Oca 28

FULBRİGHT EĞİTİM KOMİSYONU

FULBRİGHT EĞİTİM KOMİSYONU

Bugüne kadar ‘Eyyy Amerika! Bu komisyonu kaldırıyorum’ diyen oldu mu?…..

27 Aralık 1947

ABD İLE EĞİTİM ANLAŞMASI YAPILDI VE KURULAN EĞİTİM KOMİSYONUNA TÜRK OKULLARINDA OKUTULACAK DERS VE MÜFREDATI BELİRLEME GÖREVİ VERİLDİ. .

Milli Eğitimimizin TC ve ABD Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma’nın sonucu olarak, bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, Amerikan çıkarları doğrultusunda biçimlendirilmektedir.

“Fulbright Komisyonu 4’ü Türk, 4’ü Amerikan toplam 8 üyeden kurulacak, fahri başkanı ABD’nin TC Büyükelçisi olacaktır.

Maalesef Milli görüş mensubu iktidarlar, sağ partiler, askeri iktidarlar ve bugünkü iktidar da dâhil geçmiş hiçbir hükümet; bu durumu düzeltmeye çalışmamış, Amerika’ya

“FULBRİGHT ANLAŞMASINI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRIYORUM. GELECEK NESİLLERİMİN EĞİTİMİNİ KENDİM BELİRLEYECEĞİM” diyebildiler mi?.

 

Alıntı: İbrahim Aslay

Oca 27

ATATÜRK “ROMAYA GİRERİM”

ATATÜRK “ROMAYA GİRERİM”

Mussolini Türkiye’den İzmir’i talep ediyordu ve Rodos’a 40 bin asker yığmıştı. İtalyan Sefiri Povli Atatürk ile görüşmek için Çankaya’ya geldi. Povli kendini beğenmiş ve küstahça tavırlar ile bir şey ima etmeye çalışıyordu. Konu İzmir’e geldiğinde Atatürk sakince ayağa kalkarak:

“Bana 10 dakika müsaade etmenizi rica ederim.” diyerek yan odaya geçti. 10 dakika sonra büyük önder Mustafa Kemal tepeden tırnağa mareşal üniformasını ve çizmelerini giymiş olarak elçinin yanına döndü ve: “Buyurun, şimdi sizi dinliyorum.” dedi. İtalyan büyükelçisi afallamış gözlerle sadece Atatürk’e bakıyordu. Atatürk, Sefire

“Söyle o koca herife o 40 bin askerle

İzmir’i alamaz ama ben 4 bin asker ile

Roma’ya girerim…” diye cevap verdi…

Kaynakça: Ergun Candan (Instagram)

Oca 26

TÜRK (6)

TÜRK (6)

✓ KAZAK – KIRGIZ – ÖZBEK BOYLARI

-Kanlı -Sirgeli -Jelayir -Uysun -Ojaktı -Alban -Suvan -Dulat -Argın -Kongrat -Taraktı -Karakesek -Kete -Törtkara -Şömekey -Bayul -Aday -Altın -Japas -Altıbas -Taz -Baybaktı -Maskar -Esentemir -Isık -Tana -Kızılqurt -Kerderi -Kereyit -Tabın -Jağalbayul -Jolbars -Buçay -Küldenen -Karabalık -Akbora -Arlat -Bularçi -Tamgalı -Törtovul -Kökcarlı -Ergene -Merkit -Matay -Katagan -Şeybani -Nogay -Janibek -Togan -Alpagu -Töregen -Baltalı -Barlas -Bartan -Baganal -Bagatur -Nayman

Türkler yaşam biçimleri ve toplumsal özelikleri gereği olumsuz şartlar altında yeniden toparlanıp bir araya gelme ve devletleşme sürecinde diğer toplumlara oranla çok daha başarılı olmuşlardır. Bunun başlıca sebepleri arasında;

– Zorlu bozkır kültürüne sahip olmak

– Coğrafi şartlara bağlı olarak yaşamak

– Sürüleri otlatabilmek için verimli ve geniş topraklara ihtiyaç duymak

– Boyunduruk altına alınmamak için itaat altına almak

– Boy teşkilat yapısına göre ayrılmak

– Yeryüzünde Cihangirlik anlayışı

– Türk hükümdarlarının kendilerini tüm Türklerin Kağanı olarak görmesi gibi coğrafi ve tarihsel özellikler yer alır..

