May 21

Kadınlar ve toplar

Kadınlar ve toplar

Üşenmeyip araştırmışlar. Kadınlarla topların ilişkisini. Bakın neler bulmuşlar!

* 20 yaşındaki bir kadın futbol topu imiş. 22 kişi peşinden koşarmış.

* 30 yaşında ise basketbol topu imiş. Peşinden 10 kişi koşarmış!

* 40 yaşındaki kadın ise golf topu gibi imiş. Sadece 1 kişi peşinden koşarmış!

* 60 yaşındaki kadın voleybol topu imiş. Kimse elinde tutmak istemezmiş!

* 70 yaşındaki kadın âdeta yakar top olurmuş. Ve herkes ondan kaçarmış!

“Benim sözüm söz!”                                                                                                                                  

Deli sözü edilince Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun‘u akla gelmezse olmaz. Üstat Fuzuli, Leyla adını doğru kullanmış da asıl adı olan Aslan’ı değiştirip Mecnun demiş. Akıllı yakıştırma bu! Zorunlu… Mecnun’un babası oğlu için Leyla’nın babasından kızını istiyor. Dönüşünde de durumu oğluna şöyle aktarıyor: ‘Ey cefalı çocuk, sakın kendini bundan da çok şaşırma! Bu bilmece ancak akılla çözülebilir. Leyla’yı sana verecekler ama bir şart ileri sürüyorlar. Deliliğinden hiç iz kalmayacak, hep aklın gösterdiği yoldan gideceksin.’

Mecnun ise tereddütsüz şu cevabı veriyor;

‘Benim akıllı babam, deli hiç akıllanır mı? Benim yolumda döneklik yok. Sözüm sözdür, önce ne dediysem sözüm de odur.’

Gördünüz mü, delinin delice aşkına bile egemen olan dürüstlüğünü, karakterini…

Yoksa yakarsak da, politikamızın tepelerine deliler gelse ah diye.

May 20

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (2)

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (2)

 

Arapça Kitap ve Kültür Günleri

Geçtiğimiz günlerde yine İstanbul’da bir etkinlik düzenlendi; “Arapça Kitap ve Kültür Günleri”.

Toplantıyı tertipleyenler; Cumhurbaşkanlığı, Albayrak Medya Grubu, Türkiye Yazarlar Birliği ve Halidi Maarif İlim ve Kültür Derneği…

Toplantının ana destekçisi olan Albayrak Medya Grubu’nun, Atatürk‘e sık sık küfür eden “Derin Tarih” dergisinin de finansörü olduğunu hatırlatalım.

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlik için tüm imkanlar seferber ediliyor. 59 farklı ülkeden 300’ün üzerinde misafir ağırlanıyor.

AKP’li belediyeler yer veriyor, açılış konuşmasını Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ yapıyor.

Açılışta konuşan bir diğer isim ise organizasyonu düzenleyen Halidi Maarif İlim ve Kültür Derneği Başkanı Yakup Alarçin. Cumhuriyet’i ‘hafıza kaybı’ olarak tanımlayan Alarçin, “100 yılı aşkın zamandır hafıza kaybı yaşayan bu millet, 15 Temmuz’la birlikte çok ciddi bir şokla kendine gelmiştir. Yine aynı şekilde bu çalışmaları, hafızayı geri getirme çabaları olarak nitelendiriyoruz” ifadeleriyle etkinliğin asıl niyeti hakkında bilgi veriyor!

Bu etkinlikle ilgili Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, 5 Mart 2018 tarihinde kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor “…Arapça Kitap Ve Kültür Günleri, bu atılımın tohumlarını ekiyor, sessiz ve derinden ilk defa… Arapça olmadan hiçbir şey yapamayız. Türkçeye derinliğini kazandıran Kur’an Arapçasıydı…”

Etkinliği “sessiz ve derinden atılan tohum” olarak tanımlayan Kaplan’ın yakın bir dönemde “Cumhuriyet, 100 yıllık kayıp zaman” ve “Cumhuriyetle içeriden işgal edildik” sözlerini sarf ettiğini hatırlatalım.

İşte Türkiye’nin getirilmek istendiği nokta.

Irk vurgulu çalıştaylar, Cumhuriyet düşmanı şahıs ve derneklerin katkılarıyla yapılan dev bütçeli organizasyonlar…

Arap hayranlığı her yere sirayet ederken, Erdoğan için “Allah’ın hediyesi” denilerek açıkça şirk koşuluyor.

Türkiye’de bunlar olurken Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Türkiye için “şer cephesi” tanımlaması yaptı. Arap hayranları ve Arapçı cepheden tek bir tepki gelmedi!

