Kas 19

TEPKİMİZ BU MU? “YOK HÜKMÜNDEDİR”

TEPKİMİZ BU MU? “YOK HÜKMÜNDEDİR”

 

Biz, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlarken, ABD Temsilciler Meclisi’nde Türkiye aleyhine iki karar alındı:

  1. Türkiye’ye yaptırımlar ve Erdoğan’ın mal varlıklarının araştırılmasını öngören karar.
  2. Ermeni soykırımı iddialarının resmen kabulüne dair karar.

Kararları, Twitter üzerinden ilk değerlendiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu ve şöyle dedi: “Tarihi siyasete alet edenlerin bu utanç verici kararı; hükümetimizin ve halkımızın gözünde yok hükmündedir.”

Ardından Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de bu kararlar için “yok hükmündedir” ifadesini kullandı.

Peki, ne demek bu “yok hükmündedir”?

Aslında bu “yok hükmünde açıklamaları”, ilk defa şahit olduğumuz tepkiler değil.

Zaman zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da “yok hükmünde” bulduğumuz oldu.

Sonra ne oldu peki?

Paşa paşa tazminatlarımızı ödedik.

Çünkü “yok hükmünde bulduğunu açıklamak”, yaptırımların önünü kesebilecek bir tepki değil.

Söz konusu, Ermeni meselesine dair bu karar da tazminat davalarına zemin oluşturursa, Türkiye’yi sıkıntıya düşürür. Bu bir gerçek.

Malumunuz, Ermeni soykırımı iddialarının kabulü meselesi yeni ortaya çıkan bir durum değil. Uruguay‘la başlayan, devamında Rusya, Yunanistan, İtalya, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, İsviçre, Avusturya, Kanada, Slovakya, Litvanya, Lübnan, hatta Venezuella, Şili, Arjantin, Brezilya, Paraguay‘la devam eden, yerel meclislerde birbiri ardına yapılan kabuller var bu iddiaya dair.

ABD’de de sık sık gündeme getirilir ancak “Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması” sözleşmesinin 1948 yılında kabul edilmesi nedeniyle 1915’te yaşanan hadiselerin bu kapsama giremeyeceği gerekçesiyle, tasarı oylama aşamasına geçemez ve ancak bildirge yayınlanarak görüşmeler sonlandırılırdı.

Peki, ne oldu da şimdi böyle bir karar çıktı?

Yeni deliller mi bulundu?

Hayır. Türkiye, Barış Pınarı Operasyonu nedeniyle cezalandırılmak istendi.

Şimdi biz, tehcir sırasında yaşanan olayları soykırım olarak nitelendiren ancak Ermeni terör örgütü ASALA’nın eylemlerini görmezden gelen, tarihi soykırımlarla, sömürgelerle dolup taşan, Kızılderililerin soyunu kurutan, bu ikiyüzlülerin -hadlerineymiş gibi- Türkiye’yi cezalandırmak için aldıkları kararlar için yalnızca “yok hükmündedir” demekle mi yetineceğiz?

İç politikada sarf edilen, hukuken ve siyaseten hiçbir anlam ifade etmeyen bu laf mı bizim tek tepkimiz?

 

Alıntı: Fatma Çelik

 

Kas 18

ADEM’İN YARATILIŞI (1)

ADEM’İN YARATILIŞI  (1)

 

Hacı Bektaş Veli’nin yazdığı söylenilen (onun olmadığı yönünde de iddialar var) “Makalat” adlı kitapta Adem’in yaratıldığı 60 çeşit toprak ayrıntılanarak sayılıyor :

 

“Adem’in vücudunu Medine toprağından yarattı.