Günümüzde her modern ulus, farklı etnik kökenlerin karışımıdır. Türklerin gerçek Türk olmadığını anlatmaya çalışmak umutsuz bir çabadır..

Türk halkı genetik olarak çeşitlidir ancak dillerinden, kültürlerinden ve tarihlerinden oluşan ortak bir psikolojiye sahiptir..

Avrupalıların aksine Türk boyları hiçbir zaman kendilerini tamamen farklı kimliklere ayırmadılar. Türk kimliği kalır, dil kalır, kültürün çoğu kalır. Coğrafyaya uyum sağlar insanlar, fiziksel olarak birbirinden farklıdır.. Keza tüm göçebe bozkır kavimleri çeşitliliğe açıktır ve ilgi duyarlar..

Bu nedenle, yeni gelenlere veya farklı insanlara karşı temkinli değillerdir.. Onları kültürlerine ve toplumlarına dâhil etmek için neredeyse içgüdüsel bir refleks vardır, çünkü boyların ve klanların hayatta kalması, büyük ölçüde sayılarının artmasına bağlıdır.

Yeni üyeler eklendikçe insanlar değişir ve gelişir, ancak kültür kalır, dil kalır, sayılarda ve çeşitlilikte güç aramak, Türk kültürünün doğuştan gelen bir parçasıdır. Bu sebeple her boy devlete her devlet İmparatorluğa dönüşmede dünyanın geri kalanından sayıca fazladır. Mümkün olduğunca tarihsel periyodik sırayla yazmaya çalıştığım bu devletlerin biri yıkılıp yerine diğeri kurulmamıştır, biri Altay’da diğeri Balkan’da, biri Kıpçak’ta biri Oğuz’da, belki birbirinden haberi dâhi olmayan farklı yüzyıllarda, işgale boyun eğmeyen, boylanıp soylanarak bazen küllerinden yeniden doğan bu devletlerin ortak noktaları, başka milletlerin hatta diğer Türk boylarının da boyunduruğu altında yaşamama anlayışıyla hareket eden ve teşkilatlanan Türk boylarının bir tezahüratı ve başarısıdır. Etimolojik köken itibariyle’ Boy, Boyun, Boyunduruk’ arasındaki bağ da bu kültür dairesinin adeta dile yansımış halidir.

Türklerin her daim hareket içerisinde ve tetikte dolayısıyla ordu/millet olmasını gerektiren bu şartlar, kendi aralarında da yaptıkları birçok savaşa rağmen tüm Türk Dünyasının birbirine duyduğu derin muhabbete ve bu tarihsel bağlarla gelişen ortak mirasını da oluşturur.

Ruslar ve Ukraynalılar, Yahudiler ve Araplar, Farslar ve Peştunlar, Saksonlar ve Cermenler vb birçok örnekte olduğu gibi birbirinden türeyen, aynı kültürden gelen, aynı dili konuşan ama birbirine düşman toplumların Türkleri anlayamamasının sebebi de budur.

Türk olmak; çok devletler kurmuş olmak değil, ilahi gücün ebedî sancaktarı olup Attila’dan Atatürk’e yürüdüğün yolu unutmamaktır..

Şamanların rüyaları

İmamların duaları

Pirlerin niyazlarıyla

Türk Kağanlık Ailesi

Böri A’shi’na 3000 yaşında.. ”

 

Kaynak: Ali Okan Sarıca

 

Oca 25

ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOK

ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOK

 

Dünyaya gelmenin var bir manası

Sen, sen ol aman ha haddini aşma!

