirler.

Devletin gücünü, hukukun üstünlüğünü ve Anayasal Düzeni korumada gösterdikleri duyarlılık ve titizlikten dolayı onları huzurlarınızda kutlamayı zevkli bir görev sayarım.

 

YARGININ ÖNEMİ

Bilindiği gibi Adalet, toplum yaşamını düzenleyen ve mutluluğun temelini oluşturan asil bir duygudur. En ilkelinden en uygarına kadar bütün toplumlar tarih boyunca hak ve adalete gereken önemi ve değeri vermiş, onu kutsal bilerek güven ve mutluluğunu onda aramıştır.

Şurası bir gerçektir ki; toplum olsun, birey olsun yaşamlarını ve işlerini güvence içinde sürdürmek isterler. Bu onların en doğal haklarıdır.

Kimden gelirse gelsin, hangi türden olursa olsun tüm haksızlıklara karşı en büyük güvence isse kuşkusuz bağımsız mahkemelerdir.

O halde mahkemelerin kesinlikle yansız, güvenilir, her türlü kuşku ve etkilerden uzak ve saygın olması, toplumun güven ve huzuru için şarttır.

Ancak bu inanç ve güvenle yaşamlarını sürdürecek ve haksızlıklar karısında “Türkiye’de hâkim var” diyebilmenin güvencesi içinde huzurlu olacaklardır.

Bu bakımdan Adalet dağıtımı devletin en önde gelen ve vazgeçilemeyen görevleri arasındadır. Ulusumuzca içtenlikle benimsenen ve yüzyıllar boyu değerini yitirmeden uygulanagelen “Adalet Mülkün Temelidir” ilkesinin anlamı da budur.

Zira toplum ve bireyler son merci olan mahkemeye ve onu yöneten hâkime inanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar.

Böyle olunca hâkimin de özel ve resmî, yaşantısını hizmetin özelliğine, saygınlığına ve ciddiyetine yaraşır biçimde düzenlemesi gereklidir. Hâkim ciddi, vakur, dürüst, zeki, kavrayışlı ve bilgili olmalı, konuşması, giyinmesi ve davranışlarıyla toplumun güven ve saygısını kazanmalıdır.

Hangi koşullar altında olursa olsun daima yansız kalmalı, kendisine gösterilen güven ve saygınlığı hiçbir nedenle yitirmemelidir.

Bugün Adalet dağıtımında görev alan Hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve Adalet mensuplarının bu gerçeklerin bilinci içinde ve her türlü olumsuz etkilere karşı büyük bir özveri ile görevlerini sürdürdüklerine inanıyor ve bunu huzurlarınızda açıkça belirtmekten kıvanç duyuyorum.

Görülen hizmet devletin başta gelen görevlerinden biri Türk Ulusu adına adalet dağıtımıdır. Mahkemelerin kendilerine özgü bir saygınlığı eski deyimiyle mehabeti olmalıdır.”

 

Alıntı: Hâkim Mustafa Sabri Livanelioğlu

Eki 14

BU AŞKI MAHŞERE SAKLADIN

BU AŞKI MAHŞERE SAKLADIN

 

Hicrana bandırdım baharı yazı

Gönül güllerini güze sakladın

Sarar güz gülünü Eylül ayazı

Bu aşkı yüreğe göze sakladın

 

Bir bakışla nasıl kandırdın beni?

Hasat mevsiminde yandırdın beni

Aşk ile deliye döndürdün beni

Bu aşkı gönlünde öze sakladın

 

Hasretin Cehennem vuslatın Cennet

Bitsin artık zulme dönen bu cinnet

Eyledin kalbimi aşkına minnet

Bu aşkı cilveye naza sakladın

 

Bu can bu sevgide huzuru buldu

Her vakit kavuşma hırsıyla doldu

Dillerden düşmeyen bir türkü oldu

Bu aşkı nağmeye saza sakladın

 

İçimde batmayan güneşten kordun

Nazınla bu canı yordukça yordun

Kötü gözler nazar eder diyordun

Bu aşkı kaygıdan beze sakladın

 

Özündeki aşkla bir kez bakmadın

Şu korku tahtını neden yıkmadın?

