Şub 20

AFFETMEM SENİ!

AFFETMEM SENİ!

 

Yüzüme gülerek sırtımdan vurdun

İki cihanda da affetmem seni!

Sevgimi hoyratça saçıp savurdun

İki cihanda da affetmem seni!

 

Seviyorum deyip bildirmedin mi?

Düşmanımı bana güldürmedin mi?

İçimde sevgimi öldürmedin mi?

İki cihanda da affetmem seni!

 

İlaç diye zehir kattın aşıma

Ne çileler açtın garip başıma

Aldırmadın zalim kanlı yaşıma

İki cihanda da affetmem seni!

 

İnsanlıktan çıktım, bitirdin beni

Her zaman ölüme götürdün beni

Sonsuz hazineydim yitirdin beni

İki cihanda da affetmem seni!

 

Kime kandın kimden aldın bu aklı?

Sakince bir düşün söyle kim haklı?

Nasıl olduk böyle kanlı bıçaklı?

İki cihanda da affetmem seni!

 

Ne hallere düştüm gözünle gördün

Sevgimi görmedin körden de kördün

Başıma olmadık belalar ördün

İki cihanda da affetmem seni!

 

Kenan ŞAHBAZ

Şub 19

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ramazan Toprak Sorusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ramazan Toprak Sorusu

 

Gazeteci Soner Yalçın, Sözcü gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı yazıda, 12 Eylül’de gerçek yaşı 17 olmasına rağmen idam cezasına çarptırılan MHP’li Cengiz Baktemur olayını hatırlattı. Yalçın, Baktemur’un idam cezası aldığı Malatya’nın, 12 Eylül savcısının Ramazan Toprak olduğuna vurgu yaptı. Yazıda ayrıca, AKP kurucusu olan ve partide iki dönem milletvekilliği görevinde bulunan Ramazan Toprak’ın, Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde, cezaevinde yaşanan insanlık dışı olaylar nedeniyle 34 kişinin öldüğüne dikkat çekildi. İşte Soner Yalçın’ın yazısının o kısmı:

– “Erdoğan’a soruyorum Ramazan Toprak kim?”
Sadece Erdoğan değil, AKP’den çok siyasetçi bu ismi tanıyor:
Ramazan Toprak, AKP kurucusu.
Ramazan Toprak, iki dönem milletvekillik yaptı.
Ama önce askeri savcı ve hakim olarak görev yaptı.
12 Eylül 1980 askeri darbe döneminde…
– Genelkurmay Başkanlığı’nda askeri savcı olarak görev yaptı.
– Malatya 2. Ordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde görev yaptı.
– Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nda görev yaptı.
– İstanbul 3. Kolordu ve Batı Garnizon Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde görev yaptı. 12 Eylül döneminde yaşanan hukuksuzlukları anlatmaya gerek var mı?
12 Eylül’ün savcısı Ramazan Toprak’ın görev yaptığı Malatya’dan tek örnek vereyim:
Malatya Doğanşehir’de MHP’li Cengiz Baktemur tetiği çektiğinde aslında 17 yaşındaydı. Nüfus kâğıdında yazılan doğru kabul edilerek idam edildi! Haberi duyan annesi felç geçirdi…
12 Eylül savcısı Ramazan Toprak’ın Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde, cezaevinde yaşanan insanlık dışı olayları yazmama gerek var mı? İşkenceye maruz kalan 34 kişi öldü! Zulme dayanamayan tutuklulardan beşi kendini asarak, dördü ise kendini yakarak ölümü seçti…

Ramazan Toprak adını birileri unutmuşa benziyor! Baksanıza, babası üzerinden Tunç Soyer’e saldırıyorlar!

“CHP’nin İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Tunç Soyer’e “CHP, rahmetli Türkeş ve arkadaşlarını idamla yargılayanların mirasçılarını yeniden vitrine çıkartmak suretiyle 60 yıldır hiç değişmediğini gösteriyor” sözleriyle yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a partisindeki 12 Eylül savcı ve hâkimlerini hatırlattı: “Kitap olur AKP üzerindeki 12 Eylül’ün kan lekeleri…”

Erdoğan’a zor soru: Ramazan Toprak kim?

