May 16

MÜBAREK SEVGİLİ YOK!

MÜBAREK SEVGİLİ YOK!

 

Susturuldu,  en güzel sesler, her nedense;

Bülbülün, kanaryanın ve sakanın dili yok!

 

Ölüyü hatırlatır sessizlikleri her an

Galiba insanların enerjisi, pili yok!

 

Bozuldu, mutluluğu anlatan tüm resimler

Ressamın fırçası yok, resim yapan eli yok!

 

Biz şartlı yaşamaya alıştırılmışız hep

Sosyal hayatımızın acil çalan zili yok!

 

Başarının önsözü bilinçli yaşamakta

Zannetme ki hayatın hedefi, menzili yok!

 

Yoklukta ve ölümde varlığını hissetmek

Bilen, gören, anlayan mübarek sevgili yok!*

 

Kenan ŞAHBAZ

 

*Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav

May 15

KIBRIS’TA NELER OLUYOR

KIBRIS’TA NELER OLUYOR?

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, kanımızı donduran bir teklifte bulundu. Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis’e çağrıda bulunarak “Guterres Belgesi”nin kabul edilmesini istedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in hazırladığı belgeye göre, Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi ve yerine çok uluslu BM gücünün konuşlandırılması öngörülüyor. Türkiye’nin Kıbrıs garantörlüğü kaldırılıyor. Guterres Planı, 2004 Annan Planı’ndan çok daha ağır tavizler içeriyor. AKP iktidarı, 2004 Annan Planı ile Kuzey Kıbrıs topraklarının dörtte birini Rumlara vermeyi taahhüt etmişti.

AKP iktidarı Annan Planı’nı kabul ederek, Rumlara, Erenköy, Günebakan, Yeşilırmak, Ömerli, Güzelyurt, Kırklar, Gaziler, Akıncılar, Paşaköy, Akdoğan, Türkmenköy, Korkuteli, Düzce, Güvercinlik ve ara bölgeyi bırakmıştı.Akıncı’nın önerdiği 2017 Guterres Planı ile Annan Planı’ndan daha ağır toprak tavizleri veriliyor. Annan Planı’nda verilenlere ilave olarak Dipkarpaz, Açık Maraş ve Kapalı Maraş bölgeleri de Rumlara teslim ediliyor. Kuzey Kıbrıs topraklarının yarısı kadar toprak Rumlara teslim ediliyor. Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin yaşam alanı daraltılıyor. Türk milletinin vergileri ile inşa edilen Geçitköy Barajı da Rumlara veriliyor.

Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, yeni şer planında gözlerden kaçan bir hinliğe de “Türkiye’den gönderilen su, önce Rumlara daha sonra da İsrail’e gönderilecek” diyerek dikkat çekti. Yalım, “Kıbrıs’taki Türk askerinin sayısı 650’ye indirilecek. Türkiye’nin garantörlük hakkı sona erecek. Mustafa Akıncı’nın akıl hocasının Tayyip Erdoğan olduğu açıkça görülüyor. Çünkü aynı önerileri geçen yıl Tayyip Erdoğan yapmıştı. Akıncı, papağan gibi Erdoğan’ın söylediklerini tekrar ediyor” dedi.

Ümit Yalım, Mustafa Akıncı’nın, Güney Kıbrıs’taki Rum millî muhafız ordusu ve EOKA terör örgütünü görmezden geldiğine işaret ederek şunları söyledi;

“Akıncı, Guterres Planı’nı savunurken ‘barışçı çıkış yollarını el birliği ile bulmamız lazım ki bir daha bu ada kana bulanmasın’ diyor. Kuzey Kıbrıs’taki Türk askerinin sayısının 650’ye düşürülmesini öneren Akıncı, Güney Kıbrıs’taki Rum Millî Muhafız Ordusu’nu görmezden geliyor. Mevcut askerlere ilave olarak Rum Millî Muhafız Ordusu’na 2016’da 3 bin, 2017’de 4 bin olmak üzere toplam 7 bin sözleşmeli asker alındı. Akıncı, Rum tarafının askeri varlığını sürekli olarak artırmasını eleştiri konusu bile yapmıyor.