Nice yazlar geçti hala bıkmadın

Bu aşkı hicranlı yaza sakladın

 

Bir an bildirmedin sevgini bana

Şöyle sevdirmedin hiç kana kana

Hiç mi acımadın seven bu cana?

Bu aşkı kadere ize sakladın

 

Kederlenme ey can ahtımız birdir

Sevgi otağında tahtımız birdir

Yaradan emretmiş bahtımız birdir

Bu aşkı mahşere bize sakladın

 

Kenan ŞAHBAZ

Eki 13

“SINIR VE SİNİRLERİ İHLAL” ETMEK

“SINIR VE SİNİRLERİ İHLAL” ETMEK

 

Ağzından salyalar akıyor…”

 “Müfteri…”

“MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bu denli bir tehlikedir…”

“Alçaksın, adisin…”

“Kökten binasip…”

“MHP’nin başındaki beyefendi aile nedir bilmez, onun derdi yok. Ama bizim derdimiz var biz çoluk çocuk nedir biliriz…”

“Devlet Bahçeli MHP’yi aldı CHP’nin yedeği, Pensilvanya’nın oyuncağı, marjinal sol örgütlerin affedersiniz maymunu haline getirdi…”

“Bunlar kafatası milliyetçisi…”

“Bilal’i ver iktidarı al’. Bu ne çirkin bir yaklaşımdır… Ama evladı olmayanların böyle saygısızlığı yapmasından doğal bir şey olmaz…”

“Bunların eli sıkılmaz, bunlara Meclis’te selâm bile verilmez… Yanına mafya kopuklarını toplamışsın, onlarla birlikte her tarafta konuşuyorsun…”

“Sen bozkurtla mı dolaşıyorsun? Ben bozkurtla dolaşmıyorum. Ben insanlarla dolaşıyorum… Bizim gençliğimizin hiçbir illegal işi olmamıştır ama senin geçmişinde bunlar var. Seni muhatap almıyorum…”

“Bunlar milliyetçi filan değil, bunlar ırkçı, bunlar ayrımcı, bunlar kafatasçı…”

“Şeytani olan anlayışa hizmet ettiniz…”

Ve bu minvaldeki daha nice hakaret, aşağılama, kin ve nefret söylemi etmedi de “saray yancısı” “sınır ve sinirleri ihlal” etti?

 

Alıntı Yeniçağ

Eki 12

HİÇ KAFAMA TAKMAYRUM..

HİÇ KAFAMA TAKMAYRUM..

Temel doktor olmuş ve memleketine gitmiş mesleğini yapmaya.

Herkes tebrik ederken, onun kafası karışıkmış, zira bilirmiş ki ilk teşhisinin doğruluğu çok önemli, güven yaratamaz ve yanlış teşhiste bulunur ise, sonrası sıkıntılı.

Derken daha ilk gün Fadime yenge kapıyı çalmış ve Temel’den Dursun emicesinin hasta olması nedeniyle eve gelip ona bakmasını rica etmiş.

Yapacak bir şey yok, Temel atlamış gitmiş.

Bakmış Dursun emice boylu boyunca yatıyor, sormuş;

“-Neyin var?” Dursun emice cevap vermiş,

“-Ha uşağım ishalim.” Temel rahatlamış,

“-Oh” demiş hastalık belli, tedavisi de kolay.

Ama düşün düşün bir türlü aklına doğru ilaç ismi gelmeyince ağzından ilk sinirsel yatıştırıcı Xanax (zanaks) çıkıvermiş.

Temel eve dönmüş, ancak ertesi gün huzursuz, yanlış ilaç verdiğini biliyor…

Atlamış, Dursun emicenin evine gitmiş, ancak bakmış evde yok.

Nerede olduğunu sorunca da kahvede oyun oynadığını öğrenmiş.