Elbette ölmenin var bir manası

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Hesabı sorulur yaşanan anın

Kullara mesajı budur Kuran’ın

Karun’u olsan da bil bu dünyanın

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Sultan olsan bile sayılı günün

Fayda vermez sana o meşhur ünün

Şahı, padişahı yoktur ölümün

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

İnsan olmak gerek asıl bilirsen

Hakk’a hakikate gönül verirsen

Ruhun huzur bulur böyle ölürsen

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Her bir anlar kayda alınır bir bir

Coşkuyla ses olur dillerde tekbir

Yok, olur dünyada böylece tüm kir

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Adam gibi yaşamaya alış sen

Adil olmak için hakça çalış sen

Yaşarken Hak ile haydi buluş sen

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Herkesi kucaklar musalla taşı

İster büyük küçük fark etmez yaşı

İbret olmadı mı her canın na’şı?

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Nasıl anlatılsın bunca gerçekler?

Hakça yaşayanlar bil gülecekler

Bilinen canlılar hep ölecekler

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Tacın, tahtın fayda verir mi sandın?

Eğer ki yanılıp şeytana kandın

İki cihanda da yandın mı, yandın

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Gönüller ve diller rahmet getirir

Dostum dediklerin alır götürür

Özenerek seni kabre yatırır

Ölümden kaçış yok, boşa uğraşma

 

Kenan Şahbaz

Oca 24

“YAĞMA TOYU”

 “YAĞMA TOYU”

Prof. Dr. Turan Yazgan ile 1998 yılında, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın, Kazakistan ve Kırgızistan’da kurduğu okulları ve Kızılorda şehrinde Korkut Ata anıtını ziyaret etmişti. Daha sonra da Turan Hoca, Korkut Ata Üniversitesi’nde bir konferans vermiş ve kendi alanı olan sosyal güvenlikle ilgili tarihi verileri hatırlatmıştı. Turan Hoca, şöyle demişti.

 

“Türk kültüründe toyun işlevi paylaşımdır. Türk kişioğlu değildir, kendimoğludur. Türk, babasının adı ile iş görmez. Kendi başarısına dayanmak zorundadır. Türk toplumu sınıfsız bir toplumdur. Bunu sağlayan da dağıtmalı toydur. Kimin malı biriktiyse, ilk fırsatta, mesela çocuklarından birinin düğününde bütün malını mülkünü halka dağıtır, herkes payını alırdı. Kimse akçasından, malından dolayı başkasından güçlü sayılamazdı. Güçlü olmak, aksakallıktan, bilgelikten gelirdi. Kimse parasından pulundan dolayı adam olamaz. Biz tekrar sınıfsız bir toplum oluşturabiliriz. Bizim töremizde veren elin alan eli bilmesi, alan elin veren eli bilmesi suçtur.”

Turan Hoca, o konuşmada ayrıca “Karabağ ve çevresinin işgaliyle Türk Dünyası’nın kara bağlantısının kesilmesi, 1 milyon kaçkının durumu gibi meseleler, bizim değilse kimin omuzlarındadır? Bugün nüfusları 500 milyon olması gereken Kızılderilileri müzelik haline getiren, Afganistan ve Irak’taki Türk kaynaklarına el koyan gücün gözü, Türk Dünyası’nın diğer kaynaklarındadır. Türk Dünyası’nda işbirliği, Allah’ın Türk Dünyası’na bahşettiği kaynakların, Türkler tarafından, Türkler için kullanılması demektir.” da demişti.