 

 

Alıntı:

Şub 18

BOYA KUTUSU

BOYA KUTUSU

 

Temel Karayolları Müdürlüğünde işe alınmış.

Görevi ise yollardaki çizgileri çekmektir.

Temel’e bir kutu boya ve fırça verilir ve çizgileri çekmeye başlar.

Amiri gelir ve çizelgeye bakar;

“-1. Gün 500 metre, 2. Gün 300 metre, 3. Gün 150 metre, 4. Gün 100 metre..”

“-Temel” der, “Her gün gittikçe tembelleşiyorsun galiba?..”

Temel cevap verir:

“-Aksine amirim daha çok çalışıyorum lakin gün geçtikçe boya kutusundan daha fazla uzaklaşıyorum…”

Şub 17

LA HAVLE…

LA HAVLE…

 

AK Parti iktidarının, -MHP Genel Başkanı’nın o günkü ifadesiyle “(biri kadındı gerçi ama)12 kötü adam“la birlikte- “açılım“ı ilan ettiği yıl 135 şehit verdik.

Ertesi sene 141 şehit.

Daha sonra “çözüm süreci” diye anılacak olan “açılım“ın ilk iki buçuk yılında toprağa verdiğimiz asker-polis sayısı 258.

Sadece 2015-2016 arası, terör örgütünün çözüm sürecinde şehirlere yığdığı cephanelikleri kullandığı saldırı, çatışmalarda 532 şehit verdik.

AK Parti’nin “analar ağlamayacak” vaadiyle başlattığı sürecin sonuna geldiğimizde memlekette ağlamayan ana kalmamıştı; şehitlerimizin sayısı 800’ü geçti.

Artı, misliyle gazi.

***

Tam da o günlerde…

***

Bir AK Partili Başbakan Yardımcısı’nın, “Ben bir BDP’li kadın milletvekiline çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, şimdi artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır’dan cezaevinden çıkanların yarısından fazlası dağa gitti, yarısından fazlası da dağdakilere övgüler düzüyor…” demesi, o dağa çıkanların katlettiği şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili milletvekilinin, Avrupalılara, “Türk hükümetine kalsa, Zana çok uzun zaman önce tahliye edilmiş olurdu” demesi şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Dışişleri Bakanı’nın, Amerikalılara, “Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını tersine çevirmesi için ne kadar çok çalıştığımıza inanamazsınız ama mümkün olmadı… Onlara ve avukatlarına gittik ve dedik ki Allah rızası için, lütfen hâkimlere hakaret etmeyi bırakın da sizi dışarı çıkarabilelim” diye hesap vermesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Başbakan’ın, “PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim” demesi, “İmralı, kendi üstüne düşeni yaptı” diye Öcalan’la iş birliğini itiraf edip bir de üzerine caniyi takdir etmesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili İçişleri Bakanı’nın “Abdullah Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncelerimiz” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili milletvekilinin “Öcalan, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yerde duruyor” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Başbakan Yardımcısı’nın “PKK bağımsız Kürdistan için silah kullanabilir” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Muhtelif AK Partili bakanların, milletvekillerinin, başbakan yardımcılarının, meclis başkanlarının “Abdullah Öcalan, Orta doğu’da Türkiye’nin önünü açıyor”, “Dağa çıkışlar eskiye oranla daha nitelikli hâl aldı. PKK’ya yeni katılımlarım geçmişte olduğu gibi silahlı eylem yapacak, ölecek veya öldürecek nitelikte değil başka amaçlarla olduğunu düşünüyoruz” demeleri, şehitlerimizin kemiklerini sızlatmadı.

