Kas 22

Yunan, obüslerle Çanakkale’yi hedef yaptı!..

Yunan, obüslerle Çanakkale’yi hedef yaptı!..

 

Küstah Yunan’ın son icraatı Türkiye açısından nasıl bir tehdit içeriyor?..

Soruya, Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım cevap verdi:

“Bozbaba Adası’ndaki topçu bataryası, Limni Adası’ndaki 88. Askeri Komutanlığa bağlı olarak görev yapıyor. Gayriaskeri statüde olan Limni Adası’nda da bir Mekanize Tugay, bir deniz üssü ve hava radar mevzileri mevcut. Bozbaba Adası’ndaki topçu bataryasının kuruluşunda 4 adet 105 mm.lik çekili obüs var. Menzili 14-19,5 km. olan, dik mermi yollu obüsler Ege Denizi’nde seyir halinde olan Türk devlet gemileri ve Türk ticaret gemileri için potansiyel tehdit oluşturuyor.”

Uluslararası anlaşmaları yok sayan, sürekli Türkiye’ye küstahça tehditler yönelten, hakaretler eden Yunan’a bugüne kadar yapılmayan aslında  gösterilmesi gereken tepkinin bir kez daha altını çizdi Ümit Yalım;

Gayriaskeri statüde olan adalardaki askeri faaliyetlerin başta Yunanistan olmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, NATO ve Avrupa Birliği nezdinde diplomatik nota ile protesto edilmesi gerekir. Ancak Yunanistan gayriaskeri statüdeki adalarda sürekli olarak tatbikat ve atış yaparken Erdoğan ve AKP Hükümetinin sesi soluğu çıkmıyor. Konunun muhataplarına müzik notası bile verilmiyor.

Yunanistan, Lozan ve Paris antlaşmalarını ihlal edip Türkiye’ye meydan okurken, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını işgal altında bulundururken, 31 Mayıs 2017 tarihli MGK basın açıklamasında Yunanistan ile ilgili bir kelime bile yok. Bu da Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin Ege Denizi’ni Yunan askerine terk ettiğinin somut bir göstergesidir.

Çizmeyi iyice aşan, had hudut bilmeyen Yunan’a, Türkiye ve Türklüğü ağır hakaretler ve galiz küfürler eden Yunan Bakanlara, Dışişleri muhteremleri neden tek satır cevap veremiyor? Acaba bugünlerde çok mu sıkıntıdalar?.. Bir türlü çıkamayan yaz kararnameleri nedeniyle iç hararetleri, kazanı patlama noktasına mı getirdi?.. İşin bir boyutunda, Yunanistan’a sığınan hain darbeciler ile ilgili bir takım şeyler mi var?.. Kim ve kimler neden kim tarafından soruşturuluyor acaba?..

 

Ahmet TAKAN

Kas 21

“Benim ülkemi nasıl bir gelecek bekliyor?”

“Benim ülkemi nasıl bir gelecek bekliyor?”

 

“Bir Arap hükümdar, Otrar’da doğan Farâbî’ye, ‘Benim ülkemi nasıl bir gelecek bekliyor?’ diye sormuş… Fârabî, bu soruya cevap verebilmesi için hükümdarın bir davet vermesini istemiş ve ‘Size en yakın olanları tahta yakın oturtun. Oturma düzenini size yakınlık derecesine göre sağlayın. Saygınızdan nasibi az olanları en sona bırakın’ demiş… Hükümdar, birinci sıraya muhteşem giysileriyle en zenginleri, yâni tüccarları, sonra sırasıyla akrabalarını, mevki sahiplerini, hâkimleri, saray görevlilerini yerleştirmiş. Kapıya yakın yerde birkaç tedirgin adam varmış. Diğerlerinin onlara tahammül edemediği de açıkça belliymiş… ‘Kim bu insanlar?’ demiş bilge… Hükümdar, ‘Yazar, şair takımı’ demiş, ‘Kendilerini neredeyse benden akıllı sanıyorlar…'”

***

Bunun üzerine Farâbî, dâvetin sonunda, yalnız kaldıklarında cevabını vereceğini söylemiş ve herkes çekildikten sonra başlamış söze:

-Düşündünüz mü hiç,

 Neden yıkıldı,

 O kocaman Türk hanlığı?