Başını Beytü’l Makdis (Kudüs) toprağından,

Yüzünü Kabe toprağından,

Kulağını Tûr-ı Sina (Hz. Musa’nın Allah’ın tecellisi ile karşılaştığı ve konuştuğu, Sina yarımadasında bulunan dağ) toprağından,

Ağzını Medine‘nin doğu toprağından,

Burnunu Dımaşık (Şam) toprağından,

Dudaklarını Berberiyye (Kuzey Afrika) toprağından,

Sakalını cennet toprağından,

Dilini Buhara toprağından,

Dİşlerini Harezm toprağından,

Boynunu Çin toprağından,

Kollarını Yemen toprağından,

Sağ elini Mısır toprağından,

Sol elini Fars toprağından,

Tırnaklarını Hıtay toprağından,

Parmaklarını Sistan toprağından,

Göğsünü Irak toprağından,

Karnını Huzistan toprağından,

Sırtını Hemedan toprağından,

Cinsel organını Hindistan toprağından,

Hayalarını Bizans toprağından,

Oyluklarını Türkistan toprağından,

Dizlerini Kırım toprağından,

Dirseklerini Antalya toprağından,

Topuklarını Rum toprağından,

Ayaklarını Frengistan topraklarından yarattı.” 

 

Görüldüğü gibi Adem’in önemli organları Arap ve Yahudi topraklarından, sakalı cennetten (nedense), geriye kalanlar da şurdan burdan… Amerika toprağı yok, Afrika’nın kuzeyi dışında kalan bölümü yok. Avustralya, Yeni Zelanda ve İskandinavya yok…

 

Sizce de komik, saçma, uydurma ve cahilce değil mi?…

 

 

 

Alıntı

Kas 17

“ATATÜRK DELİ DEĞİL, ZIRDELİNİN TEKİYMİŞ!”

“ATATÜRK DELİ DEĞİL, ZIRDELİNİN TEKİYMİŞ!”

Satılmış- şerefsiz- hain ve alçak ”Mütareke Basınının” önde gidenlerinden olan İngiliz hayranı ve uşağı Refi Cevat Ulunay’ın, Mustafa Kemal Atatürk’le yaptığı ibret dolu konuşma;

Gazeteci Refi Cevat Ulunay, Mustafa Kemal Paşayı Şişli’de ki evinde ziyaret eder. Çanakkale Savaşları üzerine birçok sorular sorar, Mustafa Kemâl Paşanın verdiği cevapları not eder ve ayrılmak üzere ayağa kalktığı zaman, Mustafa Kemal, Ulunay’a “Bir gazeteci olarak, vatan, içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır diye bir sual sormanızı isterdim lâkin bu konuda tek bir sorunuz dâhi olmadı” der.

Refi Cevat Ulunay şöyle cevap verir:
“Ben bu vatanın kurtarılmasını mümkün görmediğimden size böyle gereksiz bir sual sormayı hiç düşünmedim. Hem vatan, neyle, hangi askerle, hangi silâhla, hangi parayla kurtulacak? Maalesef paşam, vatan kupkuru bir çölden farksız oldu. Affınıza sığınarak arz edeyim ki, artık bu kupkuru çölde hiçbir hayat belirtisi olmadığı gibi, vatanın kurtulacağına inanmak da fazlaca saflık olur”

Mustafa Kemal Paşa aniden hiddetlenir, kaşlarını çatarak der ki:
Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli bir hayat vardır.
O, millettir.
O, milletin adı Türk milletidir.
Türk milleti 9 bin yıldır çöl dediğin bu vatanın sahidir.
Eksik olan şey teşkilattır.
Bu teşkilat organize edilebilirse, vatan da, millet de kurtulur.
Bunu böyle bilesiniz Refi Cevat Beyefendi!
Senin gibi düşünenlere de şu an size söylediklerimi söyle!

İngiliz hayranı Refi Cevat Ulunay, matbaaya dönünce arkadaşları ona, ‘’Mustafa Kemâl Paşayla neler konuştunuz anlat bakalım” derler.

İngiliz uşağı Refi Cevat anlatır:
“Şu sıralar Anadolu’ya geçilip, milli direniş harekete geçirilirse, Fransız’ı da, İngiliz’i de, İtalyan’ı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş diyor Mustafa Kemâl. Bu Mustafa Kemâl denen adam deli değil, zır delinin biriymiş meğer!” 