 

Alıntı

May 19

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* “Öfkeyi içimizde tutarsak, bize zarar verir.” Montaigne

* “Güvenilir bir limandan öğüt vermek kolaydır.” Kierkegaard

* “Osmanlıda bilimsel ve özgür düşünce, ilahiyat ve fıkhın setlerine çarpıp dağılmıştır” Adnan Adıvar

* “Toplum, eleştiriye açık olmayan taraftan küflenir.” Anooshirvan Miandji Tebrizli Türk

* “Gerçeğin tamamı, hata yaptıkça ortaya çıkar.” Sigmund Freud

* “Onursuz yetenek, beş para etmez!” Çiçero

* “Hemen “olmaz” dersen, daha az aldanırsın…” P. Syrus

* “Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; ya okumaya değer şeyler yazın ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın” Victor Hugo

* “İktidara gelmiş bir dost, kaybedilmiş bir dosttur.” Henry Adams  

May 18

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (1)

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (1)

İstanbul’da Yaşayan Arap Aydınlar Çalıştayı.”                                                                    

Düzenleyici İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı… Birçok ülkeden katılımcının yanı sıra “İstanbul’da yaşayan Arap aydınlar” ana kitleyi oluşturuyor. Konuşmaların yapılacağı kürsünün hemen arkasında etkinliğin posteri asılı… Türkçenin hemen altında aynı punto ve büyüklükte etkinliğin Arapçası yazıyor. Tıpkı tabelalarda olduğu gibi…

Açılış konuşmasını geçtiğimiz günlerde “Bilal Erdoğan Bey Hazretleri…” olarak selamlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan yapıyor. Erdoğan, İlim Yayma Cemiyeti Mütevelli Heyet Başkan Vekili sıfatıyla orada.

“Erdoğan Allah’ın bir hediyesidir”

Konuşmacılardan bir diğeri ise daha önce “Türk diye bir ırk yoktur” açıklaması yapan AKP Siirt Milletvekili Prof. Dr. Yasin Aktay. Konuşmasını Türkçe yerine Arapça yapıyor! Arapça bilmeyen Türk gazeteciler, dinleyiciler mecburen çeviri kulaklığı takıyor.

 

Arap dünyası üzerine değerlendirmeler yapan Aktay, konuyu bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a getiriyor ve şu sözleri sarf ediyor:

“Tüm bölgeye örnek teşkil ettiği için Türkiye’yi hedef gösterdiler. Çünkü tüm Arap alemine değişmeye yönelik ufuk veriyordu. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan Allah’ın bir hediyesidir. Bu işlerin üstesinden gelebildi. Arap Baharı başladığı zaman aynı zamanda Erdoğan’ı, AK Parti’yi ve Türkiye’yi düşürmek istediler.”

Aktay, biatta sınır tanımıyor. Müslümanlıkta yeri olmayacak bir şekilde Allah’ın yarattığı kula ilahi bir atıfta bulunup, Erdoğan’ı ilahi bir hediye olarak tanımlıyor.

Konuşmacılar arasında bulunan bir Arap akademisyen ise: “İstanbul’da zevk-i sefa içinde yaşıyoruz ve bunu bize Türkiye sağlıyor” ifadelerini kullanıyor.

 

Alıntı

May 17

AĞZI, BURNU, ÇENESİ KIRILDI ADALETİ

AĞZI, BURNU, ÇENESİ KIRILDI ADALETİN

 

Işık alır güneşten, yıldızdan, aydan

Zorla çıkarıldı adalet yaydan

Çifte yedi art arda iki taydan

Ağzı, burnu, çenesi kırıldı adaletin

 

Can ülkemiz sarsıldı işte böyle talanla

Rekorlara geçtiler nice adi yalanla

Tilkiyle, çakalla, kobra yılanla

Her yanı kuşatıldı, sarıldı adaletin

 

Kimini hainliğe götürmekte iz her gün

Pişkinliğin alasını görüyoruz biz her gün

Çıkılmaz bir dağ oldu inişler ve düz her gün

Küstü, Anası* bile darıldı adaletin

 

*Anası: Anayasa kastedilmiştir.

Kenan ŞAHBAZ

 

https://www.facebook.com/kenanshbz

May 16

KÖR VE SAĞIR NUMARASI AKP’Yİ KURTARIR MI?

KÖR VE SAĞIR NUMARASI AKP’Yİ KURTARIR MI?