 Asıl sebebi şudur:

 Kalabalık ordularıyla

Düşmanı yendiği halde

Yüksek kültürüyle

Durduramadı…

Önemli makamlara

Bezirganları getirdiniz;

Milletin kaderini

Ellerine verdiniz.

Bezirgan yüksek fiyat verene

Satar herkesi, her şeyini…  

Bir ülke eğer geliştirmezse

Manevi değerlerini

Zamanla kölesi olur

İstemese de, Manen güçlünün…

Maneviyatsız millet Tavuk gibidir,

Uçamaz yükseklerde!..

Ama acımasız zaman,

Korkunç balyoz vuruşunu,

Mutlaka indirecektir

Başınıza, korunun!”

Kas 20

Soyu olmayan tek milliyetçilik türü!

Soyu olmayan tek milliyetçilik türü!

Cumhurbaşkanı Erdoğan eski söylemleriyle paralel ve son derece tutarlı bir biçimde, milliyetçiliğin tarifini yapıyor: “Tek millet demek milliyetçilikse, biz milliyetçiyiz. Tek bayrak demek, bayrağı sevmek milliyetçilikse, biz milliyetçiyiz. Tek vatan demek, vatanını sevmek milliyetçilikse, biz milliyetçiyiz. Tek devlet demek, devletin birlik ve bütünlüğünü korumak milliyetçilikse, biz milliyetçiyiz. Bizim milliyetçiliğimiz budur arkadaşlar…”

Bu milliyetçilik türü, literatüre göre istisna!.. İçinde milliyetçiliği yapılan ismi geçmeyen ve bilinmeyen tek tür!..

Burada herhangi bir zikzak var mı? Elbette hayır… Erdoğan, bu konuda dün ne diyorsa bugün de aynısını söylüyor: “Etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçiliği tanımıyoruz, karşıyız…”

Oluşabilecek kafa karışıklığını gidermek de Başbakan Binali Yıldırım’a düşüyor… O da “Biz Türk milliyetçiliğine kaymadık” açıklaması getiriyor…

Alıntı:  Servet AVCI

Kas 19

Altın Sözler

Altın Sözler

 

* “Ey hâkim, memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.” Yusuf Has Hacip                                                                                                                                                                              

* “Okunacak en büyük kitap, insandır.” Hacı Bektaş-ı Veli                                                                                                                  

* “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir.” Mustafa Kemal Atatürk                                                                                    

* “Devletleri yıkan tüm hatanın altında, nice gururun gafleti yatar” Yavuz Sultan Selim                                             

* “Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor!” Abdülhamit Han                                                                                                       

“Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz… Ama bütün insanları, her zaman kandıramazsınız..” Abraham  Lincoln                                                                                                                                                                                                                                                                    *  “Bir insanın zekâsı, verdiği cevaplardan değil, soracağı sorulardan anlaşılır.” Albert Einstein                                                                                    

* “En büyük düşman en son bakacağın yere saklanır.” Sezar

*  “Nezaket erdemin kökeni; sadakat erdemin ilkesi; basiret ise erdemin şartıdır”                                                             

* “Şu hayatta gülmemi isteyen tek kişi fotoğrafçıydı.. O da parasını peşin istedi…”                                                                                             

Kas 18

Türk Budunu, Ebediyen Hükümran Olacaktır!

Türk Budunu, Ebediyen Hükümran Olacaktır!

 

Cepheden cepheye koşan, şehit olan, gazi olan çocuklarımızın apoletlerine takmışlar kafayı… Operasyon sırasında kollarına iliştirdikleri Göktürkçe harfleriyle yazılı “Türk” kelimesini ve diğer detayları yasaklamak istiyorlar.

