Tem 06

GÜNAYDIN

GÜNAYDIN

 

Saf, duru, tertemiz, sevgiler yüce

Gönül tahtındaki aşklar tek hece

Artık yüreklerde son bulsun gece

Canlara can katan canlar günaydın

 

Gonca gonca güller olsun ellerde

Gül kokulu anlar olsun dillerde

Sevgiler getirsin esen yeller de

Kalplere doluşan kanlar günaydın

 

Bir ömür sevgiye yürek aşiyan

Her gönülde güneş gibi ışıyan

Gönüllere sevgi saygı taşıyan

Güzel, mesut, mutlu anlar günaydın

 

Gönül güler, yüzler güler, can güler

Zaman güler, vakit güler, an güler

Bir bedende yürek güler, kan güler

Sevgi dünyasında tanlar günaydın

 

Yok, olsun gönülde her türlü ağrı

Hiç kimse kimsenin yakmasın bağrı

Her vakit huzur yapılsın çağrı

Kahraman Hakanlar Hanlar günaydın

 

Kenan Şahbaz

Tem 05

CEHALET BUDUR

CEHALET BUDUR

Adamın adı Yusuf, oğlunun adı Musa, torununa Bünyamin adını vermiş. Bunlar, 3000 senelik Yahudi adlarıdır.

Adam bir de bilgiç bilgiç soruyor; Hocam şapkayı Yahudilerden mi aldık. Yahudi kipasını takke diye takıyor, Yahudi gibi sünnet oluyor, Yahudi gibi kurban kesiyor, Yahudi’ye benzemiyor. Peygamberini peygamber olarak kabul ediyor ama şapkayı görünce eyvah Yahudi’ye benzedik diye Atatürk’e saldırıyor.

Atatürk’e düşmanlık Türk Milletine düşmanlıktır. (K.Ş)

Tem 04

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Kağan O dur ki; adaleti üstün tutsun, Töreyi (adaleti/anayasayı/kanunları) yaşatsın. Töre yok olursa, İl (ülke/yurt) yok olur. İl olmazsa, budun (halkın)

kul olur. Millet olmadan Devlet olmaz.” Bilge Kağan

* “En büyük ceza evi cahil bir insanın kafasının içidir “Montaigne

* “Kimseden merhamet ummamak öğretilmeli insana, zira menfaat düşkünlüğü üstün gelir olmuş vicdana”. William

Shakespeare

* “Köy Enstitüleri; Haksızlığa, kötülüğe boyun eğmeyen insanların yetiştiği bir yerdir.” İsmail Hakkı Tonguç

* “Ne yazık ki, yükselmiş olmak. Düşmeyi, önleyemez.” Victor Hugo

* “Diğer insanlardan, öğrenecek çok şeyim var.” Eduardo Galeano

* “Her fabrika, bir kaledir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Hayat ve ölüm dilin kudreti içindedir.” Hz. Süleyman (A.S)

Tem 03

DTCF’ LİLERİN BİLDİRİSİ:

DTCF’ LİLERİN BİLDİRİSİ: 
Büyük Türk Milleti! / Millî Eğitim Bakanlığı andımızı yasaklamış, Danıştay da alınan bu yanlış kararı onaylamıştır.
Andımız, çocuklarımızın varlığına anlam kazandırıyor, hayatları boyunca takip edecekleri değerleri öğretiyordu. Çocuklarımız, “Türk’üm” diyerek mensup oldukları milleti ifade ediyor, “doğruyum, çalışkanım” diyerek olumlu değerleri benimsiyor, “küçüklerini sevmek, büyüklerini saymak” gibi üstün insanî özelliklere sahip oluyorlar, “ülkemi ve milletimi özümden çok sevmek” diyerek bu iki yüce değer ile bir bağ kuruyor, ayrıca bunlar için fedakârlık yapmaları gerektiğini öğreniyorlardı.
Merak ediyoruz, bu güzel değerlerden rahatsızlık duyanlar, acaba kendi çocuklarına hangi değerleri tavsiye ediyorlar?
Biliyoruz ki milletimizin geleceğini, yetiştirdiğimiz çocuklar belirleyecektir. Yarınımızı, benimsedikleri millî, dinî, insanî değerler ile bugünün çocukları kuracaktır. Yarın var olmak için çocuklarımıza geçmiş ve gelecek bilinci kazandırmak zorundayız. Bu bağlamda onlara İstiklâl Marşı’mızı, Gençliğe Hitabe’mizi, Andımız’ı okutma ve anlatmanın son derece önemli ve gerekli olduğuna inanıyoruz.
Ne hazindir ki, Danıştay kararı tam da İstiklâl Marşı’mızı derinden hissettiğimiz ve yazılışının 100. yılını coşkuyla yaşadığımız bu günlerde kamuoyuna yansıdı. Bu karar; “Türk” olduğunu hissedecek, “doğru” ve “çalışkan” olmayı özümseyecek, sevgili ve saygılı olacak nesilleri istemeyen, milleti kimliksizleştirecek, Türk milletinin gelecekteki varlığına kasteden bir karardır.
Bu ülkenin yasaları, Türklüğü bir üst kimlik olarak tanımlamış ve Türk’üm diyen herkesi Türk kabul etmiştir. Yüksek sesle “TÜRK’ÜM” diyen çocuk bir ırka değil, bir kültüre ait olduğunu haykırmaktadır. Türk’üm demeyi ırkçılık sayanlar bilmelidir ki asıl ırkçılık, Andımız’ın bir ırkı öne çıkardığını düşünmektir. Çünkü üst kimlikte buluşmanın önüne geçmek, bölücülüğün önünü açmak demektir. Bölücülük ise Türk milletinin geleceği için en büyük tehlikedir.
Yüce Türk milleti, bu karar, devleti yönetenlerin zihin dünyasını çırılçıplak edip sokağa bıraktı. Ama asıl karar senin kararındır.
Türk, binlerce yıldır var, sonsuza kadar da var olacaktır. Bizler, “Varlığımız, Türk varlığına armağan olsun!” diyor, olumsuz sonuçları gelecek kuşaklarımızda görülecek olan bu kararın yetkililerce düzeltilmesini umuyoruz. Düzeltilmezse, kurum adlarından T.C.’yi kaldıranlar ve andımızı yasaklama kararı alanlar, bunu alkışlayanlar ve bu duruma sessiz kalanlar, biliniz ki sizler, Türklüğü yeryüzünden silmeye çalışanlarla birlikte anılacak ve bu milletin çocukları tarafından hayırla yâd edilmeyeceksiniz.
Ne mutlu Türk’üm diyene! / DTCF BİRLİK

Tem 02

ÇAKMAK ÇAKIP DURUYORSUN

ÇAKMAK ÇAKIP DURUYORSUN

 

Bir çiftçi tarlasının başında Allah-ü Teâlâ’ ya yalvarır:

“Allah’ım bu tarlayı ikimiz için ekeceğim. Bol mahsul ver ki sen de ben de kazanayım.

O yıl mahsul bol olur. Çiftçi buğdayları ayırırken:

“Allah’ım sen nerden olsa buğday bulursun. Sen de çor yok, çocuk yok. Bu buğdayı ben alayım” diye kendine ayırır. Sıra samanı ayırmaya gelir:

“Allah’ım senin atın, eşeğin, ineğin yok. Bizde hepsi var ve hepsi de aç… Bu samanları da ben alayım” diye onları da kendine ayırır. Bu işleri yapana kadar akşam olur. Hava kararmaya başlar. Bu anda gök gürler, şimşek çakar, yıldırım düşer, müthiş bir yağış olur. Sel suya karışır, ne buğday kalır, ne de saman! Korkudan bir taşın arkasına saklanan çiftçi:

“Allah’ım anladım buğdayı da, samanı da vermek istemiyorsun, zaten hepsini aldın (şimşek çaktıkça), hâlâ ne diye çakmak çakıp duruyorsun” der.