Hele, bir AK Partili yöneticinin, örgütün siyasi uzantılarına “Öcalan’ı da zor duruma düşürdüğünüzü bilmiyorsunuz. Siz kimin sözcülüğünü yapıyorsunuz da Öcalan’ı itibarsız hale getirmek istiyorsunuz?” diye akıl vermesi, terör örgütünün başına “itibar” atfetmesi şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Hele hele bir AK Partili Bakan’ın “Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık” diye övünmesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç ama hiç sızlatmadı.

 

 

Alıntı:

Şub 16

“Bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez

Bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez.

Biz kim bilir adamı nasıl bunalttık ki küfretti”

14 Ekim 1979 ara seçiminden sonra Ecevit/CHP Hükûmeti istifa etti. Demirel/AP hazırlık hükûmeti kurmuştu.

Antalya’nın deniz sahilindeki küçük bir ilçesinde vatandaşın biri, kahvehanede sövüp saymış. Demirel Başbakan olduğu için savcı resen soruşturma başlatmış, adamı içeri attırmış.

Rutin görüşmelerden birinde Demirel, Yaşar Topçu’ya “Önemli bir şey var mı?” diye soruyor. Topçu da “Önemli bir şey değil ama sadece bilgi arz etmek istiyorum. Antalya’nın bir ilçesinde vatandaşın biri kahvehanede size hakarette bulunmuş, galiz sözler söylemiş. Vatandaşı tutuklamışlar. Mahkeme şikâyetçi misiniz diye soruyor” diyor.

Demirel de “Bu hâkim ve savcı arkadaşlar bazen kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Başbakana hakaret etti diye bir vatandaş tutuklanır mı? Biz burada oturuyoruz haberimiz olmuyor. Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık ki, canını sıkmışız bize galiz küfürler etmiş. Hemen Antalya’ya o ilçeye git ve o vatandaşı hapisten çıkar. Tahliye et gel. Sevaba girersin.” diyor.

Topçu o ilçeye gidiyor. Demirel’in avukatı olarak Asliye Ceza Hâkimi’ne davaya müdahale kabulünü söylüyor. “Sanığın tahliyesini talep ediyoruz. Müvekkilim Başbakan Demirel bana, bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez. Biz kim bilir adamı nasıl bunalttık ki küfretti” diyor. Hâkim şaşırıp duruşmaya ara veriyor. Savcı ile birlikte Topçu’yu görüşmeye davet ediyor.

Hâkim, “Kusura bakmayın, bu Demirel nasıl bir adam? Gazeteler tam tersini yazıyor. Bu kadar hoşgörülü, geniş gönüllü insanı biz ne kadar yanlış tanımışız” diyor. Yeniden duruşmaya giriyorlar. Hâkim sanığın tahliyesine karar veriyor. Sanığa “Demirel yok ama avukatı var, ellerini öp” diyor. Sanık “Hâkim Bey, bu bana hayatımın en ağır cezası. Beni tahliye için avukatını gönderen bir Başbakan’a dilim kopsaydı da böylesi hakaret etmeseydim. Elini ne kelime, ayağını öpeceğim” diyerek pişmanlığını ifade ediyor.

Biliyorsunuz Demirel, Baba lakabını boşuna almamıştır. Çarşaf dergisinin Demirel, Ecevit ve Erbakan’ın mayolu karikatürlerini unutmak mümkün mü?”

Bugüne bakınca, Erdoğan’ın açtığı on binlerce ceza ve tazminat davaları görüyoruz. Doğrusu üzülmemek mümkün değil…

 

 

Alıntı

Şub 15

BATSIN SİZİN SİYASETİNİZ!

BATSIN SİZİN SİYASETİNİZ!

