Eki 17

CUMHURBAŞKANI SENFONİ ORKESTRASI

CUMHURBAŞKANI SENFONİ ORKESTRASI

 

Çağdaş müziği tanıtma amacıyla bir zamanlar Bayburt İline Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası götürülür. Bayburtlulara Mozart’tan, Çarskovski’den, Bethoven’dan eserler seslendirilir. Herkes koltuklarında sessiz bir şekilde dinlemişlerdir. Konser bittikten sonra Bayburtlulara nasıl buldukları sorulur. Bayburtlular:

“Biz Fransız’ı da, Ermeni’yi de gördük ama bu günkü kadar zulüm gördüğümüzü hatırlamıyoruz,” derler.

 

 

Eki 16

SİZ BİZİ NİYE SATTINIZ?

SİZ BİZİ NİYE SATTINIZ?

 

Hani; Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi’nin, Söğüt te Şeyh Edebali’nin, Derya da yunusun, Anadolu’da Mevlana’nın, yoluna Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ’in açtığı çığırdan gidip Milliyetçi Türkiye’yi kuracaktık, Turan’a varacaktık, Hani <Aleme Nizam> verecektik, Başımız dik, karnımız tok, daima izzetli ve şerefli olacaktık, ADALET bizden sorulacaktı… Ne oldu da kervanımız basıldı-dağıtıldı?

Ne oldu, neler oldu da ON paraya satıldık….?

1967 den beri ortaokul, lise, üniversite çağımızda kurduğumuz hayallerimizi sattınız?!… Üniversite çağımızda yavuklumuzla birlikte gezmek varken, karakollarda geçirdiğimiz geceleri… Avukatsız girdiğimiz davaları sattınız

Hastanelerde yaralı arkadaşımızın başucunda döktüğümüz gözyaşlarını…

Ettiğimiz yemini, dökülen kanlarımızı… Gardaşımız dediğimiz arkadaşlarımızla aramızdaki Hukuku kaça sattınız?…

Siz bizim ciğerden attığımız “KANIMIZ AKŞADA ZAFER İSLAMIN, HAK HUKUK ADALET MİLLİYETÇİ HAREKET, REHBER KURAN HEDEF TURAN, NE ABD NE RUSYA NE ÇİN HER ŞEY TÜRKE GÖRE TÜRK İÇİN, ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENEMEZ, ÖLMEZ BU HAREKET ÖLMEZ BU DAVA, VB. Sloganlarla kısılan sesimizi, soluğumuzu, yüreğimizi sattınız…

Nerede ettiğiniz ÜLKÜCÜ YEMİNİ?

Yağmur altında direklere çıkarak astığımız bayrakları sattınız…

Siz bizim elli yılımızı, ömrümüzü, bizi sattınız…

Sahi siz bizi niye, niçin, ne pahasına sattınız???

 

Eki 15

ECEVİTE SELAM GÖNDERMEK

ECEVİTE SELAM GÖNDERMEK

 

Siyasi yönü tartışılır elbet ama güler yüzlü ve Engin hoşgörülüydü Allah rahmet eylesin…

Demirel bir mitingde elinde “Ecevit” afişi olan bir çocuk görür ve “ Bu afiş ile ne yapacaksın?” diye sorar.

Çocuk “Ecevit’e selam göndermek istiyorum” der.

Bunun üzerine Demirel, mikrofonu çocuğa verir ve selamı göndermesini sağlar..

Ardından, bu hatıra fotoğrafı çekilir…

Hadi şimdi görelim bu davranışı mümkün mü?.

Eki 14

ÖZÜR DİLERİM…

ÖZÜR DİLERİM…

 

Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan zamanında, “Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik” diyordu…

Hâlâ sözündeyse; ben efendiyim, Erdoğan ise hizmetkârım…

Hakkımda yeni bir dava açılmış…

Davacı Sayın Erdoğan…

Erdoğan’ın isminin karşısında, “mağdur” yazıyor… Mağdur etmişim…

Benim sayın Erdoğan’ı mağdur edebileceğime, benden yargıya sığınarak korunacağına, şu ülkede bir Allah’ın kulu inanıyor mu…?

