Eki 25

ALLAH BİLİYİ.

ALLAH BİLİYİ.

Temel seçimlerde aday olmuş, halka hitap edecek. Ağır adımlarla kürsüye çıkmış, konuşmasını yazdığı kağıdı cebinden çıkarmak üzere elini cebine atmış. Kağıdı bulamamış, bütün ceplerini aramış. Kağıt yok, mikrofona yaklaşmış ve;
-Sevgili Hemşehrülerim demiş, ha buraya çıkana kadar konuşacaklarımı pir ben. Bir de, Allah biliyordu. Şimdi ise, sadece Allah biliyi.

Eki 24

HAİNLİK VİRÜSÜNE KARŞI EN ETKİLİ ANTİKOR

HAİNLİK VİRÜSÜNE KARŞI EN ETKİLİ ANTİKOR

ANDIMIZ, İSTİKLÂL MARŞI, ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HATABESİ VE BÜTÜN MİLLİ DEĞERLER HAİNLİK VİRÜSÜNÜN ANTİKORUDUR.30 Ağustos öncesi en anlamlı davranışı, Van’da atık toplarken çöp kutusunda buldukları Türk bayraklarını çıkarıp düzelterek tel örgülere asan Yunus ve Argeş Duman kardeşler gösterdi. İki kardeş, bu doğal davranışlarından dolayı, Van’daki 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 98’inci yıl dönümü törenine özel olarak davet edildi. İki kardeş, resmi törende, ellerinde Türk bayrakları ile Vali ve Garnizon Komutanı’nın yanında durdu. Şehitlik’teki törene de katılan iki kardeş, Vali Mehmet Emin Bilmez‘in makam aracıyla evlerine bırakıldı. İyi düşünmüşler…

Burada acı olan şudur ki, bu ülkenin bir vilayetinde, Türk bayrağı çöpe atılabilmektedir! Çöp toplayan iki çocuğumuzun, bu durumu içlerine sindiremeyerek, bayrakları silkeleyip, düzeltmesi ve yandaki tel örgülere asması elbette takdir edilecek bir davranıştır ama devletin öncelikli görevi, TRT yayınında üzerine durulduğu gibi bu ülkenin her ferdine millet olma bilinci vermektir. Bayrağı çöpe atanlar olduğuna göre, onlarda bu bilinç yok demektir!

***

Peki bu nasıl olacak? “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altın aldım” diyen kişiye bir Arap sözüyle, “anam, babam sana feda olsun” diyerek mi? Yoksa, “Dağa taşa ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazmak ilkelliktir” diyen birinin ikinci defa Cumhurbaşkanı adaylığı söz konusu edilerek mi?

Türk Milleti’nin başka tercih hakkı yok mu?

Millet her gün yeniden doğar! Siz, yeni doğmuş bebeği ana sütü ile değil içinde farklı maddeler bulunan mama ile beslerseniz, o çocuk ileride her türlü hastalığa açık bir vücuda sahip olur. Milletin çocuklarını, her gün, kendi milli varlığına yönelik tehditlerle baş edecek sütle, yani milli bilinçle beslemezseniz, milliyeti dinle veya etnik kökenlerle yarıştırırsanız, Türk bayrağını çöpe atan nesiller yetiştirirsiniz!

Çöp toplayan çocukların, o bayrakları çıkarıp temizlemesi ve uygun bir yere asması, Türk varlığına yönelik düşmanca tutumları ortadan kaldırmaz ama en azından biraz bu konuyu düşünmemizi sağlamalıdır.

***

Bakınız salgın hastalığı atlatmış annenin sütündeki antikorun, çocuğa da geçtiği ve onda da bağışıklık meydana getirdiğine dair bilimsel veriler gündemde. “Türküm, Doğruyum, çalışkanım” diye başlayan “andımız” da işte böyle bir antikordur. Milli bağışıklık sistemlerinden biridir.