Güney Kıbrıs’ta, yapılan EOKA Terör Örgütü’nü anma törenlerine GKRY Lideri Anastasiadis de katılıyor. Törenlerde EOKA terör örgütünün bayrakları dalgalanıyor ve örgüt mensupları EOKA şapkasıyla boy gösteriyor. Akıncı, Güney Kıbrıs’ta halâ çalışmalarına devam eden EOKA terör örgütünü de görmezden geliyor.

Akıncı, EOKA terör örgütünün Türk soydaşlarımıza karşı yaptığı katliamları ne çabuk unuttu. Asker sayısını 650’ye indirerek Türk soydaşlarımızı yine EOKA terör örgütünün eline mi teslim edecek?

Akıncı’ya bir kez daha hatırlatalım. Eğer Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm isteniyorsa Kıbrıs Adil Yerleşim Planı uygulanmalıdır. Çünkü toprak isteme hakkı, savaşı kazanan tarafa aittir. Şehit kanlarıyla sulanmış Kıbrıs topraklarını ve ecdat yadigârı Osmanlı vakıf arazilerini Rum tarafına vermeye kimsenin hakkı yoktur, haddine de değildir!..”

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

May 14

“AHIRA DÖNÜYORUM”

“AHIRA DÖNÜYORUM”

“İran şahlarından biri şiir yazıyormuş ama şiire hiç kabiliyeti yokmuş. Şiirlerini dalkavuklarına okur, onlar da mecburen alkışlarmış.
Bir gün İran’ın ileri gelen şairlerinden Kâni ile karşılaşmış. Şiirlerinden birini okumuş. Kâni’ye nasıl bulduğunu sormuş. Kâni de:
– Çok berbat Şah Hazretleri, çok berbat! Demiş.
Şah öfkeden küplere binmiş:
– Atın şu hayvan herifi ahıra! Buyruğunu vermiş.
Kâni’yi ahıra kapatmışlar. Uzun zaman sonra, bir bayram günü şairin yakınlarından birinin tavassutuyla Kâni’yi affetmiş. Sarayına çağırmış.
Kâni ahırdayken yazdığı şiirleri eline tutuşturduktan sonra şunları söylemiş:
– Kâni! Sen ahırdayken ben şiirlerimi geliştirdim. Şu şiirlerimi oku, bana kanaatini söyle!
Kâni, şiirleri okumuş. Kanaatini şu sözlerle ifade etmiş:
– Şah Hazretleri, ben yine ahıra dönüyorum!.”

May 13

“Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.”

“Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.” Atatürk

Lozan Barış Anlaşması’nın 12’nci maddesi şu ifadelerle sonlanır: Asya sahilinden 3 milden az mesafede bulunan adalar, işbu anlaşmada tersine açıklık bulunmadıkça Türkiye egemenliği altında kalacaklardır. Yani, Türkiye-Yunan ilişkilerinde devamlı bahsi geçen ‘Asya sahilinin 3 mil sınırı içinde’ yer alan 18 ada ve kayalık Lozan Anlaşması’nın 12’nci maddesi ile Türkiye’nin egemenliğine bırakılan yerler.

Peki, Lozan’dan kaynaklanan haklarımızı ne kadar savunabiliyoruz? Hiç… Aksine kaybedilen adalar için Lozan’ı suçluyoruz… Lozan’ı revize etmekten bahsediyoruz… Henüz daha, içte Lozan’ı benimsemiyorken, Yunanistan’ın Lozan’ı tanımasını bekliyoruz…

İşgal altında olan adalarımız için Lozan’ı suçlamak, Lozan’ın da Cumhuriyet tarihinin de bilinmemesinden kaynaklanıyor. 24 Temmuz 1923’te Lozan imzalandıktan yalnızca üç ay sonra Cumhuriyet ilan edildi. Bağımsız varlığımızın uluslararası hukuktaki başlıca argümanı olan Lozan’ı tartışma konusu yapmanın Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Görüyorsunuz ki biz içte bu tartışmalarla meşgul olurken, dışta ‘atı alan adaları geçiyor’ bile.