Benim, “sayın” diye hitap ettiğim Erdoğan, yaptığım bir şeyden hoşlanmayıp, bana laf söylese, en makul cümlesi, “gazeteci bozuntusu” veya “Gazeteci müsveddesi” olurdu…

Bana silah çekseler, “Cumhurbaşkanı bozuntusu” diye yazdıramazlar mesela…

Ama o rahatlıkla bu tür kelimeleri hatta daha ağırlarını söyleyebiliyor…

Hızını alamazsa, hain ilan etmeye kadar gidebilir…

Hatta “İsrail dölü” diyebilir…

Şaka etmiyorum, Soma faciası sonrası Erdoğan Soma’da, çok büyük bir kalabalık tarafından protesto edilince, kendisini protesto eden bir gencin peşine düşmüş, bir markette kıstırmış, ensesinden tutup, “Niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü?” diye hakaret etmişti…

Bir gence rahatlıkla, “İsrail dölü” diyebilen bir Cumhurbaşkanını hangi sözümle nasıl mağdur etmiş olabilirim acaba?

Savcılar benim gibi gazeteciler olunca hakaretten harekete geçiyor madem; milyonların gözü önünde söylenen, “İsrail dölü” sözü üzerine neden harekete geçmediler…?

Orasını fazla karıştırmayalım değil mi..?

Mesela; Erdoğan’ın bir kadın gazeteciye, “Haddini bil edepsiz kadın” demesi… ve bir şey olmaması…

Peki biz kendisine, “haddini bil edepsiz adam” diyebilir miyiz…?

Diyemeyiz…

Bir gazeteciye, “edepsiz” demekten rahatsız olmayan cumhurbaşkanına, bir gazeteci olarak ben, edepsizden daha ağır ne söyleyerek rahatsız veya mağdur etmiş olabilirim…?

Ben yine de Sayın Erdoğan’ı mağdur etmişsem özür dilerim…

Özür dilemek bir erdemdir…

Dileyebiliyorsa; Erdoğan’da tüm mağdur ettiklerinden tek-tek özür dilesin…

Ona benden daha çok yakışır… Ki; ondan özür bekleyen milyonlar var…

Şimdi başlasa özür dilemeye, 3-5 yıla kadar bitirebilir diye düşünüyorum…

 

Kaynak: Kemal Vanlı

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

 

Eki 13

MEVSİM SONBAHAR

MEVSİM SONBAHAR

 

Gamlı, yaslı, hırçın, ürkek gönüller

Suskun hoyrat diller, mevsim Sonbahar

Bir hüzün şarkısı söyler bülbüller

Küskün bütün güller mevsim Sonbahar

 

Kan kırmızı gülüm soluyor artık

Yüreklere keder doluyor artık

Ağaç yaprağını yoluyor artık

Küskün bütün dallar mevsim Sonbahar

 

Duygular, sevgiler kuruyor şu an

Dünya yalnızlığa duruyor şu an

Bu mevsim kalpleri vuruyor şu an

Küskün bütün haller mevsim Sonbahar

 

Çileden mi püskül verir darılar?

Yeşilliğe düşman oldu sarılar

Kurudu çiçekler balsız arılar

Küskün bütün ballar mevsim Sonbahar

 

Gökler bile durmaz gürler, bağırır

Eli kulağında kışı çağırır

Öyle bir mevsim ki hasret yoğurur

Küskün bütün yollar mevsim Sonbahar

 

Koşturuyor kışa doğru zamanlar

Arttıkça artıyor öfler, amanlar

Her yanı kaplıyor kara dumanlar

Küskün bütün eller mevsim Sonbahar

 

Kenan ŞAHBAZ

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eki 12

‘KARADENİZ’İN ÖTE YAKASINA’

‘KARADENİZ’İN ÖTE YAKASINA’