Tem 01

CUMHURİYET SÖZCÜĞÜ TAŞIYAN TEK MESLEK

CUMHURİYET SÖZCÜĞÜ TAŞIYAN TEK MESLEK

 

Eskiden beri, devletin o soylu ve saygın terazisinin şartlarında ve kendinden emin düzen içerisinde her bürokrat ve makam sahibi, siyasetçiden de mafyadan da, suç örgütlerinden de, rantiyeden de korkmadan görevini yapmış ve devletin o halka güven veren gücü kendini her alanda hissettirmiştir…

 

Çünkü bir doktorun, önünde yatan bir hastaya müdahale etmesi için uyarılmasına gerek yoktur…

Bir bulvarın göbeğinde görev yapan trafik polisine, trafiği düzenle diye bir kez daha uyarı yapmanın anlamı olmamalıdır?..

 

Önünde suç işlenen bir polise, git müdahale et demek de saçmalıktan ibarettir…

Ve kara tahtanın önünde, elinde tebeşirle öğrencilerine bakan bir öğretmeni, hadi ders anlat diye dürtmek de saçmalıktır…

 

İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı sisteminin en merkezi yerinde duran ve adlarında       “Cumhuriyet” sözcüğünü taşıyan tek mesleğin mensubu olan savcıları harekete geçirmek için de, birilerinin çağrı yapmasına, son yıllarda olduğu gibi internetten uyarmasına gerek olmamalıdır…

 

Peki; yargının, eğitimin, ihalelerin, sağlıkçıların ve bütün hizmetlerin siyasallaştığı iddiasının en çok bu döneminde dillendirilmesi, bir tesadüf mü?

 

Bu durum yargı mensuplarının gücünü-hâkimiyetini, yasa koruyuculuğunu ve yurttaşın hukuka güvenini zedelemiyor mu?

 

Haz 30

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU

 

“Ne pis konuşuyorsun! Türküm de be adam ne korkuyorsun? Türküm diye bağır!”

Bugün günlerden Türk milliyetçisi Abdullah Ziya Kozanoğlu 16 Ocak

Beşiktaş’ın uzun süre başkanlığını yaptı

 

ESERLERİ SAYISIZ FİLMLERE KONU OLMUŞTUR

Abdullah Ziya Kozanoğlu, tarihi romanlarıyla cumhuriyetimizin ilk yıllarında, Türk insanının kendisine güvenmesini, atalarıyla övünmesini, kendisinde iş başaracak gücü bulmasını sağlamaya çalışmıştır.

Romanı, genç nesillere tarih şuuru aşılamak için kullanmıştır

Türk okuru onun romanlarında kahramanla ve olayla bütünleşir,

Zaman zaman uçsuz bucaksız ovalarda at sürer, engin denizlere açılır, kıl çadırlarda yatar.

Abdullah Ziya Kozanoğlu, romanlarını tarihten seçtiği kişiler ve onların çevresindeki olaylar üzerine kurmuştur.

O, tarihin tozlu sayfaları arasından Türk insanının ihtiyacı olan kahraman tipini çıkarıp, okuyucuların önüne koymayı başarmıştır.

Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun yaşadığı dönem çok milletli bir yapıdan, tek millete dayanan üniter bir devlet yapısına geçildiği bir dönemdir.

Bu dönemin artık yurttaş olmuş insanına bir milletin bireyi olma bilincini aşılayacak, tek bir hedefe doğru yürümesini sağlayacak eserler lazımdır.

Abdullah Ziya, bunu romanlarıyla yapmaya çalışmıştır.

Yazar, eserleriyle yaşadığı dönemdeki milli düşünce akımının temsilciliğini üstlenmiştir.

1925 yılında Resimli Mecmua’da tefrika edilen “Kızıl Tuğ” adlı romanı,

1927’de kitap olarak yayımlandı.

Türk edebiyatının ilk tarihsel serüven romanı kabul edilen bu eserin devamı

1959’da çizgi roman olarak Suat Yalaz’ın çizimleri ile yayımlanmıştır.

Yazı yaşamına tarihi serüven romanları ile devam etti.

Eserlerinin çizgi romana ve sinemaya uyarlanması için uygun altyapıyı hazırlamakla uğraştı.