***

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.Atatürk

May 12

BERLİN’DE HÂKİMLER VAR

BERLİN’DE HÂKİMLER VAR

 

Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında Potsdam’dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve “Bana şuraya bir saray yapın” diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral’ın beğendiği yerde bir değirmen.

​Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.

– Buyrun?
– Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
– Satmıyorum ki ne parası?
– Saçmalama Kral istedi.
– Bana ne! Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki!

​Adamları gelip Kral’a diyorlar ki;

– Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. “Satmıyorum” dedi.
– Çağırın bakalım bana şu adamı.

​Değirmenci gelip, Kral’ın karşısında duruyor. II. Frederick:

– Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
– Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
– Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
– Sen koskoca Kralsın, paran çok. Git Almanya’nın her yerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!

​II. Frederick ayağa kalkıyor;

– Unutma ki ben Kralım!

​Değirmenci bakıyor ve diyor ki;

– Asıl sen unutma ki Berlin’de hakimler var! Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz.

Potsdam’da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yan yana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.

​Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
– Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?

​II. Frederick diyor ki;
-“ADALET HER SABAH bana, SICAK BİR EKMEK kokusuyla gelirdi.”

 

May 11

Adaletiniz bu mu?

Adaletiniz bu mu?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ‘metroyu kendilerine en çok oy veren yerlere götürmesi’yle Hakkari Üniversitesi Rektörü’nün öndeki 28 kişiyi eleyip, peşlerinden gelen oğlunu kadroya almasını birlikte değerlendirelim…

Bunlar münferit olaylar mıdır, yoksa genelin parçaları mı? Bir belediye başkanının bu düşünceyi aklından bile geçirmesi yanlışken, ifade ederken zorlanmaması nasıl bir ‘yönetme kültürü’nün ülkeye hâkim olduğunu gösteriyor… 2014 mahalli seçimlerinden önce de Melih Gökçek “Baktık ki adaletsizlik olmaması lazım. Ortaya bir ölçü koydum. Bakın bakalım hakkaniyetli mi? Kim kalkıp ilçe olarak, yüzde olarak, en fazla bize oy verirse, hizmeti o ilçeden başlatacağım” diyordu ve kimse şaşırmıyordu…

Aynı şekilde Rektör, korkmadan, çekinmeden, “Ne derler acaba?” sorusunu dert etmeden, yüzü kızarmadan, oğlunu 28 kişinin arkasından çekip alıyor, ilk sıraya oturtuyor… Peki neye güveniyor, nereden cesaret alıyor, hangi iklim ona bu yüzü veriyor?

Mağdur edebiyatı ve adaletin geldiği bu son noktayla ilk çıkıştaki iddialar aynı cümlede kullanılabilir mi artık?

***

Durumu ifade eden en güzel özeti iktidarın ‘ekran yıldızlarından’ Mehmet Metiner yapmıştı aslında… Mehmet Metiner’e bir televizyon programında dayısının oğlunun Adıyaman Sincik Millî Eğitim Müdürü olarak nasıl atandığı sorulmuştu…

Ona göre atamaları Vali yapıyordu ama mevzuyu Allah’a bağlamadan da edemiyordu… Şöyle savunmuştu uygulamayı: “Akraba olduğu için atanma olmaz ama şunu da söyleyeyim; biz inançlı insanlarız değil mi; cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ne okunur; ‘akrabalarını koru kolla’ der…”

Sunucu şaşkınlıkla “O zaman sizin yaptığınız bu? Öyle mi oluyor?” deyince Metiner gayret rahat ve sunucuyu da neredeyse ‘münkir’ pozisyonuna sokacak biçimde şu cevabı veriyordu: “Vallahi sen Allah’ın ayetine bile karşı geliyorsan ben sana ne diyeyim…”

 

 