Bugüne kadar iktidarın yaptığı iş, milli bağışıklık sistemini zayıflatmak için bütün milli değerlere saldırmaktan ibarettir. Bu itibarla, 30 Ağustos günü devlet televizyonundan “milli bayramların millet olma bilince üzerindeki etkisi” üzerinde durulması, umulur ki bir günlük gösteri değil yılın 365 gün, 6 saati, devlet politikası olur.

 

Alıntı

Eki 23

TİMUR İLE İBN HALDUN

TİMUR İLE İBN HALDUN

Timur, çok gaddar bilinir. Fethettiği yerlerdeki tahribatına bakarsak, “gaddar” dememek mümkün değil. Küçüklüğünde Şam’dan ailesiyle alınıp Semarkand’a götürülen İbn Arabşah “Acâibu’l-Makdur-Bozkırdan Gelen Bela”da (Selenge Yayınları) her fırsatta gaddar olarak anlatmakla beraber, hakkını da her zaman teslim etmiştir. (Timur’un Halep’te 20 bin, Bağdat’ta 100 bin kelleden kuleler kurdurduğundan bahsedilir.) 

Timur fethettiği yerlerde karşılaştığı âlimlerle meclis kurar, onların ilimlerinden istifade ederdi. Bazı âlimleri de yanında götürürdü.

İbn Haldun ile Timur arasında şaşırtıcı bir katır hikâyesi vardır.

İbn Haldun, Mısır Sultanı Ferec‘le Şam’a gelir. Ferec döner, İbn Haldun kalır. Timur‘la “Mukaddime” yazarının nasıl görüştüklerinin ayrıntısı çok uzun; girmeyeceğim. Katır meselesinden bahsedeceğim. İbn Haldun, Bu meseleyi Et-Ta’rif bi-İbni Haldun” adlı hatıratında ayrıntılı anlatmıştır. Katır meselesine gelmeden önce, İbn Haldun‘un bir sözünü nakletmek istiyorum… Bugün için çok gerekli bir söz. Mısır Sultanı Ez-Zâhir Berkuk kendisini kadı tayin etmiş. Timur İbn Haldun‘u kabulünde, hakkında bilgi alırken, niye kadı tayin edildiğini soruca şu cevabı veriyor: Adalet ve hakkın savunucusu olduğum ve başkalarının etkisinde kalmadı­ğım için.”

İbn Haldun, “Düşman gördüğü Mısır’dan geldiğim. Beni öldürtür mü?” endişesi taşıdığı için bütün ilmini ortaya koyar ve Timur‘un zuhur edeceğini önceki âlimlerin haber verdiğini sıralamaya başlar. Burada, Timur‘u Türk olarak bildiği için Türklere övgü düzer. (Kendisi Arapça konuşurken söylediklerini tercüman Moğolcaya tercüme ediyordu. Yoksa İbn Haldun Moğollarla Türkleri bir mi görüyordu?)

Musa Şamil Yüksel‘in naklettiğine göre:

İbn Haldun Şam’dan ayrılmak istediğinde veda için Timur‘un huzuruna çıkar. Timur ona: “Burada senin bir katırın varmış. Bana sat.” der. İbn Haldun, satmayacağını ancak hediye edeceğini söyler. Zamanın en önemli binitlerinden olan katır Timur‘da kalır. İbn Haldun zahmetli bir yolculukla Kahire’ye döner. Mısır sultanı Ferec‘in Timur‘a gönderdiği elçi, daha sonra Kahire’ye gelir. Timur’un, elçinin yanında gönderdiği bir kişi İbn Haldun‘a: “Emir Timur senden satın aldığı katırın parasını benimle yolladı. İşte! Bu parayı al! Çünkü Timur, bu parayı göndererek sana borçlu kalmaktan kurtulmak istedi.” der. İbn Haldun Sultan Ferec‘den izin alarak parayı kabul eder. (M. Ş. Yüksel, “Timur, Tarih ve İbn Haldun”, Ölümünün 600. Yılında Emir Timur ve Mirası Uluslararası Sempozyumu, İstanbul 2007’dan nakleden Nergishan Tekin, Emir Timur, Kariyer Yayınları).

Alıntı

 

Eki 22

“ÜMMET”LE İŞİMİZ NE ÂLEMDE?