Pek çok uyarlamayı kendisi yaptı;

Bu yüzden Türkiye’deki ilk ciddi çizgi roman yazarlarından birisi kabul edilir

Tarihi serüven romanı ve piyes türündeki popüler eserleri ile tanınmış, Türkçü, milliyetçi bir yazardır.

Romandan sonra çizgi roman ve sinema kahramanı olarak ilgi gören Malkoçoğlu, Gültekin, Seyit Ali Reis kurgu-karakterlerin yaratıcısıdır.

1942-1950 arasında Beşiktaş Jimnastik Kulübü başkanlığını yapmış bir spor adamıdır.

Abdullah Ziya Kozanoğlu Eserleri (Bazıları)

Romanları

1927 Kızıltuğ

1929 Seyyid Battal

1929 Boğaç Han (Tahsin Demiray ile)

1929 Kaniıoğlu Kanturalı

1929 Boz Aygırlı

1929 Kara Çoban

1930 Küçük Korsan

1935 Kurtlar

1935 Küçük Kahraman

1936 Gültekin, Orhun Barkı Kahramanı

1936 Küçük Uçman (Tahsin Demiray ile)

1938 Kuduzlar Kraliçesi (Tahsin Demiray ile)

1938 Kuş Adamın Maceraları (Tahsin Demiray ile)

1942 Atlı Han

1943 Kozanoğlu

1943 Lâle Devrinde Patronalılar Saltanatı

1943 Malkoçoğlu

1944 Savcı Bey

1945 Kolsuz Kahraman

1946 Battal Gazi

1948 Türk Korsanları

1951 Şeydi Ali Reis

1952 Dağlar Delisi

1952 Fâtih Feneri

1957 Sencivanoğlu

1961 Hilâl ve Salip

1962 Algaya’nm Ölümü

1962 Altın Saçlı Kız

1962 Cengiz Han’ın Hazineleri

1962 Hülâgû’nun Gözdesi

1962 Kız Kulesi Kahramanı

1962 Tibet Canavarı

1963 Ağahan’m Yüzüğü

1963 Altın Hançer

1963 Boz kurt’un İntikamı

1963 Kızıl Kadırga

1964 Arena Kraliçesi

1964 Sarı Benizli Adam

1965 Kubilay Han’ın Gelini

 

Kaynak Necdet Kumbar

Haz 29

HANGİ GÜNAHIMIZIN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ?

HANGİ GÜNAHIMIZIN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ?

Yıllar önce bir film izlemiştim.
Bir otobüs dolusu insan yolculuk yapıyor. Otobüs ormandan geçerken yolun kapalı olması nedeniyle farklı bir yola sapar ve kaybolur. O otobüsteki 26 kişi hayatlarının en zor dönemini geçirirler. Aç, susuz, vahşi hayvanlar arasında. O kadar kötü ve zor günler geçirirler ki, içlerinden birisi otobüste bulunan 25 kişiye “hepinizin burada olma nedeni yaptıklarınızın bedelini ödemek için. Günahlarınızın bedelini ödüyorsunuz” der.
Bu saatten sonra o 25 kişi tek tek geçmişte yaptıkları hatalarla yüzleşir, o günahın affı için Tanrıya yalvarmaya başlar…
Bir gazeteci olarak dün gece saat 03’e kadar Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Türkiye’yi krizden çıkartma(!) çalışmalarını izledim.
Dünyada kabul görmeyen ve tez olarak dahi kabul edilmeyen bir modeli savunan tek bir kişinin gönlü hoş olsun, onun sözü yerde kalmasın diye bütün devletin nasıl çaba harcadığını gördüm.
Nasıl arka kapı operasyonları yapıldığını… Adına faiz dememek için yapılan çabalar…
Akla ve iktisat ilmine ters onlarca çaba ve her geçen gün biraz daha fakirleşen bir ülke…
Hepsi bir adamın inadının uğruna…
O adam yanılıyor olabilir mi? Demeyen ve onu haklı çıkartmaya çalışan on binlerce devlet görevlisi.
Hepsinin çaresiz çabaları ve o filmdeki gibi derin ormanda kayboluşumuzu dün gece yaşadık.
Doların 6 ay sonra dün başladığı yere döndüğünü gördük. Yine faizin en alasının devlet eliyle verilmesine neden olan ve dahası fakirin vergisi ile zengini daha zengin eden Kur Korumalı Mevduat Hesabı doları düşürmeye yetmedi.
Hazine fakir fukaranın 140 milyar liraya yakın parasını bu tuzu kuru insanlar sırf dolar almasınlar diye onlara verdi. Doların yükselmesi halinde bu rakamın önü açık.
18 lirada 209 milyar, 19 lirada 268, 20 lirada 329 ve 21 milyar lirada 389 milyar ödeme yapacak.
Bunlar Hazine’den toplanan vergi ile yapılacak.
84 milyon daha da fakirleşecek ama 800
İşte tüm bunları yazarken aklıma o film geldi.
Acaba biz de geçmişte yaptıklarımızın bedelini AKP ile mi ödüyoruz?
Allah bize bugünleri ceza olarak mı yaşatıyor.
Öyle ise Allah’tan bizi affetmesini ve kurtarmasını diliyorum.
Allah’ım dualarımızı kabul et!
Alıntı: Remzi Özdemir