Unutulan şu ki; ruhundan millet aşkını aldığınız, emperyalistlerin istediği şekilde biçimlendirdiğiniz silahlı güçler hiçbir zaman en önde koşmaz, koşamaz…

***

Ankara’da, İstanbul’da hastanelere Arapça tabelalar asan,

Arapça tabela kullanılmasının önündeki yasal engelleri kaldırmak için yönetmelik hazırlayan,

PKK’nın talepleri doğrultusunda asırlık Türk şehirlerin isimlerini Kürtçeleştiren,

“Ne Mutlu Türküm diyene” yazılarını dağlardan, şehir girişlerinden silen,

Türk yurtlarını peşmergeye terk eden,

Sözde bayrakları havalimanlarında sallandıranlar…

Mehmetçik’in kolundaki Göktürkçe’den rahatsız olmuşlar. “Yazıklar olsun” demeyeceğim. Çünkü bu bir üzüntü ve şaşırma ifadesidir. Türk’e düşman olanlara “yazıklar olsun, neden böyle yaptın” denilmez, çünkü görevlerini ifa ediyorlar!

Ne yaparsanız yapın ne yasaklar koyarsanız koyun;

Türk Budunu, Ebediyen Hükümran Olacaktır!

 

Alıntı:  Batuhan ÇOLAK

Kas 17

İmdat Eyle Yar!

İmdat Eyle Yar!

 

Şu bülbül gönlümün figanı sensin

Kanayan yüreğin hicranı sensin

Bu kahreden aşkın irfanı sensin

Gel de şu ömrümü Cennet eyle yar!

 

Adanır yürekler aşkın hasına

Çekilir sevdalar can pahasına

Bir sefer eyleyip aşk deryasına

Gel de şu gönlüme hicret eyle yar!

 

Bulamadım hiçbir gülde kokunu

Sapladın kalbime aşkın okunu

Sildim, yok eyledim, gömdüm yokunu

Gel de şu sevgime kudret eyle yar!

 

Huzura sevince gönül daldır, gel,

Haydi, sensizliğe sende saldır, gel,

Sevgi kalesinde bayrak kaldır, gel

Gel de şu aşkımı devlet eyle yar!

 

Kibir engelini aşsın gönlümüz

Şüphesiz aşk ile coşsun gönlümüz

Zevkle zaferlere koşsun gönlümüz

Gel de şu yüreğe nusret eyle yar!

 

Sende sen olayım, sen bende ben ol

Gel gönül Kâbe’me zemzem olup dol

Sırata dönmesin aşka giden yol

Gel de şu garibe himmet eyle yar

 

Sevgide hamaset, inat olmasın

Ver ki can suyunu bu aşk solmasın

Bir an önce gel ki vade dolmasın

Gel de şu haneme avdet eyle yar!

 

Açsın gülistanda gönlümün gülü

Gül için şakısın aşkın bülbülü

Alev alev yansın bu aşkın külü

Gel de şu dünyama vahdet eyle yar!

 

Artık engelleri aştırsın aşkın

Ruhumu zirveye koştursun aşkın

Virane gönlümü coştursun aşkın

Gel de şu halime imdat eyle yar!

 

Kenan ŞAHBAZ

Kas 16

Yavuz Irkçılar Türkçülüğü bastırıyor!

Yavuz Irkçılar Türkçülüğü bastırıyor!