“ÜMMET”LE İŞİMİZ NE ÂLEMDE?

 

Başbakan Özal ile Suudi kralın uçakların yenilendiği fabrikaya gidecekleri uçağa gizlice bindim

Suudi Krallar medyaya asla demeç vermezlerdi.

Başbakan Özal’a, “Suudi Arabistan’ın uçaklarının modernize edilmesi için fabrikamızı beğendi mi, mutabakat sağlandı mı?” diye sordum.

Özal, “Daha ben de sormadım. Bakalım ne diyecek?” diyerek Kral Fahd’a sorumu iletti.

Fahd, “Evet çok güzel bir tesis, modernize için anlaşma yapacağız” diye yanıt verdi.

Meslektaşlarımı bu haberle atlattım.

Değerli okurlarım,

AKP 2002 yılında tek başına iktidar olunca Suudi Arabistan ile çok yakın ilişkiler kurdu.

O kadar ki;

Cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı Abdullah Gül’ü kutlamak ve Ortadoğu barış süreci konusunda görüş alışverişinde bulunmak üzere 2007 yılında Kral Abdullah’ın ziyaretinde Gül havaalanına giderek misafirini karşıladı.

Kral Abdullah, Cumhurbaşkanı Abdullah’a, Suudilerin o ana kadar sadece yedi yabancı devlet adamına verdikleri, “Devlet Şeref Madalyası” verdi.

Çankaya Köşkü’nde düzenlenen bir törende ise Kral Abdullah, Cumhurbaşkanı Abdullah’a “Kral Abdülaziz Birinci Derece Madalyası” verirken, dönemin Başbakanı Erdoğan’ı da unutmadı ve ona da “Abdülaziz Nişanı” verdi…

İki ülke arasında siyasi ve ekonomik ilişkiler giderek arttı.

Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz el-Suud’un vefatı sebebiyle 24 Ocak 2015’te AKP iktidarı tarafından bir günlük milli yas ilan edildi.

İpler Kopuyor

Türkiye’yle Suudi Arabistan arasındaki çatlak, bir askeri darbeyle 2013 yılında Mursi’nin devrilmesi sonrasında iyice şiddetlendi.

2015’te Selman’ın kral olmasıyla Ankara-Riyad hattında daha fazla uyum beklenirken, Muhammed bin Selman’ın veliaht prensliğe terfi ettirilip ipleri ele almasıyla Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler boyut değiştirdi.

Erdoğan hükümetinin Müslüman Kardeşler Örgütü İhvan’dan yana siyaseti ve Katar’a askeri desteği Suudilerin tepkisine yol açtı.

Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı, ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğunda 2 Ekim 2018’de üst düzey isimlerin dâhil olduğu vahşi bir suikasta kurban gitmesiyle ilişkiler koptu.

Suudiler 1 Ekim tarihinden itibaren Türkiye’ye resmi ambargo uygulamaya başladılar. Yıllık 6,5 milyar dolarlık ticaret hacmi olan pazarı kaybettik.

CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin, “Suudi Arabistan’ın ardından Bahreyn ve Dubai’nin de Türkiye’ye yönelik ambargo uygulayacağını” diye iddia etti. 

AKP iktidarları dış politikada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini 18 yıllık tek başına iktidar döneminde göz ardı ettiler, etmeye de devam ediyorlar.

–   Avrupa Birliğine tam üyelik hayal oldu,

–   Rusya ile her daim karşı karşıya geliyoruz,

–   Yerden göğe kadar haklı olduğumuz vatan toprağımız 18 Türk adası Yunan işgalinde,

–   Silahlandırılması yasak olan 12 ada Yunanlılar tarafından silahlandırıldı,

–   Doğu Akdeniz politikasında bir ileri iki geri adım atıyoruz,

–   Suriye batağında Amerika güya müttefiki Türkiye’nin gözü önünde PKK uzantısı YPG ile müttefik olup terör devleti kuruyor

–   S-400’leri Rusya’dan aldık, depoya çürümeye bıraktık,

–   Amerika F-35 savaş uçakları projesinden Türkiye’yi dışladı, parasını ödediğimiz uçakları da vermiyor.