Ukrayna ve Kırım Silahlı Kuvvetler Komutanı Frunze’nin “Komünist” gazetesinde Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı anlatan ‘Karadeniz’in Öte Yakasına’ isimli makalesi.
Frunze yazısında Türk Kurtuluş Savaşı’nı övüyor ve okuyucudan Rusya’nın güneyinde olup bitenlerden haberdar olmasını istiyor.
Makaleden alıntılar/
Bizler kendiişlerimize öylesine dalmışız ki, dikkatlerimizi bir an olsun bizim dışımızda olup biten olaylara çevirmeyi akıl edemiyoruz.
En yakın güney komşumuz olan, TÜRKİYE özellikle önemlidir bizim için.
Orada da emperyalistlerle yapılan savaşın hemen ardından halk yeniden silâha sarılmak zorunda kaldı.
Yıllardır süregelen savaşlardan yorgun düşen ülkenin bezginliğine rağmen, Türk ulusunun büyük çoğunluğu istilâcılarla açıktan açığa savaşa girişti.
İstanbul’da İngiliz Fransız süngüsünün «kibirli» himayesi altında oturan resmî Türk yönetimi, anlaşılmaz bir vurdumduymazlıkla bütün bu hareketlere duygusuz kalıyordu.
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmayanların başında gözde Türk Generallerinden biri bulunuyordu: Mustafa Kemal Paşa.
Savaş onun önderliğinde, «Türkiye’nin Ulusal Kurtuluşu» adı altında düzenlendi.
Bu hareket çok çabuk genişledi ve tüm Küçük Asya’yı sardı.
Anadolu’nun ortasında, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantıya çağrıldı.
Böylece Mustafa Kemal’in bu çağrısı yeni devrimci Türk yönetimini oluşturuyordu.
Eğer biz bu devrimci hareketin sosyal sınıfsal içeriği açısından değerlendirmesini yapmak istersek şunu önceden bilmeliyiz ki, burada bizim bildiğimiz, devrim deyince aklımıza gelen, bizim verdiğimiz savaşın deneylerinden çıkanlara benzer bir durum göremeyiz.
Bu hareket açık bir ulusal anlam taşır ve yabancı istilâcılara karşı girişilen bir harekettir.
Bu hareketin dayanağı önemli bir çoğunlukla Türk subayları, memurları ve köy ile kentlerin emekçi kitlesi olmuştur.
Daha bu yılın ilkbaharında Yunanlarca Türk Cephesini yarma denemesi yapılmış, başlangıçta birtakım başarılar da elde edilmiş, ama Yunan ordusu büyük bir bozguna uğramıştı.
Yunan ordusunun moral durumu, Kemalistlerin coşkun fikirlerinin yanında çok düşüktü.

 

Kaynak: gungunkurtulus – ınstagram

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eki 11

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Uzmanlarca bilinen bir gerçektir ki kanun koyan insanlar, birtakım seçkin özelliklere sahip olmak mecburiyetindedirler. O özelliklerden birincisi şudur, kanun teklif eden. Kanun yapan, kanun koyan bir insan. İnsanlığın bütün hislerini, bütün ihtiraslarını herkesten daha çok sezer ve bilir. Fakat ruhunu herkesten ziyade ve tamamen, bütün genişliğiyle bunlardan ayırmak kudret ve kabiliyetine malik olmalıdır. Bu seçkin özelliğe sahip olmayan insanlar, insan topluluğu için kanun yapmak hak ve yetkisinden menedilmiştir. Kanunlar, hislere dayanarak ve uyularak yapılamaz.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Kazanç emeğin değeridir.” İbni Haldun

* “İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir.” Garcia Lorca

* “İlk yapılan yanlışa kaza, ikincisine hata. Üçüncüsüne ise, tercih denir.” Fyodor Dostoyevski

* “Biz gazeteciler işsizlik ve üretim sorununun üstünü örtmeye değil, aksine bunu gündemde tutmaya çabalamalıyız.” Buket Uzuner

* “Kazandığın bütün parayı ailenin önüne bir tabak yemek koyabilmek için kullanıyorsan, sen beş parasız fakir bir insan değilsin. Sadece güçlü insanlar gururu bırakır ve ailesini geçindirmek için, elinden gelen her şeyi yapar.” Muhammed Ali

 

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eki 10

KÜRESEL KAOSA KİM İHTİYAÇ DUYUYOR?

KÜRESEL KAOSA KİM İHTİYAÇ DUYUYOR?

 

Birkaç gündür, ABD Başkanı Biden‘ın aldığı özgürlükleri kısıtlama kararlarının uygulanmasına, pilot bölge gibi önce Türkiye’de başlandığına dikkat çekiyorum. Bu durum, sadece pandemi kararlarında kendisini göstermiyor. ABD’nin dış politikası, uzun süredir Türkiye’nin iç sorunu haline gelmiştir.