 

Varlığı, fetihler ve dolayısıyla başka kavimlerle temasla geçen Türk milletinin başka toplulukları izole edeceği ‘getto’ları hiç olmadı… Zamanında o küçük sömürgeci Belçika’ya verilen Ruanda’daki gibi ırmaklarımızdan insan ölüleri akmadı…

Başka devletlerin kimlik bile vermediği, insan yerine koymadığı kavimlere biz ‘Paşa’lıklar verdik… Kılıcımızın en keskin olduğu zamanda dahi ‘adalet’ten ayrılmadık… Hiç gaz odalarımız olmadı; ‘saf ırk yaratacağız’ diye insanların gözlerine şırıngayla ilaç vererek, onları mavi gözlü yapmaya çalışan Doktor Mengelelerimiz de…

‘Neslin sağlıklı devamı’ için hasta, sakat ve zayıfların öldürülmesi gerektiğini savunan filozof ve bilim adamları yetiştirmedik, Batılılar gibi… Amerika kıtasını ‘keşfettikten’ sonra yaptıkları katliamları ‘onların insan bile sayılamayacak kadar ilkel’ oldukları gerekçesine sığdıracak çapta aşağılık tecrübemiz hiç olmadı…

Azteklerin, Mayaların, İnkaların mirası nerede? Kızılderililere ne oldu? Brezilya haricinde, Meksika’dan Arjantin’in güney ucunu kadar Orta ve Güney Amerika neden İspanyolca konuşur? Bu dilin fonetik yapısına bayıldıkları için mi? Ya da 190 milyonluk koca Brezilya, neden eskinin namlı sömürgecilerinden 10 milyonluk Portekiz’in dilini konuşur?

Fatih Sultan Mehmet bütün Haçlı tarihi boyunca eşine rastlanamayacak Bosna Kanunnâmesi’ni çıkardığı devirde, Batı’nın sömürgecilik ve ırkçılık ruhu pusuda baş kaldırmayı bekliyordu… Biz ise nizam-ı âlem derdindeydik… Önceliğimiz her şart altında ‘adalet’ti…

Aman dileyene hiç vurmadık, yardım isteyen bütün mazlumlara elimizi uzattık… Bazen de “Yarın canımıza batar mı, batmaz mı?” diye hesaplamadan ‘kıymık’ları kucağımızda taşıdık… Öyle komplekssiz ve rahattık ki, fethettiğimiz şehirlerin isimlerini bile değiştirmedik… Cami, köprü, kervansaray yaptık ama kale yapma ihtiyacı pek hissetmedik…

En acımasız, en vahşi saldırı altındayken bile ‘biz’ kalmayı becerdik… Çanakkale’de düşmanımıza su verirken, savaşta esirlere ve sivillere nasıl davranılacağını kurallara bağlayan Cenevre Sözleşmesi’nin imzalanmasına daha 35 yıl vardı…

Önceki yüzyılın başında coğrafyasının her tarafında yangınlar çıkarılırken, o yangınları bir mezalime çeviren etnik unsurların İstanbul’daki soydaşlarından intikam almayı aklımızdan bile geçirmedik, ne Ermeni’den, ne Bulgar’dan, ne Rum’dan…

Sefarad Yahudilerine İspanya dar edilirken de biz vardık el uzatan, 1991 Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin’den kaçan Kürtleri topraklarında misafir edip, ekmek paylaşırken de… Şu çağda bile Güney Asyalı veya Afrikalı kaçak mültecileri topraklarına ayak basmadan imha etmek için Adriyatik’te veya Ege’de kurşunlayanlara hiç benzemedik…

Türklerin hâkimiyeti altındaki topraklar, tarih boyunca zulüm altında kalan ve kırılmakta olan kavimlere sadece ‘misafirhane’ değil, ‘yurt’ oldu; Çarlık Rusyasının kırımından kurtulmak için Kafkaslar’dan göçmek zorunda kalanlar gibi… Geleni ayırmadık, ötelemedik, paylaştık, yoldaş olduk, kardeş olduk…

‘Ahali eğlensin’ diye maymunlarla aynı kafeste gezdirilen Pigmelerimiz de, Aborjinlerimiz de olmadı… ‘Zenci’ kelimesinin Türkçe karşılığı hiç türetilmedi… İngiltere’den Bulgaristan’a kadar yayılan taraftar ırkçılığı bizim sahalarımızda hiç görülmedi, küfrün her türlüsü akla gelirken bile kimseye siyah olduğu için hakaret edilmedi, maymun sesi çıkarılmadı, futbol sahalarına muz kabuğu atılmadı…