 

Alıntı. O. Kılıçoğlu

Kas 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Her şeye benzeyen bir şeye benzemez.” Türk atasözü

* “Bir çağı harekete geçiren ilkeler değil, kişiliklerdir.” Oscar Wilde

* “Umut, karanlıkta ellerini açan inançtır.”   George Lies

* “Aile, Doğa’nın başyapıtlarından biridir.” George Santayana

* “Kazancından ve borcundan yeme.” Abdülkadir Geylani

* “Çocukluğu olmayanın, gençliği de olmaz.” Nurullah Ataç

* “Manzaranın güzelliği, hüznünde yatar.” Ahmed Haşim

* “Yararsız yasalar, gerekli yasaları zayıflatır.” Montesquieu

* “Her şey yorumlamaya tabidir. Hangi yorumun zaman içinde yaygınlık kazanacağı doğruluğuna değil, gücüne bağlıdır.” Friedrich Wilhelm Nietzsche

* “Hastane sahibi Sağlık Bakanının hastanelerini, Sağlık Bakanlığının, otel sahibi Turizm Bakanının otellerini, Turizm Bakanlığının, okul

sahibi Eğitim Bakanının okullarını, Eğitim Bakanlığının denetlediği şaka gibi ülke… Hatta şaka ötesi…” Cem Toker

Kas 15

BÜYÜK ŞEYTAN ABD’NİN ŞEYTANÎ PLANI

BÜYÜK ŞEYTAN ABD’NİN ŞEYTANÎ PLANI

IŞİD kimin denetiminde?

‘Barış Pınarı Harekâtı’ndan dört gün önce, 5 Ekim’de ABD Senatosu’nda komite toplantısı vardı.

Montana Senatörü Steve Daines, Michigan Senatörü Gary Peters, Kentucky Senatörü Mitch McConnel, Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren, New York Senatörü Charles E. Schumer gibi isimlerin yer aldığı komite toplantı halinde.

İstihbarat Suriye-Irak Masası Şefi Albay Myles Caggins, Hava Kuvvetlerinden Albay Patrick Ryder ve PYD/PKK’yı gizlemek için Suriye Demokratik Güçleri SDG’yi kuran General Raymond Thomas’a sorular yöneltiyorlar.

 400 dolar maaş

Senatör McConnel: “Müttefikimiz YPG’nin savaşçı sayısı ve verdiğimiz maaşlar hakkındaki doğru bilgiler nedir?

General Thomas: “15 binini çok iyi eğitip donattığımız, 38 bin YPG savaşçısı var. Kişi başına 400 dolar maaş veriyoruz. Ama örgüt, savaşçıların maaşının 200 dolarına el koyuyor. Ayrıca örgüte, Suudi Arabistan’a ulaştırılan Suriye petrolünden bir miktar muhafızlık payı da ödüyoruz.”

Senatör Schumer: “Suriye’nin kuzeyinde operasyona hazırlanan Türk Ordusu karşısında YPG’li savaşçıların şansı nedir?”

Albay Caggins: “Arkalarından çekilirsek, şansları sıfır. Türklerin baskısına dayanamayıp Başkan Trump’ın da onay verdiği güvenli bölgeden çıkmak zorunda kalabiliriz. Bu durumda planımız, YPG’yi fazla kayıp vermeden daha güneye kaydırmak.”

Asıl amaçları

Senatör Schumer: “Bir süre daha kalmalarını sağlayarak, Türklere olabildiğince zarar vermelerini sağlamak varken, YPG’yi bir bütün olarak daha güneye kaydırıp orada tutmanın anlamı nedir? Irak’tan sonra Suriye’de de Kürdistan’ı oluşturduğumuz görülüyor. Bu iki parçanın birleştirilmesi sorun değil ama Türkiye ile İran’daki Kürdistan parçaları ne olacak?”

Albay Caggins: “Başkan Trump, Pentagon’un hazırladığı güvenli bölgenin başka büyük hesaplar için Türklere bırakabileceği planına onay vermişti. Suriye’nin petrol yatakları, Türklerin istediği güvenli bölgenin güneyinde kalıyor. Hem orası korunacak hem de YPG savaşçılarının yarısını, zamanı geldiğinde İran sınırına kaydıracağız. ABD ve İsrail için hayati önem taşısa da Büyük Kürdistan’ı kısa vadede oluşturmak kolay değil.”