ABD Başkanı Biden, daha Afganistan’dan çekilme kararını dünyaya açıklamadan, Afgan ordusunun askerleri, otobüslerle İran’ı geçmeye ve Van sınırından Türkiye’ye girmeye başlamıştı!

ABD, Afganistan’ı işgal ettiğinde de Türkiye’yi oradaki politikalarına ortak etmişti. Birinci ve İkinci Körfez savaşlarında da Türkiye ABD çizgisindeydi ama Türkiye topraklarının bir kısmının işgal edilmesine onay vermek demek olan 1 Mart tezkeresi reddedilince fatura Türk ordusuna ve Meclis’e kesildi! Ergenekon, Balyoz ve Casusluk gibi kumpas davaları, ABD’den yönetildi! Meclis de şimdi devre dışıdır!

Bu arada, 1 Mart tezkeresinin reddine rağmen Irak’a gönderilen füzelerin bir kısmı, Türk hava sahasından geçti! Arap Baharı da Amerikan parasıyla İstanbul’da tezgâhlandı! Libya’nın çökertilmesinde hava komuta merkezi İzmir oldu!

Suriye’nin karıştırılması ve parçalanması, ABD projesiydi, Türkiye’yi de bunun için kullandılar. Sonuçta, ABD, Türkiye’ye “Askeri harekâtlarda 32 kilometreden öteye geçemezsin” diye sınırlama getirerek PKK’ya, Suriye’nin kuzeyinde 100 bin kişilik ordu ve devlet kurdurdu! Öncesinde, bölgede katliam yaparak, milyonlarca insanı Türkiye’ye sürdüler. Büyük yıkım getiren açılım süreci de ABD’de planlanmıştı. Yine 15 Temmuz kumpası, İncirlik üssünden desteklendi!

***

O halde ABD’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir şekil alacağı, Türkiye için de önemlidir! Bu konudaki bilgileri, ABD içindeki muhaliflerin tespitlerinden çıkarabiliriz.

Mesela Washington Times yazarı Cheryl K. Chumley, Demokrat yönetimin, küreselcilerin “küresel hükümet projesi”ni uygulamaya çalıştığını, pandemi gibi krizlerin, dünya çapında, gücü çok az kişinin elinde toplamak için çıkarıldığını, “Büyük Sıfırlama Projesi”nin hedefinin tek dünya devleti kurmak olduğunu, bunun için acele ettiklerini, BM Genel Sekreteri Guterres‘in bu sebeple “acil eylem planı”ndan bahsettiğini, çünkü aciliyet duygusu yaratmanın paniğe yol açtığını, insanlar arasında endişe, kaos ve kafa karışıklığına sebep olduğunu bunun da küreselcilerin insanları daha kolay yönetmesine yaradığını, işler sakinleştiğinde ve insanlar rasyonel düşünmeye başladığında, küreselcilerin paniklemeye başladığını, bunun Demokratların az bir zamanlarının kalmasından kaynaklandığını, Beyaz Saray’ı kaybederlerse, büyük sıfırlamacıların kaybedeceğini, bundan sonra koronavirüs krizi gibi küresel boyutlarda kriz yaratmaları, insanları koyun moduna sokmaları, bunun için de insanları derin korku çukurlarına düşürmelerinin mümkün olmayacağını, hava durumu modellerinden iklim değişikliği korkusu yaratmanın da tutmadığını, zamanın daraldığını, Biden‘ın siyasi sermayesini kaybettiğini, Meclis ve Senato koltuklarını kaybederse küreselciler için zamanın daha da kısalacağını yazıyor ve “Amerika’nın katılımı olmadan dünyaya hakim olamayacaklarını biliyorlar. En büyük korkuları başka bir Donald Trump! Trump’ın kendisi değilse bile başka bir Trump’tan korkuyorlar”  diyor.