Atılamazdı, çünkü tarihimizde, siyahların su içeceği ayrı musluklar yoktu, sonra eşitlik sağlıyoruz diye, siyah bir öğrenciyi üniversiteye kabul edip, sandalyesi sınıfın dışına konularak ders dinleme hakkı verilen Oklahoma örnekleri hiç yaşanmadı…

‘Irkçılık’ ve ‘sömürgecilik’ ancak güçlüyken hayata geçirilebilen kavramlar… Biz en güçlü zamanımızda bile bu kavramlardan uzak durduk, ‘hak ve adalet’i esas aldık… Tarihin gördüğü en kanlı iki savaşı topraklarında başlatanların ideolojisidir, ırkçılık ve sömürgecilik… Ama kaderin garip tecellisi şimdi siyasî lejyonerler tarafından hesaba çekiliyoruz,  “Irkçılık yapmayın” diye…

Türk ve Türkçe olan her şeye karşı ‘yavuz ırkçı’nın ev sahibini bastırma pişkinliği bu… Veya olsa olsa hayalî ırkçılığa karşı adı konulmamış ‘kontr-ırkçılık’… Bu yazı Türk milliyetçiliğini ‘bölücülük’ olarak gören o kafalara karşı az gecikmiş bir tekrar olsun…

 

Alıntı: Servet AVCI

 

Kas 15

“Benden sonra böyük yumurtlayan gelir inşallah!”

“Benden sonra böyük yumurtlayan gelir inşallah!”

İttihat Terakki’nin ünlü simalarından “Küçük Kâzım” lakaplı Kâzım Yurdalan. Erzurumlu Kazanasmaz ailesinden. Asker, komitacı ve inkılapçı, mezar taşında şu sözü yazılı:  “İnkılapçının maddi varlığı, içinde yattığı toprak olmalıdır.”

Küçük Kâzım’a “Yurdalan” soyadı 1920 yılında Kars’ı alan ordumuzun ilk birliklerinden birinin başında olmasından dolayıdır. Kars alındıktan sonra, askerlikten ayrılmış, bu şehirde ticaretle uğraşmıştır 5-6 yıl. Geçinmiştir ama maddi varlığı hiç olamamıştır, ömrünün son dönemlerinde, bir süre başkanlığını da yaptığı Erzurum Belediyesince yardım bile yapılmıştır ona.

İnönü devrinde Belediye başkanlığı yapıyor Yurdalan. Çarşı pazar denetimlerini hep kendisi yapar, halkın durumunu gözlermiş. Bu denetimler sırasında bir gün, bir kadın, satılan yumurtaları küçük, fiyatlarını pahalı bulur ve tepki gösterir:

“-Ocağın bata Belediye Reisi! Bunculah yumurta 5 guruş.”

Yurdalan alır tezgâhtan bir yumurta, çömelir, yumurtayı altına tutar, doğrulur, kadına uzatır yumurtayı, “küçük” lakabını ve boyunun kısalığını ima ederek şöyle der:

“-Bacım, bunculah herif, bunculah yumurtlar, benden sonra böyük yumurtlayan gelir inşallah!”

Alıntı:  Cazim GÜRBÜZ

Kas 14

Türk ol!

Türk ol!

 

Dil bir insanın kimliğini kişiliğini ve bir ırka aidiyetinin işaretidir. Bu nedenle her şeyden önce ana dilimize saygı göstermeli ve onu korumalı, yaşatmalıyız. Dilimiz yaşadığı sürece biz de bir halk, bir millet olduğumuzu hissederiz Oğuz Kağan’dan bu güne atalarımızın dili Türkçe yok olursa millet tükenir yok olur.

Öncelikle milli edebiyatımız ve kültürümüz sınırsız ölçüde gelişmeli ve dünya çapında önem kazanmalıdır.