Varmış kahveye bakmış Dursun emice gayet keyifle okey oynuyor…

Eğilmiş kulağına, demiş;

“-Emice nasulsun?” Dursun emice ne cevap verse beğenirsiniz,

“-Vallaha Temel’im okey’de yenilayrum, b…k içerisinde yüzeyrum, ama nedense hiiiç kafama takmayrum…”

 

Eki 11

Tayyip Bey için neler dediler neler…

Tayyip Bey için neler dediler neler…

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Din Görevlileri Buluşması”nda konuşurken camilerin ahıra çevrildiği, satıldığı, kapısına zincir vurulduğu, Ankara’da apartmanların bodrum katlarında namaz kılındığı gibi iddiaları tekrarladı ve “Neler yazdılar neler? Çok enteresan, şiire bak, ‘Ey Samsun’da karaya çıkan ilâh, merhaba’ gibi abuk sabuk ifadelerle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’in de istismar edildiği dönemlere tanıklık ettik. Bunları da yaptılar.” dedi!

“Camileri ahıra çevirdiler” iddiası, İstiklâl Savaşı sırasında camilerde gecelemek zorunda kalan ve atlarını da avluya bağlayan Türk askerine, millî mücadeleye karşı olanların attığı bir iftiradır. Tayyip Bey’in hâlâ bu tür iddiaları gerçekmiş gibi tekrar etmesi, şimdiki konumu ile bağdaşmamaktadır. Zira, bugün Cumhurbaşkanlığı yapmasını sağlayan, o camilerde geceleyen Türk askerleridir.

***

Tayyip Bey’in “Ey Samsun’da karaya çıkan ilâh” diye başlayan şiiri eleştirmesi ise doğrudur. Fakat önemli olan Atatürk’ün bizzat kendisinin bu tür hitaplar hakkında ne yaptığıdır.

Meselâ cumhuriyetin 12. yıldönümü kutlamaları için hazırlanan sloganlar arasında “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yükseğidir”, “Türk Milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı” gibi sözler bulunduğunu gören Atatürk, bunların hepsinin üstünü çizmiş ve yerlerine “Atatürk bizden biridir” diye yazmıştır.

Tayyip Bey ise “Tayyip Erdoğan Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir liderdir” ve “Tayyip Erdoğan’a dokunmak ibadettir” diyen AKP milletvekillerine ses çıkarmamıştır. Camilerde dağıtılan ve içinde “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir” diye bir şiir bulunan kitap hakkında da hiç konuşmamıştır. “Tayyip Erdoğan bizim için ikinci peygamber gibidir” diyen il başkanına haddini bildirmemiştir. “Hoş geldin Allah’ın elçisi” diyenleri azarlamamıştır. “Tayyip Erdoğan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” diyen gazeteciyi de kınamamıştır.

***

Atatürk, “Ben zannediyorum ki, millet bireylerinin hiçbirinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası oluşturmamış olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir kişilik halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.” diyordu. 

Yine Atatürk, “Bana hiçbir olağanüstülük atfetmeyiniz. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, dünyaya Türk olarak gelmemdir” diyordu.

Tayyip Bey’i de bu çizgide görmek isteriz.

 

Alıntı Yeniçağ

 

Eki 10

‘BİLMEK’ ÜZERİNE;

‘BİLMEK’ ÜZERİNE;

“Orta Çağ Avrupası’nda her şeyin bilindiği kabul edilirdi. Siz bilmiyorsanız papaza sorardınız, o bilmiyorsa kardinale. O bilmiyorsa Papa mutlaka bilirdi. Papa da bilmiyorsa, o şey, bilinmesi gerekmeyecek kadar önemsiz demekti zaten! Bizim iş dünyasında da siyaset dünyasında da her şeyi bilenler hâlâ etkili konumdadırlar ve danışmaya pek ihtiyaçları yoktur…”

Harari’nin “Bilim devrimi, insanların ‘bilmiyorum’ demeleriyle başlar” tespitiyle konuya giren İskender Öksüz, bilmemeyi fark etmenin, bilginin, danışmanın, propaganda ve pazarlamanın öneminin harika bir şekilde özetini geçtikten sonra çakıyor: “Tabii bizim reisler, başkanlar, kırk yıllık, elli yıllık tecrübeleriyle bunları benden de, gâvurlardan da daha iyi bilirler, o yüzden bunları okumaya da ihtiyaçları yoktur… “