Alıntı: Servet AVCI

May 10

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İyi insan ne demektir?” Sorusuna verilen cevap “İyi insan yalnız kendini düşünerek hareket etmez, aksine bu dünyada yalnız olmadığını düşünür, bunu bir an unutmaz, unutkanlığını telafi etmeye bütün kalbiyle hazırdır. Hayatını, güvenini, çalışma saadetini uzak ve yakın binlerce insanın fedakârlığına, sadakatine, vazife severliğine borçlu olduğunu bilir. Öteki insanlarla kendi arasındaki sıkı bağı koparmamak için her şeyi yapmak zorunda olduğunu sözleriyle, hareketleriyle, düşünceleriyle, duygularıyla, velhasıl bütün varlığıyla hisseder. Biz bu içten hissedişe ‘sorumluluk şuuru’ diyoruz. F. W. Foerster “İyi insan iyi vatandaş” adlı kitabından                                                            

* “Karakter, irade ve özel bir görüş sahibi fertler yetiştirmek”                                                                      

* İnsan yapacağı işlerde karşılaştığı engelleri de sevmelidir. “

* “Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, şanlı yaşatır ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder” Atatürk

* Küçük şeyler deyip geçmemeli, küçük şeyler büyük şeylerin temelidir.

*”Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.”Mustafa Kemal ATATÜRK                                                                                                                                             * Bizim için iyi düşünenlere karşı doğru olmak kolaydır. Asıl mesele düşmanlarımıza karşı da doğru davranmaktır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          * Kahire’de İslâm Üniversitesi’nin kapısında şu sözler yazılıdır: “Kimya önemlidir, Allah daha önemlidir.”

* Meslek tekniğini öğreten enstitülerin kapılarına da “Meslek tekniği önemlidir. Meslek ahlâkı daha da önemlidir” yazılmalıdır.

May 09

Türkiye Cumhuriyeti OHAL ve KHK Devleti kutlu olsun.

Türkiye Cumhuriyeti OHAL ve KHK Devleti kutlu olsun…

 

*  OHAL kapsamında iki yeni KHK ile çeşitli kurumlarda görev yapan 2 bin 766 personel kamudan ihraç edildi.

*  Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar nedeniyle cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanlar, duruşmalara badem kurusu ve gri renginde tulum giyerek getirilecek.

*  Askerlik muafiyeti getirildi. Şehit asker ve polislerin çocukları ve kardeşleri istekli olmadıkça silahaltına alınmayacak, silahaltındakiler istemeleri durumunda terhis edilecek. Örneğin 15 Temmuz şehitlerinin çocukları bu haktan yararlanabilecekler.

*  Yasaya gerek kalmadan önemli bir değişiklik ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı Cumhurbaşkanına bağlandı. Buna göre, müsteşarlık personeli Cumhurbaşkanı onayı ile atanacak, Cumhurbaşkanı bu yetkisini Müsteşara devredebilecek. Savunma Sanayii İcra Komitesi, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanacak.

*  Danıştay’a 16, Yargıtay’a ise 100 yeni üye kadrosu ihdas edildi.

*  Türk Silahlı Kuvvetlerindeki uzman erbaşlara da zati demirbaş silah edinme hakkı sağlandı.

Uzun lafın kısası Meclis’ten geçirilecek yasalar ile yapılacak düzenlemelerden bir kısmı böyle.

Türkiye Cumhuriyeti OHAL ve KHK Devleti kutlu olsun…

 

Kaynak Yeniçağ

May 08

HARCADIN HAYAT

HARCADIN HAYAT

 

Bana kendinden pay kaptırmadın hiç

Bozuk para gibi harcadın hayat

Pek çok güzel şeyi yaptırmadın hiç

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Küçücüktüm beni ırgat eyledin

Ben gayret ettikçe her an payladın

Bana zarar veren hali oyladın

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Her yanımı korlu alevin sardı

Böyle bir hayattan herkes bıkardı

Ne yaptım sana ben, ne suçum vardı?