“Nevruz sürecindeki tutumu, Gezi süreci ve hükümete karşı şimdiki darbe girişimine karşı almış olduğu tutumu çok anlamlı ve değerli buluyorum. Öcalan’ın aslında durduğu yer, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yer. Öcalan’ın gösterdiği bu istikamete yönelik bir siyasetin henüz yürütülemediği kanaatindeyim. Öcalan, İmralı’da çok anlamlı, çok değerli şeyler söylüyor. Türkiye’nin demokratikleşmesine de katkı sunabilecek çok anlamlı şeyler söylüyor…”

“Bağımsız bir Kürdistan için silah kullanabilirsiniz…”

“Başbakan cumhuriyet tarihinde hiçbir liderin hem cesaret edemediği adımlar attı, hem de bu adımların arkasında samimiyetle durdu. PKK ile Oslo’da başlayan görüşmelerin arkasında samimiyetle ve cesaretle durduğu gibi İmralı’da Öcalan’la başlayan görüşme sürecinin de samimi bir savunucusu oldu. Bunlar yürek isteyen, samimiyet ve cesaret isteyen davranışlardır.”

“Ergenekoncu-ulusalcı tüm çevrelerin sevinçleri kursaklarında kalacak. Çözüm süreci samimiyetle devam edecek.”

“Diyarbakır nevruzunda barış türküleri söylendi. Ama birileri rahatsız olmaya başladılar. Sizi gidi kandan kadavradan beslenenler. Sizin derdiniz bayrak mı? Bayrak edebiyatı yapıyorsunuz. Şehit edebiyatı yapıyorlar; utanmazcasına arlanmazcasına… Biz sizin milliyetçiliğinizi biliyoruz. Siz kandan besleniyorsunuz; kadavralardan besleniyorsunuz. Siz gencecik insanların cesetlerinden besleniyorsunuz; anaların gözyaşlarından besleniyorsunuz.”

 “Biz bu kanı durdurduğumuzda, bu sorunu çözdüğümüzde MHP, tabelasını indirmek zorunda kalacak. MHP diye bir parti kalmayacak. Dağlardan şehitlerimiz gelmediği zaman MHP diye bir parti kalmayacak.”

Öcalan’ın verdiği mesajlardan hangisi Türkiye’nin birliğine, dirliğine, kardeşliğine ve barışına zarar verici niteliktedir?..”

“Kendilerini siyaseten yaşatmak için bayrağı da, milliyetçiliği de kullanan parti ve çevrelere, “Batsın kandan beslenen milliyetçilik anlayışınız!” diye haykırmak gerekiyor.”

“Hani AK Parti ”milliyetçi” bir partiydi?

Hani Başbakan partisinin rotasını ”milliyetçiliğe” doğru çevirmişti?

Sahi bu suçlamayı getirenler şimdi ne diyecekler?..

Başbakan Türkçülüğün de Kürtçülüğün de karşısında olduğunu söylemeye devam ediyor…

Türkçülük ve Kürtçülük biçiminde karşımıza çıkartılan etnik milliyetçi ideolojilerin birer ”şeytanî ideoloji” olduğunu vurgulamaya devam ediyor.”

Başbakan’ın ”Kimse bu süreçte karşımıza Kürtlük ve Türklük”le çıkmasın!” sözlerini her daim akılda tutmak lazım.”

Fırat, “çözüm” diye dağdakileri şehirlere indiren, üniversiteleri Kandil’e çevirenlerin “karşısına Türklükle çıktığı için” katledildi.

“Yiğit çocuğu“nun ölüp de, “kahpe düzen“in onun kabri başında kanlı canlı, dimdik ayakta olduğu bu fotoğrafı ne midenizin ne de kalbinizin kaldırmayacağına inanıyorum

Bu nasıl hazmedilir, “Fırat’ın ruhuna Fatiha”, bu “mermi”leri sıkan kirli dille nasıl kirletilir, o tazecik ruhun üzerine böyle ağır bir yük nasıl bindirilir aklım almıyor.

Batsın sizin siyasetiniz.