Bağdadi ABD üssünde estetik oldu

Senatör Peters: “Kontrolümüzde Rakka’dan çıkan IŞID’lileri neden kullanmıyoruz? Liderleri el Bağdadi’nin, Haseke’deki üssümüzde yapılan estetik ameliyattan sonra Afganistan’a götürüldüğü söylenmişti. Ama İsrail’de olduğundan şüphe ediliyor.”

Albay Ryder: “ABD ile iş birliği yapmayı kabul eden 12 bin IŞİD’liyi hava yoluyla Afganistan’ın İran sınırındaki Herat bölgesine taşıdık. İsrail, IŞİD’in Afganistan’a götürülüp oradan İran’ın vurulması önerisinin sahibidir. Böylelikle Suriye’nin İsrail sınırına yerleşen İranlı milislerin de geri çekilmesi sağlanacak.”

Senatör McConnel: “IŞİD’i kolladığımıza ilişkin bilgiler dünya kamuoyunda itibarımızı zedeler.”

General Thomas: “Önceki komite toplantısında da söylemiştim. IŞİD’i gereken yerlerde gizlice kullanıyoruz. Şimdiki hedefimiz Irak sınırından YPG’yi, Afganistan sınırından da IŞİD’i İran’a saldırtacağız.”

Senatör Schumer: “Bu işleri kamufle edebilmek için Ermeni soykırımı, Kıbrıs işgali, ekonomik ve askerî yaptırımları kamuflajda kullanacağız. YPG ise sadece Pentagon’un bünyesindeki toplantılarda yer alacak.’

Cevap istedim

Gürbüz Evren, Kongre’deki danışman bir arkadaşından aldığı notları aktardığını kayda geçiyor. “Adı geçen senatörlerin hepsine bu yazıyı gönderdim ve hâlâ cevap bekliyorum. Ama bir tane bile karşılık alamadım” diyor.

 

Alıntı: Yeniçağ  

Kas 14

SEVGİMİN KATİLİ

SEVGİMİN KATİLİ

 

O dilinle bana çok çektirdin çok

Bitirdi bu aşkı yaşadığım şok

İçimde sevginin kırıntısı yok

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Bir sarmaşık gibi sarmadı kolun

Ne sevdiğin belli ne sağın solun

Hangi çıkmazlara uğradı yolun

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Senin Hak’tan başka taptıkların var

Bilinmez yollara saptıkların var

Seviyor gibi rol yaptıkların var

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Adımı andıkça af diyeceksin

Bilesin bir daha gülmeyeceksin

Hep acı çekecek ölmeyeceksin

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Sinirin stresin hapa çekecek

Hevesin çürütüp çöpe çekecek

Kahreden anılar ipe çekecek

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Bu cani sevdayı eşmesin kimse

Böyle bir sevdaya düşmesin kimse

Gönül yarasını deşmesin kimse

Ey zalim, sevgimin katili sensin!

 

Kenan ŞAHBAZ

Kas 13

“GAZİ ÜLKEYİ NASIL YÖNETMİŞTİR?”

“GAZİ ÜLKEYİ NASIL YÖNETMİŞTİR?”

 

Tayyip Erdoğan, AKP genel başkanı olarak yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden rahatsız olanlar var, bunu biliyorum. Diyorlar ki ‘Bu geleneğimize ters bir yapı’, yeri geliyor, diyorlar ki ‘Biz Atatürk’ün partisiyiz.’ Acaba Gazi, parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?” diye sordu.

Erdoğan, ayrıca Meclis’teki Anayasa değişikliği oylamasının usulsüz olduğunu, referandumda mühürsüz oyların son dakikalarda geçerli sayıldığını, yani yüzde 52 kabul oyuna şaibe karıştığını herkesin unuttuğu veya artık üstünde durmadığı varsayımıyla, “Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığı sistemine yaklaşık yüzde 52 ile ‘Evet’ dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır.” dedi.

 

Güzel de Anayasa oylamasında gizli oy kullanılması gerekirken, görevli milletvekillerinin kontrol etmesiyle açık oyama yapılması dürüstlük müdür?

Referandumda sandıklar kapanırken, Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçersiz sayması, dürüstlük müdür? Bu oyların sonucu değiştirecek derecede etkili olduğunu herkes biliyor değil mi?                                                                                                                                         ***

Sadece Tayyip Erdoğan’ın değil, siyasetle uğraşan herkesin düşünmesi gereken bir konu bu!