***

Prof. Dr. Nedim Bakırcı, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi’nin Aralık 2019 sayısında yayınlanan “Dede Korkut Kitabı Bağlamında Oğuzlarda Toy Geleneği…” başlıklı makalesinde Oğuzlar’daki diğer toylardan sonra “yağma toyu” nu özetle şöyle anlatır

“Yağma toyunda Oğuz töresine göre hanın yılda bir kez halkına malını yağmalatması söz konusudur. Bu törene aynı zamanda potlaç adı da verilmektedir. Divanü Lûgat’it-Türk’te ise yağma toyuna kençliyü adı verilmiştir. Kaşgarlı Mahmut, bu kelimeyi ‘Hanların düğünlerinde veya bayramlarda otuz arşın yüksekliğinde ve minare gibi, yağma edilmek için yapılmış bir sofradır.’ şeklinde açıklamıştır. Belirlenen alanda mallarını yığan hükümdar, törenin sonunda oradan hiçbir şey almadan ayrılır. Törene katılanlar, belirli düzen içerisinde malları alıp giderler.”

“TÜRKLERDE VARLIĞI PAYLAŞMAK ESASTIR, YOKLUĞU DEĞİL” PROF. Turan Yazgan

Oca 23

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hudutları ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi

benliğine, an’anâtı milliyesine düşman olan bütün anasırla mü­cadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel va­ziyeti cihana göre böyle bir cidalin

istilzam eylediği anasırı ruhiye ile mücehhez olmayan fertlere ve bu mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklâl yoktur.” M. Kemal Atatürk

* “Veren el dert görmez.”

* “Tabiatın sisi geçer ama yönetimin insana verdiği istibdat ve zulüm sisi geçmez” Tevfik Fikret

* “Veresiye şarap içen iki kere sarhoş olur.”

* “Bu mal, mülk bana huzur vermiyor” M. Kemal Atatürk

* “Kanunlar örümcek ağı gibidir. Büyük sinekler deler geçer, küçükler takılır kalır.”

* “İnsan hangi zevkle günah işlerse zevk onu öldürür” Musa Cerullah

* “Yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz.”

Oca 22

TÜRK (5)

TÜRK (5)

✓ ÇİN’de eriyen Hanedan ve HUN ardılları:

~ Çu Zhou Hanedanları m.ö1122

~ Tang Hanedanlığı (tabgaç kökenli)

~ Birinci Chao Hun Devleti (304-329)

~ İkinci Chao Hun Devleti (328-352)

~ Hsia Hun Devleti (407-431)

~ Lov-lan Hunları (442-460)

~ Batı Wei -535-557 (tabgaç)

~ Kuzey Zhou -557-581(tabgaç)

~ Büyük Yan -756-763 (tabgaç)

~ Hou tang -923-937 (şatuo)

~ Jin Qi Han -936-947 (şatuo)

~ Hou Han -947-951 (şatuo)

~ Kuzey Han -951-979 (şatuo)

√ The Secret History of the Mongols

(M.G.T. -Chengisnâme -Oggedei Khan)

Cengiz Kağan’ın bağlı olduğu

Böri Tigin (Börijigid) (şatuo)

Börte A’chi’na (Börteçine) (şatuo)

3 TÜRK KAĞANLIK AİLESİ

“Türk Budun”

‘Teñgri-teg Teñgride Bolmış Kagan’

‘Teñeride Kuday Telekeyde Kagan’

A’shi’na Böri (Gök Böriler – Aşina)

A’shi’de Pars (Arslanlar – Aşide)

Kıpçak Böriler (Ulu Hanlar Ailesi)

✓ EN ESKİ TÜRK BOYLARI

Tu’jue, Ti’ele, Tou’ba, Ta’tar, Türq’eş, Tanq’ut, Tuy’qun, Tele’üt, Tuğ’luk, Tard’uş, Tö’les, Tenq’iz, Tonq’ra, Tai’qa, Te’leng, Ting’ling, Tab’gaç, Al’tai Kiji, Şa’tuo, Ba’urgu, Bol’gar, Sa’bar, Bi’ceneg, Hegu, Kırk’ız, Kar’luk, Kum’uk, Ki’mek, Ki’pçak, Keng’er, Kang’lı, Ong’ut, On-Ok, On-Og’ur, Uz, Og’uz, Ui’gur..