 

Alıntı

Şub 14

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Gülen insan iyi düşünür.” Muzaffer İzgü

* “İnsanın karakteri, kaderidir.” Herakleitos

* “Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür.” Aziz Nesin

* “İnsanla hayvan arasındaki fark, konuşmak ve yalan söylemektir.” France

* “İnsanoğlunun konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, susmayı öğrenebilmesi için atmış yıl gereklidir.” Resul Hamzatov

* “İnsanın en güzel hali isyan halidir.” Yalçın Küçük

* “Heykelle insan arasındaki fark; heykele yakınlaştıkça büyür, insana yakınlaştıkça küçülür.” Churchill

* “İnsan sürekli kimlik değiştiren bir varlıktır.” Hilmi Yavuz

* “Dünyada en büyük bilgelik, insanın gerçek çılgınlığı bulabilmesidir.” Meşa Selimoviç

* “İnsanı insan eden iştir.” Engels

* “Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.” Oscar Wilde

* “Kolay ve kısa zamanda her şeyleri anlatan insanlardan hoşlanmam. Onlar bana kolay çözülen çocuk bilmecelerini anımsatır. İnsanlar çabuk anlaşılmamalıdır. İnsan, üzerinde düşünülecek, düşündürecek bir varlıktır.” Oktay Akbal

 

Şub 13

TÜRKİYE’NİN BAŞINA ÇORAP ÖRÜLÜYOR

TÜRKİYE’NİN BAŞINA ÇORAP ÖRÜLÜYOR

 

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, süreci bizzat yönlendiriyor. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de tutulmasını istiyor. Suriye’deki çatışmaların durmasına rağmen geri dönüşe değil, Türkiye’de kalıcı olmaları konusunda büyük bir proje yürütülüyor.

Böylece ilerleyen yıllarda tıpkı Suriye gibi bir Türkiye tablosu tasarlıyorlar; kendi içinde çatışmalı, devlet niteliğini yitirmiş, çok dilli, çok milletli devlet görünümlü bir muz cumhuriyeti!

***

Christian Berger… AB Türkiye Delegasyonu Başkanı… Türkiye’den neredeyse hiç ayrılmıyor. AKP ile yakın bir iş birliği var. Berger, Suriyeli nüfusun yoğun olduğu yerlerde muhalefet partisi milletvekillerinin görüşemediği valiler ve belediye başkanlarıyla çat kapı görüşebiliyor.

Berger, farklı ülkelerin gazetecilerini Türkiye’de ağırlayıp “Suriyeliler burada çok mutlu, Türkler onlara çok iyi bakıyor, entegrasyon için çalışıyoruz” açıklamaları yapıyor.

Önceki gün İzmir’deydi. Önce AKP İl Başkanlığı’nı ziyaret etti, sonrasında çeşitli temaslarda bulundu. Dün de İstanbul’da “Mülteci Hakları için Medya ve Sivil Toplum İş Birliği” projesinin kapanışını yaptı. Burada söylediği sözler ise Türkiye’nin içişlerine ve medya diline nasıl müdahale ettiğinin özeti gibiydi.

Berger, bakın neler diyor:

– Türkiye’de her seçim öncesinde Suriyelilere yönelik negatif bir söylem oluşturuluyor. Bu doğru bir tutum değil, terk edilmeli. Özellikle haber yaparken buna dikkat etmeliyiz.

– Gazeteciler olayları nasıl vereceklerini tam bilemiyor. Benim tavsiyem bu insanların evlerini terk etmiş olduklarını hatırlamaları ve zorunlu olarak buraya geldiklerini bilmeleri. Haber dili bu şekilde oluşturulmalı.

– Türkiye 8 yıldır göç meselesinde takdire şayan bir iş çıkartıyor. Ancak son dönemde yaptığımız araştırmalarda göçmenlere ilişkin daha önce almadığımız negatif sonuçlar almaktayız. Özellikle Türkiye’de bu algı değişmeye başladı. Olumsuz algılar, şiddet riski ve negatif dil kullanımını ortadan kaldırmalıyız.

– 3 milyar avro harcıyoruz. Bu parayla ev sahibi topluluklarla mülteciler arasındaki uzaklığı azaltmak, onları yakınlaştırmak amacı taşıyoruz.