 

Alıntı

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eki 09

EŞKİYADAN DA BETER

EŞKİYADAN DA BETER

Yıl 1936, aylardan da Kasımdır. 136 deveden oluşan bir kervan, yükünü Antalya’dan alarak yola çıkmıştı; Konya’ya doğru yol alıyordu.
Kızılay’ın Adana Yedinci İmdat Ekibi’nin kervanıydı. Çadır, yatak, yorgan, giyecek ve un, Konya’daki depolara ulaştırılacaktı. Develere yüklenmiş denklerin üzerinde “Türkiye Kızılay Cemiyeti” yazılıydı, cemiyetin sembolü kırmızı ay işareti de vardı.
Torosları aşmaya çalışırlarken birkaç el silah sesi duyuldu. Yüze yakın atlı eşkıya, ellerinde silahları olduğu halde kervanı çevirmişlerdi. Eşkıya başı öne doğru çıkıp sordu:
-Nereden geliyorsunuz?
Ona ekip başı cevap verdi:
-Antalya’dan geliyoruz.
-Yolculuk nereye?
-Konya’ya…
-Yükünüzde ne var?
Eşkıya başı, cevap almaya gerek görmeden develerden birine yanaştı.
Elde edecekleri ganimeti çok merak ediyordu. Deveye yüklü dengin üzerindeki kırmızı ay resmini görünce durakladı.
Okuma yazması yoktu ama Kızılay’ın sembolünü tanımıştı.
Adamlarına döndü, bağırdı.
-Silahlarınızı indirin. Bu, tüccar malı değil, Kızılay Cemiyeti’nin malı. Kızılay’ın malına dokunulmaz. Yürüyün, gidiyoruz.
Atını tepeye, ağaçların arasına doğru sürdü. Arkasından adamları da gittiler ve gözden kayboldular.
Kervan, yoluna devam etti.
Eğitimci yazar Hasan Kallimci, “Ben bu tarihî hatırayı, Dr. Orhan Yeniaras’ın yazdığı, İstanbul’da basılan Kızılay Tarihine Giriş adlı kitabından aldım” diyor ve ekliyor:
“Bu nasıl eşkıyalıktır?” diyenler, inanmazlarsa o kitabı temin ederek bakabilirler.
İnanmamakta da haklıdırlar, çünkü öyle bir zaman içindeyiz ki, 1936 yılının eşkıyasını bile arar olduk…

 

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eki 08

YAHUDİ TARLASINDAKİ LAİKLİK KARŞITI!

YAHUDİ TARLASINDAKİ LAİKLİK KARŞITI!

Facebook üzerinden de yayınladığım, “Dinin Devlet Yönetme İddiası Olamaz” başlıklı yazımın altına Muharrem isimli bir arkadaşımız, “Laiklik, Allah’a haşa sen bizim işimize karışma, biz kendi kendimizi yönetiriz demektir.” diye yazmış… Yazmış çünkü; Muharrem bir laiklik karşıtı…

Oysa Muharrem özgürce boy gösterdiği Facebook gibi devasa küresel sanal devletin anayasası laik mi değil mi, ne biliyor, ne de önemsiyor…

Muharrem Facebook’a üye olmak istediğinde, önüne konulan anayasayı kabul ederken, bu anayasa Allah’ın mı yoksa Mark Zuckerberg’in mi diye sorgulamamıştı…

Hatta Mark’ın Müslüman değil, bir Yahudi olmasına da hiç takılmamıştı…

Laikliğin koruyucu şemsiyesi sayesinde, bir Yahudi’nin tarlasında dahi, İslam dinine göre paylaşımlar yaparken mutlu olan ve bunu sonuna kadar kullanan Muharrem, aynı koruyucu şemsiyenin ülkesinde olmasına da karşı…

Çünkü; Muharrem’in savundukları veya karşı oldukları ile düşüncelerinin çok ama çok önemli bir bölümü kendine ait değil.. Daha kötüsü; o bunun farkında da değil…

Muharrem’e, laiklik karşıtı düşünceler telkin eden odaklar, yarın Facebook devletinin anayasasından rahatsız olur, buna yönelik söylemler geliştirirlerse, Muharrem o gün, “Facebook’un kurallarına göre bu ağda sosyal paylaşımlar yapmak, Allah’ın değil Marks’ın kurallarını kabul etmek, Allah’a Facebook’ta işimize karışma demektir” diyecek…

Muharrem maalesef o gün de kendi düşüncesine göre değil, başkalarının düşüncelerine göre konuşacak…