OĞUZ KAĞAN

(Teñgri’den Kut ve Yarlık verilen Gök Böri)

√ 2 Kol – 6 Oğul – 24 Boy

~ BOZ’OKLAR

Gün Han

-Kayı -Bayat -Alkaevli -Karaevli

Ay Han

-Yazır -Döğer -Dodurga -Yaparlı

Yıldız Han

-Avşar -Kızık -Beydili -Karkın

~ ÜÇ’OKLAR

Gök Han

-Bayındır -Peçenek-Çavuldur -Çepni

Dağ Han

-Salur -Eymür -Alayuntlu -Yüreğir

Deniz Han

-İgdir -Büğdüz -Yıva -Kınık

✓ İKİ BIÇAK / KIPÇAK BOYLARI

(Teñgri’den Ok ve Yön verilen Süvariler)

– TÜN BÖRİLER (Ulu Hanlar Ailesi)

– KANGAROGLU

– KARABÖRKLİ

– KULABOĞLU

– ULADJOGLU

– BURDJOGLU

– TOKUZOBALAR

– URANKAYLAR

– SARICALILAR

– YETİOBALAR

– ELİBÖRİLER

– DURUTLAR

– JORTAN

– KOTAN

 

Kaynak: Ali Okan Sarıca

Oca 21

KATIRIN İSTEDİĞİ YERE

KATIRIN İSTEDİĞİ YERE

 

Nasreddin Hoca bir gün bir katıra binmiş. Katır dik başlı bir katırmış. Hayvan alabildiğine koşturuyormuş. Hoca, katırı zapt etmeye çok çalışmış, fakat bir türlü becerememiş. Katır dörtnala giderken, durumu gören arkadaşlarından biri Hoca ya seslenmiş:

– Hocam nereye böyle?

Hoca, katırın üzerinde durmaya çalışırken cevap yetiştirmiş:

– Katırın istediği yere!

 

Oca 20

VATİKAN’IN GÖZÜ KIBRIS’TA…

VATİKAN’IN GÖZÜ KIBRIS’TA…

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türk ordusunu tek bir kurşun atmadan adadan atma ülküsüyle bir zamanlar savunmasız ve silahsız Kıbrıslı Türklere saldırırken, Türk olmaktan başka hiçbir suçu olmayan masum kardeşlerimizi kitleler halinde kurşuna dizip şehit ederken, bir amacı vardı: Kıbrıs adasının tümünü ele geçirmek. Ne var ki kendini aslan zanneden ama Barış Harekâtında Mehmetçiğin önünden fareler gibi kaçarak sığınacak delik arayan Rum Milli Muhafız Ordusu, (RMMO) ne kadar silahlanırsa silahlansın buna gücünün yetmeyeceğini çok iyi biliyor.

Hatırlayınız; Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides 1992 yılında Avrupa Birliğine katılım başvurusunu yaparken “Arkamıza AB’yi alacağız ve Türkleri adadan atacağız” açıklamasını yapmıştı ancak aradan geçen 29 yılda Avrupa Birliği, üye devletler olan Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetiminin bütün baskılarına ve “Veto” tehditlerine rağmen, bunların uğruna Türkiye’yi karşısına almadı, almak istemedi.

Barış Harekâtından hemen sonra Helen (Yunan) lobisinin çalışmaları ve ABD Helenlerinin Kapitol (ABD Meclisi) temsilcileri olan Menendez, Bisbirakis ve Joe Biden’in ortaklaşa sundukları “Türkiye’ye silah ambargosu” kararı 1975 yılında uygulamaya konduysa da ABD’nin çıkarlarına zarar verdiği gerekçesi ile 2 yıl sonra, Carter döneminde kaldırıldı. O gün, bu gündür ABD, kerhen Yunan lobisinin yanında gözüküyor ama Kıbrıs sorunu nedeni ile de Türkiye’ye karşı cephe almaktan hep kaçınıyor.