Mesela Gazi, Amerikan projesiyle Libya’ya müdahale eder miydi? Yoksa Libya’ya müdahale edilmesini önlemeye mi çalışırdı?

Gazi, Amerika’nın Büyük İsrail projesini uygulamak için önce Irak’ı sonra Suriye’yi parçalamasına izin verir miydi? Bu kirli saldırıda Türkiye topraklarını ve hava sahasını kullandırır mıydı? Teröristlerin, Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek burada IŞİD diye bir devlet kurmasına seyirci kalır mıydı? Gazi, muhalifleri silahlandırıp, “lojistik destek” ve askeri eğitim vererek Suriye devletini çökertmeye çalışır mıydı?

Dünyada herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Gazi’ye “Akıllı ol, benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsan ekonomini yerle bir ederim” diyebilmeyi aklından geçirebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin parlamentosu, Gazi’nin malvarlığının araştırılmasını isteyebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin yargı sistemi, bir Türk bankasının kullandığı kaynaklar ve yöntemler hakkında dava açabilir miydi?

Dünyada hangi ülkenin Dışişleri Bakanı, Ankara’ya kadar gelerek, Gazi’ye, “Kurduğun şeker fabrikalarını sat ve kapat, benim ülkemin şirketlerinin ürettiği tatlandırıcıyı kullan” diye baskı yapabilirdi?

Dünyada hangi ülkenin Cumhurbaşkanı, Gazi’ye, “Kırıkkale silah fabrikasını ve Kayseri uçak fabrikasını kapat” diyebilirdi?

Gazi, bir Arap emirliğinin 500 milyon dolarlık uçak hediye etmesi karşılığında, ülkenin tank-palet fabrikasını onlara devreder miydi?

***

Polatlı’dan top sesleri gelir ve kendisi de cephede kaburgaları kırık bir durumda orduya başkomutanlık yaparken, Ankara’da milli eğitim şurası toplayan ve sonra da “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diye hitap ettiği öğretmenleri seferber eden onları halk nazarında en yüksek mertebeye yerleştiren Gazi, üniversitelere çalınmış sorular verilmiş kişilerin girmesine izin verir miydi?

Bir Türk devleti kurduktan sonra Türk çocuklarının, güne, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlamasını isteyen Gazi, “Andımız”ı yasaklayan, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü dağlardan, taşlardan silmekle, TC tabelalarını kaldırmakla övünen, Cumhuriyet dönemine “reklam arası” diyen hatta “AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk” diye sevinen kadroların, dini kullanarak halkı kandırmasına ve sahte sınavlarla, sahte diplomalarla, sahte seçimlerle, “Atı çalanın Üsküdar’a geçmesiyle” ülke yönetimini ele geçirmesine izin verir miydi?

 

 

Alıntı: Arslan Bulut

Kas 12

Kravat

Kravat

 

“Minarekaya köyünden Medet Şahin, İstanbul’da hazır giyim işiyle uğraşmaktadır.

İşe yaramayan kravatları bir çuvala doldurarak ziyaretine gelen köylüsü Ali Emmi’ye ‘Çuval ağzı bağlarsınız’ diye verir.

Ali Emmi, ilkbaharda köye döner. Tarlasını öküzleriyle herk etmeye giderken öküzün alnına bir kravat, tohumları götüren eşeğin boynuna bir kravat ve bir de kendi boynuna bir kravat bağlar.

Bunları gören tarla komşusu Hasan Emmi:

-Bu ne hal, öküzde kravat, eşekte kravat, sende kravat der.

Ali Emmi de gururlanarak:

-Ne olacak var da takıyoruz, der.”

 

Kas 11

ANITKABİR “TÜRBE” DEĞİL, ATATÜRK “PUT” DEĞİLDİR.

ANITKABİR “TÜRBE” DEĞİL, ATATÜRK “PUT” DEĞİLDİR.