Öte yandan; kendisine laikliği dinsizlik gibi gösterenlerin de Facebook, Youtube, Twitter gibi alanlarda hunharca faaliyet gösterdiklerinin.. onların da, bu platformların laik anayasasını kabul ettikleri ve o anayasaya bağlı oldukları için yayın yapabildiklerinin de farkında değil…

Muharrem en son Tokat’taki camilerin tuvaletinin kapısına konulan ve 1 lira atmadan kimseyi içeri almayan turnikelerin de aslında laik olduğunu göremiyor…

Cami yönetimi, müftülük ya da vakıf, caminin tuvaletine koyduğu turnike ile; içeri kimi sokacağına dinine, imanına, başındaki örtüye, yüzündeki sakala bakarak karar vermiyor…

Aksine; 1 lirayı verdikten sonra cami yönetimi için Müslüman olmuşsun ya da ineğe tapıyormuşsun fark etmiyor, laiklik ilkesi doğrultusunda herkese eşit mesafede duruyor…

Muharrem’in Almanya’daki sakallı hacı dayısı ile, türbanlı yengesi de, Hristiyan çoğunluğun kurduğu Alman devletinin laik anayasasından çok memnunlar. Almanya’daki laiklikten dolayı devletin, Hristiyan veya Müslüman diye ayırt etmeden vatandaşlarına verdiği haklardan eşit şekilde yararlanıyor ve bundan överek bahsediyorlar…

Alman devletinin laik yapısından dolayı eşitçe aldıkları sosyal haklar ve nakdi yardım paralarının bir kısmını, hem Almanya, hem Türkiye’deki cami yaptırma derneklerine vererek, cami yaptırırken de huzur içindeler…

Alman laik devletinin, “verdiğim avrolarla İslam dinine neden cami yaptırıyorsunuz?” diye sormaması, parayı kesmemesinden de… Hristiyan çoğunluğun yaşadığı devletlerde laiklik sayesinde eşit haklara sahip olmak ve özgürce ibadet edebilmekten de ziyadesi ile memnunlar…

Laik ülkelere göç eden hacı anne ve hacı babalarımız bu ülkelerde laikliğin ayakta kalması için dua ediyorlar.

Dua ediyorlar çünkü; o ülkelerde laiklik olmasa, baskı altında kalacaklar, haklardan faydalanamayacaklar, dolayısıyla da; mazlum durumuna düşeceklerdi.

Muharrem, laikliğin, mazlumların sığınağı olduğunu da fark etmiyor muhtemelen.

Muharrem ve gibilerini laiklik sadece ülkelerinde rahatsız ediyor…

Din ve vicdan özgürlüğü, eşit vatandaşlık, eşit haklar onlar için sadece ülkelerinde olunca sorun…

Devletin tüm inançlara eşit mesafede durması, tüm inançlara saygılı olması onlara sadece ülkelerinde kötü hissettiriyor ve işin kötüsü; bu onların düşüncesi de değil…

Çünkü Muharrem ve gibilerine öyle telkin ediliyor…

Bu telkinlerden dolayı Muharrem; laikliğin dinsizlik değil, aksine dinine göre bir hayat yaşamanın teminatı olduğunu ayırt edemiyor…

Muharrem; Facebook başta, hayatın bir çok alanında fırsat buldukça laikliğe sığındığının, laikliğin hüküm sürdüğü alanları tercih ettiğinin, laikliği yaşadığının da farkında değil…

Muharrem’e düşünme imkanı vermiyorlar. Muharrem düşünse,

İslam inancına göre; kendisine inanan veya inanmayan ayırt etmeksizin, Allah’ın bu dünyada herkese rızkını vermeyi garanti etmesinin de bir anlamda laiklik olduğunu anlardı.

Muharrem ve gibileri, gerçeklikten kopuk şekilde, başkalarının düşünceleri ile kendine ve dinine düşmanlık yapıyor…

Çünkü kendisini din ile etki altına alıp, sonra da dinini boynuna yular yapıp sömüren odakların elinden kurtulamıyor…

Sakın Muharrem gibi olmayın

 

Alıntı: Kemal Vanlı

www.kenansahbaz.com

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil

Eski yazılar «