 

Sınırlarımızda ateşle oynayan Yunanistan’ın küstahlıkta sınır tanımayan Savunma Bakanı Kammenos adalara ve Türkiye sınırına toplam 7 bin askerin gönderildiğini söylemekle yetinmedi. Belgelerde Ahikerya, Lozan Antlaşması’nda İkarya olarak adı geçen burnumuzun dibindeki adada, Kammenos, ağzından salyalar akıtırken namluların Türkiye çevrildiği gerçek mermilerle büyük bir tatbikat yapıldı…

Kuşadası sakinlerinin kulakla duyabileceği mesafede gerçekleşen askeri tatbikatta namluları Türkiye’ye çevrili toplardan yoğun atışlar yapıldı. Türkiye’de hükümet yetkilileri, küstah Yunan Bakan’a cılız bir şekilde “akıllı ol” tepkisi vermekle yetinirken, tatbikatı görmemezlikten, top atışlarını da duymamazlıktan geldi!.. Yunanistan’ın adada alay seviyesinde askeri birliği de var… Ahikerya Adası’ndaki tatbikata Kammenos ile birlikte önemli sayıda üst düzey Yunan askeri yetkililerin katılması da dikkat çekti. Yunan Savunma Bakanı Kammenos, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Stefanis ve ASDEN Adalar Komutanı Korgeneral Manolakosile birlikte Sisam Adası’nın batısında bulunan Ahikerya Adası’nda, 4 Nisan Çarşamba günü icra edilen askeri  tatbikatla ilgili haber, resim ve video görüntüleri Yunan Savunma Bakanlığı’nın resmi internet sitesinden tüm dünyaya yayınlandı. Türkiye’den ise “eyt”, “üyt” eden çıkmadı!..

Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’nı ihlal ederek Türkiye’ye meydan okumaya cesaret edebildiği bu küstahlığını fotoğraflı belgeleriyle izah etmeye çalışalım;

Tatbikatta gerçek mermilerle atış yapıldı, sis bombaları da kullanıldı.

Tatbikatta 105 mm.lik çekili obüslerle atış yapılması dikkat çekti.

 Yunan Savunma Bakanı Kammenos, tatbikat bitiminde askerleri tebrik etti ve tatbikata katılan askerler ile birlikte toplu fotoğraf çektirdi.

Yunan işgali altında bulunan 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığında hâlihazırda 5 binden fazla Yunan askeri bulunduğuna dikkat çeken Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “önümüzdeki günlerde Ege adalarına yapılacak takviye ile bu sayının 6 bini aşması bekleniyor” dedi.

Ümit Yalım, “Ahikerya Adası, Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13’üncü maddelerine göre gayriaskeri statüde. Yunanistan açık bir şekilde Lozan Antlaşması’nı ihlal etti. Yunanistan başta Ahikerya Adası olmak üzere Kuzey Ege adalarının üzerindeki kullanma hakkını kaybetti. Yunanistan gayriaskeri statüdeki Ahikerya Adası’nda icra ettiği askeri tatbikatta gümbür gümbür topçu atışı yaparken, Lozan Antlaşması’nı ihlal ederken AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Nurettin Canikli olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi” diye konuştu.

 

 

Alıntı

May 15

YÜKSEKLERDE

YÜKSEKLERDE

Papaz efendi uçakta gezide… Güzel hostes ona özel ilgi gösteriyor. Gelip soruyor:

– Muhterem peder, uçuşumuz rahat ve programa uygun olacak. 12 bin metre yüksekteyiz. Ben size bir bardak şarap vereyim.

Papaz:

– 12 bin metre yüksekte ha? Patrona yaklaşmışız… Aman istemem.

May 14

“ÇOĞUNLUĞUN TİRANLIĞI”

“ÇOĞUNLUĞUN TİRANLIĞI

 

Dr.Nagehan Gürbüz Ersoy’un “Çoğunluğun Tiranlığı” adlı doktora tezi. Bu tez kitap haline de getirilerek Onikilevha Yayıncılık tarafından yayımlandı.

Çoğunluğun Tiranlığı bağlamında yapılan 4 yıllık bir çalışmanın ürünü bu kitap, bu çalışmanın 9 ayı Kanada’da British Columbia Üniversitesi’nde geçirildi.

Kitabın daha başlarında, temel yaklaşım ortaya konuluyor: “Çoğunluğun sırf çoğunluk olduğu için daima mantıksız ve akıl dışı kararlar alacağını varsaymak doğru olmadığı gibi, çoğunluğun verdiği her kararın, niteliği ne olursa olsun, meşru olduğunu farz etmek de makul değildir.”