Kıbrıs Rum Yönetimi, AB’den, ABD’den ve yeni müttefiklerinden beklediği ilgi ve desteği bulamayınca yeni arayışlar içine girdi ve şimdi de Doğu Akdeniz’de kendine yeni müttefikler bulmayı, Türkiye’ye karşı bir cephe oluşturmayı denemeye başladı. Yanına İsrail, Mısır ve Ürdün’ü alıp aklınca Türkiye’yi sıkıştırmaya ve Kıbrıs konusunda taviz koparmaya çalıştı ama bu ülkelerin Türkiye’den uzun vadeli siyasi, ekonomik ve askeri çıkarları daha ağır basınca zoraki Kıbrıs Rum Yönetiminin yanında durmağa başladılar.

Gelelim Papa’nın ziyaretine; Kıbrıs Rum liderliği Hristiyanların dini lideri olan Papa’yı Güney Kıbrıs’a davet ederek, Vatikan Devleti ile ilişkilerini arttırmayı deniyor. Vatikan Devleti’nden Kıbrıs Rum Yönetimi topraklarında Büyükelçilik açması çağrısına, Vatikan Devletinin olumlu yanıt vermesi sonrasında dünyalar Rum lider Anastasiadis’in oldu. Hemen Bakanlar Kurulunu toplayıp, Vatikan Büyükelçilik binasının yapımı için Lefkoşa’nın güneyindeki (Türkçe okunuşu) “Eğlence” olan bölgede Vatikan Devletine arazi bağışında bulundu. Binanın yapımı tamamlanınca Baf Kapısı karşısında bulunan Papalık Temsilciliği ve Papa’nın Temsilcisi, Vatikan Büyükelçiliğinde, Büyükelçi olarak görevini devam ettirecek.

Bunun meali şu; Kıbrıs Rum Yönetimi aklınca tüm Hristiyan devletleri yanına almayı ve desteklerini kazanarak Türkleri Kıbrıs adasından atmayı, korsanca bir yöntemle ilan ettikleri ve kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgeye (MEB) sahip olmayı planlıyor.

Aklıma bir dönem Katoliklerin (Papa’nın temsil ettiği Hristiyanlar) Ortodokslardan (Fener Patriğinin temsil ettiği Hristiyanlar) ölümüne nefret ettikleri geliyor…

Vatikan Devleti, Türkiye’yi Ortodokslara değişir mi, şüphelerim var…

 

Kaynak: Prof. Dr. Ata Atun

İnşaat Mühendisi ve Doç. Dr. Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Kıbrıs İlim Üniversitesi Akademisyeni

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

 

Oca 19

BARBAROS HAYRETTİN PAŞA’NIN MEZARI VE #MaviTUĞ

BARBAROS HAYRETTİN PAŞA’NIN MEZARI VE  #MaviTUĞ

Turkuaz rengi #Göktuğ rengidir…

————

Tarih, zamanı tüketenleri gömer ama zamanı üretenleri mutlaka hatırlar.

Çini yumurtaların gizemi keşfedilmişti.

Barbaros ‘un türbesinde 2012 yılında,

Karanlık çökünce tüm camlar kapatıldı, türbenin içerisi dışarıdan ışık almaz hale getirilince sandukaların başucunda mumlar yakıldı.

Çini yumurtalara yansıyan ışıkla herkesin dili tutuldu.

Çünkü alevlerin hareketine göre lacivert yumurtalar yakın yıldızlar gibi göz kırpmaya başlamıştı. Lacivert tavan yıldız yıldızdı.

Lacivert Göğün koyu Mavi rengiydi.