–   Tank palet fabrikamızı Katarlılara beleş verdik ortada ne tank var ne de palet…

 

Alıntı

Eki 21

GÖNÜL KUŞU (DİYEMEDİM)

GÖNÜL KUŞU (DİYEMEDİM)

 

Bir sevgi depremi yıktı bedeni

Gel de yüreğime kal diyemedim

Cehennem ateşi yaktı can teni

Gel gönül deryama dal diyemedim

 

Hiç sevda çiçeği açmadı gönül!

Kara güne ışık saçmadı gönül!

Zemheride bile kaçmadı gönül!

Yıkık harabeme gel diyemedim

 

Sensizlik zulmüne alışan benim

Özlemle, hasretle tanışan benim

Sendeki o öze karışan benim

Özüme, sevgime bal diyemedim

 

Arı gibi sevgi özü toplarım.

Gönül balı ile sevgi kaplarım.

Bir ömür kalbime seni saplarım.

Can, gönül kuşumu sal diyemedim

Kenan ŞAHBAZ

Eki 20

BATININ İSLAM SEVGİSİ (!)

BATININ İSLAM SEVGİSİ (!)

“İslam üzerine en fazla mesai sarf eden ve eser üretenlerin hem Hıristiyan hem de Batılı düşünür olması rastlantı olamaz. Onların yaptıkları çalışmalardan bazıları şunlardır:

“İnancın Sonu” (Sam Harris),

“İslamsız Dünya“, “Siyasal İslam’ın İflası” (Graham E. Fuller)

Siyasal İslam’ın Geleceği”,Küreselleşen İslam” (Olıver Roy),

Önlenemez Devrim; Modernizm İslam Coğrafyasını Nasıl Değiştiriyor?” (Emmanuel Todd),

Başkaldıran İslam: Bir Çatışmanın Doğuşu” (Gabrıel Martınez-Gros Lucette Valensı), “Cumhuriyetçi İslam” (Jean-Françoıs Bayart),

“İslam’ı Demokratikleştirmek” (Asef Bayat) vb.

Bu kitapların başlıkları bile olanın bitenin ne anlama geldiğini göstermektedir.

Eki 19

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Mürşid-i kâmil olunca kem-yâb // Sana mürşid yetişir şimdi kitâb.”

(Hak ve hakikati gösterecek olgun mürşitler kalmazsa kitap senin için yeterlidir.) Nabi                                                       

* “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” Hz. Muhammed

* “Dünyayı kaldırmak isteyen, evvela kendini kaldırsın.” Sokrates

* “İhtiras, bir kere adamın yakasına yapıştı mı, mantık, ağlayarak ve tehlikeyi haber vererek onu terk eder.” Alfred de Musset

* “Aldatmanın en kötüsü, kendi kendini aldatmaktır.” Eflatun

* “İntizâm-ı kâr için düşmandan istifsâr-ı rey//Râh-ı firdevs-i berîni sormadır iblîsden”

(Bir işin nasıl düzeltilebileceğine dair düşmandan görüş sormak, şeytandan cennetin yolunu sormaya benzer.) Yenişehirli Avni

* “Hayatta başarılı olmanın sırrı, insanların düşüncelerini değiştirmenin usulünü bilmektir. Avukat da, bakkal da, politikacı da, vaiz de bu sayede başarılı olur.” Frank Crane

* “Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar” Emil M. Cioran.

* “Totaliter bir rejim tarafından değil ama yurttaşların özgürlükleri tarafından, çünkü onları eğlendiren ve yükselten medyaları başkasını onların ses, görünüş ve kokularına katılmaya zorlar.” Marcuse

Eki 18

IRKINI EKONOMİK ÇIKARA KURBAN EDEN DEVLET

IRKINI EKONOMİK ÇIKARA KURBAN EDEN DEVLET

Başını ABD, İngiltere ve Almanya’nın çektiği ve çoğunluğunu Batılı ülkelerinin oluşturduğu 39 ülke, Çin yönetimine ortak bir mektup göndererek Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan Uygurların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Türkiye mektubu imzalamadı.