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Doğruyu güzeli bildirmedin ki…

Çocuk iken bile güldürmedin ki…

Zulümle yaşattın öldürmedin ki…

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Tüm itirazıma bir ömür sustun

Bana düşman mısın, nedir bu kastın?

Cellat mısın? Neyim varsa hep astın?

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Leş kargalarını bülbül eyledin

Eşeği, katırı düldül eyledin

Çaltı dikeninden ödül eyledin

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Hiç fırsat vermedin şu kesem dolsun

Gülmedin yüzüme bir kere olsun

Soldurdun ömrümü senin de solsun

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

İhtiyarlık olup üstüme çöktün

O zümrüt karası saçımı döktün

İnci dişlerimi haince söktün

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Her şeyi en doğru yapmaktı işim

Hayat geç de olsa seni bilmişim

Şaşırtmaz kimseyi sessiz gidişim

Bozuk para gibi harcadın hayat

 

Kenan ŞAHBAZ

May 07

“Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy”

“Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy”

 

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, “Türkiye’de seçilmiş bir hükümetin silahlar yoluyla zorla devrilmesine yönelik girişimi örgütleyen tehlikeli bir ağ olduğunu söyleyebilirim. Genelkurmayın, polisin, adaletin en yüksek kademelerine kadar nüfuz etmeyi başarmış ve tüm dünyanın gördüğü o girişimi yapmaya başarmış bir ağ söz konusu.” dedi.

***

“Ağ” denilince, Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy” adlı kitabını hatırlatmamak olmaz!

O kitapta, Yıldırım, kurulan ağ sayesinde 21 adımda bir ülkenin nasıl ele geçirildiğini anlatmıştı.

* Önce para piyasaları uluslararası tefecilere açılıyor, ekonomik bunalımlar hazırlanıyor, devlet şirketleri, kapatılmak üzere satılıyor, bankalar yabancı şirketlerin egemenliğine geçiyor, yerel sanayicilerle doğrudan temasa geçilerek devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanıyor, iş adamları yeniden örgütleniyor,

* Yerinden yönetim talepleri destekleniyor, su-elektrik gibi kentsel işletmeler ve belediye hizmetleri, yabancılara devrediliyor. Ulusal sanayinin yıkılması için bütün yollar kullanılıyor, kamuoyu oluşturan kanaat önderleri, paralı konferanslara davet edilerek etkisizleştiriliyor. Uzaktan kumandalı insan hakları örgütleri kuruluyor, bilimsel ve toplumsal çerçeveli konferanslar, vakıf ve “think tank” dernekleri üzerinden besleniyor,

* Mevcut sendikalara, siyasi partilere eğitimci, danışman kadrolarıyla sızılıyor, medya ele geçiriliyor veya yeni medya araçları kuruluyor, casuslar yerine muhabirler kullanılıyor.

* Kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumları ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumlar yıpratılıyor, yeni kimlikli topluluklar yaratılıyor

* “Yerel tarih”, “yerel kültür” araştırması adı altında etnik kışkırtıcılık yapılıyor. “Çok kültürlülük” propagandasıyla toplumsal ortak kültür temelleri yıkılıyor. Millî günler silikleştiriliyor, din kültürü, “medeniyetler/dinlerarası diyalog” programlarıyla, Batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritiliyor, ulusal egemenliğin karşısında dini cephe oluşturuluyor.

* Liderlik programlarıyla, güdümlü yenidünya düzenine tapınan ultra-liberal önderler yetiştiriliyor, ulusal ordu zayıflatılıyor, ulusal sınırlar gevşetiliyor, ordu yönetimleri günlük siyasete çekiliyor ve “seçim darbesi”yle egemen devlet, ele geçiriliyor.

* Merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenleniyor. Bu sürecin hızlandırılması için etnik çatışmalar düzenleniyor, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimlikler kemikleştiriliyor.

Artık o devlet ele geçirilmeye hazırdır.

 

Alıntı Yeniçağ: Arslan Bulut

Eski yazılar «