 

Atatürk’ü anlayacak kafaya sahip olamayan adam sen hiç “türbe” dediğin Anıtkabir’e mum yakan, çaput bağlayan, şeker, sirke vs. sunan… İçinde yatandan kendine yeni bir iş, iyi bir eş, yat, kat isteyen… İçinde yatana “sınavını kazanmak için”, “hastalığını yenmek için”, “çocuk sahibi olmak için” velhasıl “kendi çıkarına” dua eden “Kemalist-laik, ya da Atatürkçü mürit” gördün mü be adam!

Her şeyden önce “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” olsun ister Atatürk; ondan sonra yetişecek nesiller!

“En büyük savaşları cahilliğe karşı” olsun ve “hayatta en hakiki mürşidi ilim” saysınlar ister!

Zira, “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

“Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur” der; aklını tedavülden kaldırıp, kayıtsız şartsız, sorgulamadan biat etmeni değil tersine “saksıyı çalıştırmanı” bekler!

Çalıştırmanı ve vardığın sonuçları paylaşmanı, durumu tartışmanı, ufuk açmanı, bu çağın ifade biçimiyle “beyin fırtınası”na katılmanı, “aykırı” gitmeni bazen; bu sebepten dolayı “samimi ve meşru olmak şartıyla her, her kanaate hürmet” eder…

Tek mahareti parmak indirip kaldırmak veya emme basma tulumba gibi kafa sallamak olanlarla donatmaz etrafını; beklentisi nettir:

“Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız.”

“Uçurulmayı” beklemez yani müritleri tarafından!

“Majestelerinin” olmayan bir  “muhalefet” isteyen tek liderdir belki de; daha ne olsun!

***

Atatürk neden “tapılacak adam” olamaz biliyor musunuz?

Hiçbir olağanüstülük atfetmez çünkü varlığına; uçamaz, nefesiyle mucizeler yaratamaz, üfürüğüyle şifa dağıtamaz!

 “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. Ve Türk milleti güven ve mutluluğun kefili olan ilkelerle, uygarlık yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir…” diyerek gözünüze gözünüze sokar “fani“liğini…

***

“Hürriyet ve bağımsızlık” karakteridir ve bu kendisine rezerve ettiği bir ayrıcalık değildir. O’na göre “Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir…”, “Türkiye halkı her uygar ve kabiliyetli millet gibi kayıtsız şartsız hür ve müstakil yaşamaya kesin karar vermiştir. Bu haklı kararı bozmaya yönelik her kuvvet, Türkiye’nin ebedi düşmanı kalır.”         

“Hür” olmaya teşvik edilmiş hangi toplumu, kim, nasıl biat ettirebilir kendine hem de “hür” olmayı kendi teşvik ettiği halde!

***

Türkiye’de neden bir “Kemalist-laik cemaat” oluşamaz biliyor musunuz?

“Cemaat” olmakla suçlanan o insanlar, “manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmayan… Manevî mirası ilim ve akıl olan… Kendisinden sonrakilere bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini bırakan” bir Önder’in “manevî mirasçıları”dırlar!

Ve, hepsinden önemlisi…

Ata‘nın huzuruna her çıkışlarında ant içmişler;

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır…”

 

 

Alıntı: S.T.Hamşioğlu

Kas 10

YÖRÜK ANNE

YÖRÜK ANNE

“1909’un bir kara kış gecesinde Mustafa Kemal Yüzbaşı, evine konuk olduğu Preslavitsi köyü -Yenice- kaymakamına şunları anlatmıştır: ‘Babam Ali Rıza Bey Asakir-i Millîye taburlarında gönüllü üsteğmen olarak vazife yapmış ama esas görevi gümrük memurluğu. Sonra kereste ticareti yaptı; çevresinde tüccarlığıyla tanınırdı. Küçük yaşta kaybettim. Annem Yörük” demiş ve eklemiştir ‘Yörükler, yürüyen Türklerdir. Bizimkiler, Sultan Murat Hüdavendigâr zamanında Anadolu’dan Manastır’ın Kocacık bucağına getirilip yerleştirilmişler. Babam, sarı saçlı mavi gözlü annemi beğenmiş ama ancak aileler arasında uzun müzakerelerden sonra alabilmiş. Annem okuryazar olduğu için kendisine Molla Zübeyde derlerdi.”

Alıntı: ​​​​​​​Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in kitabından

Eski yazılar «