“Siyasî bir parti bu anlayışla işe koyulursa kurmay heyeti önce şunları sormalı” diyerek sıralıyor:

  1. İşgal edeceğimiz düşünce ülkesinde hangi bölgeler var?
  2. İnsanların bizi zaten konuşlandırdıkları bir plaj başı mevcut mudur?
  3. Rakiplerimiz hangi bölgeleri tutuyor?
  4. Direnç nerede fazla, nerede düşüktür; rakibin yumuşak karnı neresidir?
  5. O halde biz nereden giriş yapmalı; hangi bölgeyi hedef almalıyız?

 

 

Alıntı: İskender Öksüz

Eki 09

ÜMİT YALIM DİYOR Kİ!

ÜMİT YALIM DİYOR Kİ!

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’dan gelen çok ilgi mesaj şöyle:

“09 Eylül 2018 Pazar günü Yunanistan’ın Selanik kentinde, Türk plakalı araca demir çubuk ve taşlarla yapılan saldırıda araçtaki Türkler canlarını zor kurtardı.

Türk plakalı araca yapılan saldırıda, araçta bulunanlar arasında başörtülü vatandaşlarımız da vardı.

Erdoğan, Yunanların, başörtülü vatandaşlarımıza demir çubuklarla ve taşlarla yaptığı alçakça saldırıya sessiz ve tepkisiz kaldı. Erdoğan bu durumu nasıl izah edecek?

Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin sessiz ve tepkisiz kalmasından cesaret alan Yunan Hükümeti şimdi de Yunanistan’a gelen turistlere Sözde Pontus Rum Soykırımı broşürü dağıtıyor.

Broşürün arkasında Pontus Rum Devleti Haritası yayınlanmış. 

Haritada, Kastamonu, Sinop, Amasya, Samsun, Tokat, Ordu, Giresun, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize ve Artvin illerimiz olmak üzere toplam 13 ilimiz Sözde Pontus Rum Devleti’nin sınırları içinde gösterilmiş.

Türkiye’nin batısında işgal edilen adalarımızda gözümüzün içine baka baka Bizans Devleti kuruluyor.”

 

Alıntı

Eki 08

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İnsanoğlu o kadar acı çekti ki, gülmeyi yaratmak zorunda kaldı.” F. Nietzsche                                                        

* “Papağanlar söyleneni anlamaz ama aklında tutar.” G.E. Lessing                                                                               

* “İnsanların bilinçli olarak düşündüğü şeylerin çoğu yanlış bilinçtir, ideoloji ve rasyonalizasyon (akılcılaştırma) sonucudur.” Filozoflar (Spinoza), psikiyatristler (Freud),

sosyologlar (Marks) görüşü                                   

* İmkânsızı isteyerek, muhtemelen en iyiyi elde ederiz. İtalyan atasözü                                                                      

* “Milletlerin birikmiş kudretleri, nesillerin hatâsının üzerinden atlar geçer.” Ahmet Hamdi Tanpınar.

* “Komşundan ya da akrabalarından borç alma. Yabancıdan al ki parayı ödedikten sonra ağızları kapansın” Lord  Burleigh                                                                                 

* “Yanlış yapma fırsatı hergün bin defa, doğru yapma imkânı senede bir  kez gelir. Onun için bu şans kaçırılmamalıdır.” Voltaire                                                                         

* “Şeytana kızacağına iyi iş yap, onu kandır!” Ali Suad                                                                                           

* “Fikir ve namusuna sadık kalarak olaylara Türk gözüyle baktığım halde, bağnazlığa kapılmadan, hodbinlik yapmadan mensup olmaktan şeref duyduğum Türk milletinin bir

ferdi olmaktan kendimi bahtiyar sayıyorum.” Erdoğan Aslıyüce   

Eki 07

İHANET EDEN KİM?

İHANET EDEN KİM?

ABD merkezli çeşitli danışmanlık firmalarında üst düzey yöneticilik yapıp, yaptığı işi “ekonomik tetikçilik” olarak tanımlayan John Perkins son derece önemli kitaplar yazmıştır.