Ülkemizdeki eğitimli kesim halkın okumamış kısmının manevi ve fiziki açıdan gelişmesi konusuna az da olsa ilgi göstermektedir. Ancak bu yeterli değildir. Etraflarında görülen yönetici konumundaki kişiler arasında halkın fakirliğinden etkilenen ve bunu dert edinen birini gösterebilir misiniz? Üniversitelerde çalışan şahısların hangisi köylümüzün eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesi konusunda kafa yormak ve bu alanda bir şeyler yapmak gayreti içerisindedir? Hele vatanının çıkarları ile maaş, madalya, rütbe, makam ve diğer şeyler arasında seçim yapmak durumunda kalınca vicdan kavramını unutan sayısız insanları saymaya gerek var mı?

Halkın geleceğinden kaygı duymayan başka ırkların temsilcileri gibi çalışandan vatansever olamaz. Türkiye zorla zorlamakla hiç bir şey elde edemeyecektir. Türkiye’nin başka devletlerin baskısından taklitçi sanayiden kurtulması, Atatürk’ün dediği “muasır medeniyete” ulaşması ve kurtuluşu millî bir eğitimle olacaktır.

Ey Türk insanı her ne yapıyorsan yap, ancak aşk ile yap, şevk ile yap yüzyıl ileriyi düşünerek yap. Sana emanet edilen değerleri şahlandırmak isteğiyle yaşa. Aldığın emaneti mutlaka zararsız bir şekilde daha güzel olarak gelecek nesillere ilet ki senden bahtiyar kimse olmasın…

Sen Orta Asya’da Oğuz Kağan ol, sen Malazgirt de Alparslan ol, sen Söğüt de Osman ol, sen İstanbul’u fetheden, çağ açıp çağ kapatan Fatih ol, sen Türk milletini tarihten silmek isteyen düşmanlara karşı milli bir diren gösteren Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk ol. Eğer bunlar olamam diyorsan gel zaferlerini altın harflerle işleyen Mehmetçik ol.

TÜRK ol!

Kas 13

Beypazarlı Genç

Beypazarlı Genç

 

Beypazarlı genç, beş vakit namaz kıldırmanın dışında, köylüyle iç içe yaşamaya başlar, kendini çok sevdirir. Gitar çalmayı bildiği için çocuklara gitar dersleri vermeye başlar, gençlerle top oynar. Köyün gözbebeği olur.

Maaşının çok azını harcar, geri kalanıyla gençlerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Bir önceki imam

Zamanında, imamın yakınından geçmeyen gençler, bu çocukla büyük bir dostluk ilişkisine girerler. Akşamları altı liseli gence üniversiteye hazırlık için kimya, fizik, matematik dersleri verir.

Çocukları Mardin’deki, Urfa’daki tarihi ve dini mekânlara gezmeye götürür. Oraları hayatlarında görmemiş olan çocuklar çok sevinirler.

Bir düğün gecesi köyün erkeklerine namaz kıldırırken, köyü basan adamlar onlarca insanı Kalaşnikoflarla tarar ve herkesi öldürürler. Genç Kazım da oracıkta ölür. Mardin’deki Bilge Köyü katliamı!

 

Katliam sonrası köylülerle yapılan soruşturma sırasında ortaya çıkar bu çocuğun köylüde yarattığı değişim. Köyün sakat köpeği Dolly’i sahiplenip bakmış, tüm gençlere hayvan sevgisini aşılamış Kazım’ın bir tarikatla, cemaatle de ilişkisi yok.

Anadan babadan işini iyi yapmayı, girişimci olmayı öğrenmiş. Geçtiğimiz ay 16 öğrencisi köyden kalkıp, başlarında köyün yaşlısı Osman Çelebi, Beypazarı’na Kazım Ozan’ın mezarının başına geldiler. Hüngür hüngür ağladılar. Onlarla anlaşabilmek için Kürtçe öğrenen Kazım Ağabeylerine dua ettiler.

İmam olacaksanız böyle imam olun!

Eski yazılar «