Haz 28

KOLAY MI?

KOLAY MI?

 

Sensizlik mezarı açık dururken

Yeni bir mezarı kazmak kolay mı?

Destan sensin, öykü sensin, şiir sen

Aşkı, bir kâğıda yazmak kolay mı?

 

İlahi ezgisin gönül sazımda

Yoktur, bir başkası alın yazımda

Sen varsın duamda, her niyazımda

Aşkı, yüreğinden çözmek kolay mı?

 

Bedene işlendin tıpkı can gibi

Gönlümü coşturan müthiş şan gibi

Şifasın, bir ilaç bir derman gibi

Aşkı, can gönülden çizmek kolay mı?

 

Adındır dilimden gitmeyen hece

Bir güneşsin gündüz, yıldızsın gece

Sensin kalbimdeki asıl bilmece

Aşkı, her gönülde sezmek kolay mı?

 

Aşk ile açarak kokuyor güller

Bin bir figan ile öter bülbüller

Müebbete mahkûm olmuş gönüller

Aşkın deryasında yüzmek kolay mı?

 

Kenan Şahbaz

Haz 27

BU KÖY TÜRKİYE’NİN NERESİNDE?

BU KÖY TÜRKİYE’NİN NERESİNDE?

Kırklareli’nde Bulgaristan sınırına çok yakın olan bir köyde çekilen görüntüler yüzleri gülümsetti. Çileği ile meşhur bu köyde içinde küçük bir barakası olan tarlaya kurulan sistem görenlerin şaşırttı.

İyi haberlere hasret kalınan şu günlerde Kırklareli Merkez’e bağlı bir köyde çekilen görüntüler yüzleri gülümsetti. Bulgaristan sınırına çok yakın olduğu belirtilen ve çileği ile meşhur bu köyde, yol kenarında bulunan bir tarla ve içindeki baraka görenleri şaşırttı.

Tarlada çilek, patates, domates, patlıcan, biber, taze fasulye gibi sebzeler ve meyveler yetiştirilirken, tarlanın kenarına bu ürünlerin fiyat listesi asılmış.
Fiyat listesinin sonunda ise şöyle bir not bulunuyor:

“Biz yokuz. Tartı kova masada. Ücretini kovaya atınız.”

Evet. Ne tarlada ne de barakada hiç kimse yok. Tarladan topladığınız taze sebze ve meyveleri barakanın içerisine bırakılan tartıda ölçüyorsunuz ve hemen yanında içinde para olan kovaya listede belirtilen fiyatlara göre ücretini bırakabiliyorsunuz.

İnanılır gibi gelmese de böyle bir yer var ülkemizde. Belki de keşfedilmemiş buna benzer başka yerler de vardır… Kim bilir(?)

 

Darısı bütün köylere ve Türkiye’yemize…

 

Kaynak: Yeniçağ

Eski yazılar «