– Milli Eğitim Bakanlığı’na 400 milyon avroluk bir destek sunduk. Bu projeyle okullara, öğretmenlere, velilere ve ailelere dil eğitimi verilecek. Dil son derece önemli. Bu birlikteliği sağlamalıyız. İnsanlara iş piyasasında bir şans sunmalıyız. İkinci meslek edindirme projemizi Aralık’ta başlattık.

***

Aynı toplantıda Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı da şu açıklamayı yapıyor: “Kısa vadeli çözümler yerine bu insanların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamalıyız. Yabancıların ev sahibi toplum ile uyumu önceliğimiz. 2019-2020 yıllarını ‘uyum süreci’ ve ‘uyum yılı’ olarak adlandırdık. Bundan sonraki süreçte dil sorunu aşılacak ve ulusal eylem planı olarak kamu kurum kuruluşları, belediyeler, medya, sivil toplum örgütleri ve medya bu sürece hazırlanacak.”

***

Tüm bu faaliyetler gösteriyor ki, Türkiye, 31 Mart’ta sadece belediyelerini değil, geleceğini oylayacak aslında.

 

 

Alıntı: Batuhan ÇOLAK

 

Şub 12

DİYEMEDİM…

DİYEMEDİM…

 

Gönüllerde sevgi hep hastır, has

Her sevgide güven esastır, esas

Sevgi köşkü yürek hassastır, hassas

Aşk da şüphecilik ur diyemedim

 

Sevgi insanları hayat biler

Vicdanlar her türlü yanlışı siler

Yuvayı dişi kuş yapar dediler

Haydi, yuvamızı kur diyemedim!

 

İlgi duymadım hiç bir başka güle

Razıyım seninle gelse de çile

Kıskanırım erkek sinekten bile

Çekmelisin sen de sur diyemedim

 

Bu aşk uğruna neler, neler yutuldu

Neler içirildi, ne okutuldu?

Akıl durdu birden, dilim tutuldu

Bir ömür yanımda dur diyemedim

 

O güzel yüzüne nefreti takma

Bu deli aşığa düşmanca bakma

Öldür beni ancak yalnız bırakma

Çıkıp, cesaretle vur diyemedim

 

Kenan ŞAHBAZ

Şub 11

AKP devlete mürit yetiştiriyor…

AKP devlete mürit yetiştiriyor…

Kamu Denetçiliği Kurumu’nda düzenlenen “Din Eğitimi ve İLİTAM Çalıştayı”nda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş,

“Bugüne geldiğimizde din eğitimi açısından sıkıntılı dönemler geride kalmış, mağduriyetler giderilmiş” dedikten sonra şu açıklamayı yapmış;

“2011 yılında dekandım ve benim dekanlığım döneminde 22 ilahiyat fakültesi vardı. Bunlardan 3’ü de fonksiyonsuz haldeydi. Aradan geçen 8 yıllık bir süre içerisinde sayı, 105’e çıktı… Bu fakültelerin 2018 yılı kayıt kontenjanı, 18 bini aşmış durumdadır.”

Erbaş’ın övünerek ve böbürlenerek açıkladığı rakamlar Türkiye’nin sözde din eğitimi adı altında nasıl kuşatıldığını dışa vuran bir başka çarpıcı açıklama olarak dikkat çekiyor…

Ancak madalyonun arka yüzünde ısrarla görülmeyen ya da gösterilmeyen başka bir manzara daha var…

AKP devlete mürit yetiştiriyor… Yani, cemaatten temizlenen kadroların yerine sözde “imanlı gençlik” iddiasıyla bürokrat yetiştirmenin de altyapısını hazırlıyor…

İşte bu yüzden imam hatip furyasından sonra ilahiyat fakültelerinin sayısı inanılmaz bir hızla artıyor…

Evet, bir süre sonra imam hatipliler ve ilahiyatçılar dışında bürokraside kimseye nefes aldırılmayacak… Erbaş’ın açıklamaları aslında bunun da çok net işaretlerini veriyor… Peki, tüm bunların farkında mıyız?.. Hiç sanmıyorum…

 

 

Alıntı: Mehmet FARAÇ

Eski yazılar «