Türkiye’nin mektuba neden imza atmadığı konusunda çeşitli rivayetler var. Benim görüşüm ise, AKP iktidarının mektuba imza atmamasının sebebi, Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” çerçevesinde hareket etmesidir. Öyle ki Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yüzde 51’i Çinli şirketlere devredilmesi söz konusu olabilmiştir.

Pekin’den Paris’e oradan Londra’ya uzanan hatta karayolu ve demiryolu bağlantısının güvenli bir şekilde sürdürülebilir olması, Türkiye’nin zararına değildir ama Doğu Türkistan’daki Türk varlığı hiçbir ekonomik çıkar ilişkisine feda edilemez. Maksat insanı yaşatmak; Türk devletinin görevi de Türk’ü yaşatmak ise Uygurları yok ederek kurulmak istenen yeni ipek yolu olmaz olsun!

 

 

Eki 17

“YAVAŞLA 80 KM.”

“YAVAŞLA 80 KM.”

Temel “Galiba radar var” diye hızını 80’e indiriyor. Ama birazdan başka bir tabela; “YAVAŞLA 60 KM.”

Temel hızını 60’a indiriyor.

Merakla giderken yeniden bir tabela. “Yavaşla 40 Km.” Temel 40 km.’ye inmiş bir yandan da “acaba yolda çalışma var mı” diye düşünüyor.

Epey gittikten sonra bakmış yine bir tabela “Yavaşla 15 Km.”

Temel, hızını 15 km.’ye indirip yolun sağından tıngır mıngır gitmeye başlamış ama meraktan da çatlayacak.

Uflaya puflaya bir saat kadar daha devam ettikten sonra yeni bir tabela görmüş:

“YAVAŞLA’YA HOŞ GELDİNİZ.

NÜFUS: 2500″

 

Eki 16

ERMENİ TAŞNAKÇI ÇETE KATLİAMI

ERMENİ TAŞNAKÇI ÇETE KATLİAMI

Şevket Süreyya Aydemir, Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü katılıyor. Doğu Cephesi’ne gönderiliyor. Ruslar ve Ermeni çeteleriyle vuruşuluyor. Her girdikleri köyde Ermeni Taşnakçı çetelerin vahşetiyle karşılaşıyorlar. Havsalaya sığmayan bir vahşet. Okuyalım:

“Ermeni ordusuna Taşnak komitecileri hâkimdi. Bu komitenin büyük hırsı, sadece bir imha ve intikam savaşından ibaretti. Çılgın hesaplaşmanın bir türlü sonu gelmiyordu. Erzurum yolu üstündeki Cinis köyü karşısında Evreni köyünde, kadın, erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı. Öldürülenlerin vücutları parçalanarak, kollar, bacaklar, kafalar, kasap dükkânlarındaki etler gibi, duvarlara, çivilere, çengellere asılmıştı. Fakat bunları yapanların hırsları bununla da sönmemişti. Köyde ne kadar hayvan ele geçmişse, mandalar, sığırlar, davarlar, kümes hayvanları, hatta köpekler öldürülmüş, parçalanmıştı. Yerlere serilmişti. Cinis’te ise bütün köy halkını ayakta ve köyün ağzında bekliyor gördük. Fakat bunlar, bir ölü kafilesiydi. Köyden çıkarılan, köye gireceğimiz yol üstünde süngülenirken birbirlerine sokulan ve yapışan kadın, erkek, çocuk bu insanlar, dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı donmuşlar ve öylece kalmışlardı.” evket Süreyya Aydemir Suyu Arayan Adam, 1971, s. 129).

Aydemir, 1918-1920 arasında kısa süreli cumhuriyet kuran Azerbaycan’a İstanbul Hükûmeti tarafından öğretmen olarak gönderiliyor ve orada Ermeniler saldırıya geçince gönüllü olarak Türk birliklerine komuta ediyor.

 

Eski yazılar «