Çoğunluk demokrasisinin fikir babası olarak bilinen Rousseau’nun “toplum sözleşmesi”, “genel irade” gibi kavramları irdeleniyor öncelikle. Rousseau, temsili sisteme karşı, “halkın tek bir iradeye sahip olması için farklılıkların dışlanması ve türdeşliğin sağlanması zorunlu” diyor.

Ancak çoğunluğun tiranlığını asıl kavramlaştıran düşünür Tocqueville. Bu düşünüre göre, “Monarşilerde nasıl kralın hata yapmayacağı dogması varsa, demokrasilerde de çoğunluğun yanılmayacağına dair sarsılmaz bir inanç mevcuttur. Çoğunluğun kadir-i mutlaklığı, Amerikalıların ulusal karakterini de etkilemiştir. Çok olan hep övülmüş, üstün olduğu varsayılmıştır.”

Tocqueville’ye göre, çoğunluğun iradesi olarak gösterilen irade, kimi zaman azınlığın ya da iktidarı elinde tutan dar bir çevrenin iradesi de olabilmektedir.

ABD’de işte bunlar bilindiği için, çoğunluğun tiranlığını yumuşatan koşullar sağlanmıştır. Bunlar “adli tin”, “jüri””, “yasalar”, “coğrafi ve rastlantısal koşullar”, “alışkanlıklar ve teamüller”, “koşulların eşitliği” ve “bireycilik”tir.

Kitapta daha sonra John Stuart Mill’in görüşlerine yer veriliyor. Mill’in ilginç önerileri var: Vergileri oylayan meclis, yalnızca vergi ödeyenlerce seçilmeli, eğitimlilere de daha çok söz hakkı veren çoğul oy sistemi olmalı gibi…

Görüşlerinden yararlanılan bir başka düşünür de Bentham. Bentham’in “faydacı demokrasi” ve “kamuoyu divanı” olarak adlandırılan önerileri oldukça ilginç.

Çoğunluğun tiranlığını “yersiz bir korku” olarak niteleyen düşünürler de var, onların en başta gelenleri Mayo ve Dahl.

Daha da ilginci “Çoğunluğun tiranlığı endişesini dile getirenlerin aslında mülksüzlerden ve eğitimsizlerden oluşan bir çoğunluğun yönetimde söz sahibi olmasından rahatsız oldukları, ayrıcalıklarını kaybetmekten korktukları” savıdır. Nagehan, bu bölüme “Seçkincilik Eleştirisi-Açlık Çoğunluktadır” başlığını atmış ve bu başlığa esin kaynağı Turgut Uyar’ın dizeleri olmuş.

 

 

Alıntı

May 13

SU KAYNATMAK

SU KAYNATMAK

 

MÖ 500’lü yıllara Asur ülkesinde bir kral yaşıyordu. Adı Labynetos‘tu… Labynetos yemesine, içmesine, sağlığına son derece özen gösteren biriydi. İşte bu Asur Kralı, beraberinde sevdiği yiyecekler ve ardında da hayvan sürüleri (koyun, keçi, sığır, deve) olmadan kesinlikle sefere çıkmazdı. Hatta içeceği suyu dahi yanında taşırdı. Büyük Kral Labynetos ve ordusu, sadece Khoaspes adlı ırmağın suyundan içerlerdi. İçerlerdi ama şöyle içerlerdi:

Su, önce fokur fokur kaynatılır, kaptan kaba dökülerek havalandırılıp soğutulurdu. Sonra katırların çektiği dört tekerlekli arabalardaki kaplara yüklenirdi. Kral ve ordusu nereye giderse gitsin, bu sular da oraya götürülürdü.

May 12

“AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE” DEDİRTMEYİN! (K.Ş)

“AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE” DEDİRTMEYİN! (K.Ş)

 

Erdoğan‘a, 2001 yılında daha partiyi kurmadan önce ABD’den gönderilen ve AKP programı haline getirilen gizli belgenin giriş bölümünde şöyle deniliyordu:

“Mr. Erdoğan, Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp,  kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir… Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir.”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, dünyayı yönetmeye çalışan güç merkezleridir. Yani ABD veya Avrupa değil, dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesiyle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayakta tutan güçler esas alınmıştır.

İstanbul’da seçimi kaybettikleri halde neden teslim etmek istemedikleri belli değil mi?

Modelleri bozulacak!

Gerçi CHP de Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekinceleri kaldıracağını vaat etmektedir!

Bu durumda ne demeli?

 

 

Alıntı: Arslan Bulut

Eski yazılar «