Mimar Sinan, Barbaros’un türbesinin kubbesine çini yumurtalar koymuştur.

Mimar Sinan, Kaptan-ı derya için yaptığı türbeyi denizin içerisinde, dalgaların sesleri arasında inşa ederken kadırgaları düşünmüştü ama gökyüzündeki yıldızları da ihmal etmemiş, sanki bu çini yumurtalar ile türbesinin tavanını açıvermişti.

Mustafa Kemal Atatürk ‘ün bizzat heykellerinin dikilmesini emrettiği iki isim vardır.

Birisi Fatih Sultan Mehmet

Diğeri Barbaros Hayrettin Paşa.

Dünya tarihinde sırlanan, gizlenen ve açıklanmayan öyle gizli teşkilatlar var ki, bu teşkilatların tarih içindeki belgeleri günümüzde bile hala araştırılıp, açıklanmayı beklemektedir.

Barbaros hayatta iken çok önemli bir vasiyet bırakmıştı. Bu vasiyetinde kendisine ait bir türbe yapılmasını istemişti. En önemlisi de ‘’ Türbemi tenvir edin! ‘’ isteğinde bulunmuştu. Barbaros’un isteğini yerine getiren Mimar Sinan, türbeyi daha önce hiçbir türbeyi planlamadığı şekilde inşa etmişti. Barbaros’un türbesinin en üst taraflarına turkuaz ve lacivert yumurtalar yerleştirmişti. Barbaros’un türbesine yerleştirilen yumurtalar sayesinde, türbeye gece vakti girilip, türbe içinde mumlar yakıldığı takdirde; en üst kısımda gökyüzündeki yıldızlar misali yıldızlar belirmeye başlıyordu. Turkuvaz renkli yumurtalardan yansıyanlar yakın, lacivert renkli yumurtalardan yansıyanlar ise uzak yıldızları gösteriyordu.

Beş yıldız Sırrı…

Türbenin en üst kısmına denk gelen orta yerinde yatay eğri şeklinde beş yıldızın bir araya geldiğini yazmıştı. Ayrıca beş yıldızdan ikisi turkuvaz yumurtalardan, kalan üçünün ise lacivert yumurtalardan yansıdığını keşfederek notuna ekleme yapmıştı. Yapmıştı ancak bu beş yıldıza ait sırrın ne ola?

Türk Teşkilatı Hilal’in Şövalyeleri, Barbaros’a en gizli sembollerindeki yatay eğri şeklindeki beş yıldızın sırrını emanet etmişti! Emanet edilen bilgiyi Barbaros, en deruni sırrı olarak vasiyet etmiştir.

Orada Beşiktaş ‘ta Göktuğ ‘un nasıl türbenin kubbesine #Göktuğ olarak nakşedildiğini gidip görebilirsiniz.

Sır sırrı bilendedir .Sırrı bulamadan sır olanları unutma..

Atatürk boşuna heykelleri dikin demiş olamaz…

Türk tarihinin en büyük tuğu #Göktuğ olup bütün dünyayı kapsar..

Barbaros’un bulduğu cevap olan Üç Hilal sembolünü, batıya korku salan bu teşkilat amblem olarak kullanıyordu. Ayrıca Teşkilat, Barbaros’un ilk kez gördüğü haliyle üç hilalin kriptolanarak iç içe geçmiş halini de ‘cihanın şifresi’ diyerek adeta kutsal sayıyordu.

Üçüncü resimde Göktuğ içinde teskilat sembolü resmedilmiştir.

Dördüncü resim ..Hilal Şövalyeleri..

‘’Donec Totum İmpleat Orbem!’’ …

Türkçesiyle ‘’ Tekrar tüm cihanı kaplayana kadar…’’

Biz geçmişiz, bu günüz ,yarınız..

Cihana hükmedene kadar..

 

 

Alıntı: H.Hakkı Kahveci #AtabeyHHK19

Eski yazılar «