“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli 4 serilik kitapta anlatılanlar bugün Türkiye’nin karşı karşıya bırakıldığı ekonomik yöntemlerle yakından ilgilidir.

Perkins’in ilk kitabın önsözünde ekonomik tetikçiler ve danışmanlık firmaları için söyledikleri son derece çarpıcıdır:

“Biz ‘Ekonomik Tetikçi’lerin en iyi yaptığı şeylerden biridir bu; Küresel bir imparatorluk kurmak. Biz, diğer ulusları, (En büyük şirketlerimizi, hükümetimizi ve bankalarımızı yöneten) şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan koşulları yaratmak üzere, uluslararası finans kuruluşlarını kullanan seçkin bir grubuz ve mafyadaki muadillerimiz gibi, ‘iyilik’ de yaparız: Bunlar genellikle altyapı (elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, sanayi siteleri) yatırımları için verilen borçlar şeklindedir. Bu tip borçların bir şartı da tüm projelerin bizim mühendislik ve inşaat firmalarımız tarafından gerçekleştirilmesidir. İşin aslı, paranın çoğu ABD’yi terk etmez bile; sadece Washington’daki bankalardan New York, Houston ya da San Francisco’daki mühendislik ofislerine aktarılır.

Paranın bu şekilde şirketokrasi üyesi işletmelere (yani, alacaklı tarafa) neredeyse anında geri gelmesine rağmen, borçlu ülke hem anaparayı hem de faizini son kuruşuna kadar ödemek zorundadır. Eğer bir ET gerçekten başarılıysa, verilen paranın miktarı o kadar yüksek olur ki borçlu ülke birkaç sene sonra ödemelerini yapamaz hale gelir. İşte o zaman da biz, (tıpkı mafya gibi) diyetimizi isteriz. Bu da genellikle şunlardan bir veya birkaçını içerir: Birleşmiş Milletler’de alınacak bir kararda ülkenin vereceği oyun kontrolü, topraklarda askeri üsler kurulması, petrol ya da Panama Kanalı gibi değerli kaynaklara erişim. Bu arada borç yükümlülüğü tabii ki devam etmektedir ve küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiştir.”

Perkins’in anlattığı danışmanlık firmalarının yaptıklarıyla ABD Orta Doğu’daki birçok İslam ülkesini kendisine bağlamıştır. Bu ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan ile ilgili Trump’ın “Bak Kral, biz seni koruyoruz. Biz olmazsak iki haftaya burada olmayabilirsin. Kendi ordunu kendin ödemelisin, ödemeye mecbursun” sözleri son derece çarpıcıdır. Arabistan’daki otoyolların büyük bir bölümünün ABD’li firmalar tarafından yapıldığını ve bu yollarda kullanılan otomobillerin yine büyük bir bölümünün Amerikan markası olduğunu hatırlatalım.

Daha önce çokça ABD radarına giren Türkiye, bu sefer de kendisini göbekten bağlamaya çalışıyor.

Türkiye’de yetişmiş insan gücü ve ekonomiden anlayan kimse kalmamış gibi McKinsey isimli danışmanlık firması bizi denetleyecek.

Firmanın daha önce bu çapta hizmet verdiği ülkelere bakalım; Lübnan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Pakistan, Myanmar, Porto Riko…

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dün yaptığı açıklamada eleştirileri “ihanet” olarak değerlendirdi: “Tek firmadan değil birçok firmadan görüş aldık. Amerikalı var, Avrupalı şirketler var. Danışman hocalarımızdan da katkı aldık. Yeni dönemde bir ofis kurduk bu ofis tamamen yerli ve millî. Görüş alacağız ama yerli ve millî duruşla biz yöneteceğiz. Yapılan yorumlar cehaletten değilse ihanettendir. Bu ülkede de kimlerin ihanet ettiğini son 3 yılda görüyoruz.”

Vatandaşını hain ilan eden bu anlayış kime çalışıyor? (K.Ş?

 

Alıntı  Batuhan ÇOLAK

 

Eski yazılar «